Photoshop Magazin
 


Hayatımızı Renklendiren Boyanın Kısa Tarihçesi…

01 November 2009 | Sayı: Nov 2009
 
1 2 3 4 5
 

Günümüzde herhangi bir şeyi renklendirmek istediğimizde, uygulama alanımıza göre bir dükkana ya da bir hipermarkete gidiyoruz ve ihtiyacımız olan boyayı alıyoruz. Modern tesislerde üretilen, kimyagerler tarafından geliştirilen ve kontrol edilen modern bir boya… Peki tüm bunlar yokken dekoratif amaçlı boyalar nasıl elde ediliyordu?

Kadınlar daha güzel görünmek için kıyafetlerini nasıl renklendiriyorlardı? En önemlisi nasıl makyaj yapıyorlardı? Tüm bu soruların yanıtı tarih kitaplarının satır aralarında. Tarihte boya kullanımına dair en eski yazılı kanıt, M.Ö. 2600 yılından kalma ve Çin’de bulunmuş. Ancak boya kullanımın başlangıcı çok öncelere dayanıyor. Zaten yazı yazabilmek için de (kabartmaları ve çivi yazısını saymazsak) boyaya ihtiyaç var.

İS: İlk boya
1.4 milyon yıl önce insanoğlunun ataları ateşi bir şekilde kullanmaya başladı. 500.000 yıl önce de gece aydınlatması
için ateş kullanılmaya başladı. Ateşin yan ürünü olan “is” mağara duvarlarında bıraktığı anlamlı izlere ilk dekoratif amaçlı boya olarak karşımıza çıkıyor. Renk tek ama ilkel sanatçı bu engel karşısında bile sanatını icra ediyor ve o dönemin hayvanları, av yöntemleri ve insan yaşamıyla ilgili modern bilgilerimize ışık tutuyor. İsten önce mi? Sanat sınır tanımaz: Atalarımızın mağara duvarlarına çizdiği ve günümüze kadar varlığını koruyan ilk sanat eserleri çamurdan bir paletin ürünü.

Afrika ve Avrupa’da bulunan mağara duvarlarında milattan önce 30.000 – 10.000 yıllarından kalma resimler bulundu. Bu resimler çamur ve kaya üzerine çizilmişti. Kullanılan boyalar, hayvansal yağ ile sarı, kahverengi ve kırmızı balçığın karıştırılmasıyla elde ediliyordu. Ayrıca beyaz için yağ ve kemik tozu, siyah için de yine yağ ve kurum karıştırılıyordu. Bundan, binlerce yıl sonra Rembrandt’da boyalarını aynı teknikle elde edecekti.

Airbrush’ın icadı
Bahsi geçen mağaralar Orta Afrika’dan İspanya ve Fransa kıyılarına kadar uzanır. En ünlüleri Fransa’nın Lascaux ve İspanya’nın Altamira bölgesi bulunmuştur. Bu mağaraların en önemli özelliği, boyanın içi boş bir kamışla duvara püskürtülmesidir. Yani “airbrush” tekniğinin ilk kullanımı…

Püskürtme tekniğinden başka, çeşitli çubuklar, çalılar ve hatta hayvan kürkünden fırçalar; bu dönemde kullanılan boyama aletleri arasında yer alıyor. Mineral oksitler, kırmızı demir filizi, kırmızı ve sarı kemikler, yanarak siyahlaşmış kemikler; diğer boya malzemeleri… Sonraları ağaç özleri boya amaçlı olarak kullanılmaya başlandı.

Ağaç özünün kaynatılması sonucu turpentin elde ediliyordu. Çam kozalaklarının kaynatılmasıyla da yağ. Bu malzemenin renk pigmenti içeren maddelerde karıştırılmasıyla oldukça sağlam ve kalıcı boyalar yapılıyordu.

Mısır uygarlığı
Milattan önce 5000 yılına geldiğimizde Mısır’da büyük bir uygarlığın yükselişine şahit oluyoruz. Memphis, Mısır Uygarlığı’nın ilk başkenti. Sanatın her türü büyük bir gelişme gösteriyordu. 1000 yıl sonraki boyalar, tapınakların ve mezarların duvarlarına çeşitli resimler yapmak ve hiyerogrifler işlemek için kullanıldı. Boyanacak duvar önce ağaç özlerinden elde edilen zamk ve kireçlere sıvanıyor, gerekli görülen yerlere kabartmalar yapılıyor ve mineral pigmentleriyle boyanıyordu. O dönemde kullanılan pigmentler arasında, mavi ve yeşil bakır tozu, sarı ve kırmızı demir filizleri yer alıyordu. Milattan önce 2700 yıllarında Mısır sanatı, tarih boyunca bir kez daha ulaşılmayacak bir ustalığa erişti. Giza Piramitleri’nin ve Sfenksin inşası bu tarihlere rastlar.

Potasyum hidratın cam işinde kullanılmaya başlanmasıyla Hindistan’daki indigo ağacından elde edilen çivit rengiyle yarışacak güzellikte bir pigment bulunmuş oldu. Bu pigment, ardıç reçinesi, balmumu, yumurta, kazein ya da mastikle ( sakız ağacı, mastika) karıştırılınca, o dönemden günümüze kalmış en güzel renkli boya oluşuyordu. Sanatçıların doruğundaki Mısırlı
sanatçıların torunları, resim ve boyama sanatının sırlarını antik Yunan ve Etrusya (İtalya) uygarlıklarına taşıyacaklardı. Tabi dolayısıyla da Roma’ya…

Mor kumaşın değeri
İsa’nın doğumundan 500 yıl önce Mezopotamya’nın doğusundan, Çin’e kadar uzanan topraklarda alkol bazlı boyaların kullanımına başlanmıştı. Batıda hala Mısır ekolü takip ediliyordu. Birkaç yüzyıldır da kumaş boyama, kazancı oldukça iyi bir meslek olarak tüm dünyaya yayılmıştı. Milattan önce 331 yılında Büyük İskender, Pers başkenti Susa’yı fethettiğinde kraliyet hazinesinde 190 yıllık mor pelerinler bulunmuştu. Günümüze kalan yazılı belgelere göre bunların değeri, 1000 kilo altında eşdeğerdi. Aynı belgelerde Büyük İskender, Hindistan’dan gelen ve çok güzel renklerde boyanmış pamuklu kumaşlardan bahsediyor.


İşte bu dönemden sonra moda kavramının yükselişine tanık oluyoruz. Çeşitli süs eşyalarının yanı sıra değişik renklerde kumaşlar ve bu kumaşlardan dikilmiş elbiseler, özellikle soylu sınıflara mensup kadınların vazgeçilmez tutkusu haline gelmeye başlıyor. Çok ender bulunan bir bitkinin kökünün kaynatılması sonucu yapılan purpura, o dönemin en değerli boyası. Kumaşa
çok tatlı mor bir renk veriyor. 273 yılında kalma bir belgeye göre dönemin Roma İmparatoru Aurelian, karısının tüm ısrarlarına rağmen pazarda satılmakta olan purpura boyalı elbiseyi almayı reddetmiş. Sebebi, elbisenin fiyatının ağırlığınca altın olmasıymış. Bu arada Romalıların, tuttukları kayıtların ince ayrıntıları için kutlamak gerektiğini de belirtmeliyiz.

Nostaljik bir hobi
Hıristiyanlığın gelişmesiyle Avrupa’da Hıristiyanlık öncesi yapılmış sanat eserleri, kafir çalışmalar oldukları gerekçesiyle sistematik olarak yok edilmiş ve günümüze çok az şey kalmış. Yine de bu dönemde su, turpentin, alkol, amonyak ve kireçli suyun tiner olarak kullanıldığını, balmumu ve pigment içeren maddelerin birlikte eritilerek çeşitli renkte boyalar yapıldığını, daha sonra bu boyaların ahşap ve seramik yüzeylere uygulandığını biliyoruz.


Hıristiyanlığı gelişiminden sonra birçok ressam eski bilgilere yenilerini ekleyerek resimler yapmaya başladı. Her birinin kendine özel formülleri vardı. Bu formülleri tek tek ele almak yazının amacını ve dergide kaplaması planlanan sayfa sayısını aşacaktır. Sentetik boyanın icadı ve gelişimiyle doğal boyalar neredeyse tarihe karışmıştır. Artık sadece bazı sanatçılar ve amatör kumaş meraklıları eski formülleri kullanarak boya yapmakta. Sentetik olarak doğanın tüm güzel renklerinin üretilebildiği, hatta günümüzdeki kullanılan renk sistemleriyle tüm sınırların kalktığı bir dönemde böyle bir nostalji, ancak hoş bir hobi olsa gerek…

 

November 2009

 


Periskop Bakışı