Photoshop Magazin
 


Formula-1 Macerası

01 April 2009 | Sayı: Apr 2009
 
1 2 3 4 5
 

Bu ay ki ilk yazım için bir çok insanın merak ettiğini düşündüğüm Formula-1 konusunu seçtim. Hareketli çekimler konusunda eğitici bir alan denebilir. F1 yarışını pist içinden çekmek için öncelikle akredite olmanız gerekiyor, bunu da ancak yetkili basın kuruluşları vasıtası
ile yapabilirsiniz.


Eğer seyirci olarak gelecekseniz, en iyisi 3 günü de değerlendirerek en iyi spotları anlamaya calışmak olacaktır. Böylece yarış günü nerede durmak istediğinize karar verebilirsiniz. Aynı zamanda elinizdeki ekipmanı da deneyerek hazırlıklı olursunuz. Bu tarz çekimlerde en önemli şey hazırlıklı olmaktır, çünkü yarış sırasında herşey çok hızlı olup bitecek ve sizi strese sokacaktır. Bana en cok sorulan sorulardan biri hangi ekipmanı kullandığım oldu. Maalesef F1 çekerken ne var ne yok yanınızda taşıyorsunuz. Çünkü aklınıza bir fikir geldiği zaman o lens yanınızda yoksa gidip almak gibi bir durum pek söz konusu değil. Ben çekimler sırasında 2 adet Nikon D300 ve 1 adet Nikon D200 kullandım.

Bildiğiniz gibi Nikon D300 için vertical grip kullandığınız zaman yüksek amperli pillerle birlikte çekim hızı 8 fps’ye çıkıyor. (sn.de 8 kare) Yanıma almaya karar verdiğim lensler; Nikon AF-S 300mm f:2.8, Nikon AF-S 80-200 f:2.8, Nikon AF-S 12-24mm f:4, Nikon AF-S 28-70 f:2.8 lensler idi. Bunların yanında Nikon TC-14E 1.4mm + 1.7mm + 2.0 mm teleconverter’ları da yanıma aldım.

Yalnız kullanıcıları bu konuda uyarmak isterim. Bu üç teleconverter arasından sıklıkla 1.4 olanı, arada sırada 1.7 olanını kullandım. 2.0 olanı ise nerdeyse hiç kullanmadım diyebilirim. Yaklaştırma oranı büyüdükçe, converterların fotoğrafı bozma etkisi oldukça yükseliyor. Örnegin 1.4 converter size f:5.6-8 arasında kabul edilebilir sonuçlar verirken 1.7 olan f:11-13 den aşağı değerlerde oldukça verimsiz fotoğraflar veriyor. Bu durumda hem yüksek enstantane hem büyük diyafram gereksinmesi sizi ISO olarak yüksek değerlere sürüklüyor.



Aslında benim fikrim F1 fotoğrafları bir Moto GP ya da Yelken yarışları çekmek kadar heyecan verici değil. Çünkü F1 araçları (araba dersek pek olmaz) gerçekten çok iyi yol tutuşa sahip, inanılmaz kotrollu makinalar. Pilotlarda her zaman çarpışmak gibi tehlikeli hareketlerden uzak duruyorlar. Sonuçta size düşen yanınızdan inanılmaz bir sesle ve süratle geçen araçları görüntülemek.

Ama sadece yüksek enstantane ile aracı karşıdan ya da yandan çekerek görüntülemek aslında fotoğraf açısından pek tatmin edici değil. Ya kaza olmasını bekleyeceksiniz, ya da birileri yoldan çıkacak bir yerlere çarpacak. Bunun da genelde zor olduğunu hepimiz biliyoruz, hadi oldu diyelim, acaba siz o sırada nerede olacaksınız! O yüzden genelde fotoğrafçılar önce keşif yapıp nerede aksiyon olabileceğini tahmin etmeye çalışırlar,
her pistin kendine özel tehlikeli noktaları vardır, oraya gidip yer kapmak önemlidir.

Mesela F1 içinde önemli fotoğraf ajanslarının fotoğrafçılarının bir takım özel hakları mevcuttur. Bu ajanslar ve fotoğrafçılar her yarışı takip ederler ve kendilerine özel yelekler kullanırlar. Örneğin sadece bu yeleğe sahip olan fotoğrafçılar pit duvarına çıkabilirler, her ne kadar sizin de full acsess kartınız olsa, pit duvarı size yasak.



Başka bir örnek ise, fotoğrafçılar için start-finish düzlüğünün sonuna 2 katlı bir platform yapılır. Bu start anında en iyi açıyı yakalamak için düzenlendiği için oldukça önemlidir. Ama gidip baktığınızda şaşırarak görürsünüz ki bir çok yer ajans fotoğrafçıları tarafından “reserve” edilmiştir. Yani o açıdan sadece o çekebilir, start zamanında yanınıza gelerek size ters ters bakarak sizi oradan sepetleyebilir, size düşen şirin şirin gülümsemek olacaktır :)

Gelelim çekim anında yaşananlara. Çekim sırasında nerede durduğunuz ve hangi lensi kullandığınız size kalmış bir seçim. Yakın çalışmak ya da daha geniş bir kadraj farklı tatlar verecektir. Geçen seneki yarışın start anında fotoğrafçılar genel olarak büyük teleobjektifler (400mm-500mm-600mm) kullanmayı seçtiler, ama gelin görün ki kaza fotoğraf platformuna çok yakın bir noktada gerçekleşti. Ben 80-200mm takmayı tercih ettiğim için tüm sahneyi yakalamıştım ve keyifle sırıtıyordum, ama etrafımda homurdanan birçok fotoğrafçı vardı, inanın iyi bir fotoğrafı kaçırmak kadar sinir bozucu bir an yoktur! Ama itiraf ediyorum, elindeki 600mm lensi tutan fotoğrafçıya dönüp çekebildin mi derken hınzırca bir keyif aldım:) sanırım ispanyolca nahoş bir cevap vermişti. Ama ustalardan biri cok uzaklardan öyle bir açı ile yakalamıştı ki fotoğrafı, hepimiz çok kıskandık! Start anından sonra dolaşarak yeni yerler aramak gerekiyor.



S/F düzlüğü ilginçliğini hemen kaybediyor. Bu sefer sert dönüşler, arka arkaya gelen virajlar, araca yakın olabileceğiniz noktalar (detay için) farklı arka planlar için dolaşmaya başlıyorsunuz. Ancak pist çok uzun ve kademeli, yürümek oldukça zor, onun için özel servisler ayarlanmış, ortalam 15 dakikada bir geçiyorlar.

Zamanlamanızı iyi yapıp onları iyi kullanmalısınız. Yoksa hem çekimi iyi yapamaz, hemde çok yorulursunuz. Tabii arada scooter kullanan bazı fotoğrafçılar var ancak bu izin sadece “takım” fotoğrafçılarına veriliyor.

Sayısı da çok kısıtlı. Kısacası tabana kuvvet ! Her fotoğrafçının kendine ait bir stili olduğu muhakkak. Bu yönünüz özellikle de bu tarz çekimlerde ortaya çıkar. Bir pist, yarışan araçlar ve siz. Burada sıradan şeyler çekmemek için düşünmek gerekiyor. “Nasıl farklı olabilirim? “İnanın bu şartlarda zor. Ben sıklıkla panning, eğik kadraj ve de düşük enstantane kullandım. Farklı arka planlar bulmaya çalıştım. İşin bir de pit alanı kısmı var ki o da eğlenceli denebilir. Araçları ve pilotları en yakından görme şansınız orada. Ancak pit bölgesi de ayrı bir telaş alanı. Nerede durduğunuza dikkat etmeniz gerekiyor. Bunu bana sırıtarak bakan yaşlıca bir fotoğrafçıdan öğrendim, tam neden sırıtıyor derken hemen garajdan uyarı geldi, pistten içeri girecek aracın yolunda duruyormuşum:) Ve de kulaklıklarınızı kesinlikle unutmamanız gerekiyor, o motor sesine dayanmanız mümkün değil. Pit alanında çok sevdiğim fotoğraflar çektim. Burada iyi bir tele-objektif çok işe yarıyor.

AF-S 300mm f:2.8 çok keyifli sonuçlar verdi. Burda en zor kısım makinanızın iso ayarına hakim olmak. Siz bir setup üzerinden çekim yaparken her an başka bir şey olabilir ve hızlı tepki vermelisiniz.

Örneğin garajın içini çekerken ışık yetersiz olduğu için 1000 iso civardında bir değerde çekim yapıyorsunuz, ama tam o sırada dışarda,
gün ışığında bir şey gördünüz. İşte orada zamanlama sorun olabiliyor, hemen iso ayarına müdahale etmeniz gerek ki bunu elle yapmak
zor bir iş. Bu durumda makinanızın “auto iso” ayarına güvenebilmek çok önemli. F ve S değerlerini değiştirmeden makina uygun iso değerini kendi verip çekimi yapabilir. Ama bunu daha önceden test etmenizi öneririm. Bazı makinalar auto iso ayarında oldukça verimsiz çalışabilir.
Umarım benim için heyecanlı geçen bir Formula 1 çekimini sizlere çok kısa da olsa özetleyebilmişimdir. Pek çok fotoğraf meraklısının bildiği ya da kolayca edinebileceği teknik konulara girmek istemedim. Atmosferi sizlere anlatabildiysem ne mutlu bana:) Merak ettiğiniz konuları bana her zaman sorabilirsiniz, gelecek ay görüşmek üzere!

 

April 2009

 


An Derinliği