Photoshop Magazin
 


A. Haluk Yılmaz

 

Günümüzde ekonomiler giderek daha çok bilgiye dayalı hale gelmektedir. Bilgiye dayalı ekonomilerin en önemli özelliği, bilginin istenilen zamanda, istenilen miktarda ve kalitede üretilmesidir ki bunun içinde iyi işleyen bir Ar-Ge sistemi gerektirmektedir. Gelişmiş ülkelerin Ar-Ge faaliyetlerine verdiği önemin ekonomilerine ve pazar paylarına kattığı fayda gelişmekte olan ülkemize oranla binde 6 gibi çok düşük seviyelerdedir.  Ülkelerde bilim ve teknolojinin gelişmesinin ön şartlarından biri bunun için gerekli alt yapının mevcut olmasıdır. Rekabet gücü ve Ar-Ge faaliyeti biribirini besleyen bir süreçtir.  Hangi ülke daha kaliteli bilgi ağları ve toplulukları oluşturabilirse, inovatif işletmeler de o ülkeye doğru akacaktır.

Piyasa rekabet koşulları iyileştirilmeden Ar-Ge ortamının da iyileşmeyeceği, dolayısıyla da Ar-Ge yatırımlarının artmayacağı, Ar-Ge yatırımları artmadan da inovasyon ve rekabet gücünün gelişmeyeceği anlaşılmaktadır. Yüksek rekabet düzeyi ve kaliteli Ar-Ge ortamı oluşturulmadan, yani yapısal sorunlar çözülmeden, sadece arz yönlü politikalarla firmaların yatırım düzeylerinin arttırılmasıyla bir ekonominin verimliliğinin, büyüme oranının ve istihdam düzeyinin uzun dönemde ve kalıcı olarak arttırılamayacağı görülmektedir. Üniversite-sanayi işbirliği ağları güçlendikçe, Ar-Ge öncelikleri ile sanayinin ihtiyaçları uyumlaştırıldıkça, araştırmacıların tam akışkanlığı sağlandıkça, Ar-Ge ortamının kalitesi arttıkça hem içerideki Ar-Ge yatırımları artacak, hem de dışarıdan araştırmacılar, bilim adamları ve işletmeler o ülkeye akın edecektir. İnovatif ülkelerde ulusal rekabet gücünün yüzde ellisini Ar-Ge’ye dayalı inovasyon kapasitesi yaratmaktadır. Rekabet gücünün yüzde yirmi beşini kamu kurumlarının kalitesi, geri kalan yüzde yirmi beşini ise makroekonomik istikrar açıklamaktadır.  

Sonuç olarak; Türkiye gibi teknoloji sınırının epey gerisinde kalan ülkelerde ise Ar-Ge’ye dayalı inovasyon kapasitesi ulusal rekabet gücünün ancak üçte birini yaratmaktadır. Kamu kurumlarının kalitesi diğer üçte biri, makroekonomik istikrar da geriye kalan üçte biri açıklamaktadır. Teknolojik sınıra yakın olan inovatif ekonomilerde teknolojik gelişmenin tek kaynağı Ar-Ge’ye dayalı inovasyon kapasitesi iken, teknolojik sınıra uzak olan ülkelerde teknolojik gelişme hem Ar-Geye dayalı inovasyon, hem de teknoloji transferi kanallarıyla olabilmektedir. Bilimsel ve sistemli yaklaşılmayan hiçbir çalışma başarılı olmayacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda yapılan çalışmaların sistemli bir şekilde verilenmesi ve bu verilerin hem işletmeler hemde ülkemiz için önemli veriler olduğunun farkında olmakla beraber, ekonomik göstergelerin yine bu sistem ve bilim çerçevesinde gelişeceği kanısını taşımaktayız.

A. Haluk Yılmaz - Betül Yılmaz

Tüm Paylaşımlar

 


facebook grubumuza katl