Photoshop Magazin
 


Dijital Fotoğrafçılığın Temelleri Bölüm 3: Işık ve Renk

01 October 2009 | Sayı: Oct 2009
 
1 2 3 4 5
 

Işık, esasında doğrusal dalgalar halinde yayılan elektromanyetik dalgalara verilen addır. 380nm ile 780nm dalga boyları arası gözle görülebilir. Bu nedenle spektrumun bu bölümüne görünen ışık (visible light) adı verilir. Ancak bilimsel terminolojide gözle görünmeyen dalga boylarına da ışık denilebilir. Işığın özellikleri, radyo dalgalarından gamma ışınlarına kadar uzanan elektromanyetikdalganın boyuna göre değişir. Başka bir ifadeyle; ışık, maddenin fiziksel ve kimyasal yapısında atomik düzeyde meydana gelen bir enerji yayınımıdır.

Elektromanyetik spektrum üzerinde “görünen ışık” dalgaboyu aralığı

Kaynağından çıktıktan sonra hem madde hem dalga özellikleri göstererek tüm yönlerde ilerler. Dalga özelliği taşıdığı için tüm dalgalar gibi 1) dalgaboyu ve 2) frekans (salınım sıklığı) özelliklerine sahiptir. Dalgaboyu, bir dalga görüntüsünün tekrarlanan birimleri arasındaki mesafe, başka bir deyişle, komşu iki dalganın tepe noktaları arasındaki uzaklıktır. Dalgaboyu genelde Yunanca lamda (λ) ile gösterilir. Dalgaboyu frekans ile ters orantılıdır. Dolayısıyla dalgaboyu uzadıkça frekans azalır. Işığın yayılma hızı, dalgaboyu ve frekans değerleri çarpılarak bulunur. Aşağıdaki tabloda görünen ışığın veya renklerin dalgaboyu ve frekans değer aralıkları görülmektedir. Günışığının frekansı yaklaşık 600 milyardır. Yani kaba bir ifadeyle günışığı saniyede 600 milyar kez yanıp söner.

Işık dalgaboyu ve frekans aralıkları

Işığın boşlukta yayılma hızı saniyede 300.000 kilometreye yakındır. Işık farklı yoğunlukta ortamlarda farklı hızlarla ilerler. Bir nesnenin görülebilmesi için ya kendisinin bir ışık kaynağı olması ya da yüzeyine çarpan ışığı yansıtması gerekir.
Işığın ve tüm diğer elektromanyetik dalgaların temel olarak üç özelliği vardır: 1) Frekans; 2) Şiddet; 3) Polarite.
Frekans, dalgaboyu ile ters orantılıdır ve insan gözü tarafından renk olarak algılanır.
Şiddet, genlik olarak da geçer ve insan gözü tarafından parlaklık olarak algılanır.
Polarite, titreşim açısıdır ki normalde insan gözü tarafından algılanmaz.
Işık, pratikte ikiye ayrılır: 1) doğal ışık (günışığı, ayışığı vb.) ve 2) yapay ışık (lamba vb.)
Işık üç ana grupta incelenebilir: 1) direkt ışık, 2) yansıyan ışık ve 3) filtrelenmiş ışık.
Fotoğrafta ışığın dört temel özelliğinden söz edilebilir: 1) parlaklık, 2) yön, 3) renk ve 4) kontrast.
Işığın fotoğrafta dört temel fonksiyonu vardır:
1) konuyu aydınlatır, 2) hacim ve alan derinliğini belirler, 3) psikolojik etkiye neden olan atmosferi etkiler ve 4) aydınlık ve karanlık bölgeler yardımıyla desenler oluşturur.
Renk (Işık Frekansı)
Renk, ışığa ait farklı dalgaboylarının göz retinasına ulaşmasıyla ortaya çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın yüzeylere çarpması ve kısmen soğurulup kısmen yansıması yüzünden çeşitlilik gösterir. Ortaya çıkan çeşitlilik, renkler ve renk tonları olarak adlandırılır. Tüm dalga boyları aynı anda retinaya ulaşırsa beyaz, hiç ışık ulaşmazsa siyah algılanır. Kısaca renk ışıktır denebilir. Çünkü ışığın olmadığı yerde en renkli nesneler bile siyaha dönüşürler veya hiç görünmezler. “Renk aslında var ama ışık olmadığı için görülemiyor” şeklinde bir ifade kabul edilemez. Örneğin; beyaz bir bina günışığında beyazdır. Gece kırmızı spotla aydınlatıldığında kırmızı, mavi spotla aydınlatıldığında mavi görünür. Nesnenin rengi o nesneyi görmemizi sağlayan ışıkla birlikte değişir.

Doğada algıladığımız tüm renkler ışığın çevremizdeki yüzeylerden yansıması sonucu ortaya çıkar. Örneğin; portakalın turuncu görünmesinin nedeni yüzeyine çarpan beyaz ışıktaki turuncu dalga boyu hariç tüm dalgaların absorbe edilmesidir. Portakalın yüzeyi turuncu dalgaboyunu soğuramaz, yansıtmak zorunda kalır. Dolayısıyla; retinamıza ulaşan bu dalgaboyu, portakalı turuncu
renkte algılamamıza neden olur.
Renk, ışığın psikofiziksel bir etkisidir. Etkileri algılama duygusuna göre 3 bölümde incelenir:
1. Gelen ışığın spektrum yapısı
2. Işığı geçiren veya yansıtan maddenin veya malzemenin molekül yapısı
3. Renkleri algılayan organlarımız (göz ve beyin)
Renkler 3 temel niteliğe veya karakteristiğe sahiptir: 1) renközü veya krominans; 2) doygunluk veya satürasyon; 3) Işık değeri veya lüminans.
Renközü (hue): Krominans veya kısaca kroma da denir. Bir renk veya renk tonunun tam adıdır. Renközü rengin baskın dalga uzunluğunu belirler. Kırmızı, sarı, yeşil, mavi, mor vb. birer renközüdür. Bir renközü 0°-360° arası açısal bir değerdir. Bazı uygulamalarda 0-100 arası bir değerle de gösterilebilir. Doygunluk (saturation): Satürasyon adı da verilir. Doygunluk aslında renközünün şiddetini belirtir ki bu da rengin ne kadar canlı olacağını belirler. Yüksek doygunluk canlı renkler oluştururken, düşük doygunluk rengin gri tonlarına yaklaşmasına neden olur. Doğrusal bir değerdir; 0-100 arası bir değer ile gösterilir.

Doygunluk (saturation): Satürasyon adı da verilir. Doygunluk aslında renközünün şiddetini belirtir ki bu da rengin ne kadar canlı olacağını belirler. Yüksek doygunluk canlı renkler oluştururken, düşük doygunluk rengin gri tonlarına yaklaşmasına neden olur. Doğrusal bir değerdir; 0-100 arası bir değer ile gösterilir.

Işık değeri (value, luminosity): Luminans ya da kısaca luma dendiği de olur. Rengin içerdiği aydınlık alanların yani beyazın oranını belirler. Doğrusal bir değerdir; 0-100 arası bir değerle gösterilir. İnsan kulağı müzikteki bir akoru dinlediğinde notaları rahatlıkla seçebilir. Ancak gördüğü akor halindeki beyaz ışın içinden farklı frekansları, yani renkleri seçemez. Oysa renkli filmler belirli bir ışıkta doğru renkleri vermek üzere tasarlanırlar. Renkli film ışık tayfındaki farklılıklara insan gözünden daha duyarlı olduğundan fotoğrafta doğru renkleri elde etmek doğru filmi, doğru ışık şiddetinde kullanmak gerekir. Bu nedenle ışığın belirli bir sınıflandırmaya ve birimlendirilmeye ihtiyacı vardır. İşte bu amaçla hazırlanan cetvele Kelvin Skalası adı verilir.
Kelvin Skalası
Adını İngiliz fizikçi W. T. Kelvin’den alır. Işığı renk ısısı türünden ölçer. Kelvin Skalasının başlangıç noktası mutlak sıfır yani -273 derecedir. Bir demir parçasını ısıttığımızda ısının miktarına bağlı olarak ışık yaymaya başlar. Buradan hareketle 1000 dereceye kadar ısıtılan demir parçasının yaydığı kırmızımsı ışık için 1273 RK derecesi tanımlaması yapılır. Herhangi bir ışığın renk ısısı, siyah gövde radyatörü adı verilen ve bir tarafında bir delik bulunan içi boş metal bir kürenin tanımlanacak ışık ile aynı renge gelene kadar ısıtılıp santigrat cinsinden ölçülen derecesine 273 eklenmesiyle bulunur. Bulunan bu rakam incelenen
ışığın K derecesidir. Sanat çevrelerinde kırmızı ve komşusu olan renkler sıcak, mavi ve komşusu olan renkler soğuk diye tanımlanırken fizikçiler Kelvin Skalasında görüleceği üzere kırmızı grubunu soğuk, mavi grubunu sıcak olarak tanımlarlar. Kelvinmetre konunun genelini aydınlatan ışıkta bir uygunsuzluk varsa düzeltilmesinde yardımcı olur. Konu içinde oluşmuş yerel renk sapmalarını düzeltmekte yararlı olmaz.

Işık kaynakları ve K cinsinden renk ısıları


Mavi kuzey göğü örneğindeki gibi Kelvin değerleri yalnızca akkor ışık kaynakları için gerçektir; diğer kaynakların renkleri benzeştirme yoluyla bulunan değerlerdir. Şöyle ki renk ısısı ışığın spektrum yapısı hakkında
bilgi vermez. Aynı renk ısısına sahip fakat birbirinden farklı beyaz ışıklar vardır ve bu tür ışıklar renk ısıları aynı olduğu halde spektrumları farklı olduğundan renkli film üzerinde farklı sonuçlar verirler. Kelvinmetre bu farkı gösteremez; yani beyaz ışığı analiz edemez.
Parlaklık (Işık Şiddeti)
Parlaklık, ışığın yoğunluğunun veya şiddetinin ölçüsüdür ve pozometre kullanılarak ölçülür. Yüksek yoğunluklu aydınlatma nesneleri daha yüksek kontrastlı ve nesnelerin bulundukları alanı daha derin gösterir. Işık şiddeti azaldıkça bu etki zayıflar. Fotoğrafçı ışığın şiddetini değiştirmek suretiyle görüntünün kontrastını, alanın derinliğini ve fotoğrafın duyguları doğrudan etkileyen atmosferini değiştirebilir. Dış mekanlarda yapılan çekimlerde ışık şiddeti çok yüksek olduğunda nötr yoğunluk (ND) filtresi ası verilen gri bir filtre kullanılarak parlaklık kontrol altında tutulur. Nötr yoğunluk filtresi renkleri etkilemeden yalnızca ışık şiddetini azaltır.

İç mekan çekimlerinde ışık şiddeti fotoğrafı çekilecek nesnenin ışık kaynağının uzaklığına bağlıdır ve pratik olarak aşağıdaki formülle ifade edilir. Formülün anlamı şudur: Işık şiddeti, nesnenin ışık kaynağına olan uzaklığının
karesiyle ters orantılıdır. Yani ışık kaynağının nesneye uzaklığı tam 2 kat artarsa konu düzlemindeki aydınlanmanın miktarı 1/4 oranında azalır. Işık kaynağının nesneye uzaklığı 3 kat artarsa konu düzlemindeki aydınlanmanın
miktarı 1/9 oranında azalır.


Işık Şiddeti = 1 / ( Uzaklık ) ^ 2


Bu formül ve karşılamakta olduğu kural yalnızca noktasal ışık kaynaklar için geçerlidir. Ayna ve metal yüzeyler gibi yansıtıcı unsurların bulunduğu bir iç mekanda bu kural geçerliliğini yitirmektedir. Ayrıca; floresan gibi çizgisel ışık kaynaklarında ışık şiddeti uzaklık ile doğru orantılı kabul edilir. Duvarlardan ve tavandan yasıyan ışık bu kuralların hiçbirine bağlı değildir.

Işığın Yönü
Düşen ışığın yönü, gölgelerin yerlerini ve de yoğunluklarını belirler. Işık kaynağı fotoğraf makinesinin arkasındaysa,
yani ışık doğrudan nesnenin ön yüzeyine vuruyorsa ve nesnenin gölgesi kendi arkasına düşüyorsa buna cephe ışığı (front lighting) adı verilir. Kontrast diğer aydınlatma yöntemlerine kıyasla daha düşüktür. En düz ve yassı etkiyi verdiği, alan derinliğini pek fazla hissettirmediği için yalnızca renkli fotoğraflarda tercih edilir.

Cepheden gelen ışık ve nesnenin arkaya düşen gölgesi


Cephe ışığını yüzde yüz elde etmek olanaksızdır. Çünkü bir nesnenin fotoğrafını çekerken
fotoğrafçının güneşi tamamen arkasına alması mümkün değildir. Normal flaşlar da gerçek cephe ışığı vermezler. Her durumda; optik eksende biraz kayma olduğundan nesnenin sağında veya solunda gölge çizgileri oluşacaktır. Ring flaşlar objektifi kuşattığı için daha başarılı sonuç verirler. Işık kaynağı nesnenin sol veya sağ yanındaysa, yani ışık nesnenin yan yüzeyine vuruyorsa
ve nesnenin gölgesi diğer yana düşüyorsa buna yanal ışık (side lighting) adı verilir. Kontrastı ve derinliği artırmak için sıkça kullanılan bir aydınlatma yöntemidir. Aydınlatma yöntemleri içinde en başarılı sonuçları yanal ışık verir

Yandan gelen ışık ve nesnenin diğer yana düşen gölgesi

Işık kaynağı nesnenin arkasındaysa, ışık nesnenin arka yüzüne vuruyorsa ve nesnenin gölgesi hiç yoksa veya gölgesi yere düşüyorsa buna ters ışık (back lighting) adı verilir.Kontrastı çok yüksek olduğundan renkli fotoğraflar için uygun bir yöntem sayılmaz. Alan derinliği yüksek olduğu için daha inandırıcı mekanlar fotoğraflamada kullanılır.

 

Nesnenin arkasından gelen ışık ve nesnenin kendi önüne düşen gölgesi


Tüm aydınlatma yöntemleri içinde en dramatiketkiye sahip olanıdır. Profesyonel fotoğrafçılarrenkli fotoğraflarda ters ışık kullanmanınzor olduğunu, ancak başarılı bir biçimde kullanıldığında ödüllendirici sonuçlaralındığını ifade ederler.
Işık kaynağı nesnenin az çok üzerindeyse, ışık doğrudan nesnenin tepesine vuruyorsa ve nesnenin gölgesi kendi dibine düşüyorsa buna tepe ışığı (top lighting) adı verilir. Tepe ışığı, dış mekan çekimlerinde öğle vakti elde edilebilir. Deneyimli fotoğrafçılar güneş nispeten alçaktayken çekim yapmayı tercih ederler. Tüm aydınlatma yöntemleri içinde en fotojenik etkiye sahip olanıdır.


Tepeden gelen ışık ve nesnenin kendi dibine düşen gölgesi


Işık kaynağı nesnenin az çok altındaysa, ışık nesnenin alt kısımlarına vuruyorsa ve nesne gövdesi üzerinde gölgeler oluşuyorsa buna alttan ışık (bottom lighting) adı verilir.Alttan ışık doğada gözlemlenmeyen aydınlatma türü olduğundan fazlasıyla yapay ve zorlama bir görünüm sergiler. Daha çok abartılı teatral etkiler ve fantastik görüntüler oluşturmak amacıyla kullanılır. Başarılı bir biçimde kullanmak oldukça zordur.

 

 

Alltan gelen ışık ve nesnenin üzerinde oluşan gölgeler


Kontrast (Karşıtlık)
Kontrast, renk karşıtlığı anlamına gelir. Kontrastbüyük ölçüde nesneyle ışık kaynağı arasındakiuzaklığa ve ışık kaynağının büyüklüğüne bağlıdır.Işık kaynağı nesneden uzaktaysa ve yeterince güçlüyse ışınlar paralel hareket eder ve üzerine düştükleri nesnenin yerde veya başka nesneler üzerinde sert bir gölgesini oluştururlar.
Işık kaynağı nesneye yakınsa veya yeterince güçlü değilse ışınlar farklı açılarla hareket eder ve üzerine düştükleri nesnenin yerde veya başka nesneler üzerinde yumuşak bir gölgesini oluştururlar. Güneş ışık kaynağı sayılır. Dolayısıyla; güneşten
gelen ışınların birbirine paralel olması nedeniyle dünya üzerinde oldukça kontrast görüntüler oluşur. Ancak bulutlu havalarda güneş yalnızca bulutları aydınlatır. Büyük ve geniş bir ışık kaynağı haline gelen bulutlar yeryüzündeki nesneleri her yönden aydınlattığından ve yeryüzüne mesafesi az olduğundan daha yumuşak görüntüler oluşmasını sağlarlar.


Üstteki fotoğrafta kontrast zayıf; alttaki fotoğrafta kontrast güçlü


Renk Kompozisyonu
Doğada gördüğümüz renkler saf değildir. Her renk, ışık tayfındaki tek dalgaboyundan oluşmaz. Renkler kırmızı, sarı, yeşil, mavi gibi birbirinden farklı renklerin karışımından oluşurlar.Bu 2 olgu için farklı terimler kullanılır: 1) renk ve 2) renklendirici.
Renk beyinde oluşan ve renklendiricinin sebep olduğu özel uyarıcıdır.

Renklendirici beyindeki renk duygusu oluşturan
fiziksel unsurdur. Işıkla renklendirici arasındaki ilişkiyi inceleyebilmek için renkli nesnelere farklı ışıklar altında bakmak gerekir.
Örneğin; mavi bir nesneye kırmızı filtreylebakıldığında nesne siyah görünür. Çünkü filtrenin kırmızı boyası beyaz ışığın mavisini soğurur. Siyah beyaz fotoğraflarda, kırmızı filtrenin mavi göğü karartarak beyaz bulutları öne çıkarmasının nedeni budur. Kırmızı filtre göğün içinden maviyi soğurarak göğün pozunu beyaz bulutların pozundan daha fazla düşürür. Böylece negatifte mavi göğün yeri boşalır. Herhangi bir renklendiricinin ışık üzerindeki etkisi ışığın içindeki belirli dalga boylarını soğurmak şeklinde görülür. Kendi rengini mevcut dalgaboylarının rengine eklemez.Yani renk, yüzeye düşen ışığın renklendirici tarafından değiştirildikten sonra yansıtılan ve retinaya ulaşan halidir. Örneğin; günışığında yeşil yaprakların yeşil görünmelerininnedeni klorofilin beyaz ışık içinde bulunan mavi ve kırmızıyı kuvvetle soğurarak yeşili geri yansıtmasıdır. Bunun gibi kırmızı bir otomobilin boyasındaki
renklendirici, beyaz ışığın içindeki mavi ve yeşil dalgaboylarını soğururarak kırmızıyı yansıtır. Malzemenin yüzeyindeki atomlar veya pigmentler ışığın içindeki bazı dalga boylarını ya soğururlar ya yansıtırlar. Yansıyan dalgaboyları renk olarak algılanır. İşte bu durum bir nesnenin neden yalnızca o nesneyi aydınlatan ışığın içindeki dalgaboylarından birinin veya birkaçının rengine sahip olabildiğini açıklar.Tersi de doğrudur. Bir nesne kendisini aydınlatan ışığın içinde bulunmayan bir renge sahip olamaz. Bu yüzden gün ışığında kırmızı görünen bir nesne saf yeşil ışıkta siyah görünür.Çünkü içinde kırmızı dalgaboyları yoktur.
Ayrıca; günışığında kırmızı dalgaboyları çoğunluktadır. Sonuçta; renk nesneye değil, nesnenin yüzeyinden yansıyan dalgaboylarına bağlıdır.

Lokal Parlaklık Durumu
Örneğin; bir ormanda yürürken etrafa göz gezdiren kişinin gözü baktığı her noktadaki ışık şiddetine uyum göstermek için kendini ayarlar. Yerde günışığının süzülüp aydınlattığı bir şeye bakarken gözü oradaki ışık şiddetine göre kendini ayarlar. İris kapanır ve retina duyarlılığı azaltılır. Göz parlak bir nesneden bir ağaç kovuğuna çevrildiğinde iris açılır ve retina duyarlılığı artırılarak kontrast olduğundan düşükmüş gibi algılanır.Varolan kontrast bir pozometreyle ölçülebilse kullanılan fotoğraf filminin kaydetme aralığının çok dışında olduğu görülürdü.


Parlaklık Uyumu
İris parlak ışıkta kısılır, loş ışıkta açılır. Retina da ışığa karşı duyarlılığını duruma göre değiştirir.Retinanın ışık duyarlılığı loş ışıkta artar,parlak ışıkta azalır. Sonuçta; belirli limitler içinde loş ışıkta da parlak ışıkta da belirli bir görüş kalitesi yakalanır.
Karanlık odadan aydınlık bir ortama geçtiğinizde karşılaştığınız durum ve yeni parlaklığa adapte olma süresi herkesin bildiği birşeydir.Aydınlık bir ortamdan loş bir ortama geçtiğinizde önce hiçbir şey göremezsiniz. Göz loşluğa alıştıkça karanlık köşeler aydınlanmaya başlar ve bir süre sonra dışarıdakine yakın bir berraklıkta görmeye başlarsınız.
Özensiz hazırlanmış bir karanlık odaya girdiğinizde ilk önce farkına varamadığınız sayısız delik birkaç dakika sonra rahatlıkla görünür olurlar.Parlaklığa uyum, uyum olayının farkına varmanızı sağlayacak kadar büyük boyutlarda gerçekleşir. Ancak çoğu zaman parlaklıklardakideğişiklikler yavaş yavaş meydana gelir ve göz bu duruma adapte olurken kişinin kendisi bilinçli olarak bunun fark etmez. Farkına varılması gerekecek kadar büyük ışık değişmeleri bile gerekli şekilde algılanamaz.
Fotoğrafçı çekimin pozunu tahmin yoluyla belirlemeye kalkarsa, yeterince deneyimli olmadığı sürece ciddi hatalar yapacaktır. Bu nedenle fotoğrafçı pozometre kullanmak zorundadır. Doğru renk yorumunun ancak yarım stopluk bir tolerans içinde elde edilebildiği renkli dia çekiminde pozometre kullanımıdaha fazla önem kazanır.,

Anında Parlaklık Kontrastı
Açık renkte bir nesne koyu renkteki fon önünde gerçekte olduğundan daha açık renkte görünür. Bir fotoğraftaki koyu bölgeler
beyazla yanyana geldiğinde daha koyu algılanır. Renkli fotoğraf etrafındaki beyaz bordürün yakınındaki renklerin doygunluğu azalmış gibi görünür. Tüm bu olaylar anında kontrastlık terimiyle açıklanır. Parlak bir nesneye veya alana baktığınızda bu noktanın retinada düştüğü yer duyarlılığı azaltır. Söz konusu duyarlılık azalması, parlak nesneye çok benzeyen ve sınırları çok net çizilmiş bir alanda oluşmaz. Bu duyarlılık azalması sonucunda nesne üzerinde açık tona bitişik olan koyu tonlar olduklarından daha koyu algılanırlar.Eğer bölge koyu bir gölgeyse bunun yanındaki açık bölge olduğundan daha parlak görünür.Örneğin; orta tonda camgöbeği bir kağıt kendi başına bakıldığında değişmez bir renge sahipmiş gibi görünür. Oysa kağıttan alınacak küçük bir kare parça, sarı bir fon önüne konduğunda daha karanlık, koyu yeşil bir fon önüne konduğunda daha açık görünür.


Parlaklık Sabitesi
Farkında olmadan nesnelerin gerçek parlaklıklarıyla ilgili kendinizi aldatırsınız. Örneğin; beyaz bir nesneyi her koşulda beyazmış gibi algılarsınız. Nesne gölgede dursa ve de tonu orta gri olsa bile bu böyledir. Örnekteki gibi; bilinen birçok nesne ve özellikle insan yüzleri o anda nesneyi aydınlatan ışığın şiddetine bakılmaksızın belirli bir parlaklığa sahipmiş gibi algılanır.
Parlaklık sabitesi, yani tanıdık nesne ve renkleri o anda algılandıkları gibi değil de hatırlandıkları parlaklık seviyesi ile görmek eğilimi, homojen olmayan aydınlatmanın doğurduğu yüksek kontrastlı renkli fotoğrafların temel nedenlerinden biridir. Özellikle iç mekan çekimlerinde; mekanın renklerine ve parlaklık oranlarına önceden aşina olmak, oradaki çekimi anında parlaklık değişimlerinin gerektirdiği şekilde algılayamamanıza neden olur. Böyle durumlarda mutlaka pozometreyleaydınlatma oranını kontrol etmek gerekir.Dijital Fotoğrafçılık yazı dizimizin bu sayısında çok fazla salt bilgiye yer verdik. Ancak bu bilgilerin daha sonraki bölümlerde üzerinde duracağımız birçok konu için temel teşkil edeceğini göreceksiniz. Dizimizin bir sonraki makalesinde sizlere; çekim teknikleri hakkında bilgi verecek; pozlamadan ölçüme, eşdeğerlik yasasından eşdeğerlik sapmasına,
pozlama sorunlarından alan derinliğine birçok konu hakkında bilgi sahibi olmanızı sağlayacağız. Bir sonraki sayıda tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın!

 

October 2009

 


Dijifoto