Photoshop Magazin
 


Berk Öztürk - İllüstratör

01 October 2009 | Sayı: Oct 2009
 
1 2 3 4 5
 

1987 İstanbul doğumluyum. Eğitim hayatım hala İstanbul’da devam ediyor. Resime olan ilgim halam ve sevgilisi sayesinde başladı. Halam o zamanlar Türkiye Çocuk Dergisi’nde çiziyordu, sevgilisi de öyle. Ben de o dönem anaokuluna gidiyordum, çıkışta da babaannemlere.İlk işim halamın çizim odasına girmekti. İlgimi çekecek çok şeyle doluydu ki, şimdi düşündüğümde bile odada, ışıklı çizim masası, mizah dergileri, çizgi romanlar vb. bir sürü şey vardı.
Bir lunapark dönüşü gene babaannemlerde,önümde bulduğum ilk kağıda, kuru boyalarla lunaparkın kapısındaki canavarı yaptım. (yaptım ettim diye anlatıyorum da hatırlayacak yaşta değildim, annemler öyle söylüyor.) Zaten o günden sonra resime olan ilgimi ailemde anlamış oldu. Daha sonrasında, yıllarımda öğretmenimin resime olan ilgisi büyük bir şanstı. O da resimle ilgilendiğimi kısa sürede anlamış ve araştırıp bulduğu bütün resim yarışmalarına katılmamısağlamıştı. Bir çok yarışmada  birincilik alınca, artık çevremdeki insanların benim ne olacağım konusunda görüşleri sabitlenmisti.İlkokul öğretmenim aileme, benim eğitim sürecimin resimle ilgili olması gerektiğini söylemişti.

Ama tabi genelde bütün aileler ‘çocuğunuzun büyünce ne olmasını isterdiniz?’ sorusuna, ressam cevabını vermez. Bunu bir hobi olarak görürler ve öyle ilerlemesini isterler. Benim ailemde ilk başlarda bu şekilde düşünüyordu. Bu yüzden istediğim lisede okuyamadım.Kötü bir lise dönemi yaşadıktan sonra şu an istediğim okulda, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim 3.sınıf öğrencisiyim.Üniversiteyi kazanınca her şey bitecek sandım ama birçok şey yeni başladı. Birileri gelip size neyin nasıl yapıldığını anlatmaya başlayınca sizde ister istemez garip bir savunma mekanizması içine girip, ortaya daha başka ve özgün işler koyar hale geliyorsunuz. Ben de bu süreçte birçok şeyi denedim.Birgün karikatür diyordum, birgün çizgiroman, işte bu kararsızlık sürecinde kendinizi bir şekilde buluyorsunuz yada bulduğunuzu sanıyorsunuz.


Bu kararsızlıktan sonra kendinizin neler yapıp neler yapamayacağını, nerelerde iş imkanı bulup nerelerde bulamayacağınızı anlıyorsunuz, daha da önemlisi bunlar artık sizin için önem taşır hale geliyor. Yaptığım çalışmaların hepsi kendi kişisel çalışmalarım, ünv.2 sınıftayken M.E.B’in çocuk kitaplarını resimlendirecektim ama olmadı, dedeyi ,torunu bir türlü güleryüzlü çizemedim. Mizah dergilerine gidecektim bazı nedenlerden dolayı o işte olmadı.. Tabi anneme göre bu çizimlerden para kazanamamam çok normaldi. Çünkü günde iki kere odama girip “bunlar ne oğlum, neden böyle abuk sabuk şeyler çiziyorsun, nerden aklına geliyor bunlar” diyor. O dedikçe ben daha da abuk sabuk çalışmalar çiziyorum. Yapacağım çalışma aklıma geldiği anda aslında o iş bitmiş oluyor. Üretme isteği, tasarım,yaratıcılık, hayalgücü ile bera ber gün içinde izlediğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz olaylarla, okuduğunuz haberlerle, kitaplarla, yazılarla birleşince size sadece çizmek kalıyor.Yani önceden oturup birgün boyunca gece ne çizsem diye düşünmüyorum, çizim yapmak istiyorsam kalem kağıt alıp oturuyorum masaya çiziyorum, ne çıkıyorsa, ne geliyorsa, ne oluyorsa orda oluyor.

Kağıdın, kalemin başına geçmeden ne kadar düşünürsem düşüneyim çizdiğim şey iyi kötü kafamdakinden çok farklı bir halde oluyor zaten. Bu yüzden de ne çizeceğimi önceden düşünmüyorum. Ama beslendiğim şeyler genelde karamsar olay ve olgular oluyor.Çizim yapmak istediğim zaman, bulunduğum yerde en rahat çizim yapabileceğim yer neresi ise oraya geçiyorum. Bu yer bazen çok kalabalık, bazen tenha, bazen sessiz, bazende gürültülü bir yer olabiliyor. Bu o anki ruh halime göre değişiyor. Sabit bir çalışma düzenim yok. Çizerken özellikle dinlediğim bir müzik tarzı da yok. İnsanlar genelde bu tür işlerin gece yapıldığını sanır. Bazıları da gece ilham geldiğini falan söyler ama ben bu şekilde düşünmüyorum, her çalışmanın zamanı, tadı, verdiği etki farklıdır yeterki o an çizmek isteyin ve çizin. Geri kalan şeyler sizi sadece biraz hızlandırır yada yavaşlatır onun dışında büyük etkileri olduğunu düşünmüyorum. Çalışmaların zamanı, verdiği etki nasıl ki farklılık gösteriyorsa, çalışma sisteminizde farklılık gösteriyor. Benim çalışmalarım genelde, önce kağıt üzerinde eskizi oluşturmak, daha sonra çinilemek, sonrasında da renklendirmek. Ama tabi bu da sabit olmuyor, bazı çalışmalarda renk vermiyorum, bazılarında çinilemiyorum, o an vermek istediğim etki neyse ona en uygun olan materyali seçmemle alakalı bir durum. Önce kurşun kalemle eskizi çıkarıyorum en sorunlu süreç bu aslında, çünkü henüz bitmemiş bir eskizi, çinilemeye başlarsanız bu sefer sonradan toparlayamayacağınız sorunlar oluşuyor. Bu yüzden ilk önce kafamdaki şeyi kağıt üzerinde görmek için eskizi tamamlıyorum daha sonrasında silinmeyen herhangi bir kalem ile üzerinden geçiyorum benim genelde tercih ettiğim tarama ucu, mürekkep, rapido yada bildiğimiz stabilo kalemler.

Tarama ucunun avantajı çizgide kalem değiştirmeden kalından inceye çizgi çizebilmek olsada diğer kalemlere göre alışması daha zor bir araçtır. Çinileme süreci en hızlı ve rahat gelişen süreç oluyor çünkü alttaki eskizi gördüğünüz için hızlanıyorsunuz. Eğer renklendirme yapacaksam bunu ekolin ve suluboyayla yapıyorum. Elde yapılacak herşey bittikten sonrada çalışmaya digital ortama aktarıp, photoshopla ışık, gölge, doku ve bazı renk uygulamaları yapıyorum.Photoshop hem zaman konusunda sizi hızlandırıyor hem de o an bulamayacağınız imkanları, malzemelerı size sunuyor. Photoshop, güzel bir yemeğin, sosu baharatı gibi oluyor benim için. Bütün yemeği Photoshop’ta yada sadece elde yapanlarda var tabi.Bundan 4 yıl öncesine kadar çizdiğim şeyleri bırakın Photoshop’a atıp boyamayı, digital ortama geçirecek imkanım bile yoktu. O yüzden Photoshop’u da fazla kurcalamadım. Photoshop’u kurcalamam, tableti aldıgım tarihe denk geliyor ama o kadar kapsamlı ve geniş bir program ki, hala onda birini biliyorum. Tembelim öğrenmedim demek yerine programı suçlamıyorum tabi, sadece çalışmalarımın tarzı bunda etken oluyor.Photoshop yaptıgınız çizimde size çok deneme imkanı sunuyor. Çünkü çizimi kaybetme korkusu olmuyor orjinali elinizde olduğu için. Her tarzı her rengi herşeyi deneyebiliyorsunuz bu da kendi tarzınızı bulmanızda size daha çok yardımcı oluyor. Tamam benim tarzım budur dediğinizde bile Photoshop’un baska bir özellliğini öğrendiğinizde, diğer çalışmaşlarımda da bunu kullansaydım diyebiliyorsunuz. Bu iyi birşey mi kötü birşey mi onu bilmiyorum ama iyiye kullanırsanız, harika bir avantaja dönüştürebilirsiniz.Önemli olan neyi, neyle ve ne şekilde anlatmak istediğiniz.
Sizinle aynı mesleği paylaşan insanların işlerine bakmak, onları takip etmek gerekiyor.Zaten sizi geliştiren en büyük etkende bu oluyor. Tabi burada söylemek istediğim birinin çizgilerini taklit etmek değil, etseniz bile belli bir süre sonra kendi çizginizi bulmanız gerekiyor ve bunun içinde görebildiğiniz kadar çizgi tarzı görmek sizin için iyi oluyor. Dayım eskiden Lombak ve L-manyak okuyup biriktiriyodu.

Birgün sayfaları karıştırırken ‘Ruhaltı’ diye bir sayfa gördüm. Bunu kim çizmiş diye hayretlere düstüğüm vakit Bahadır Baruter adında bir adamın varlığından haberdar oldum. Baruter’in bendeki yeri çok büyüktür tabi Ruhaltı’nın da öyle. Beni mizah dergisi okuma alışkanlığına başlatan da, çizgiroman almamı sağlayan da Bahadır Baruter ve Ruhaltı’dır. Okuduğum çizgiromanlarda da etkilendiğim, örnek aldığım kişiler çok, Mike Mignola, Todd Mcfarlane, Enki Bilal, Kenan Yarar, Justin Randall, Alex Pardee bunların başında gelen isimlerdir.Meslektaşlar sizle meslektaş gibi gözükse de aslında yaptıkları çok farklı olabiliyor, sadece yöntemimiz aynı olabilir. Ama bu onların bizi besleyeceği, bize ilham vereceği anlamına gelmez. Onlar bize teknik açıdan, çizgi açısından, tecrübe açısından ve “evet bak bu adam yapmış ben de yaparım”gibi cümlelerle yardım ederler.Yapmak istediğiniz şeyler olsun ve nasıl yapmanız gerektiğini bulun sonra neyler yapmanız gerektiğine karar verin ardından yapın. Bu süreç içerisinde etkilendiğiniz çizerler kim olursa olsun, taklit ettiğiniz çizgiler kime ait olursa olsun bir zaman sonra kendi yolunuzu buluyorsunuz ve onlar sadece
sizin saygı duyduğunuz insanlar olarak kalıyor.

 

October 2009

 


Sanatçılarımız