Photoshop Magazin
 


Bir İnsanı Tek Bir Kareyle Anlatmak! / Alexander Berg

01 November 2009 | Sayı: Nov 2009
 
1 2 3 4 5
 

Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Alexander Berg kimdir?
42 yaşındayım ve İsveç doğumluyum. 17 yaşındayken İsveç’ten ayrıldım. Bir süre Tokyo ve Atina’da yaşadım. 1994 yılından bu yana da New York’ta yaşıyorum.


Fotoğraf çekmeye nasıl başladınız?
Bana fotoğrafı sevdiren kişi annem olmuştur.17 yaşımda Mısır’a gittiğim esnada annemin kamerasını kullanıyordum. Renkli filmim bittiği zaman biri bana siyah beyaz film verdi. O andan itibaren siyah beyaz fotoğraflara aşık oldum. 1 sene içerisinde kendimi daha da geliştirdim. Kameranın arkasında durup deklanşöre her basmanız sizin asıl deneyiminiz oluyor. Zaten fotoğrafta başka şekilde deneyim kazanamazsınız.

One Shot İstanbul projesinden bahseder misiniz?
Bruce Weber, Annie Leibovitz ve Patrick Demarchelier’den ilham aldım. Manipüle olmuş fotoğraflardan çok daha sade ve ham kareler yakalamaya çalışıyorum. Örneğin ticari fotoğraf çekerken gün içinde değişiklikler devam eder. Bir sanat yönetmeni
gelir ve formatımız şöyledir, kadraj böyledir diye size yapmanız gerekeni söyler.Bu şekilde ruhunuzu ve yeteneğinizi kaybedersiniz. Tabi fotoğrafında ruhu yok olur.Moda fotoğrafları çekerken de yüzlerce fotoğraf çekiliyor ama aralarından biri veya ikisi kullanılıyor. Üstelik birkaç yıl içerisinde fotoğrafların hiçbir önemi kalmıyor, moda değişiyor. Ama ben çektiğim fotoğraflara baktığımda o kişi ile aramdaki bağı ve yaşanmışlıkları hissediyorum.Fotoğraf sanatçıları olarak defalarca deklanşöre basıp sayısız kareler elde ettiğimiz fotoğraf çekimleri yapıyoruz. 

Oysa ki ışık, poz, kostüm gibi materyallerin önceden eksiksiz bir şekilde hazırlanarak, bir kare fotoğraf çekimiyle mükemmel ve en doğru an yakalanabilinir. Bende buradan yola çıkarak One Shot Projesi’ni başlattım. Bu projede fotoğraf ve çekilen insan etkileşim içinde. Onları değiştirmedim nasıl poz vermeleri gerektiğini söylemedim, oldukları gibiydiler.
One Shot sergisi, bir portre fotoğraflama projesi olarak ortaya çıktı. Serginin en önemli özelliği, halktan farklı kitlelerle beraber imza atılmış bir çalışma olması. Ünlü isimler olduğu kadar halkın çeşitli katmanlarından yüzleri kullanıyoruz. Sergilenen her imaj, bir fotoğraf filmi, bir poz ve görünüm, bir an ve bir fotoğraf çekiminden oluşuyor. Projeye katkıda bulunan kişiler çekim bittikten
sonra oradan bir adet 4X5 polaroid fotoğraf ile ayrılıyorlar. Ancak sergi için kullanılan fotoğraflar ise yine özen ve titizlikle seçtiğimiz ve zaman içinde renk kaybına neden olamayacak geniş formatlı Epson yazıcılar ile çözdük. Siyah-beyaz olarak sergilediğimiz fotoğrafların tonlarının gerçeği yansıtması benim için çok önemliydi.


New York, Pekin ve şimdi de İstanbul! Şehirleri neye göre seçtiniz?
Projenin devamlılığını sağlamak için hızlı olmamız
gerekiyordu. İstanbul’u asıl seçmemizin
nedeni New York batıyı temsil ediyor, Çin doğuyu temsil ediyor ama İstanbul ikisinin birleşimi, doğu ve batının kesişme noktası…

Zaten her üç şehir de 39. ve 40. enlemler arasında yer alıyor. Hepsi de büyük ve kozmopolit şehirler. Aslında bu şehirleri seçmemdeki veya davet aldığımda sıcak karşılamamdaki en önemli neden, her birinin de başka şehir ve ülkelerden oldukça fazla göç almış ve almaya devam eden şehirler olması.New York’ta tam 193 milletten insan barınıyor. Çin’de ise Pekin hakkında şöyle bir kanı var; ‘Pekin’in 32 farklı yüzü vardır.’ Yani neredeyse hiçbir Pekin’li orada doğmamış! İstanbul’da ise Türkiye’nin her yanından inanılmaz bir göçmen akını söz konusu…

ONE SHOT Projesinin devamı var mı? Başka şehirlere gidilecek mi?
Aslında devamını düşünüyoruz. Bu noktada gene bu projenin ruhunu yansıtacak bazı şehirler var. Örneğin, son zamanlarda çok hızlı değişen bir şehir olan Havana’ya ne zamandır gitmek istiyoruz. Berlin, Mumbay ve Moskova da bir süredir gitmeyi düşündüğümüz şehirler arasında yer alıyor. Şehir seçilince proje devam edecek.

Neden sergi için Taksim Metro İstasyonunu seçtiniz? Özel bir nedeni var mı?

Bu proje halkla birebir ortaya çıktı. Kendi isteği ile geldi poz verdi ve bu pozlar üzerinden İstanbul yüzü oluştu. Dolayısı ile en başından beri halktan çok uzak olmamalıydı. İnsanların, halkın içinden gelen bu fotoğrafları görebilmek için bir galeriye gitmeleri bana çok doğru gelmedi. Sergideki fotoğrafları bu şekilde basıp sergilememizin nedeni de bu aslında. Biz fotoğraflardan
oluşan çok pahalı bir kitapta yapabilirdik ama insanlar bunu kolay alamazlardı onlara ulaşmak zor olurdu. Bu da projemize ters düşerdi.

Photomanipülasyon’a bakış açınız nedir?
Photoshop kendisini bu konuda uzmanlaştırdığı zamandan itibaren, öncesi ile karşılaştırdığımızda çok ciddi değişiklikler görüyoruz. Öncekileri çok fazla sevmiyordum ama şu an baktığım zaman inanılmaz taktir ettiğim çalışmalar var

Alexander Berg’i tek bir kare ile anlatmaya çalışsak nasıl bir kare olur?
Her sabah stüdyoya gittiğim zaman, ışıkları ayarlayabilmek için kendi üzerimde çalıştım. Fotoğraflarıma baktığım zaman kendimi çok gergin gördüm. Daha sonra lensin önüne oturmanın ne kadar zor oluğunu anladım, bu yüzden asistanıma ve eşime benim fotoğrafımı çekmelerini rica ettim ve ikinci kez anladım ne kadar zor olduğunu.


Şu an Parsons School’da fotoğraf dersleri veriyorum. Derslerde öğrencilerime özellikle belirttiğim şeyler var. Diyorum ki ‘moda fotoğrafı çekiyorsanız orda birçok kişi, ışık ve müzik olması lazım. Çünkü çektiğiniz resmi kişiselleştirmemeniz gerek’. Sorunuza gelirsek ben böyle bir projenin içindeki yüzlerden biri olsaydım olabildiğince dürüst poz vermek isterdim.

Son olarak okurlarımıza fotoğrafla ilgili ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
Ben ilk fotoğraf derslerine girdiğimde önümüze bir bardak koyarlardı ve bu objeyi ilk olarak15 saniye, sonra 10 dakika, sonra 1 saat içinde çizmemizi isterlerdi. Bu aşamalardan sonra tekrar 15 saniye içinde çizdirirlerdi. En baştaki 15 saniyelik çizim ile en sondaki 15 saniyelik çizimi yan yana koyduğumuzda, ilk 15 saniyelik çizimde sadece sembol görürdük ama diğer 15 saniyelik çizimde gerçekten gördüğümüzü çizdiğimizi farkederdik. Bu yüzden benim verebileceğim
ilk ve en iyi tavsiye yavaşlamaları olacaktır.


Çünkü ilk baktıkları zaman sadece bir çizgi göreceklerdir. Ama inceledikleri zaman ışığı farkedecekler, onunla ilgili detayları görecekler.Benim New York’ta bildiğim en iyi rotüş yapan yerlere baktığımızda haftada bir kere karakalemle resim çizdirdiklerini görürsünüz.

 


Buradaki resim çizmenin amacı başka şeylerde yapabiliyorum değil, asıl amaç biraz yavaşlamayı sağlayıp Photoshop’a geçtikleri
zaman çok daha gerçeğe yakın, çok daha detaylı inceliklere sahip işler yapabilmeyi sağlamak.

Röportaj: Hüseyin USTA
Hazırlayan: Gülcan SÜMER
Fotoğraf: Gökhan UZ

 

November 2009

 


Foto-Röportaj