Photoshop Magazin
 


Dijital Fotoğrafçılığın Temelleri Bölüm 4: Çekim Teknikleri

01 November 2009 | Sayı: Nov 2009
 
1 2 3 4 5
 

Dijital Fotoğrafçılığın Temelleri Bölüm 4: Çekim Teknikleri

Pozlama
Görüntünün kaydedilebilmesi için makineye ışığa duyarlı bir fotoğrafik malzeme, yani film koymak gerekir. Pozlama sırasında objektif ve obtüratör (örtücü) açık kalır. Tam da bu sırada görüntü oluşmaya başlar ki bu gizli görüntüdür. Işığa duyarlı malzemede üzerine düşen ışığın etkisiyle optimum bir sonuç elde edilir. Bu da en iyi görüntüyü veren doğru pozdur.

Poz öyle ayarlanmalıdır ki ışığa duyarlı malzemeye ulaşan ışık kayıt yapmak için yeterli olsun. İşte bu nedenle poz, filmin duyarlılık miktarına ve görüntünün parlaklığına bağlıdır. Görüntünün en parlak noktalarıyla en az parlak noktalarını birlikte kaydetmek gerektiğinden poz buna göre ayarlanmalıdır. Pozlamanın miktarı, verilen diyafram ve obtüratör değerleri ile ayarlanır.

Diyafram, objektiften giren ışık demetinin çapını, obtüratör ise bu ışık demetinin filmi etkileme süresini belirler. Dolayısıyla aynı poz değerine ulaşmak için ya büyük diyafram açıklığı ve kısa obtüratör süresi kullanmak ya da küçük diyafram açıklığı ve uzun poz süresi kullanmak gerekir.

Bununla birlikte; hangi diyafram-obtüratör ikilisinin seçileceğini, alan derinliği ve fotoğraflanacak konunun hareketliliği belirler. Konu hareketliyse, görüntüyü net çekmeye yetecek kadar yüksek bir obtüratör hızı kullanmalıdır. Obtüratör süresi kısa tutulduğunda yeterli poz miktarını sağlayabilmek için büyük çaplı bir diyafram açıklığı kullanmak gerekir. Ancak
bu da alan derinliğinin azalmasına neden olur.


Durum göstermektedir ki bütün bu gereksinimleri karşılayacak doğru pozu bulabilmek için fotoğrafçı zaman zaman bazı noktalardan tavizler vererek sonucu dengelemek zorund kalacaktır. Bu yüzden poz konusunda karşılaşılacak ilk problem, belirli koşullarda nesneyi gerekli alan derinliği ve obtüratör hızını sağlayabilecek biçimde ayarlamaktır. Eğer film kullanarak fotoğraf çekiyorsanız; yoğunluğu ve kontrastı normal olan negatiflerden, konunun hem ışıklı hem de gölgeli bölgelerinden veya koyu tonlarından yeterli detay alabilirsiniz. Düşük yoğunluklu negatiflerde, nesnenin gölgeli veya koyu tonlarından yeterli detay alınamaz. Çünkü bu bölgelerden yansıyan ışık negatif üzerinde yeterince etkili olamaz. Fotoğraf kağıdı üzerinde temiz beyazlar elde etmek zordur ve siyahlarda detay yoktur.


Yüksek yoğunluklu negatiflerde, görüntünün ışıklı veya aydınlık bölgelerinden yeterince detay alınamaz. Çünkü bu bölgeler negatif üzerinde birbirlerine çok yakın kararmalar oluşur. Fotoğraf kağıdı üzerinde temiz siyahlar yoktur ve beyazlarda yeterli detay bulunmaz. Fotoğraflanan görüntünün en parlak bölgeleri filmde siyah, ara tonları gri, siyah bölgeleri saydam olmalıdır. Böyle bir negatif elde edebilmek için de, konudan yansıyan ışığın doğru ölçülmesi ve doğru değerlendirilmesi gerekir.

Ölçüm Pozometre yüzey tanımaz. Yalnızca yüzeyin yansıttığı ışığı algılar. Üzerine düşen ışığın şiddeti aynı olsa bile siyah bir yüzeyden azıcık yansıyan ışık pozometre için karanlık ortam veya beyaz bir duvardan çokça yansıyan ışık aydınlık bir ortam demektir. Bütün pozometreler algıladıkları ışığı film yüzeyinde orta gri oluşturacak şekilde değerlendirirler.
Koyu tonlu ve açık tonlu yüzeylere düşen ışık miktarı aslında aynıdır. Koyu tonlu yüzeyden yansıyan ışık miktarı çok az olduğu için pozometre büyük bir diyafram önerir. Açık tonlu yüzeyden yansıyan ışık miktarı ise çok olduğu için pozometre kısık bir diyafram önerir. Pozometrenin önerisini her iki durumda da aynen kabul ederseniz hem nesneniz, hem de açık tonlu yüzeyler negatif üzerinde gri olarak görünürler. Yani her iki durumda da gri baskı söz konusu olur.

Ölçüm iki şekilde yapılabilir: 1) yanısyan ışığı ölçmek ve 2) gelen ışığı ölçmek.
Yansıyan ışığı ölçerken; pozometreyle ölçümleri hatasız yapmak için gri referans kartı kullanılmak veya yerine koyma tabir edilen avuç içinden ölçüm yapmak gerekir.

Yansıyan ışık ölçümü koyu nesnelerde biraz artırılarak ve açık nesnelerde biraz azaltılarak veya nesnenin yansıttığı ortalama ışık ölçülerek elde edilir. Konu yansıtıcılığı %18 ise bulunan değer doğrudan uygulanır.


Pozometreler daima nesneye düşen ışığın yüzde on sekizinin yansıdığı varsayılarak kalibre edilmişlerdir. Bu amaçla doğru ölçüm için %18 yansıtıcılığı olan bir gri kart kullanabilirsiniz.


Yansıyan ışık ölçümü 3 yolla yapılabilir:

1) genel ölçüm, 2) yakın ölçüm ve 3) spot ölçüm. Gelen ışığı ölçmek, ışık kaynağına doğru yapılan ölçümdür.

Pozometrenin önüne yerleştirilen bir filtreyle tercüme ölçüm alınır. Bu filtre gelen ışığı 1/5 oranında geçirme özelliğine sahiptir. Normal görüntülerde pozometre direkt olarak kullanılır.

Eşdeğerlik Yasası
Pozlama bir bardağı veya kovayı su ile doldurmaya benzetilebilir. Örnek; film bardak, diyafram vana, suyun açık kalma süresi obtüratör süresi olsun; bardağın tam dolması, filmin yeterince pozlanması anlamına gelecektir.

Bardak tam dolmalıdır, ama su taşmamalıdır. Aynı şekilde; film ne gereğinden fazla, ne de gereğinden az ışık almalıdır.

30” – 15” – 8” – 4” – 2” – 1” – 1/2 – 1/4 – 1/8 – 1/15 – 1/30 – 1/60 – 1/125 – 1/250 – 1/500 – 1/1000

Yukarıdaki değerler, standart obtüratör değerleridir ve 30 ile 1/1000 saniyeye arasında değişirler. Her bir değer obtüratörün o kadar süre içinde açılıp kapanarak filmin pozlanmasını sağlayacağını belirtmektedir. Örneğin; enstantane değeri olarak 1/125 seçililrse film saniyenin 125 ‘te biri kadar bir sürede pozlanacaktır. Skaladaki her değer bir sonrakinin iki katı ve öncekinin yarısı kadar süreyi ifade eder.


f:1,4 – f:2 – f:2,8 – f:4 – f:5,6 – f:8 – f:11 – f:16 – f:22
Yukarıdaki değerler, objektif üzerinde yazılı olan ve merceklerden geçerek film üzerine düşecek görüntünün geçtiği aralığın büyüklüğünü veya küçüklüğünü belirten değerlerdir.

Skaladaki en küçük sayı en büyük diyafram açıklığını, en büyük sayı en küçük diyafram açıklığını belirtmektedir. Yani f:1,4 değeriyle seçilen diyafram açıklığı ışığı en fazla geçirecek, f:22 değeriyle seçilen diyafram açıklığı ışığı en az geçirecek aralıktır. Skaladaki her değer bir sonrakinin iki katı ve bir öncekinin yarısı kadar ışık geçirebilecek büyüklükte bir aralığı ifade eder.

1/125 = 2 x 1/250 veya f:2,8 = 2 x f:4

Enstantane (obtüratör süresi) değerleri

Diyafram (geçiş aralığı) değerleri

 

Eşdeğer değişkenler aynı koyulukta negatif anlamındadır. Yapılacak bir ışık ölçümünde enstantane ve diyafram değerleri pozometre tarafından belirlenir. Belirlenen bu değerleri birbirini telafi edecek şekilde bir alt veya üst ayar seçerek tercih etmelidir.

Örneğin; enstantane değeri 1/125 ve diyafram açıklığı f:11 bulunsun. Bu değerlerin yerine enstantane için 1/60 ve diyafram açıklığı için f:6 şeklinde kullanmalıdır. Işığın geçiş süresi iki katı artırılırken diyafram, yain geçiş aralığı yarıya indirilmiş olur. Böylece eşit yoğunlukta bir negatif sağlanır.

Aşağıdaki tabloda enstantane ve diyafram değerleri sıralanmıştır. Kareler içindeki enstantane ve diyafram değerlerinin negatifi eşit yoğunlukta etkileyebileceği söylenebilir.

Eşdeğerlik Sapması
Bir iç mekanda veya loş bir ortamda fotoğraf çekmek istiyorsunuz ve pozometreyle yaptığınız
ölçümde enstantane 1/1 sn, diyafram f:1,4 ölçülüyor. Böyle bir durumda; aşağıdaki tercihleri kullanarak eşit yoğunlukta negatif oluşturmanız gerekir.


Enstantane 2 sn – Diyafram f:2
Enstantane 4 sn – Diyafram f:2,8
Enstantane 8 sn – Diyafram f:4
Enstantane 16 sn – Diyafram f:5,6


1 saniyeyi aşan pozlamalarda eşdeğerlik yasasında sapmalar görülür. 1sn ile 1/1000sn arasında yasa normal çalışır. Bunların dışındaki sürelerde sapmalar olur. Uzun pozlamalarda duyarlı malzemenin ataletini yenmek için ek pozlama yapmak gerekir.


Pozlama Sorunları
Çeşitli konularda veya görüntülerde pozlama problemleriyle karşılaşılabilir. Manzara fotoğraflarında; yansıyan ve gelen
ışık ölçümleri doğrudan kullanılabilir. Bir fark varsa ortalaması alınır. Kapalı havada gökyüzü aşırı ışıklı olacağından pozometreyi gök ışığından korumak gerekir.

Sokakta çekilen fotoğraflarda; ölçüm yaparken gelen ve yansıyan ışık ölçümü yeterli olabilir. Ancak parçalı aydınlatma söz konusuysa en karanlıkla en aydınlık kısımların arasındaki farkı kontrol etmek gerekir. Kontrast fazlaysa görüntü fotoğraf filmine bütünüyle kaydedilemez. Aydınlık veya karanlık kısımlar arasında bir tercih yapmak gerekir.

Aydınlatılmış mimari fotoğraflarında; genellikle binanın yanına gidip gelen ışık ölçümü yapmak mümkün olmayabilir. Yansıyan ışık ölçümü yapılır. Ancak bu durumda pozometreler farklı değerler göstereceklerdir. Oysa binanın aydınlatması aynıdır.
Sahne fotoğraflarında; fon aydınlık olmadığı zaman aynı yanılgı yaşanır. Doğru çekim yapabilmek için sahnedeki nesneye yakın mesafeden kadrajı dolduracak biçimde yansıyan ışık ölçümü yapmak veya bir spotmetre yardımıyla uzaktan ölçüm yapmak gerekir. Objektifi değiştirilebilen bir makine kullanılıyorsa teleobjektif de spotmetre gibi kullanılabilir. Teleobjektifle alınan ölçüm değerleri, çekim için kullanılacak diğer objektife de uyarlanabilir.


Kar fotoğraflarında; doku ve ayrıntılar görünecek şekilde baskı yapıldığı takdirde orta griye göre 2 stop kadar daha koyu olduğu görünür. Nesne veya görüntü olağan koşullardan daha çok ışık yansıtır ve ve pozometreyi 2 stop yanıltır.

Pozometrenin ölçtüğü değerler kullanıldığında kar manzarası orta gri çıkar. Normal bir kar manzarası elde etmek için ölçümden 2 stop daha fazla pozlama uygulamak gerekir. Bu durumda; diyaframı 2 stop açmak veya enstantaneyi 2 stop kadar uzatmak gerekmektedir.

Ters ışıklı fotoğraflarda; konudan veya görüntüden
ne beklendiğine bakılır. Dramatik bir portre çekimi yapılacaksa objenin fotoğrafçıya dönük yüzeyinde ölçüm yapılmalıdır. Bir deniz kenarında veya bozkırdaki başak tarlalarında çekilecek fotoğrafta ters ışık varsa ve obje değil de arka plandaki görüntü önemliyse konuya göre ölçüm yapılır.

Siluet fotoğraflarında; nesnenin fotoğrafçıya bakan yüzündeki detaylar önemsizdir. Fon hangi değerde isteniyorsa, ölçüm, gri kart uygulaması 2 stop artırılarak yapılabilir. Günbatımı fotoğraflarında; ölçüm silüet fotoğraflarındaki gibi yapılır. Elde edilen değer aynen uygulanmalıdır. Güneş çok parlaksa diyafram 2 stop kadar artırılır.


Hareketli fotoğraflarda; genelde önceden ölçüm yapılır. Birçok fotoğrafik nesne için hareketlilik önemli bir özelliktir. Ancak hareket durağan bir ortam olan fotoğrafta doğrudan verilemediğinden fotoğrafçılar hareketi fotoğraflamaktan vazgeçmişlerdir. Hareket doğrudan verilemese de hareket hissi bazı grafik yollarla uyandırılabilir. Hareket sembollerle verilir ve bunun birkaç yolu vardır. Fotoğrafçının hangi yolu veya sembolü seçeceği şu koşullara bağlıdır.

• Fotoğrafın amacı
• Nesnenin doğası veya yapısı
• Hareketin türü ve derecesi (objektif aksı ile nesnenin hareket yönünün yaptığı açı)

Fotoğrafın Amacı
Fotoğrafçı fotoğraflarında ne anlatmak istediğine karar verirken üç farklı yoldan birini seçer:
1) Hareketli konunun kendisini olabildiğince net bir şekilde vermek. Örneğin; performansı ve vücut formu incelenmek üzere bir atletin fotoğrafının çekilmesi sırasında her detayın olabildiğince net bir şekilde görüntülenmesi için hareketin durdurulması gerekir.
2) Nesnenin hareket halinde olduğunu göstermek. Bu durumda hareketin kanıtının grafik olarak verilmesi gerekir. Böyle bir kanıt iki yolla elde edilebilir:
• Sembollerle
• Nesnenin pozisyonuyla (nesnenin tanınabilirliğinin korunması önemli koşuldur)
3) Hareket hissi uyandırmak. Burada konunun kendisi soyut bir kavram olan hızdır. Nesne yalnızca hareket ve hız gibi soyut kavramların yansıtılabileceği bir ortam, bir vasıta olarak kullanılır. Böyle bir durumda; yalnızca sembollerin kullanımı, konunun özü ve fotoğrafçının niyeti hakkında bilgi verir.

Nesnenin Doğası veya Yapısı
Hareketin, hareket halindeki nesnenin fiziksel görünümü üzerinde etkisi söz konusu olduğunda fotoğrafçı iki tür objeyi tanımak zorundadır:

1) Hareket halindeyken durağan halindekinden daha farklı görünen nesneler. Örneğin; bir ayağı yukarıda fotoğraflanmış biri muhtemelen yürüyor veya koşuyordur. Yani hareket halindedir. Doğal ortamlarındaki hayvanlar, kırılan dalgalar, rüzgarda eğilen ağaçlar güzel birer örnektir. Böyle durumlarda hareket, nesnenin fiziksel görünümündeki farklılıklarla belirgin hale geldiğinden grafik sembollerle anlatılması gerekmez. Ancak fotoğrafçı nesnenin görünümündeki değişikliği vurgulamak için grafik sembol de kullanabilir. Örneğin; bir ayağı yukarıda bir atın arka tarafını hafifçe flulaştırabilir. Böylece koşmakta olan bir atın yönlü flulaştırılmış görüntüsünü vererek atın hareket halinde olduğunu daha güçlü bir şekilde anlatabilir.

2) Hareket halindeyken de, durağanken de fiziksel durumları aynı olan nesneler. Örneğin; tren, otomobil, gemi ve benzeri ulaşım araçlarıı haket halindeyken fiziksel görünümlerini korurlar. Söz konusu nesnelerin hareket halinde oldukları görünümlerindeki farklılıktan anlaşılamayacağı için fotoğrafta yalnızca sembolik anlatımla verilebilir. Hareketin kanıtı da sıklıkla dolaylı biçimde ilave edilir. Örneğin; hareket halindeki bir otomobilin görünümü, durağan haline göre bir farklılık göstermese bile hareketin kanıtı arabanın arkasından yükselen bir toz bulutu olabilir. Hızla giden bir sürat teknesinin burnundaki ve dümenindeki dalgaların şekilleri nesnenin hızla hareket ettiğini kolayca anlamayı sağlar. Uçmakta olan bir uçak hareket halinde olduğu halde net olarak fotoğraflandığında hareket hissi uyandırmaz.

Hareketin Türü ve Derecesi
Hareketin kanıtı hız hissiyle aynı şey değildir. Uçmakta olan bir uçağın net fotoğrafı onun havada olduğunun, yani hareket halinde olduğunun kanıtıdır. Ama hız hissini uyandırmaz. Eğer hız hissinin verilmesi önemliyse uçağın hareketinin sembolik olarak verilmesi gerekir. Yani kendisinin veya altındaki yer parçasının flulaştırılması gerekir. Fluluk yaratılmadıkça uçağın hareket halinde olduğu bilmesine rağmen duruyormuş gibi gözükür.

Aynı şekilde; bir at engelden atlarken her halükarda hareket halindedir. Ancak fotoğraf çok net çekilirse havada asılıymış gibi algılanabilir. Hareket hissini uyandırabilmek için görüntünün bir miktar fluluk içermesi gerekir. Net bir fotoğrafla yönlü flulaştırılmış bir fotoğraf arasındaki fark şudur: Hız hissinin ikna edici bir şekilde iletilmesi için fotoğrafçı hareketin derecesini göz önüne almak durumundadır. Burada hareketin üç farklı hız miktarı bilinmelidir.

1) Hareket o kadar yavaştır ki nesne tüm detaylarıyla görülür. Örneğin; yürüyen insanlar, yavaş giden yelkenliler ve tekneler, rüzgarda salınan ağaçlar ve bulutlar. Böyle durumlarda; genellikle net bir çekim gerekir. Çünkü hareketin sembolik kanıtı, yönlü flulukla verilirse, iletilecek olan hız hissi, nesnenin mevcut hızından daha fazla olur ve nesneyle bağdaşmaz.
Bu durumda; hareketin kanıtı ya objenin görünümüyle (örneğin; motorlu teknenin burnunda oluşan dalgalar) verilebilir veya hareket eden bulutlardaki gibi objenin hareketi o kadar önemsizdir ki neredeyse tümüyle ihmal edilebilir.


2) Hareket o kadar hızlıdır ki nesne tümüyle seçilmez. Örneğin; koşan atletler, uçan hayvanlar, yakın mesafeden geçen arabalar. Böyle durumlarda nesnenin özellikleri genellikle fotoğrafın hız hissinin uyandırılmasını gerektirir. Bu yüzden hareket sembolik biçimde belirtilir.

3) Hızlı hareket eden nesne kısmen veya tamamen görünür durumdadır. Örneğin; kendi ekseninde dönen uçak pervanesi ve uçuş halindeki roket... Bunları fotoğraflamak özel teknikler gerektirir. Ortaya çıkan fotoğraflar hiç doğal görünmez. Hareket duygusu görecelidir.

Yerden bakıldığında beş mil yukarda saatte 900km/saat hızla giden uçak, havada duruyor gibi algılanabilir. Ancak yanınızdan 90km/saat hızla geçen bir otomobil size daha hızlı gelebilir. Algılamadaki bu farklılığın nedeni göreli hızlardaki farktan kaynaklanır.

Göreli veya göreceli hıza açısal hız da denir. Hareket eden bir nesne yine hareket halindeki bir başka nesneye yaklaştıkça daha hızlanmış gibi algılanır. Uzaklaştıkça da tersi bir algı gerçekleşir. Açısal hız, aynı zamanda,
bize yaklaşmakta olan aracın belirli bir noktada bakış çizgimize 90 derecelik bir çizgi üzerinde ilerleyen diğer araçtan neden daha yavaş göründüğünü de açıklar.

Aşırı Pozlama
Orta griden daha aydınlık ortamlarda kumsallar ve karla kaplı alanlar gibi görüntüler üzerlerine düşen ışığın %18’den fazlasını yansıtırlar. Makinenin otomatik ışık ölçme sistemi sadece ortalamayı gördüğü için ortamın parlak görünmesi gerektiğini algılayamaz. Makine ışık miktarını orta griye denk gelecek şekilde ölçtüğü için resim olması gerekenden koyu çıkar. Bu durumda kullanıcının devreye girerek otomatik pozlamayı devre dışı bırakması ve parlaklığı artırması gerekir.

Yetersiz pozlama, doğru pozlama ve aşırı pozlama (overexposure) örnekleri - Armand Niculescu

Orta griden daha koyu olan ortamlarda gölgeli alanlar ve siyah giysili insanlar üzerlerine düşen ışığın %18’den azını yansıtırlar.

Nadir de olsa karşılaşılan bu durumda otomatik pozlama sistemi görüntüyü olduğundan veya olması gerekenden parlak gösterir. Otomatik pozlama, görüntünün gerçekten karanlık mı aydınlık mı olduğunu anlamaz. Ancak her iki durumda da sistem sahneyi daha parlak göstermek için ışık ayarını arttırır.
Buna aşırı pozlama (overexposure) adı verilir.

Derinliğin nesne uzaklığına bağlı değişimi

 

Derinliğin odak uzaklığına bağlı değişimi

Derinliğin diyaframa bağlı değişimi

Geleneksel fotoğraf makineleriyle çekim yapan kullanıcılar pozlama ayarını el yordamıyla yapar ve eğer görüntüyü aşırı pozlarlarsa görüntü olması gerekenden daha parlak çıkar. Aynı şekilde; eksik pozlama (underexposure) da görüntüyü olduğundan daha karanlık gösterir.

Alan Derinliği
Diyafram açıklıkları, yalnızca objektiften geçerek filme etki eden ışık miktarını ayarlamakla kalmaz, alan derinliğini de belirler. Alan derinliği, netliğin ayarlanmış olduğu yüzeyin berisinde ve gerisinde uzanan netlik bölgesidir. Yani fotoğrafın ön plandaki en net bölge ile arka plandaki en net siluet bölge arasındaki uzaklığıdır.

Net alan derinliğinin kontrolü fotoğrafçının vazgeçilmez olanaklarından biridir. Net alan derinliğini belirlerken aşağıdaki üç koşulun birbirini etkileyeceği düşünülmelidir.

Bunlar netlenen nesnenin makineden uzaklığı, kullanılan objektifin odak uzaklığı ve seçilen diyafram değeridir.

Nesnenin Uzaklığı
Yakındaki cisimlere yapılan netleme ile daha az, uzaktaki cisimlere yapılan netleme ile daha fazla net alan derinliği elde edilir. Alan derinliği cismin uzaklığına bağlı olarak değişir. Uzak mesafede net alan derinliği artar, yakın mesafede net alan derinliği azalır.

Objektifin Odak Uzaklığı
Uzun odaklı objektiflerin net alan derinliği geniş açılı olanlara oranla kısadır. Örneğin; 28mm bir objektifle f:22 enstantane kullanarak çekilen resimde alan derinliği fazla olduğu için arkadaki diğer nesneler uzakta görünür.

100mm bir objektifle f: 22 enstantane kullanarak çekilen resimde alan derinliği az olduğu için arkadaki diğer nesneler çok yakında görünür. Ayrıca; mesafe değiştiği için perspektifte de farklılıklar ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Diyafram Açıklığı
Diyafram kısıldıkça net alan derinliği artar. Buna karşın diyafram çapı büyüdükçe net alan derinliği de buna paralel azalır. Derinliğin nesne uzaklığına, odak uzaklığına ve diyaframa bağlı değişimleri karşı sayfada resimlerle
gösterilmiştir.


Uzun Pozlama
Uzun pozlama, fotoğrafçılıkta sık kullanılan tekniklerden biridir ve çoğunlukla gece çekimlerinde kullanılır. Birçok farklı durumda etkili fotoğraflar çıkartılabilir. Uzun pozlama ile fotoğraf çekmek için makineyi titretmemek
gerekir ki mutlaka tripod (üçayak) kullanılır. Ayrıca; fotoğraf makinesinin enstantane ve diyafram ayarlarını elle yapmaya izin vermesi gerekir. Kompakt bir makineyle başarılı uzun pozlama fotoğrafları çekmek pek mümkün olmaz.
Hem ışıklı, hem de hareketli nesneleri en kolay bulabileceğiniz yerler lunaparklardır. Bu makalenin giriş sayfasındaki lunapark fotoğrafı uzun pozlamaya güzel bir örnektir.


Işıkla Boyama
Işıkla boyama kullanılarak yaratıcı ışık kontrolü yapılabilir. Gölge olmaması için ışık kaynağı sürekli oynatılır ve fotoğrafçı sürekli sekiz çizerek yürümek suretiyle ışıkla boyamaya yapar.


Önce çekilecek mekanın krokisi çizilerek bir ışık planı hazırlanır. Işığın süresi ve şiddeti önemlidir. Işık kaynağı makine arkasında veya önünde durabilir. Bazen kadraja da girebilir. Fotoğrafçı koyu renk kıyafet giymelidir.
Fotoğrafçı kadrajın içine girmek zorundaysa kesinlikle hareketsiz durmamalıdır. Çünkü verilen ışık alanı içinde silueti çıkabilir.

Işık kaynağının kamera arkasında olması bu tür sorunları giderir. Temel ilke ışık kaynağının çapını büyütmektir. Pozu hareket hızına göre belirlemek ve çekim süresince değiştirmemek gerekir. Işıkla boyama fotoğraflarına ileride çok daha uzun değineceğiz.

Mimari Fotoğraflar
Şehir ve mimarlık fotoğrafları, insanları bilmedikleri, gitmedikleri yerlerle götürerek, oralardaki modern ve tarihi yapıları, binaların çarpıcı tasarımlarını, etkileyici çevre ve peyzaj düzenlemelerini belgeleyerek izlemesi büyük keyif veren görsel deneyimler oluştururlar.

Mimarlık fotoğraflarında genelde teknik makine kullanımıyla daha rahat çalışma ortamları sağlanabilir ve deforme olmuş yapıların daha kontrollü bir perspektif ile fotoğraflanması sağlanabilir. Bunun için konu düzlemi, objektif düzlemi ve film düzleminin birbirine paralel olması gerekir. Ancak yeterli mesafe olmadığında, teknik makinedeki film düzlemini
kaydırmak suretiyle bu dezavantaj giderilir.

Genellikle geniş açılı objektiflerin kullanılması gereken durumlarda teknik makine veya katı gövdeli makinelere takılabilen shift objektiflerle bu sorunlar giderilir.

Panoramik Fotoğraflar
Panoramik fotoğraf, yüksekliğine oranla genişliği daha fazla olan fotoğraftır. Birden fazla fotoğrafın bitiştirilmesiyle oluşturulur. Panoramik çekim yapabilen dijital fotoğraf makineleriyle de çekilebilir. Çok sayıda fotoğrafın
düzgünce bitiştirilerek panoramaya dönüştürülebilmesi için üçayak kullanmak gerekir. Panoramik fotoğraflar genellikle yüksek yerlerden ve konuyu kurtaracak en uzak odaklı objektiflerle çekilir. Tripod düzgün teraziye alınmışsa dikeyler konuya paralel olur ve görüntü tarama göz kararı bindirmeyle yapılarak çekimler gerçekleştirilir.

 

 

Binme payları büyük olursa bitiştirme daha sağlıklı olur. Binme payı ufuk fotoğrafında 1/5, hava fotoğrafında 1/3 tercih edilir. Uzun odaklı objektiflerde binme payı azalabilir. Kısa odaklılarda perspektif hatası olur. Çekim sırasında; önce panoramik görüntünün kaç kareden oluşacağı prova edilir, sonra eşit paylarda bindirme ile tek sayıda (en az 3, en çok 7 kare) çekim yapılır.

Cephe ışığını tercih etmek, polarize filtre kullanmamak, hareketli objelerden sakınmak dikkat edilmesi gerekli bazı kurallardır. Ek yerlerinde bütün nesneler kadrajlamaktan kaçınmak ve ön planlardan uzak durmak en doğrusudur. Rüzgar ve bulut hareketleri olmamalıdır.

Filme çekim yapılıyorsa tümü aynı filme çekilmeli, filmler aynı koşulda yıkanmalı, tek baskı pozuyla baskı yapılmalı, kartlar beraberce banyoya atılmalı ve elle müdahaleden kaçınmalıdır.

Gelecek sayıda; fotoğraf makinelerinde kullanılan filtreler ve bir fotoğrafçıya yardımcı diğer araçlar üzerinde duracağız.

 

November 2009

 


Dijifoto