Photoshop Magazin
 


The Watercolor - Cihat Hazardağlı

01 November 2009 | Sayı: Nov 2009
 
1 2 3 4 5
 

2006 yılında dergimizin 6. sayısında sizinle bir söyleşi gerçekleştirmiştik. O röportajda bahsettiğiniz film projeniz için tekrar birlikteyiz.

Okurlarımız için önce kendinizden bahseder misiniz?Cihat Hazardağlı kimdir ve bugüne kadar neler yaptı?

     Benim neredeyse göbek adım olmuş Plastip kelimesi. Plastip Show, 90’lı yıllarda, özel TV’lerin yeni döneminde hergün 3 dakikalık siyasi hiciv programıydı. 2000 yılına kadar fazla bir şey yapmayıp bilgisayarların gelişmesini bekledim. O sıralarda Photoshop ile deformasyonlar denedim. Kağıdı, kalemi, mürekkebi bıraktım ve dijitali tercih ettim.

Sonuçta bakılıp atılan şeyler yapıyoruz. Milliyet Gazetesi’nin Business ekinde illüstrasyonlar çizmeye başlayınca bir film yapmalıyım dedim ve The Watercolor filmine başladım. 3 yıl gibi bir çalışma ile bitirdim.

    “Photoshopla bir film yapıyorum aslında. Kafaya koydum, yaptım ve başarıyorum. Dünyada yapılmamış bir şey bunu da söylüyorum. Kendime göre bi teknik buldum Photoshop’u doğru kullanma tekniği aslında. Photoshop’la ilgili bir şey sonuçta. Photoshop’u iyi kullanmak artı kamerayla yapılacak bir şey.” 3 yıl önce bir sorumuza cevap verirken bunları söylemiştiniz.

Photoshop ile film yapma projesi nasıl ortaya çıktı? Benim Photoshop’la ilgili bir tanımım var; bence Photoshop dev bir kırtasiye gibi benim için ne ararsan var. İçerisinde fotoğraf var, resim var, kağıt var, boya var. Milliyet Gazetesi’nde çizerken kendi kendime suluboya filtreleri geliştirdim. İşe bundan bir film yapmalıyım diye başladım. Denemeler yanılmalar derken 3 yıl gibi bir zaman yılmadan her gün yeni şeyler keşfettim.Teknik konular öncesi hikaye hakkında devam edelim.

The Watercolor / Suluboya senaryosu kime ait? Filmin karakterlerini ve hikayesini anlatabilir misiniz?

   Çok emek verdiğiniz şeylerin daha çok insana ulaşmasını istersiniz. Ben zor bir proje olacağını ve akıllara zarar bir iş olacağını biliyordum. Suluboya Cell Animasyonla yapılması imkansız bir iştir. Ama Photoshop ile bu yapılabilir dedim. O yüzden konuyu evrensel ve sanat temalı bir aşk filmi olarak ele aldım. Filmi benim çocukluğumda ressamlarla yaşadığım ufak hikayelerden yola çıkarak oluşturdum aslında. Hikayeye gelecek olursak;

resme çok yetenekli ve meraklı olan 12 yaşındaki Marco’nun hayalleri, hedefleri, babasının onu bir gün üç sokak ressamı ile tanıştırmasıyla bambaşka bir boyuta geçer. Yalnızca üç ihtiyar ressam değildir Marco’yu büyüleyen. Bir de ressamların birlikte büyüttüğü 18 yaşındaki Lorella hayatının merkezine girer küçük Marco’nun. Lorella’nın Marco’ya resim dersi vermesiyle sürer bu ilişki. Marco bu güzel resim öğretmenine aşık olmuş sanatla birlikte aşkı ve cinselliği de keşfetmeye başlamıştır artık.

   

   Ama Marco’nun aşkı karşılıksızdır; Lorella suluboyayı küçümseyen bir sanat koleksiyoncusuna aşıktır. Marco ise geleceğin en büyük suluboya koleksiyoncusu olmak için bulduklarını biriktirir. Marco 30’lu yaşlarında koleksiyonunun kutularını açar. Yaşlıların geçmişini araştırır; buldukları hayatını değiştirecektir. Filmde oyuncu olarak Sarp Alemdaroğlu, Haluk Bilginer, Savaş Dinçel, Cansel Elçin, Asu Emre, Altan Erkekli, Ahmet Gülhan, Tamer Karadağlı, Bedri Koraman, Fergan Mirkelam, Metin Uca, Tuba Ünsal, Ayşenur Yazıcı, Serra Yılmaz, Selçuk Yöntem ve müzikte Fazıl Say gibi önemli isimleri biraraya nasıl getirdiniz? Projeyi oyunculara anlattım, tartıştım, konuştum onları bu şekilde ikna ettim. Oyuncular dokundukları sahnelerde çok az biraraya geldiler. Görüntülerin hepsini Photoshop’ta ayrı Layer’larda bir araya getirdim.

Fotoğraf çekimlerini tek tek yaptım. Hepsi böyle bir projede olmaktan mutlu oldular ve para almadan yaptılar. Tabi kazanınca onlara ödeme yapacağız.

Teknik olarak neden suluboya etkisini seçtiniz? Senaryo nedeniyle mi?

    Madem suluboya yapıyorum içeriğinde de suluboyayı işlemeliydim. Çocuk değer verilmeyen suluboya koleksiyoneri oluyor. Ee bu sanatçılar içerik olarak hep bildiğimiz yaşadığımız şeyler zaten. Bir de filmin geçtiği mekan su ortamlı olmalıydı, bende Venedik’i seçtim. Teknik olarak bir ilkten bahsediyorsunuz. Bu projede daha önce yapılmamış ne gibi teknikler kullanıldı? Film kategorisi animasyon mu? Hayır bu animasyonculara haksızlık olur. İçinde kısmen animasyonlar var. Tabi bu arada animasyonunda çevresi genişledi artık canlandırma sanatı her alanda var. Ama zorluksa bunun da kendine has zorlukları olmadı değil. Bazen çizseydim daha kolay olurdu diye söylendim. Burada suluboya illüstrasyon tadını yakalamak çok zaman aldı.Suluboya Türkiye’de basılan ilk dijital film olma özelliğine sahip ayrıca. The Watercolor / Suluboya filmini izleyen herkesin kafasında büyük ihtimalle bu film nasıl yapıldı sorusu oluşacaktır. 

Filmin görsel yapılış aşamalarını anlatabilir misiniz?

   Oyuncular önce özel bir teknikle boyandılar. Fotoğraf makinesiyle binlerce kare çekildi ve mekanlara yerleştirilip suluboya etkisi için filtrelendirildi. Mavi perdeyi herkes bilir anlatmaya gerek yok sanırım. Mekanların maketleri yapıldı. Aslında çok basit bir teknikle yapıldı. Bu tip prodüksiyonlarda film künyesine baktığımızda çok kalabalık bir ekipten oluşmaktadır.

Projeyi tümüyle tek başınıza mı götürdünüz?


  Bu film bir ressamın elinden çıkması gerekiyordu. Aynı renkler aynı tat… Bir asistanım resim seçimi, ayıklanması ve anime sıralamaları gibi işlere yardımcı oldu. Diğeri maket yapımı ve resimlerin temizlenmesi gibi işleri yaptı. Ara sıra stajerler destek oldular. Ama bir ekip işi ancak bu konuda çok yetişmişlerle olur. Yani toplasanız 2.5 kişilik bir ekip.

Photoshop’un hangi sürümünden faydalandınız? Diğer kullandığınız programlar nelerdir?

  İşte bu çok güzel soru. Photoshop 7 ile başladık CS4 ile bitirdik. Eğer CS4 ile başlasaydık çok çok erken biterdi. Photoshop bizim işimizin yönüne yani sinema alt yapısına doğru gelişti. Layerler, animasyon aktarımları gibi çok şey gelişti hızlandı.Yabancı bu tip projelere baktığımızda donanım ve yazılım olarak büyük markaların destek verdiğini görüyoruz. Hatta birçok yazılım ve donanım ilk defa bu tip projelerde kullanılıyor ve başarı öyküsü olarak daha sonra tüketiciye sunuluyor.

Size benzer destek veren markalar oldu mu? Kimlerden destek aldınız? 

   Hiç kimseden destek almadım. Kimseye anlatamadım galiba. Destek verenler mutlaka karşılık isterler. Tepemde sürekli ne zaman bitecek diye birini istemedim doğrusu. Ayrıca zaten bizim iş dünyamız da hep kazanç yönlü olduğu için asla geliştirmelere denemelere para ayırmazlar. Kaldi ki bu nedenle çok aramadım. Bu bir emek işi.

The Watercolor / Suluboya filmini hazırlarken yaşadığınız zorluklar ve unutamayacağınız anılar nelerdir?

   Bir film 20 günde çekilip 2 ay sonra vizyona girebilir. Bu kadar uzayınca Altan Erkekli’ye “Suluboya filminde oynamışsın” diye sormuşlar o da “oynamadım” demiş. Unutmuş. Tamer Karadağlı Savaş Dinçel’le hiç biraraya gelmemiş, filmde birbirlerini görmeden bir araya geliyorlar… Filmin üst seslerini yapan ingilizi bir restorantta buldum. Filmin çekiminden sonra hayata gözlerini yuman Savaş Dinçel’i ise yakın dostu Müjdat Gezen seslendirdi mesela. Ortaya çıkardığınız teknik, dijital sinema adına yeni bir tarzın başlangıcı olabilir mi? Benzer projelere veya yeni teknik denemelere devam edecek misiniz?Elbette devam edeceğim. Ben bunu sinemanın başka dili olarak görüyorum. Kitabı kendi hayallerinizle yazmak gibi. Bu tarz şeyler yapılacaktır. Herkes kendi resmini canlandıracaktır. The Watercolor / Suluboya adı henüz ortada yokken ilk defa 3 yıl önce bizimle paylaşmıştınız. Yine ilk defa filmin müjdesini biz veriyoruz.

Photoshop Magazin adına teşekkür ederek eklemek istediğiniz son cümlelerinizi alabilir miyiz?

   İnsanın emeği çok önemli bence. Büyük bir emek harcayarak güzel bir yayın çıkarıyorsunuz. Filmime manevi olarak en başından beri büyük destek veriyorsunuz. Bende Photoshop Magazin ailesine teşekkür ederim.

 

 

 

November 2009

 


Röportaj