Photoshop Magazin
 


Türkün Şahinbaşkan ile Renk Yönetimi Üzerine...

01 January 2011 | Sayı: Jan 2011
 
1 2 3 4 5
 


Bu ay sizler için doğruları ve yanlışları ile hepimizin ortak sorunu "Renk Yönetimi"  konusunda söyleşi yapmak için Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Matbaa Bölümünün yoluna düştük.


Okulunuz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Asıl amacı meslek liselerinin matbaacılık bölümlerine öğretmen yetiştirmek olan Matbaa Eğitimi Bölümü, ilk mezunlarını verdiği 1980 yılından günümüze kadar 1500'e yakın mezun vermişir. Mezunlarımızın bir kısmı öğretmenliği tercih ederek eğitime hizmet verirken, bir kısmı da basım sektörümüzde önemli noktalarda görev yapmaktadır. Matbaa Teknik Öğretmeni ihtiyacının çok az olmasından dolayı bölümümüz mezunlarının çok büyük bir bölümü özel sektörde çalışmaktadırlar. Ülkemizde 4 yıllık matbaa eğitimi veren ilk ve en eski kuruluş olan bölümümüzde, kadrolu akademik personel olarak 2 Doçent, 9 Yardımcı Doçent, 2 Öğretim Görevlisi ve 9 Araştırma Görevlisi örgün ve ikinci eğitimde görev yapmaktadır. Bölümümüzde halen Baskı, Dizgi, Reprodüksiyon, Serigrafi, Cilt, Karton Ambalaj ve Grafik olmak üzere 7 Atölye bulunmaktadır. Ayrıca okul-sanayii işbirlikleri kurulmuş olan Dupont Flekso Dijital Kalıp Hazırlama Atelyesi, Xerox Dijital Baskı Laboratuvarı, Basev-Canon Dijital Baskı Laboratuvarı ile X-Rite Renk ve Kalite Laboratuvarı mevcuttur. Öğrenciler ilk iki yıldaki eğitimlerinde matbaa teknolojisiyle ilgili tüm branşlarda genel teorik dersleri görür ve bunlara ilişkin uygulamaları yaparlar. Yine bu iki yıl içinde okutulan Matematik, Fizik, Kimya, Mekanik, Sensitometri, Fotografi ve Teknik Resim dersleriyle öğrencilerin fen bilgisi düzeyi yükseltilirken; Türk Dili, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi ile Yabancı Dil derslerinde kültür düzeyleri arttırılır. Ayrıca ilk yılda verilen Yazı ve Tipografi ve Grafik Tasarım derslerinde öğrencilerin tasarım konusunda temel bilgi ve beceri kazanmaları sağlanır.



Renk Laboratuvarı hakkında bilgi alabilir miyiz?

Laboratuvar 2001 senesinde Gretag Macbeht firması ile yapılan anlaşma ve bu firmanın Türkiye temsilcisi Odak Kimya'nın katkılarıyla kurulmuştur. 2008 yılında GretagMacbeth firmasını X-Rite firması satın alınca laboratuvarın adı X-Rite Renk Laboratuvarı olarak değiştirilmiştir. Laboratuvarda X-Rite firmasının Renk Yönetim Sistemi, renk ölçümü, mürekkep formülasyonu ve kalite kontrol ile ilgili tüm yazılım ve donanımları mevcuttur. Bu laboratuvardan sorumlu akademik personel gerektiğinde bu sistemleri kurma ve danışmanlık hizmeti verme yetkinliğine sahiptir. Dönersermaye çerçevesinde bu faaliyetler sürdürülmektedir. Laboratuvarda GMG, EFI ve ORIS gibi dünyaca geçerliliği kabul edilmiş dijital prova RIP leri de bulunmaktadır. Bu RIP leri Epson 4800 ve 7900 prova cihazı ile çalışmaktayız. Ekran provası için ise iki adet Eizo monitör kullanılmaktadır. Dersler ve AR-GE çalışmaları haricinde bu laboratuvarda sektöre yönelik sertifikalı Renk Yönetimi Kursları verilmektedir.


Renk Yönetimi hakkında genel bilgi alabilir miyiz?

Renk yönetimi, basılacak renklerin doğru bir şekilde elde edilmesi için geliştirilmiş bir sistemdir. İki temel işlevi ile kullanıcıya yardımcı olmaktadır. Birincisi, RGB renk evreni ile CMYK renk evreni arasındaki renk dönüşümündeki renk kayıplarını minimuma indirmek ve en doğru şekilde elde edebilmektir. İkinci olarakta basılacak rengin ekranda ve provada simüle, yani taklit edilebilmesidir.
Renk yönetiminin mesleğimize ilk girişi elektroniğin girişiyle aynı zamanda olmuştur. İlk tarayıcıların-scannerlerin çıkması ile bu cihazların içine renk tabloları, mürekkeplerin renk değerleri, nokta kazançları yüklendi ve ilk renk yönetim sistemi kullanılmaya başladı. Tabii bu ayarları yapmak şimdiki gibi kolay değildi. Ancak servis elemanları tarafından baskıdan özel ölçümler yapılarak cihaza yüklenebilmekteydi. Kullanıcıların müdahalesi pek mümkün olmuyordu.



Günümüzdeki açık sistem ICC renk yönetimi ilk olarak 1993 senesinde uygulamaya geçmiştir. Çok sınırlı olan bu uygulamalar 1996’da ikinci kuşağını yaşamaya başlamış genel ihtiyaca cevap verebilecek hale gelmiştir. Ancak renk yönetiminin gerçek anlamda başarılı olması üçüncü kuşağın doğduğu 2000 yılı ve sonrasında olmuştur. Artık dünyanın birçok ülkesindeki çok sayıda basım kuruluşu profiller üzerinden konuşmaktadır.


Dünyadaki Renk Yönetimi üzerine kısaca değinebilir misiniz?

Dünyada renk yönetimi artık günlük hayatın içine girmiş durumda, yapalımmı yapmayalımmı diye bir durum söz konusu değil. ICC profilleri ortak dil olmuş durumda ve her çalışmada bu profiller dökümanlara gömülmüş durumda. Belli standart profillerin kullanımı yanı sıra firmalar kendi özel profilllerinide üretiyorlar ve üretimdeki diğer birimlerle bu profiller paylaşılıyor.
Gerek baskı makinaları üreticileri gerekse baskı öncesi cihaz ve program üreticileri, ürünlerini renk yönetim sisteminin kullanıldığını temel alarak üretiyorlar. Hepsinde renk yönetim ayarları mevcut. Bunların yanlış ayarlanması veya hiç ayarlanmaması durumunda doğru çalışmıyor ve yanlış sonuç veriyorlar.



Bu bahsedilen standartlar nedir?

Her ürün ve sektörde olduğu gibi basım sektöründe de belli bazı standartlar bulunmakta. Dünya üzerinde temel olarak üç ana standart var; Amerikan-SWOP standardı, EuroScale-ISO, Uzakdoğu-Japan standardı. Bunlar arasında belli bazı farklılıklar bulunmakta, mesela SWOP standardındaki CMYK siyahı ISO ya göre daha matdır, ayrıca nokta kazancı dediğimiz baskıdaki nokta büyeme yüzdesi daha fazladır. Japon standardına gelince, onların sarısı daha kırmızıya çalar, majentaları ise rubin red’e daha yakın bir renktir.

Bizimde dahil olduğumuz Avrupa normu, basım sektörü için ISO 12647 standardını kullanmakta. ISO 12647-2 ofset için, 12647-7 dijital baskı için standarttır. Basım sektörü bu standarda uygun ürün üretmek durumunda, özellikle ihracat yapanlar. Yanlız burada dikkat edilmesi gereken bir durum var, standartda sadece belli bazı kağıt çeşitlerine yapılan baskıların değerleri belirlenmiş vaziyette. Örneğin Amerikan Bristol için herhangi bir standart bulunmamakta. Tabii buda işleri biraz kaşırtırmakta. Böyle bir durumda, kağıt için verilen değerler temel alınarak yapılan test baskılarından özel ICC profilleri çıkartılır ve bu profil üretimdeki birimlerle paylaşılır.



Bahsedilen standartların baskı işletmesi tarafından sağlandığını belgeleyen Fogra sertifikasyon sistemi var. Yaptığınız baskılar bir Fogra denetçisi tarafından inceleniyor ve istenilen değerlerde ise sertifika veriliyor. Biraz ISO belgelendirmesine benzeyen bir çalışma. Ülkemizde de bu yönde bazı çalışmalar var. Ancak biz bu sertifikanın çok da doğru bir ifadeye sahip olmadığını düşünmüyoruz. Düşünce olarak doğru ama uygulamaya gelince soru işareti yaratan durumlar söz konusu. Örneğin sefikayı almak için bir basım kuruluşundaki bir makinanın baskısına bakılıp karar veriliyordu. Peki bu durumda diğer baskı makinalarından çıkan sonuçlar ne oluyor. Her makina birbiri ile aynı kondisyonda değilki, aynı sonucu vermiyorlarki. Ayrıca sertifika iki yıl geçerli. İki yıl çok uzun bir süre. Renk yönetiminde en kötü ihtimalle altı ayda bir kapsamlı kalibrasyon ve profilleme çalışması yapmanız gerekli. Bu şartlar iki sene önceki istenen şartlardı, belki bu süre zarfında bu değişmiştir, bilemiyorum detaylı incelemedim. Bunun yanı sıra, Fogra standardında verilen kağıt beyazının olması gereken değerleride çok gerçekçi değil. Bu değerlerde kağıt bulmanız çok zor. Bunu 2008‘deki Drupa Matbaa Fuarında kağıt üreticilerine sorduğumuzda aldığımız cevap enterasandı “Fogra kime sormuşda belirlemiş o kağıt beyazını, öyle bir kağıt üretmeye kalksak kağıt fiyatları inanılmaz artar” Dönüp Fogra yetkililerine bu aldığımız cevabı söylediğimizde ve kağıt beyazı yüzünden yapılan baskılarda zorluk yaşadığımızı söylediğimizde “e sizde kağıt beyazını devre dışı bırakın” şeklinde bir cevap aldık. Kağıt beyazı üzerine yapılan baskının renginide etkilediğinden bu verilen cevap pek ciddi bir yaklaşım sergilemiyordu. Ancak bir yararı şu oluyor, baskı işletmesi size doğru standartda baskı yaptığı sözünü vermiş oluyor. Eğer doğru yapmıyor ise sanuçlarına katlanacak demektir.

Dijital Baskı ve Renk Yönetimi hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Dijital baskı fenomen olmuş durumda. Hem korkulup öcü gözü ile bakılıyor hemde apayrı bir hayranlık duyuluyor. Hızla gelişen ve yaygınlaşan dijital baskı teknolojisi çok daha fazla hayatımızın içinde olacak görülen bu.

Dijital baskıda renk yönetimi konusuna gelince, hem artılarımız var hemde eksilerimiz. Artıları; çok farklı standartlarda üretim yapabiliyor yani, gerek SWOP, gerek ISO, gerekse Japon standardında, hatta sizin kendi ürettiğiniz herhangi bir profil ile baskı alabiliyor. Konvansiyonel baskı sistemlerinde farklı standartlarda baskı yapabilmeniz için ya o seri mürekkepleri getirtmeniz yada mürekkebi kendinizin üretmesi/ürettirmesi gerekiyor. Dijital baskıda ise toner yada mürekkep özellikleri daha esnek. Bunun haricinde iş akışındaki farklılıklar ile daha rahat çalışmak mümkün hale geliyor. Örnek vermek gerekirse, bir broşürün üretiminde çalışan fotoğrafçı, tasarımcı, matbaa çalışanı hangi profil ile çalışacağı ve ne zaman CMYK dönüşümünü yapacağı konusunda hep sıkıntı yaşar. Dijital baskıda makina üzerinden CMYK’ya çevirmek mümkün olduğundan söz konusu karmaşa ve yanlış çevrimlerden doğan karmaşanın ortadan kalkması mümkün.

Dikkat edilmesi gereken en önemli konu dijital baskı makinasının kalibrasyonunun zamanında ve doğru şekilde yapılması. Normalde her sabah yapılması gereken bey dakikalık bir işlemdir ama biz ülkemizde buna pek dikkat edilmiyor ne yazıkki.

Renk Yönetimi nereye gidiyor, yeni teknojiler neler?

Renk yönetimi zaten günlük hayatın bir parçası. Son gelişmeler ve çalışmalarla bu sistemi daha pratik ve hızlı kullanılabilir hale getirmek amacı var. Normalde dijital inkjet prova cihazlarından alınan hardproof-prova çıktısı müşteriye gider ve onay alınırdı. Her nekadar bu en tercih edilen yöntem olsada getir götür olayı yüzünden sıkıtılı bir süreçtir. Özellikle üretimdeki ajans ve matbaa gibi birimler arasında remoteproof-uzaktan prova sistemi hızla yaygınlaşmakta. Uzaktan provada kendi bilgisayarınızdan karşı firmadaki firmaya bağlanıp  prova inkjetinden çıktı alabiliyorsunuz, hatta makinasını kalibre edebiliyorsunuz. İnkjet provaları biraz pahalıya gelebildiği için bu işlem softproof yani ekran provası ile yapılmaya başlandı. Preflight yazılımları sayesinde çalışmanızı karşı tarafın ekranına yollayabiliyorsunuz. Renk yönetim yazılımları karşı tarafın monitörünün ekran provası için uygun olup olmadığı bildirip gerekiyorsa kalibre etmenizi sağlayabiliyor. Tabiiki bu zaman ve maliyet tasarrufu sağlıyor. Aynı uygulama baskı makinasının başına konan bir monitör ilede yapılabilmekte. Böylelikle baskı operatörü renk kontrolünü rahat birşekilde yapabilmektedir.

Makina ve cihazlar tarafında ise oldukça büyük gelişimler var. Baskı makinaları üzerinde spektrofotometler yerleştirilip baskıdaki renk ayarları milisaniyeler hızında yapılabiliyor. Bu ölçüm cihazları renk yönetim yazılımları ile birleştirilerek otomatik ayarlar mümkün hale geliyor. Monitörlerde ise led teknolojisi ile oldukça yüksek doğrulukta kalibrasyon sonuçlarına ulaşmak mümkün oluyor. Ayrıca monitörlerin gösterebildiği renk evrenleri gitgide dahada genişlemekte. Ancak ne yazıkki hala fiyatları yüksek. eskiye göre bir miktar ucuzlasalarda genede biraz cep yakıyorlar.

Aslında renk yönetim sisteminin ayrılmaz bir parçası olan ama bizim memlekette pek rabet görmeyen ışık kabinleri led teknolojisi kullanmaya başladılar. Bu sayede eskiden sadece gün ışığı, süpermarket ışığı, ev ışığı gibi birkaç ortamı taklit edebiliyorken bilgisayar kortrollü led üniteleri sayesinde her ortam ve durum ışığı taklit edilebilmekte ve metamarizm etkisi daha net olarak belirlenebilmektedir.

Dijital baskı ve renk yönetim entegrasyonuda aynı şekilde hızlı bir gelişme içerisinde. Dijital baskı riplerinin renk yönetim modülleri gelişme içerisinde ancak bunların haricinde üçüncü parti yazılımlar ile dışarıdan renk yönetimi yapılabilmekte. Bu konuda bölümümüzde bir çalışma yapılmakta. Dijital prova RIP yazılımı Oris ile Xerox 700 dijital baskı makinası bu proje kapsamında fogra sertifikasyonlu baskı yapabilmektedir. Lisans bitirme tezi olarak bahsi geçen konuyu alan öğrencilerimiz ilk aşamada bu sertifikasyonu elde etmiş bulunmaktadır. Bunun anlamı dijital baskı makinamızın renkleri ofset baskı ile eşleştrilmiş demektir. Ancak çalışma tam anlamı ile bitmiş durumda değil, bir sonraki aşama, yapılan kalibrasyon ve renk ayarlarının stabilitesinin tesbit edilmesi. Eğer burada da istenilen sonuçlar alınırsa dijital baskı sistemlerinin ofset baskı ile renk entegrasyonları sağlanmış olacak.


Türkiye’de Renk Yönetimi konusunda durum nedir?

Türkiyedeki durum ne yazik ki yurtdışındaki kadar hızla gelişme gösterememiştir. Renk yönetimi çalışmaları ülkemizde ilk olarak akademik ortamda başlamıştır diyebiliriz. Bölümümüz 1996 senesinde renk yönetimi üzerine çalışmalara başlamış ve 1998 senesinde ilk renk ölçüm ve yönetim laboratuvarını hayata geçirmiştir. 2001 senesinde ise sohbetimizin başında bahsettiğim duruma gelmiştir. Burada övünçle bahsetmek istediğim dünyadaki diğer eğitim kurumlarının hemen hepsini bu konuda geri bıraktığımızdır. Bu boş bir övünç değildir, bunu bizzat 2009 ayında Erasmus Programı çerçevesinde, inceme ve araştırma amaçlı gittiğimiz Almanya daki Wuppertal Üniversitesi Matbaa Mühendisliği Bölümü profesörü Peter Urban söyledi. Dijital baskı ve renk yönetimi konusunda bu bölünden çok daha iyi imkanlara sahibiz. Bu laboratuvarda yapılan çalışmalar ve özel sektör ile yapılan projelerden elde edilen bilgi ve deneyimler sayesinde bu yılın mayıs ayında “Basım Sektöründe Renk ve Renk Yönetimi” isimli kitabımız çıktı.
Özel sektördeki gelişmeler ise ilk olarak 1998-2002 seneleri arasında üniversitemizinde danışmanlık katkıları ile özellikle kurumsallaşmış firmalarda başladı. Ne yazıkki matbaacılarımız başlarda renk yönetimini lüks olarak gördü, kimi firmalarda bu görüş halen devam etmekle birlikte artık bunun bir gereklilik olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Yaklaşık 1-1,5 milyon Euro verilip alınan bir baskı makinası 7.000-15.000 Euro’luk bir ek yatırım yapılmadığı için doğru renkleri basamamakta, yada basılan renklerin tutarlılığını sağlayamamaktadır. Kullanılan ekranlandan baskı makinalarına kadar her cihaz renk yönetim sistemi enstrümanlarının kullanılacağı varsıyılarak üretilmiştir. Bu enstrümanların kullanılmaması sonucunda, üretimdeki cihaz ve makinalar doğru renk sonuçlarını veremeyecektir. Kısacası renk yönetimi bir lüks değil bir zorunluluktur.

2000 senesinden sonra ülkemiz gravür ambalaj sektörü hızla renk yönetimine yönelmişlerdir. Ürünlerinin ortalama %50’si ihracat olduğundan ve yurtdışı müşteriler ICC profilleri ile konuştuğundan renk yönetimi onlar için bir zorurluluk haline gelmiştir. Özellikle 2005 senesi sonrasında iç piyasadaki sıkıntılar sebebi ile ofset baskı matbaalarımızında ihracata yönelmesi ile renk yönetimine olan ilgileri artmış ve sisteme geçişleri hızla devam etmektedir. Ayrıca iç piyasadaki ucuza kaliteli ürün talebi, sisteme duyulan ihtiyacı arttırmış ve renk yönetim sistemi kuran matbaaların sayısını  çok hızlı bir şekilde arttırmaktadır.

Basım sanayii renk yönetimimin ciddiyetini her geçen gün anlamaka ve olmassa olmaz olduğunun farkına varmaktadır. Bununla beraber ne yazıkki hala istediğimiz düzeyde değiliz.


Basım sektörünün yapması gerekenler nedir?

Renk yönetimi konusunda asıl yorulanlar matbaa ve basım işletmeleridir. Öncelikle baskı makinalarını standart baskı yapar hale getirmek zorundalar. Kontrol altına alınmamış bir baskı prosesinde doğru renk üretiminden bahsetmek mümkün değildir. Densitometre ve spektrofotometreler kullanarak baskılarını standardize etmeleri, yerine göre özel ICC profillerini üretmeleri, CtP’lerini kabilre etmeleri, renk yönetimine uygun monitör ve dijital prova cihazları ile bunları sürecek RIP yazılımlarını edinmeleri gerekmekte. Özellikle baskının standardize edilme işlemi başta bir miktar zorlu çalışma gerektirmekle beraber çokda korkulmaması gereken bir süreçtir. Renk yönetiminin işletmeye kurulması 5 ila 10  gün arası sürmektedir.


Fotoğrafçıların yapması gerekenler nedir?

Fotoğrafçıların yapması gereken kalibre edilebilen doğru bir ekrana ve bir kalibrasyon cihazına sahip olmakdır. Fotoğrafçılık için uygun ekranlar fiyatları -tam bilmemekle beraber- 1700 ila 4500 euro arasında değişmekte. Kalibrasyon cihazı ise 250 euro, yani oldukça uygun fiyatlı. Fotoğrafçılarımızı bu konuda oldukça açık fikirli görmekle beraber bir türlü harekete geçemediklerini gözlemlemekteyim.
Çalışma şekline gelince, fotoğraflar genellikle sRGB renk evreninde çekilmekte. Bu basım sektörü için doğru bir seçim değil. Eğer çekilen fotoğraf basım sektörüne gidecekse Adobe RGB renk evreni kullanılmalı. Aslında dijital kameraların profillerinin çıkartılması en doğru yöntem. Bunun için X-rite’ın ColorChecker Digital SG kartı kullanılmakta. Aynı ailenin diğer kartları ile doğru kalibrasyon yapmak mümkün olmakta. Ofset baskı için ekran simülasyonundaysa, eğer çalışacağınız matbaanın özel profili yok ise ISO Fogra 27 kullanılmalıdır. Bu profil yenilenerek ISO Fogra 39 olarak güncellenmiştir. Eğer kendiniz CMYK’ya çevirmiyorsanız ki ben bunun matbaaya bırakılması taraftarıyım, dijital kameranın profili yada çalıştığınız RGB profil dökümana gömülmelidir. Ancak bu şekilde doğru renk çevrimleri mümkün olabilecektir.

Ajansların yapması gerekenler nedir?

Belki buradaki arkadaşlar bana kızacaklar ama benim gördüğüm, renk yönetimine karşı en tutucu davranan kesim bu kesim. Tabiiki bazı örnek yerler var ama genelde ne yazıkki “bana ne matbaa doğru bassın işte” şeklinde bir yaklaşım var. Burada unutulan renk yönetiminin bir zincir olduğudur. Eksik bir halka bütün sistemi çökertir. Aslında ajanslarda şanslı. Çok fazla harcama yapma durumunda değiller. Fotoğrafçılar gibi doğru bir ekran ve bir kalibratör çoğu zaman yeterli olabilmektedir. Eğer prova almak istiyorlansa, bir prova cihazı, bunu sürecek bir RIP ve birde sistemin kalibrasyonu için spekrofotometre yeterli olacaktır.

Toparlamak gerekirse doğru renk elde etmek için üretim içindeki bütün birimlerin kullandıkları makina ve cihazları standartlar doğrultusunda kalibre edip profillemesi gerekmektedir. Profiller birimler arasında paylaşılmalı, en önemliside herkesin birbiri ile iletişim içinde olmasıdır. Bizim bunca zamandır sektörle yaptığımız çalışmalarda gördüğümüz, üretim prosesindeki birimlerin birbirleri ile iletişemediğidir. Bu sadece fotoğrafçı, ajans, matbaa gibi dış birimler arasında değil, aynı yerdeki çalışanlar arasında da olmakta. Öncelikle bunun aşılması gerekli. Benim görüşüme göre bu sağlanabilirse sorunların yarıdan fazlası ortadan kalkacaktır.

 

January 2011

 


Dosya