Photoshop Magazin
 


Altan Sam - İllüstratör

01 September 2010 | Sayı: Sep 2010
 
1 2 3 4 5
 

1990 Sivas doğumluyum ve halen doğduğum şehirde çekirdek ailemle yaşıyorum. Aynı zamanda Cumhuriyet Üniversitesi Resim – İş Öğretmenliği Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Kısacası bir türlü istemeden de olsa memleketten kopamadığımı söyleyebilirim. Hep İstanbul’da yaşamayı, orada yeni bir hayat kurmayı hayal etmişimdir ki bu yüzden üniversitelerin yetenek sınavlarının birçoğuna İstanbul Üniversitelerinde girmişimdir. Ama ne yazık ki hiçbirisini kazanamayıp Sivas C.Ü. kazanmam ile birlikte bütün hayallere bir süreliğine de olsa nokta koymak zorunda kaldım.

 

Resimle tanışmam; çocuğun sanatsal gelişim aşamalarına göre Şema Öncesi Dönem (4-7 yaş) olarak gösterilen safhada kendini göstermeye başladı. İlkokulda ve ortaokulda sınıf arkadaşlarıma kıyasla çok iyi resim yapardım, ve bu yüzden olsa gerek ki ilkokulda birçok takma adımın yanısıra ressam şirin olarak da çağırılırdım. Beni de resim yapmak konusunda daha çok gaza getirmiyor değildi ve diğer lakaplarımın içinde en sevdiğimdi. Neredeyse bütün defterlerimin kıyısında köşesinde bir şeyler çizikti, bu nedenle öğretmenim defterimi kirlettiğim gerekçesiyle yıldız atmazdı. Evde ödev yapıyorum bahanesine kendimi odaya kapatıp resim yaptığımı da hatırlamıyor değilim.
Ciddi anlamda resimle tanışmam ve gönül vermem liseye başlamam ile birlikte başladı. Ortaokulu bitirdiğim sene tesadüftür Sivas’ta Güzel Sanatlar Lisesi açılmıştı ve ben bunu duyduğumda o zamana kadar hep hayalini durduğum ve çok istediğim Hava Har Okuluna gitme isteğini bir anda kafamdan sildirecek en güzel neden olduğu kanısına vardım. Ailemi güzel sanatlar okumam konusunda çok zor ikna etmiştim, az kalsın da gidemiyordum. Yetenek sınavlarının ilkine giremediğim gün ufak bir tehdit ile onları kandırmış ve geri kalan iki sınava girerek Güzel Sanatlar Lisesini okumaya hak kazanmıştım.

 

Lise 2. sınıfta kuru pastel ve yağlıboya çalışmalarımdan oluşan bir sergi açmaya karar verdim ve ilk kişisel sergimi Sivas’ta Buruciye Medresesi’nde açtım. O zaman yeni bir şey öğrendim “gerçekten bir şeyi istersen, yapılması çok zor görünse bile hiçbir şeyi başarmanın aslında imkansız olmadığıydı.” Çünkü birçok hocamın henüz yapamadığı bir şeyi
tek başıma ve tamamen kendi gayretim ile henüz çocuk denilecek yaşta başarmıştım. Üniversiteyi Sivas’ta kazanıp okuyunca biraz dazladan maddi açıdan birikimlerim olmaya başlamıştı bu da üniversiteyi ailenin yanında  okumanın avantajlarından birisi olarak gösterilebilir. Harcamalarımın büyük çoğunluğunu elektronik eşyalar ve bilgisayar parçaları alarak yaparım, bundan da zevk alırım. Tabletle tanışma hikayem de; bundan 2 yılönce nereye harcanacağı belli olmayan 210 Lira ile daha önce hiç duymadığım ve
bilmediğim bir çizim tableti almaya karar vermemle başladı. Tabletle ne yapabileceğimi veya neler yapılıyor olduğuna dair en ufak bir fikrim ve tecrübem yoktu. Kimse de
bu konu hakkında bir şeylerden bahsetmedi.

 

Bir yerde sadece almak için aldığım bile söylenebilirdi. Çok sonra anladım ki o güne kadar yapmış olduğum en iyi yatırımımı UCLogic Lapazz A5 tableti almak ile yapmışım.
Komiktir, sadece tabletin tek başına bir işe yaramadığını bile bilmiyordum. Bunun için painting programı da bilmek gerektiğini, aldıktan sonra ufak bir araştırma sonucu
öğrendim. Tabletin yanında verilen Corel Painter X (1 aylık deneme sürümü) ile işe koyulmuş bulundum ve o bir aylık süreç içerisinde kendimi Corel Painter’da baya bir
geliştirdim. Daha sonra çok basit bir arayüz ve çok az Tool’u barındıran, özellikle de karikatür çizim programı olarak da bilinen

ArtRage 2.5 ile çizim yapmaya devam ettim. Bu program ile yaklaşık 8 ay çalıştım. Photoshop konusunda çok az tecrübem vardı, bir yandan da başlarda çok karışık geldiğinden hep beni korkutuyordu. Öğrenene kadar çok zamanımı alır diyerek kendimi hep uzak tuttum ve bir gün geldi ki artık diğer programlar ciddi anlamda işimi görmez ve istediğim etkileri veremez oldu. Tam da bu noktada daha önceden hiç tanışmadığım ama PM sitesinde birbirimizin çalışmalarına yorumlar yazarak eleştirilerde bulunduğumuz, şu anda da çalışmakta olduğum ZİBUMİ Oyun Geliştirme Stüdyosu’nun bulunduğu METUTECH- ATOM’daki illüstratörlerden biri olan Özgüncan Gümrah ile tesadüfen buluşmuş oldum. Ve benim Photoshopu öğrenmem konusunda eksiklerimi ve bilmediklerimi anlatarak fazlasıyla yardımcı oldu. Bu sayede Photoshop ile tam anlamıyla çizim yapmaya başladım.

Seçtiğim konu her neyse öncesinde düşünme süzgecinden geçer doğal olarak. Kafamda sorular sorarım kendime; “Neler çalıştın şimdiye kadar? Ne konuda eksiklerin var?
Bir önceki çalışmanda fark ettiğin kendinde eksik gördüğün neler vardı? Varsa geliştirmek için neler yapmalıyım? vs…” gibi. Daha sonra bu soruları da unutmayarak diğer aşamaya gelir sıra. “Bu yapacağın çalışmanda nelere önem vermelisin? Denemediğin bir şeyi mi deneyeceksin? ” Kafamda hepsini harmanladıktan sonra referans arayışı ve bulabildiğimce görsel ve yazılı kaynakları araştırma safhasına gelir sıra, hemen arkasına yani topladığım bilgiler daha diriyken zihnimde o gazla bazen kağıda bazen ise direkt Photoshop’da eskizlerini oluştururum ve göze güzel gözükmesine, renklerin canlılığına ve uyumlu olmasına, komposizyon bütünlüğünü
sağlayabilme konusunu da göz önünde bulundurarak çalışmama başlarım..

 


Gecelerin benim üzerimde bıraktığı pozitif bir enerjisi var bunu fark ettiğimden beri geceleri çalışırım. Özelliklede gece 02.00 ile 05.30 saatleri arasında tam anlamıyla çalışma
arzularım depreşir kendimi tutamaz hale gelirim ve genelde bu saatlerde özellikle yaptığım tek şey olabilir, o da zevkle çalışmak. Bu yüzden sabahları genelde sersemlik yaşarım, hele ki sabah 8.30 da derse gitmek zorundaysam! Bunu çalışırken olabildiğince düşünmemeye gayret ederim. Uyku bozukluğu yaşamamak için sabahları çalışmayı çok denedim, bunun için odama siyah perde bile aldım ortamı karanlık tutunca çalışabileceğime inanarak ama maalesef hiçbir işe yaramadı. Her seferinde gecenin olmasını
bekledim bir yerden sonra da alışkanlık haline geldiğini gördüm şu anda da öyle devam ediyor. Çalışırken gerekli duyduğum diğer ihtiyaç ve olmazsa olmazlarım arasında müzik dinlemek ve sürekli kahve içmek geliyor. Gece TRT Radyo 3 dinlemek benim için vazgeçilmez bir durumdur. Hoş ve sakin sesli, ismini bilmediğim spiker abla klasik müzik yayını yapıyor çok dinlendirici ve adapte edici oluyor. (Tavsiyemdir, en azından deneyinJ).

Hiç çektiğim bir fotoğrafı dijital ortamda işleyerek illüstre etmeyi denemedim. Sadece kağıda çizdiğim birkaç tane çok beğendiğim çalışmamı Photoshop’ta renklendirerek ve değişik rötuşlar atarak yer yer değişiklikler yaptım. Ama genelde işe tam anlamıyla konsantre olup o şekilde planlı olarak çizim yapmaya özen gösteririm. Bunu da çoğunlukla Photoshop ile doğrudan bilgisayarda tablet ile çizerek başladığımda başardığıma inanıyorum. Photoshop şu anda tereddütsüz en çok kullandığım programların başında geliyor. Öyle ki işim olsun olmasın bilgisayarım açılır açılmaz yaptığım ilk şey Photoshop ikon’una çift tıklamak oluyor. Adobe Illustrator ile birkaç vektörel denemeler yapmışlığım var ama benim için Photoshop kadar olmazsa olmazlardan değil.

Ortalama beş yıl öncesine dayanıyor Photoshop ile ilk buluşmam. Şu anda kullandığım sürümü CS4. İlk kullandığım sürümü ise 6.0 idi, halada 6.0’ı ilk gözağrısı olarak görürüm ve bilgisayarımda kurulu olarak CS4 ile kardeş kardeş durur. Photoshop’un birçok özelliği inanılmaz bunları saymakla bitiremeyiz tabi. Kendi Brush’ınızı dilediğiniz gibi oluşturabilmeniz ve kullanabilmeniz en çok hoşuma giden özelliklerinden sadece birisi. Bunun yanında Smudge Tool ilk çalışmalarımda çok kullandığım daha sonra renklerin kalitesini düşürdüğünden kullanmayı azalttığım ama hala çok sevdiğim Tool’lardandır. Photoshop’ta hala tek bir özelliğinin olmaması beni çok şaşırtır. Daha doğru ifadeyle aslında olan özelliğini istediğimiz gibi kullanamıyor olmak çok anlamsız gelir. Bu da Color Picker (Foreground Color) penceresinin istediğimiz bir köşeye sabitleyemiyor ol

mamız. Nasıl ki Swatches’i sabitleyebiliyoruz aynı şekilde Color Picker’i de sabitleyebiliyor olmamız çok daha kullanışlı olurdu. Yani her defasında istediğimiz renk tonunu seçtikten sonra sayfaya tıklamamızla otomatik kapanması ve diğer tonu bulabilmek için tekrar Color Picker’i açmak çok uğraştırıcı. Ki bu özelliklede bizim gibi boyama yapan
arkadaşların Photoshop’ta en çok kullandığı fonksiyonlardan birisi olduğunu umuyorum. Şöyle bir şey sorulabilir “madem öyle sende Swatches’e renkleri ata, oradan istediğin
tonu bul, o şekilde kullan!” gibi bunun cevabı çok net olabilir… Eğer boyama yaptıysanız veya sürekli yapıyorsanız her tonu o küçük kutulardan seçmek eziyet gibi ve milyonlarca renk tonundan söz ediliyorsa bunları tek tek atamak neredeyse imkânsız ve kullanışsız bir yerde renk seçme konusunda özgürlüğünüz kısıtlanıyor.

 

Photoshop’u kullanmaya ilk başladığımda “sanırım ben bilmiyorum, bir taraftan ayarlandığında düzeltilen bir şeydir” diyordum ama daha sonra birçok Photoshop kullanıcısına
sordum ve o özelliğinin olmadığını öğrendim ve bu konuda çok şaşkınım, bu kadar profesyonelce hazırlanmış her şeyi fazlasıyla bulabildiğimiz bir programda bu özelliğin olmamasına. CS5’e konmuştur belki diye umut ediyordum baktım değişen bir şey olmamış, CS6 da konulmasını ümit ediyorum gerçekten. Hergün mutlaka ama mutlaka en
az bir film izlerim ve sinema dünyasını yakından takip ederim. 3000 küsürlük film arşivim var.. Bunun yanında küçük yaşlarımdan beri çizgi film izlemekten büyük haz alırım.

Özelikle Red Kit’i soluksuz izlerim, bugün olsun izlediğim bölümlerini tekrar tekrar izlemem beni mutlu etmeye yetiyor. Bunun içinde western film arşivimin yeri ayrıdır, belki de bu çocuk yaşlarda etkilendiğim bir karakteri western filmlerde buluyor olmamdan kaynaklanıyor olduğundan olabilir.

Şuraya bağlayacağım ki; filmler konu seçimimde,karakter tasarımlarımda veya görmediğim, hayal edemediğim birçok konuda büyük ölçüde yardımcı, iyileştirici kaynaklar olabiliyorlar. Animeler, mangalar, çizgi filmler, karikatürler, çizgi romanlar diğer büyük tutkularımdandır. Bunlardan kopmam imkansız, düşünmesi bile çok kötü benim için. Öyledir ki bunlar şahsen beni büyük ölçüde etkiler ve üzerimde çalışma isteği uyandırır, düşünmediğim veya düşünemeyeceğim bir konuyu bunlar sayasesinde bulabiliyorum.

İşimizin bir güzel yanıda bu olsa gerek. Bir düşününsenize, başka insanların kafalarını dağıtmak, günlerini iyi geçirmek ve birşeyler öğrenmek adına zamanlarını ayırıp yapmak istediği birçok şeye biz zaman ayırmak “zorundayız!”. Çünkü bu bizim işimizin bir parçası. Bu da açıkça gösteriyor ki biz
hem eğlenceli hem de iyi bir uğraş içerisindeyiz.

Mitoloji, fantastik romanlar-hikayeler-filmler ve en önemlisi de galaksiden çok etkilenirim. Genelde elde çizdiğim çizimleri; okulda ders dinlemekten sıkıldığımda veya bir yere oturduğumda yapmam gereken bir uğraş yoksa çizerim. Hemen yanımdan hiç ayırmadığım eskiz defterimi ve Art Graphic Twin kalemlerimi (özellikle bu kalemlerle eskizler çizmek çok güzel ve zevkli oluyor, bilmeyen arkadaşlara kesin tavsiyemdir) çıkarıp aklıma gelen ilk şeyi çizmeye başlarım. Ama bunları PC’ye aktarıp geliştirdiğim çok nadir olur.

Liseye başladığım ilk senelerde babam bana doğum günü hediyesi olarak Canon A400 Fotoğraf makinesi almıştı. O makineyle ne bulduysam çekmeye başlamıştım. Daha
sonra hobi olarak fotoğraf çekmeye ve fotoğraf makinemi değiştirmeye karar verdim. Canon 450D DSLR fotoğraf makinesi aldım şu anda da onu kullanıyorum. Sokaklarda yağmurdan sonra veya herhangi bir nedenden oluşan su birikintilerinden yansıyan, tersinden dünyayı farklı biçimde görmek ve yanımdan ayırmadığım fotoğraf makinem
ile bunları çekmek çok hoşuma gider.

Yansıma fotoğrafları çekmek kadar güzel bir şey olmadığına inanıyorum. Yansıma fotoğrafları çekmeye ilk başladığımdan beri dışarıda gezerken aradığım tek şey su birikintilerini ve ondan doğan güzel yansımaları aramak oluyor. Bunun yanında Nue Fotoğraf çekimlerini de çok beğenirim. Bu konuda Niko Guido favori fotoğraf sanatçılarımdandır.

Özellikle takip ettiğim birkaç site vardır. Bunların başında ise deviantart.com gelmekte. Bunun dışında photoshopmagazin. com’un en sıkı takipçilerindenim. Her ay Dijital Arts, Photoshop Magazin ve Oyungezer Dergisini muhakkak alırım. Bunun yanında takip ettiğim her ay ücretsiz internet üzerinden indirilebilen Bak, Womag ve Gölge e-sanat, çizgi roman dergileri de bulunmakta.

 

Dünyadan ve Türkiye’den çalışmalarını sürekli takip ettiğim birçok dijital artist var. Bunların başında da Andree Wallin geliyor şüphesiz. Dijital paintingde varmak istediğim
nokta en az A. Wallin kadar etkileyici bana göre mükemmeli yakalamış eserler üretebilmekdir. Bunun dışında aklıma ilk gelen isimlerden bazıları, dünyadan; Craig Mullins, Ryan Church, Sparth, Ben Wootten, Brian Despain, Adam Gillespie, Lock Wood, Andrew Hou. Türkiye’den; Emrah Elmaslı, Kerem Beyit ve Ertaç Altınöz
gibi isimlerdir. Photoshop’u öğrenmek istiyorsanız ama hep “öğrenemem ben!” gibi düşünceleriniz varsa kesinlikle yanlış düşündüğünüzü, hiç çekinmeden üzerine gitmeniz gerektiğini, aslında hiç de ürkülecek kadar karışık bir program olmadığını söyleyebilirim. Yapmanız gereken sadece biraz
zaman ayırmak.

Onun haricinde çizer olmak gibi bir düşünceniz varsa; biraz çizim ve renk konusunda altyapıya sahip olmak illa ki gerekiyor, aksi halde çizimlerinizde göze batan bir şeylerin olduğu dikkat çekecektir. Kağıt üzerinde kendinizi geliştirmeniz ve daha sonra dijital ortama geçmeniz en doğru yöntemdir. Bunun için azim, özveri ve özgüven çok önemlidir.
Bu yola baş koyacaksanız eğer çok dakendinizi kasmadan, insanlarla iletişiminizi kesmeden, psikopata bağlayıp “yapacağım! yapacağım! Sürekli çalışmalıyım!..”
diyerek değil de daha az kendinizi kasarak sağlam ve planlı ilerlemeniz en doğrusu olur sanırım. Yoksa biraz benim gibi uykusuz kalabilir, asosyal olabilir,
kendinizi insanlardan soyutlayabilirsiniz, hatta sevgiliniz onunla ilgilenmediğiniz gerekçesiyle sizden ayrılabilir bile...

 

September 2010

 


Yarının Ustaları