Photoshop Magazin
 


Roy Lichtenstein

01 July 2010 | Sayı: Jul 2010
 
1 2 3 4 5
 

Roy Lichtenstein’ı anlamak için öncelikle pop art sanatını tanımak gerektiğini düşünüyorum. Pop art sanatı 1950’lerin sonlarında canlanıp 1960’ların baş tacı oldu. Tarihsel açıdan ele alındığında İngiltere’de ortaya çıkıp, Amerika’da olgunlaştı. Soyut dışavurumculuğa karşı çıkış olarak nitelenen pop art 2. Dünya savaşından sonra meydana gelen köklü değişimlerin bir getirisidir. Bu akım sanatçılarında özellikle malzemeye yönelik arayış bitmek tükenmek bilmemiştir. Bu sayede pop art sanatının etkileri, tüketimi çekici hale getirmek için farklı düşüncelerle beraber reklamlar, afişler, resimli dergi ve romanlarda kullanılmaya başlandı. Sıradan nesnelerin örneğin, çizgi romanların, çorba kutularının, yol işaretlerinin, hamburgerlerin konu olarak kullanıldığı ve sıklıkla eserin içerisine fiziksel olarak dahil edildiği bir sanat akımı olarak da bilinir.


“Pop art” ismini İngiliz sanat eleştirmeni Lawrence Alloway vermiştir. Pop art, soyut dışavurumculuğunun yapmacıklıktan yıkılarak patladığını iddia ettiği için bazılarına göre bu sanatın ismi bu patlamadan geliyor. Bir diğerlerine göre ise “pop”un “popüler” kelimesinin kısaltması olduğu söyleniyordu. 


Claes Oldenburg’ın öncüsü olduğu pop art sanatını kullanan diğer sanatçıları şöyle sayabiliriz; Roy Lichtenstein, Andy Warhol, Tom Wesselman, James Rosenquist, Robert Indiana, David Hockney, Eduardo Paolozzi, Richard Hamilton, Tom Phillips, Allen Jones ve Peter Blake…


Richard Hamilton’ın 1956 yılında yaptığı “Just what it is that makes today’s home so different so appeling - Bugünün iç mekanlarını bu kadar farklı, bu kadar sempatik kılan nedir? - adlı, bugün Tübingen Kunsthalle’de bulunan avangard kolaj çalışması, İngiliz pop art’ının ilk örneği, Claes Oldenburg’un 1959 tarihli “Sokak” adlı çalışması da Amerikan pop art’ın ilk örneği olarak bilinir.
Pop artı en iyi anlatan şey çizgi roman karelerini duvarlarımıza kazandıran Roy Lichtenstein’in sözleridir: “Şehirde bir ağacın önüne oturamam; çünkü şehirlerde hiç ağaç yok. Ve bir ağacı düşündüğümde, ağacın medya ( filmler, fotoğraflar, reklamlar vs.) tarafından yapılan taklididir aslında aklıma gelen. Ben nesnenin kendisinden çok, taklidini algılarım.” 


Şimdi Roy Lichtenstein’I tanıyalım. 27 Ekim 1923 New York’ ta orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Orta okul yıllarında resim çizmeye hobi olarak başlayan Lichtenstein sessiz ve olaysız bir çocukluk geçirdi. Picasso’nun mavi ve pembe dönemlerinden oldukça etkilendiği bilinmektedir. (Picasso Mavi dönemde ölüm, yalnızlık ve sevgisizlik konularını işlemiş, hemen arkasından gelen Pembe dönemde ise bunalımın, yolsulluğun, karamsarlığın yerini ip cambazları ve palyaçolar almıştır.) Liseden sonra New York’tan ayrıldı. Savaş nedeni ile Ohio Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki eğitimi yarım kaldı fakat savaştan sonra okulu bitirip master yapma fırsatı bile buldu. 


Cleveland’da kaldığı dönemde hem resim çiziyor hem de teknik mühendislik çizimleri ile para kazanmaya çalışıyordu.1950’lerin başlarında New York’ta işlerini sergilemeye başladı. 1956’da yaptığı dolar resmi ile ilk pop denemesini gerçekleştirmiş oldu. Fakat devam etmeyerek 1957-1960 yılları arasında geometrik soyutlama ve bir çeşit kübizm de denemişti. 


1960’ta Lichtenstein New Jerseye profesör olarak atandığı dönemde Allan Kaprow, George Segal, Robert Watts, Claes Oldenburg gibi isimlerle tanışıp görüş alanını genişletti. Hayal gücü gittikçe daha çok beslenirken onu en çok kamçılayan olay; oğullarından birinin bir gün elindeki Mickey Mouse kitabını gösterip “eminim sen bu kadar iyisini çizemezsin” demesi oldu. Bu olaydan sonra Lichtenstein 1961’de çizgi romanların karakterlerini gösteren altı tane resim yaptı. O sadece bu karakterlerin gerçek renklerini ve formlarını değiştiriyordu. Resimlerinin imzası haline gelen Benday noktacıklarını, kaligrafiyi ve konuşma balonlarını bu dönemde kullanmaya başladı. 


1962’de Leo Casteli Galeri’deki sergisi kariyerinde dönüm noktası oldu. Bu sergisinden sonra Venedik Bienal’ine katılımı, Guggenheim Müzesi’nde retrospektif sergisi, Amerika turu gibi işler yapabilme olanağını buldu. 1970’te ise Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi’ne seçildi. 29 Eylül 1997’de öldü.

   


Her ne kadar çizgi romanvari işleri ile tanınsa da sanat hayatı boyunca portre, doğa, manzara ve çağdaş sanatı da içeren konuları ile birçok eser bıraktı. Roy Lichtenstein’in üslubunun ana unsurlarını Benday noktaları, şablonlar, şeritler ve güçlü kontür çizgileri oluşturur. Birçok baskı sanatçısı ile beraber çalışmış ve kendisi de neredeyse tüm baskı araçlarını kullanmıştır. Çoğu zaman çocuksu bir ruha sahip olsa da bu çocuksuluğu akıllıca kullanıp eserleri ile dikkat çekmeyi başarmıştır. Çizgi romanların görüntülerini büyütüp bunları kendi tarzı ile güçlendirip sertleştirdikten sonra iyice vurgulamıştır.

Aşk acısı yaşayan kadın figürleri çoğu zaman gözyaşı akıtsa da güçlü, erkek karakterleri endişeli ve yakınken bile çok uzaklardır. Tablolarında olay gerçekleşirken figürlerin arkasında kullandığı ani çizgiler, ses efektleri, hızı belli eden yatay çizgiler, dumanlar, alevler içindeki uçaklar ile beraber, fotoğraf çekilmiş gibi anı donduran kare etkileri vermiştir.
İlk zamanlarda sanat dünyası bu işlerin yeni bir tarz mı yoksa tamamen çöp mü olduklarına kadar veremediler. New York Times’da bile “Roy Lichtenstein dünyanın en kötü sanatçısı mı?” makalesinde buna cevap bulamadılar. Kimi eleştirmenler bu karikatürvari işleri, ucuz, reklam kokan ve banal gördüklerini söylerken, diğer eleştirmen grubu büyüleyici, yalın ve son derece yaratıcı bulduklarını savunuyorlardı. Birçok tartışmaya neden olsa bile ölümünden yaklaşık beş yıl sonra sanat tarihindeki önemli kişilerden bir olarak kabul edilmeye başlandı. Artık onun tabloları günümüzde yüzbinlerce dolara satılıyor.

Son röportajlarından birinde “yaptığınız resmin olağan dışı olduğunu düşünmeye başladığınızda işte o zaman olağanlaşır” diyordu. Pop art akımının öncülerinden biri olan Roy Lichtenstein kendisini “endüstriyel ressam” olarak tanımlamaktaydı. İlk zamanlarında çeşitli tartışmalara neden olsa bile günümüzde uyuyan pop art sanatı derin uykusundan uyandı. Artık pop art sanatçılarının çalışmalarını günlük kullandığımız eşyaların üzerinde görmeye başladık. Dekorasyondan tekstile, modaya, müziğe kadar birçok alanda kullanılan bu sanat tarzı çalışmların zamansız niteliğini yansıtmakta.

 

July 2010

 


İnceleme