Photoshop Magazin
 


Günün birinde...

01 November 2010 | Sayı: Nov 2010
 
1 2 3 4 5
 

 

"Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor ama kendini değiştirmeyi düşünen yok." _Leo Tolstoy

"Yaşam planınız sizin elinizde değilse, varlığınızı rastlantıya bırakmışsınız demektir." _Friedrich Nietzsche

 

Yazıma bu iki düşünürün iki güzel değişiyle başlamak istiyorum. Günlük yaşamımızda nasıl hareket ediyoruz, nasıl bir çizgide ilerliyoruz? Yaşam insanlar tarafından onay görmek mi? 

Ebeveyinlerimi mutlu etmek mi? Başkalarının beklentileri mi? Yoksa kendimizi kanıtlamak mı? Yahut kendinizi kendinize kanıtlamak mı? Peki ne yapmalı? Profesyonel yaşam, sosyal ilişkiler, aile, çevre hatta tüm toplum açısından yaşamamızın anlamı. Aslında kişi kendini yaratmalı ve buna inanmalı. Seçicilik, kelimenin tam anlamı kendi kaderimizi yazmak, doğuştan gelen yetilerinizi ve arzularınızı keşfetmek, sonra da bu bilgilere göre davranış yollarını bulmak gibi bir şey. Yaşamımızı bu verilere göre hazırlamak işin özünü ifade eder. 

Bu çizgide; ya olduğumuz gibi devam edeceğiz ya da kendimizi yeni baştan yaratacağız. Bir çok insanın yolu çizilmiştir. Çeşitli durumlarla gidip - gelir ve hiçbir zaman kalem elinde değildir. Geçmişte bizim için önem taşıyan şeylerin yönlendirmesiyle yola çıktığımızda hedeflerimize doğru “yol almaya” başladığımızı fark ederiz. Birçok ortamda insanlara; karizmatik, bilge, kendinden emin, kendisiyle barışık görünmeye başlarız ve içinde yer aldığımız; grup, örgüt, sosyal çevre hatta liderlik pozisyonuna hazır hale geliriz.

Çoğumuzun beyninde “günün birinde” ulaşmayı umduğu bir takım önemli şeyler vardır. Aslında bu “günün birinde” genellikle avutucu hatta yatıştırıcıdır. Ama yaşam bu yanılsamaya uymaz hayat sürprizleriyle çok acı olabilir. Talih kuşu başkalarının başına konarken bile bize konması hep zor görünür. Düşlerimizi, umutlarımızı “günün birinde” kategorisine atarak kendimizi içinde bulunduğumuz anı yapmaktan hep alıkoyarız. O gün gelmez, onun için yalnız bugün vardır.

 

Mizah hayatın bir parçasıdır

Hayatı çok da ciddiye almamak gerekiyor zaman zaman. 27 Mayıs bile Yassıada broşüründe karikatürize edilmişti. Karikatür; Herhangi bir fikir ya da kişinin resimlendirilerek mizahi bir biçimde tasviridir.

 

Kısa, öz, düşündürücü ve özlü bir anlam vererek genellikle güldürmek için bazı özelliklerinin abartılarak resimlendirilmesidir. Çok eski devirlerden beri karikatürün yapıldığı bilinmektedir. Pompei ve Herculanın kazılarında, duvar ve vazolarda çeşitli karikatür örneklerine rastlanmıştır. Esas karikatür sanatı, Rönesans devrinde başlamıştır. 

Gazeteciliğe karikatürü ilk defa Fransız ressamı Charles Philipon getirdi. Hatta 1831'de Paris'te La Caricature Gazetesini kurdu. Ondan sonra İngilizler ve Almanlar da karikatürü gazetecilikte kullanmaya başladı. İngiltere'deki ünlü siyasi mizah dergisi Punch bu çığırın kısa zamanda gelişmesine yol açtı. 

 

Karikatür, kendine özgü sadeliği ve didaktik (öğretici) tarafı sebebiyle herkes tarafından benimsendi. Karikatürde insanları veya tipleri hicivli olarak canlandırma şekli ilk olarak 

16. yüzyılda olmuştur.

 

Siyasi konuları amaç edinen karikatürler, 18. yüzyılda çoğaldı. Luterciliğin ortaya çıkışı İngiltere'de Hannover Hanedanıyla Jakobitler arasında meydana gelen olayları anlatan çizgiler önemli siyasi karikatürler arasında sayılmaktadır.  

 

Türkiye'de ilk karikatür; Teodor Kasap'ın 1870'te çıkardığı Diyojen Dergisi'nde görüldü. Bilinen ilk Türk karikatürcüsü Ali Fuat Bey'dir. Sultan Abdülhamit döneminde kesintiye uğrayan mizah dergiciliğinde İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte bir patlama olur. Bu dönemin en önemli karikatürcüsü Cem'dir. Damgasını vurduğu Kalem ve çıkardığı Cem dergilerinde batı anlayışına uygun olarak Osmanlı Devletini ve idarecilerini hicvetmiştir. Bu dönemde birbiri ardına çıkan Karagöz, Geveze, Dalkavuk, Davul gibi dergilerde siyasi karikatürün ilk örnekleri verilmiştir. Kurtuluş Savaşı'na karşı Aydede'de Rıfkı ve Kurtuluş Savaşı yanlısı Güleryüz'de Sedat Simavi de dönemin önemli imzalarıdır. Cumhuriyet döneminin karikatürcü simgeleri olarak Cemal Nadir ve Ramiz Gökçe'yi görürüz. Bu iki karikatürcü, çizdikleri sosyal ağırlıklı karikatürlerle Türkiye'de bu sanatın geniş kitleler tarafından benimsenip sevilmesini sağlamışlardır. Aynı dönemin çizerleri olarak Münif Fehim, Sedat Nuri, Şevki Çankaya, Necmi Rıza Ayça, Orhan Ural, Sururi Gümen, Salih Erimez,  İhap Hulusi adları da anılmaya değerdir. 1940'ların sonlarına doğru çıkmaya başlayan Marko Paşa dergisinde Mim Uykusuz toplumcu gerçekçi karikatürün başyapıtlarını vermiştir.  Aynı dönemde Ratip Tahir de CHP çizgisinde kalem oynatarak politik karikatürlerin başarılı örnekleriyle okuyucuyu buluşturmuştur.

 

Daha sonraki döneme damgasını vuran 1950 kuşağı karikatürcüleri ise batıdaki değişime paralel olarak karikatürde kara mizaha kayan ve yazısız olmaya özen gösteren bir anlayışla eserler verdiler. Eflatun Nuri, Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk, Nehar Tüblek, Ferruh Doğan, Ali Ulvi, Güngör Kabakçıoğlu, Tonguç Yaşar, Yalçın Çetin, Altan Erbulak, Bedri Koraman, Mıstık, Cafer Zorlu gibi karikatürcüler bu dönemde ve daha sonra önemli yapıtlara imzalarını atmışlardır. Aynı karikatürcü kuşağının en genç üyesi Oğuz Aral, 1972'de yayınlamaya başladığı Gırgır dergisiyle, 1960'lar boyunca düşüş gösteren mizah dergiciliğine büyük bir ivme kazandırmış ve 1970'lerin sonunda 300 bin, 80'lerde 500 binin üzeri tirajları yakalamıştır. Hayatın her alanını kucaklamaya çalışan Gırgır karikatürcüleri arasında İlban Ertem, Nuri Kurtcebe, İrfan Sayar, Hasan Kaçan, Behiç Pek, Latif Demirci, Necdet Şen, Engin Ergönültaş, Mehmet Çağçağ, Tuncay Akgün, Ergün Gündüz, Zafer Temoçin, Birol Bayram, Metin Üstündağ sayılabilir. Aynı dönemde Tan Oral, Sami Caner, Atilla Kanbir, Emre Senan, Kemal Gökhan, Behiç Ak, Musa Kart, Salih Memecan gibi karikatürcüler de daha farklı tarzlarda gazete ve sergi karikatürleri çizmişlerdir.

 

90'lı yılların sonlarına doğru yeni karikatür anlayışları filizlenmeye başlamış ve undergraund tarzda yaklaşımlar öne çıkmaya başlamıştır. Bu son dönemin önde gelen adları arasında Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu, Bahadır Baruter, Bülent Üstün sayılabilir.

 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması dolayısıyla Eylül ayında etkinlikler yoğundu. “Avrupa Asya köprüsü; İstanbul” konulu uluslararası düzeyde karikatür sanatçımız Sevgili Erdoğan Karayel’in yayınladığı Don Quichotte mizah dergisi tarafından düzenlenen yarışmada 45 ülkeden 284 karikatüristin 828 çalışması arasından Meksika’dan Angel Boligan birincilik ödülüne, Bulgaristan’dan Rumen Dragostinov’a ikincilik ve Türkiye’den Hicabi Demirci ise üçüncülük ödülüne layık görüldüler. Yarışmada Turhan Selçuk özel ödülünü ise Endonezya’dan Jitet Koestana değer görüldü. Ayrıca Şişli Belediyesi özel ödülünü Oktay Bingöl ve Don Quichotte özel ödülünü ise Kayıhan Fırat aldı. “Quo Vadis Caricature- Karikatür Nereye Gidiyor” başlıklı panel ise ilgi gören diğer bir aktivite oldu.

 

1-16 Eylül tarihlerinde ise önemi dünyaca kabul gören Uluslararası Nasrettin Hoca Karikatür yarışması oldu. 58 ülkeden 852 karikatürist 852 çalışması ile katıldı. Bu yıl ki büyük ödül İtalyan sanatçı Alessandro Gatto’ya Cumhuriyet Gazetesi ödülü Endonezya’lı Tommy Thomdean’a, yarışmanın ana sponsoru olan Koç Holding Özel Ödülü ise Hırvat sanatçı Nicola Listes’e verildi.

 

 

 

 

November 2010

 


Periskop Bakışı