Photoshop Magazin
 


İlhan BİLGE

01 January 2010 | Sayı: Jan 2010
 
1 2 3 4 5
 

İlk önce kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Benim kısa biyografim hep şöyle olmuştur; 1971’de Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nu bitirdim, 1978’de kendi büromu kurdum. 1994’te Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde, 2000 yılında da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ders vermeye başladım.

Ambalaj Tasarımı denince ilk siz akla geliyorsunuz. Bu durum kendiliğinden mi oluştu, nasıl süreçlerden geçtiniz?
Önce ambalaj tasarımına nasıl başladığımı anlatayım: 2. sınıftayken bir matbaada iş buldum; matbaada ambalaj yapılıyordu. Ben de ambalaj tasarımcısı oldum. Daha sonra bana ambalaj işleri gelmeye başladı, böylece işlerimin büyük kısmını ambalaj oluşturdu. Yani ben seçmedim; kendiliğinden gelişti. İlk işleriniz her zaman çok önemlidir. % 50’den fazla ihtimalle ilk başladığınız işte devam edersiniz.

Tabii sonra hangi işi yapıyorsam ona eğilecektim, araştıracaktım, öğrenmeye çalışacaktım, bilgimi genişletecektim. Ambalaj konusunda araştırmalar yapıp antenlerimi açık tuttum; o yüzden ambalajda biraz daha uzmanlaşmış oldum. Farklı alanlarda işler de geliyor, onları da yapıyorum ama onlar pek bilinmiyor; çünkü benden yazı istedilerse, ambalaj konusunda istediler, onları yazdım, sergilere de daha çok ambalaj tasarımları gönderdim.

Türkiye’de bir tasarımcı kolay kolay tek bir işi yapamaz. Yani afişleri ile tanınan tasarımcının afişin dışında da bir sürü tasarımı vardır. Ama herkes onun afişlerini bilir.

Bir proje aldığınızdaki bitirme sürecinekadar olan çalışmanızı özetler misiniz?
Yeni bir ambalaj işi aldığım zaman, önce marketleri dolaşıyorum. Diyelim ki benden reçel etiketi isteniyor, marketlerdeki reçelleri inceliyorum, birer tane satın alıyorum, önüme diziyorum ve yapacağım işi onların arasında hayal etmeye çalışıyorum. Benim yapacağım reçel, markette aldıklarımın arasına girecek. Ayırt edilmesi lazım, kalitesinin fark edilmesi lazım, diğerleri ile karışmaması lazım. Pahalıysa pahalı olduğunun, ucuzsa ucuz olduğunun belli olması lazım. Belli bir zaman örnekler önümde duruyor. Ben başka işler yaparken onların yanından geçiyorum ve onları kafama yerleştirmeye çalışıyorum. Biraz o konu hakkında bilgi topluyorum; reçel nedir, nasıl yapılır? Müşteriyi anlamaya çalışıyorum. Senin reçelinin diğerlerinden farkı ne? Niye insanlar senden satın alıyor? Ürün piyasaya yeni çıkıyorsa; alıştığı ürünler varken niye senin reçelini satın alsın? Bunları anlamaya çalışıyorum. Sonra oturup taslaklar yapmaya başlıyorum. Taslaklardan birine karar verip onun bitmiş örneğini hazırlıyorum

İşverene genellikle tek eskiz gönderiyorum. Kimi müşteri farklı denemeler görmek isteyebiliyor ama ben tek iş göndermeyi tercih ediyorum. Çok eskiz, karar vermeyi zorlaştırıyor. Çok iş gönderdiğinizde en kötü işiniz seçilir diye söylenir. Çünkü en kötü eskiz, en alışılmış, benzerleri en çok olan, en yadırganmayandır.

Müşteri de risk almak istemezse onu seçme olasılığı artar. Gençliğimde çok eskiz yapıyordum; konu hoşuma giderse 6-7 eskiz bile yaptığım oluyordu ve gerisi hep şöyle geliyordu; Önce “çok güzel, eline sağlık” gibi bir tezahürat. Sonra “Hangisini seçeceğiz? A bu da güzel! Bu daha güzel!” gibi on dakikalık bir konuşma, sonra “Bak bunun şurası güzel, bunun da burası güzel! Bunları birleştirsek nasıl olur acaba? Ve sonuç: “Siz bize birkaç eskiz daha yapar mısınız?”. Üstelik, o zamanlar, bilgisayar yoktu; elde çalışıyorduk. Bir eskiz yapmak neredeyse bir gün sürüyordu.

O günlerde ambalaj tasarımı için aldığım ücret, 1500 Liraydı. Fiyatımı ikiye ayırdım. “Eskiz ücreti 500 Lira, orijinal ücreti 1000 Lira” demeye başladım. “Kaç eskiz yapacaksın?” diyorlardı. “Ne kadar isterseniz yaparım; isterseniz bin tane yapayım.” diyordum.”Sen bir tane yap görelim.” diyorlardı ve ondan sonra hiç ikinci eskizi isteyen olmadı.

Bir ambalaj tasarımının iyi olabilmesi için herşeyi iyi yapıp, kurallara uyması yetiyor mu? Başka neler gerekiyor?
Bu, kritik bir soru. Aslında kural, kurallara uymamak. Bütün kuralları bilmen ama bir yerde de çiğnemen gerekiyor. Çünkü kurallara uyarsan o güne kadar yapılmış şeylerin benzerini yapmış olursun. Bu sadece ambalaj tasarımı için değil bütün tasarımlar için geçerli.

Ne gerekiyor? Tüketiciyi anlamak gerekiyor, malzemeyi bilmek gerekiyor, ekonomiyi bilmek gerekiyor. Dönemlerin belirli anlayışları olur. Onların çok dışına çıkmayabilirsin ama tümüyle içinde de kalmamak gerekiyor. Çünkü dönemler geçer; ambalaj kolay kolay değişmez. Bir basın ilanı veya afiş yaparken tam o günün modasına uyabilirsin ama aynı şeyi ambalaj tasarımında yaparsan, birkaç sene sonra demode kalır. Burada mümkün olduğu kadar daha değişmeyecek, güne göre çok sık yenilenmesi gerekmeyecek tasarımlar geliştirmek lazım.

Ambalajın yan yana durduğu zamanki etkisini hesaplamak gerekiyor. Bazen rafta nasıl duracağını görmek için rakip ürünlerle bizimkileri çoğaltıp yan yana koyuyorum. Çok beğenmediğim bir ambalaj rafta güzel durabiliyor ya da tam tersi olabiliyor.

Ambalaj tasarımı yaparken nasıl olması gerektiğine ürünün cinsine göre karar vermek gerekiyor. Temel ihtiyaç maddeleri dışındaki ürünleri düşünelim. Örneğin akşam üzeri acıktın, bir gofret almak istedin. Burada ambalajın gözüne çarpması önemli. Bir de sürekli aldığın ürün var. Diyelim ki bir şampuan ya da margarin alacaksın. Burada ise daha kalıcı ve hayatın parçası olabilecek bir tasarım, senin için daha uygun.

Ambalaj tasarımı yaparken ürünün bütün ömrünü hesaba katmak gerekiyor. Rafta nasıl duracak? Sonradan tüketicinin karşısına hangi ortamlarda çıkacak? Ambalaj eve geldiğinde atılabilir ya da ürün bitene kadar birlikte kullanılabilir. Bu senaryo, tasarımınızı da biçimlendirir.

Tüketiciler bir ürünü alırken en çok hangi kriterlere göre alıyorlar? Birçok ürün arasından nasıl seçim yapıyorlar?

Hep şu söylenir; “Alışveriş sırasında bir ürüne ayrılan zaman 9 saniyedir”. Ama bunun 7 saniyesi o ürünü almak için reyona giderken geçiyor. Yani ürünün kendini göstermesi için 2 saniyesi var.

Tüketicilerin davranışlarını kesin formüllere indirgemek çok zor ama genel olarak markalarına göre alıyoruz ürünleri. Yoksa zaten marketten çıkamazdık. Ama bu, ambalajın işlevi yoktur anlamına da gelmez. Rakip ambalajlar, sürekli satın aldığınız ürünün ambalajıyla savaş halindedir. Rakip ambalaj “beni satın al” diye aklınızı çelmeye çalışırken, sizin markanızın ambalajı “ben hâlâ senin öteden beri aldığın o iyi ürünüm. Beni almaya devam et” diyerek mücadeleyi sürdürür.

Tasarımının güzel olması değil görevini yapması önemli. Tek başına güzel olmak birşey ifade etmez. Kimisi sadece dikkat çekmekle, kimisi de bir fikri anlatmakla görevli. Görevini iyi yapıyorsa, iyi tasarımdır.

Öğrenciler sizce en çok hangi konularda eksik kalıyor? Ne yapmaları gerekli? Türkiye’deki tasarım okullarının eğitimleri yeterli mi?
Öğrenci sayısı kadar farklı cevapları olan bir soru. Okumakta yetersiz kalıyorlar bence. Biraz haklılar çünkü tasarımla ilgili okuyabilecekleri Türkçe kaynak yok denecek kadar az. Ama onun dışındaki konuları da okumaları ve araştırmaları lazım. Konuşmak, okumak, şehri gezmek, binalara bakmak, film izlemek, müzik dinlemek... her şey tasarım hayatta. Herşeye tasarımcı gözüyle bakıyoruz. Ben özel hayatımda başka biriyim, işe geldim şu andan itibaren tasarımcıyım diye birşey olmaz.

Ünlü bir reklamcının şöyle bir tarifi var: Reklamcının iki sepeti vardır. Birinde ürünle ilgili, ikinci sepetinde hayata dair bilgiler vardır. Reklamcı, iki sepetten aldıklarını bir araya getirerek çalışır. Bence tasarımcının ise üç sepeti var. Birinde mesleki bilgisi, ikincisinde o ürünle ilgili bilgisi ve üçüncüsü ise genel kültürü var. Yalnız tasarım öğrenerek tasarımcı olamazsınız.

Öğrencilerinizin işleri arasında etkilendiğiniz tasarımlar oluyor mu?

Tabii, çok oluyor. Müthiş işler çıkıyor. Her sene de oluyor mutlaka.

Tasarımın değer ölçüsü nedir, yani neye göre oldu ya da olmadı denilebilir?

Bir ilacı değerlendirmen için tek bir kriter var: Hastalığı iyi ediyor mu, etmiyor mu. Tasarımda da tek değer ölçüsü odur

Tasarımcıların sosyal ve kültürel sorumlulukları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sosyal sorumluluklarımız var, kültürel sorumluluklarımız var, insanların evlerine götürdükleri ekmeklere karşı sorumluluklarımız var. İyi tasarım yaparsak ürünler satılacak, yapmazsak satılamayacak. Geçimini o işe bağlamış insanlar geçinecek ya da geçinemeyecek.

Rakipleri etkileyeceğiz, gündelik hayatı etkileyeceğiz, insanların zevkini değiştireceğiz, daha iyiye ya da daha kötüye götüreceğiz. Dili bozacağız ya da canlandıracağız. İnsanların ürünü kullanım şeklini değiştiriyoruz. Diş macununu diş fırçasının üzerine ne kadar sıkacağını tarif ediyoruz. Az mı tüketecek çok mu, bunu dahi etkiliyoruz. Bir sakız kutusunun biçimi, sakızın ne sıklıkla çiğneneceğini belirliyor. Daha kolay açılan, tek elle bile açılabilecek bir ambalaja konulduğunda, insanlar daha sık sakız çiğneyebilir.

Oturduğunuz koltuklar nasıl oturacağınızı belirliyor. Taburede farklı, alçak bir koltukta farklı, yüksek arkalıklı bir koltukta farklı oturuyorsun. Arkana mı yaslanacaksın, ayak ayak üzerine mi atacaksın, bunu o koltuğun tasarımı belirliyor.

 

Tasarım dünyayı biçimlendiriyor. O yüzden sorumluluğu çok fazla. Kâğıt tüketimi ile ilgili hassasiyetinizi biliyoruz. Bu konuda neler yapıyorsunuz? Tasarımcılar neler yapmalı?
Ambalaj sürekli basılacağı için önce bıçak izini yaptırıyoruz, iç içe yerleştiriyoruz, ne kadar
kâğıt gidecek diye bakıyoruz; gerekirse biçiminde değişiklikler yapıyoruz. Bu boyut verimli bir boyut dediğimizde tasarıma başlıyoruz.

Önceleri sıklıkla selofan kullanırdım. Şimdi geri dönüşümü engellemesin diye hemen hiçbir işte kullanmıyorum. Ambalaj çöpte yok olana kadar ondan biz sorumluyuz.


Türkçeyi doğru kullanmakla ilgili çalışmalarınız oldu. Bu durumun öneminden bahseder misiniz?

En çok üzerinde durduğum konulardan biri. Dil, insanın en değerli hazinelerinden biridir. Konuştuğumuz dili biz yaratmadık; bizden önce yaşayanlardan devraldık. Bozmadan, yozlaştırmadan, bizden sonrakilere bırakmak zorundayız. Bu hassasiyeti yalnız kendi dilimiz için değil bütün diller için göstermemiz lazım. Bir broşürde yanlış bir kelimeyi kullanmamda ısrar edildiği için o işi bıraktığım oldu örneğin.

Etik açıdan yapmadığınız, bıraktığınız tasarım oldu mu? Ahlak tasarımda ne kadar önemli? Örneğin hayvanları donduran bir firmaya logo yapmak?

Üzerinde çok uzun konuşulabilecek bir soru daha. Ahlak herşeyde çok önemli tabii ki. Etik açıdan reddettiğim işler de oldu ama bütün yaptıklarım etik miydi? Bunu iddia edemem.

Teknolojiyle aranız nasıl? Hangi programları kullanıyorsunuz?
Çok iyi değil; çok da kötü değil. Okulda ilk verdiğim ders, bilgisayar tasarımı dersi idi. O zamanlar programlarımı hep güncelliyordum. 4-5 sene sonra proje dersleri vermeye başladım; bilgisayar dersi ile ilgim kalmadı, ondan sonra da programlarımı değiştirmedim.

Hâlâ FreeHand 9 kullanıyorum. Şimdi artık kullanamayacağımız noktaya geldik, Illustrator ve InDesign’a geçeceğiz mecburen.

Şu an yaptığınız işlerden biraz bahseder misiniz?
Sayısı 10’u geçmeyen müşterim var. Onların tüm işlerini yapıyorum. Çoğunlukla marka danışmanı gibi de çalışıyorum. Şirketin giysisinden davranış biçimine kadar her konuda görüşüyoruz. Ambalaj da, kartvizit de, ilan da tasarlıyorum. Bir firmanın bir tek işini yapmak birşey ifade etmiyor.

Photoshop Magazin okuyucularına ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
Program öğrenmeyi tasarım öğrenmekle karıştırmasınlar.

 

January 2010

 


Foto-Röportaj