Photoshop Magazin
 


Dergi mi? Bir Daha Düşünün!

01 May 2010 | Sayı: May 2010
 
1 2 3 4 5
 

Ama güzel yanları da var elbette. Markaların basın tanıtımları, filmlerin basın gösterimleri, konserlere beleş kontenjanlar, yeni çıkan arabalarla sokaklarda test sürüşleri, yeni teknolojileri ülkeye girdiği anda deneme imkanı... Bunlar da çekilen çilenin sefası. 


Uzun uğraşların, sabahlamaların ve baskıya formaları yetiştirme stresinin ardından dergiyi elinize aldığınızda ne yorgunluk kalır ne de uykusuzluk. Sayfaları çevirdikçe yükselen o kokuyu en güzel kahvenin kokusuna değişmem. (Gerçi teknoloji bu kadar ilerlememişken, son kontrol için derginin ozalitini kontrol ettikten sonra etrafa sinen amonyak kokusunu oda parfümleriyle az kovalamadık.) Çıkan her yeni sayı bir öncekinden daha iyi olmak zorundadır. Yapılan hataları geri almak baskı sonrası imkansız olduğundan her sayı aynı zamanda yeni bir tecrübedir. Günümüz dergiciliği eski zamanlara nazaran daha fazla görsel (eski kurtlar resim der) içerirken daha az yazıdan ibaret. Bunun nedeni ise artık bilgilerin internet üzerinden çok hızlı tüketilmesi.

 


Haber dergiciliği yerini magazine bırakmadan önce Türkiye’de gündemi değiştiren, sonraları git gide sönen ve en son “Darbe Günlükleri” haberiyle gündeme tekrar gelen, Nokta Dergisi'ni ismen herkes biliyordur. İçeriği ve tasarımıyla haber dergisi olarak öncülük yapan Nokta’dan şimdinin neredeyse bütün gazetecileri gibi üstad Bülent Erkmen’de geçmiştir. Yukarıda gördüğünüz sayfalar 1986 yılında tasarlanmıştır. (http:// milli-tarih.blogspot.com/2009_11_01_archive.html) Tam olarak göremesekde tasarım açısından bundan 24 sene öncesine ait bir yayınmış gibi gelmiyor.
O zamanlarda yur tdışındaki yayınlara veya örneklere ulaşmak şimdiki kadar kolay değildi. Ama Nokta habercilikte olduğu gibi yayının tasarımında da yurtdışında bulunan örneklerinden farklı olmak istemiyordu ve bu iş için en ideal yayın Time dergisiydi.

Time dergisinin tasarım mantığını benimseyen Nokta, Türkiye’de haber dergiciliği tasarımında da öncülük etti.  Biz 2004 yılında Nokta’yı hazırlarken halen yukarıda gördüğünüz Time sayfalarının ağırlığını taşırdı. Özellikle sütun çizgileri derginin tasarımını zorlasada ağırlık katardı. Rahmetli Cemile Özdemir ile o çizgileri kaldırma konusunda az tartışmadık. Hatta Bülent Erkmen arada telefon açar derginin hatalarını bize söyler biz de ayağımızı denk alırdık.


Şimdi “Ya neyine öncülük etti aynısını alıp yapmışlar işte siz de sürdürmüşsünüz” dediğinizi duyar gibiyim. Ama şunu aklınızdan çıkarmayın. Kopyalamayı öğrenmek daha iyisini yapmak için atılacak ilk adımdır. Günümüze geldiğimizde ise artık özgün tasarımlar görmek neredeyse imkansın hale geldi. Bunun en büyük nedeni ise çıkan piyasa dergilerinin hemen hepsinin “Lisanslı Yayın” oluşu. Yani yurtdışında çıkan dergilerin Türkiye uyarlamaları olması. 


Zamanında bu yolun takip edilmesinin nedeni ise reklam verene yaklaşmaktı. Dünya çapında ünlü bir yayının Türkiye edisyonuna reklam vermeyi elbette herkes isteyecekti ve böylece reklam geliri artacaktı. Öyle de oldu. Ama hal böyle olunca Türkçe isme sahip yayın bulmak iyice zorlaştı. Artık kimse isim arayışı, içerik belirleme veya tasarım yapma dertleriyle uğraşmaz oldu. Yurtdışındaki bir yayının Türkiye lisansını alarak yola koyulmak kolay hale geldi. 


Yine de Türkiye’de dergi tasarımının gelişmediğini söylemek imkansız. Özellikle satış odaklı olmayan yayınların artışıyla dergi tasarımlarında değişim başladı. Şirket yayınları bunların başında geliyor. Gönül isterdi ki bu tür yayınların hepsi çok iyi diyebileyim. Ama içlerinde ÇÖP olan ve hurdası basılısından daha değerli olan o kadar yayın var ki liste yapmaya kalksak sayfalar yetmez.
Şu sıralar özellikle içeriğini ve tasarımını beğendiğim Skylife Dergisi’ne göz atmanızı isterim. THY’nin uçaklarında ücretsiz olarak dağıtılan bu dergi satış kaygısı olmamasına kar şın özenle hazırlanıyor. Yazıları da tasarımı da keyif veriyor.


Dergi tasarımı rahat ve ferah olduğu sürece okunan bir yayındır. Yazıların sayfa başına yoğunluğu ne kadar az olursa o kadar çok şeyi okuyucuya aktarmış olursunuz. Çünkü bir dergiyi okuyucunun okuma süresi 20 dakika ile 30 dakika arasında değişir. İçerik ilgi çektiği sürece dergi tekrar tekrar ele alınır ve her defasında farklı bir konu okunur. Ama içerik ne olursa olsun çok fazla yazı olan bir yayını 10 dakikadan uzun bir süre kimsenin elinde tutamazsınız.


Aslında dergi tasarımı başlı başına bir dosya konusu. Kapak, sayfa mizanpajı, disiplin başlıkları, spotlar, başlıklar, kutular, görseller, çizgiler, fontlar... Her biri tek başına derginin taşıyıcılarıdır. İçeride yazanları okutacak bir tasarım yapıyorsanız eğer o zaman o dergi başarıya ulaşır. Yoksa siz içeride “1 saatte 1 milyon $ kazanmak garanti” başlıklı bir yazıyı hiç görsel kullanmadan sadece yazı olarak yazarsanız üçüncü pragraftan sonra derginiz sehpanın üzerine geri dönecektir.

 


Kapak derginin en can alıcı yeridir. Sade ama vurucu kapaklar okuyucuyu kendine çeker ve derginin raftan alınıp bir tablo gibi incelenmesini sağlar. Çok yoğun kapaklar ise içeriğin dolu dolu olduğunu söyler ve yine raftan alınıp bu sefer yazıları okutmaya başlar. Ama her iki tasarımında alıcı kitlesi birbirinden farkılıdır. Ne demek istediğimi daha iyi anlamak için mimarlık dergilerini ve PC dergilerini incelemenizi öneririm. 


Önümüzdeki sayıdan itibaren dergi tasarımında dikkat edilmesi gerekenleri yazmaya başlayacağım. Şükür kavuşturana...

 

May 2010

 


Cmyk