Photoshop Magazin
 


Rüzgar, Deniz, Dalgalar ve Siz

01 January 2010 | Sayı: Jan 2010
 
1 2 3 4 5
 

Sanırım yaptığım birçok iş arasında en çok keyif aldıklarımdan biri de bu. Profesyonel hayata ilk geçiş yıllarımda beni en çok zorlayan ama bir o kadar da heyecanladıran konulardan biriydi. Şuanda teknik olarak o kadar zorlanmasam da aldığım keyif hiç azalmadı diyebilirim. E tabii düşünün eskiden dijital makinalarımız yoktu, yanımızda torba torba film taşırdık. Film 2 seri çekimde hemen biterdi, en az 3 makina ile çalışırdım ki gecikme olmasın. O sırada eğer asistan varsa filmleri o değiştirirdi, yoksa iyice kabus.

“Minicik bir botta ıslanmadan en hızlı nasıl film değiştirilir? ” gibi bir konuda tez yazılabilir. Neyse nostaljik anılarımı geçerek konuya gireyim. Bu ay size Shop&Miles Bosphorus Cup 2009 yarışının çekimlerini anlatmak istiyorum. Bu yarış ilk çıktığı yıllarda sadece Bosphorus Cup olarak anılırken, çok sevilmesi ve beğenilmesi ile sponsorlar tarafından hemen ilgi gördü. Sevgili Orhan Gorbon bu yarışın hayalini hep kurardı ve sonunda gerçekleştirdi ve her sene yenilikler ekleyerek daha da güzel hale getirdi. 2000 senesinde Boğaziçi Üniversitesi Yelken takımı kurucularından biriydi ve bende yelken hayatıma orada başladım,
yıllar sonra bu yarışı ilk kez yaptığında fotoğrafçısı da ben oldum.

Uzun lafın kısası şunu demeye çalışıyorum ki zamanında yaptığınız hobi tarzı aktiviteler bir bakmışsınız ki birden ciddi bir iş haline gelmiş. Şu anda fotoğrafçılık hayatımda en zevk alarak yaptığım çekimlerden biri hala yelken yarışlarıdır. Orhan ile yeni yarışların planları hiç bitmiyor!

Gelelim işin inceliklerine. Artık günümüzde her eline makina alan fotoğrafçı havaları ile dolaşsa da bu işler gözüktüğü kadar kolay değildir. Yelken yarışı çekmek ne kadar zor olabilir ki diyen çok insan olabilir, hatta işin müşteri kısmı da bu şekilde düşünüyorsa durum daha da vahimdir. Ama durum aslında tam tersi. Bu işi hakkıyla yapmak istiyorsanız her açıdan donanımlı olmalısınız. İlk aşamada ekipman çok önemli, hızlı lensler, hızlı kameralar bu işin temelini oluşturur. Tek makina ile kesinlikle yapılmamasını düşündüğüm bir alandır.

Bu arada dipnot olarak belirteyim bu dediklerim profesyonel bir iş olarak yapılması gereken durumlar için geçerli. Tabii ki keyfiniz
için çekecekseniz, elinizde olan ile ve ne yakalamak istediğinize bağlı olarak hareket edebilirsiniz. Ama çekimin hakkını vermeniz için hazırlık şart. Ben bu çekimlerde genelde 3 lens kullanırım. Bir geniş açı ( FX:Nikon 17-35mm AF-S f:2.8 DX:Nikon 12-24mm f:4) bir adet orta aralık zoom (Nikon 80-200mm AF-S f:2.8) son olarak da prime bir tele lens ( Nikon 300mm AF-S f:2.8 ) Ve duruma bağlı olarakta 1.4 ya da 1.7 Nikon AF-S TC II E converterlar çantamda durur. Kalan lensleri hemen hemen hiç kullanmıyorum diyebilirim. 2 makina ile çalışmak her zaman en güzeldir.

Mantıklı olan aslında 3 makinadır ama şunu fark ettim ki 3 makina ile çalışırken, elinizde olmayan diğer ikisi hep problem oluyor, birbirlerine çarpıyor ya da yuvarlanıyorlar. O yüzden optimum olan sayı benim fikrime göre 2 makina. Durduğunuz açıya bağlı olarak lens kombinasyonunu değiştirmelisiniz. Makinalarınıza büyük kapasiteli kartlar koymanızda da fayda var, çünkü seri çekimler kartınızı çabuk tüketecektir. Aynı durum pilleriniz için de geçerli tabii. Her zaman yanınızda bol pil taşımalınız. Kıyıya dönme şansınız zor olabilir.

Bazı fotoğrafçılar makinalarını tuzlu sudan korumak için özel naylon kılıflar kullanırlar. Bende de bu kılıfların her türü mevcut olmasına rağmen bu çekimde pek kullanışlı bulmadığımı söylemeliyim. Çünkü elinizi içine sokup çekim yapamıyorsunuz, elleriniz size hep lazım, her an düşebilirsiniz ya da tutunmanız gerekebilir. Bu gibi durumlarda elinizi o kılıftan çıkarmak çok zor olur. Daha da önemlisi 2 makina ile çalıştığınız için bir anda diğer makinayı elinize almak isteyebilirsiniz.

Örneğin 300mm ile çekim yaparken tekne size doğru yaklaşır ve siz tekne kadraja
sığmamaya başladığı anda çok çabuk bir şekilde diğer lense geçmek istersiniz. Burada saniyeler çok önemlidir. Hele ki arka plan takibi yapıyorsanız 1 sn geç kalmanız fotoğrafı kaçırmanıza sebep olur. Ekipmanına çok özen gösteren arkadaşlara tavsiyem bu işe denizden değil kıyıdan yaklaşmanızda fayda var. Islanmak kaçınılmaz, ve mutlaka bir şeyler yerlere düşecektir ve o yer genelde ıslaktır !

Gelelim çekim alanına, bu konuda farklı tercihlervar her zaman. Benim en çok tercih ettiğim konum şişme botlardan çekim yapmaktır.  Ama botun içi çok önemli. Herşeyden önce, o botun içindeki insan sayısı az olmalı, bot kalabalık olursa dalgalardan ıslanmanız kaçınılmaz olacaktır. Bazen bot sayısı az olunca gerek basın, gerek kameramanlar gerekse de bazı misafirler o botun içine sıkışabilir.

İşte kabus o anda başlar. Herşeyden önce o insanların çoğu daha önce şişme bota binmemiştir ve nasıl hareket edeceklerini
bilemezler. Kameramanlar ise sizden farklı çekim tekniklerine sahip oldukları için farklı şekilde davranmak isterler, diğer fotoğrafçılar ise sık sık karenize girebilirler. Kısacası kalabalık bottan iyi fotoğraf çıkması zordur. En önemlisi baş tarafı kapmaktır ki her yöne dönmeniz rahat olsun, ama o zamanda ıslanma riskinin en yüksek olduğu alandasınız demektir.

Yanınızda her zaman orta boy 1-2 havlu taşımanızda yarar var. Ne işe yarar derseniz ilk olarak yere serer ve 2. makinanızı oraya koyarsınız, ve üstünü çabucak örtebilirsiniz. Aynı zamanda dizlerinizin altına koymak sizi çok rahatlatacaktır, çünkü çalkantılı bir denizde botun zemininde diz üstü durmanın vereceği acıları yaşamadan bilemezsiniz. Aynı zamanda bir ıslanma durumunda hem sizi hem de makinalarınızı kurulamanız için faydalı olabilir. Şimdi birden fark ettim ki Douglas Adams’ın “Otostopçunun Galaksi Rehberi” adlı kitap serisinde de bu havlu mevzuu uzun uzun geçmişti. Faydalı birşey nitekim :P (Okumayanlar için çok eğlenceli bir seridir diyebilirim).

Bazen şişme bot olmaz ise farklı tekneler kullanılabilir. Örneğin basın için genelde boğazdaki gezi teknelerinden biri ayarlanır. O tür tekneler alan açısından oldukça rahattır ve çok daha az sallanır. Islanmazsınız da ama iki tür dezavantajı vardır. Birincisi her zaman teknelerden yüksekte kalırsınız, ikincisi de hiçbir zaman yarış parkuru içine sokulmazlar, yarışı kenardan izlerler. Manevra kabiliyetlerinin az olması ve de su kesimleri yüzünden büyük dalga yaratmalarından dolayı hakemler bu teknelerin parkura girmesine izin vermezler. İşte bu durumda iyi bir tele lensiniz yok ise çok iyi fotoğraflar yakalayamayabilirsiniz.

Son olarak kıyıdan çekim yapabilirsiniz. Bu durum yarışın nerede yapıldığı ile çok ilgilidir. Açık denizde yapılıyorsa zaten çok şansınız yok ancak kıyıya dönüşleri sırasında bir şeyler çekebilirsiniz. Bir koyda ya da boğazda yapılıyorsa, örneğin buradaki fotoğraflarda olduğu gibi, güzel bir açı yakalayarak değişik kareler çekebilirsiniz. Ben en beğendiğim fotoğraflardan bazılarını kıyıdan çekiyorum.

bu yarış esnasında. Arka planları arayarak bekliyorum ve tripod + tele lens ile çok farklı çekimler yakalayabiliyorum. Yani çok iyi fotoğraflar için illede denizde olmanıza gerek yok, doğru yeri bulun yeter. Hatta önümüzdeki yıllar içerisinde bu tarz yarışlar için 3 kişilik ekipler kurarak çekim yapmayı çok istiyorum. Bu sayede birbirinden çok farklı fotoğraflar elde ederek sporun güzelliğini ortaya çıkarmayı planlıyorum.


Bu konu çok geniş olduğu için ve de benim bu konuda anlatacak çok şeyim olduğu için bu aylık anlatacaklarım bu kadar. Ama bu konuya devam edeceğim tabii ki, işin aksiyon kısımlarını, çekim sırasında ve sonrasında yaşananları ve birkaç teknik ayrıntıyı daha sonraki sayılara sakladım. Gelecek ay görüşmek üzere! Yarışın resmi web sitesi: http://www.bosphoruscup.org/

 

January 2010

 


An Derinliği