Photoshop Magazin
 


Hasip Pektaş

01 September 2009 | Sayı: Sep 2009
 
1 2 3 4 5
 


Biraz kendinizden bahseder misiniz?
1953’de Ermenek-Karaman’da doğdum. 1971’de Akşehir İlköğretmen Okulu’ndan, 1974’de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nden mezun oldum. Mürşide İçmeli, Olcay Tekin, Mustafa Ayaz, Hamza İnanç, Nevzat Akoral, Hidayet Telli, Muammer Bakır, Hüseyin Özcan, Cahit Kınay gibi değerli pek çok hocadan iyi bir sanat eğitimi aldığımı düşünüyorum. 1982 yılına kadar Öğretmen Okullarında ve Orta Öğretimde resim öğretmenliği yaptım. 1982-1987 yıllarında Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde, 1987-2007 yıllarında Hacettepe Ünv. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştım. 1995’de Doçent, 2001’de Profesör oldum. 2003-2006 yıllarında HÜ GSF Dekanlığı yaptım. 2005-2007 yıllarında Hacettepe Sanat Müzesi Müdürlüğü görevini yürüttüm. Halen Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatlar ve Grafik Tasarım Bölümü Başkanlığı’nı yürütmekteyim.

Ekslibris sanatı hakkında neler diyeceksiniz?

Ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapağına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve değişik konularda resimlerin yer aldığı küçük boyutlu grafik çalışmalar. Kitabın kartviziti  ya da tapusu diyebiliriz. İngilizce “Bookplate” olarak da bilinen Ekslibris, kitap sahibini tanıtır, onu yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. Bir mülkiyet işareti, sahiplenme göstergesi olmanın yanında kitabın hırsızlığa karşı korunmasını sağlama işlevinin de olduğu söylenebilir. Sözcük olarak ...’nın kitabı, ...’nın kitaplığına ait veya ...’nın kütüphanesinden anlamına gelir.

Ekslibris önemli bir iletişim aracıdır. Bir ihtiyaç grafiği olarak doğmasına karşın, estetik kaygılarla yapılan özgün yapıtlardır. Sanatı, insanın elleri arasına, kitapların içine kadar getirir, onun büyüleyici sıcaklığını hissettirir. Çok uzun bir geçmişe sahip bu sanat dalı, yapıldığı döneme ait kültürel, tarihsel özellikleri günümüze taşıması nedeniyle de ilgi çekmekte, sanatçılar ve koleksiyoncular arasında önemli bir değiş tokuş objesi olarak kullanılmaktadır.

Ekslibris ilginiz ne zaman başladı?
1983 yılına kadar ekslibris diye bir şey bilmiyordum. O yıllarda Belçika Sint-Niklaas Ekslibris Müzesi’nin organize ettiği yarışmaya
katılmamla ve gönderilen katalogu görmemle ekslibrise ilgim başladı. Eklibris koleksiyoncusu Luc Van Den Briele’den aldığım mektupla da ayrıntıları öğrendim. Aldığım sanat eğitimine uygun bir alan olması, resim ve grafik tasarım olarak özgür bir anlatım dili kullanmaya fırsat vermesi, benim için yeni ve farklı olması nedeniyle ilgim arttı ve son yirmi yıldır da kendimi bu sanata adadım. Özellikle 1992 yılında Sint-Niklaas Ekslibris Müzesi’ni ve koleksiyonundaki örnekleri inceledikten; diğer ülkelerin bu alanda ne kadar çok yol aldığı gördükten sonra bu sanatın ülkemizde de yaygınlaşması için çaba göstermeye karar verdim. En büyük hayalim bir ekslibris derneği, bir ekslibris müzesi kurmak ve uluslararası bir yarışma organize etmekti. Hepsi gerçekleşti. Şu an geldiğimiz noktadan büyük mutluluk duyuyorum.

Ekslibris Dernegi ve İstanbul Ekslibris Müzesi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ekslibris sanatçılarını, tasarımcılarını, koleksiyoncularını ve kullanıcılarını bir araya getirmek, ekslibris sanatına ilgiyi artırmak ve yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla 1997’de on kişiyle Ankara Ekslibris Derneği’ni kurduk. Şu anda 150’ye yakın üyemiz var. Bugüne kadar ekslibris adına çok sayıda sergiler düzenledik, konferas verdik, workshoplar gerçekleştirdik.

Yurtdışından ekslibris sanatçıları çağırıp onlarla işbirliği içinde etkinlikler yaptık, onların sergilerini açtık. 2003’de ve 2007’de çok başarılı iki uluslararası yarışma organize ettik. Özellikle sanat eğitimi verilen kurumların olduğu çok sayıdaki kentimize bu sergileri götürdük. Belçika, Almanya, İtalya, Beyaz Rusya, Kanada, Finlandiya, Çin, Meksika ve Rusya gibi ülkelerde grup sergileri açarak ülkemizin tanıtımına da katkı sağladık.

2010 yılında ise bir başka uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapacağız. İstanbul Ekslibris Derneği, Feyziye Mektepleri Vakfı, Işık Üniversitesi işbirliğinde, sanatsever kişi ve kurumların desteğinde 33. FISAE Uluslararası Ekslibris Kongresi ve Ekslibris Yarışması’nı düzenliyoruz.

Türkiye’nin ekslibris sanatında geldiği noktayı uluslararası platforma taşımak, ekslibris yoluyla ülkemizi, kültür ve sanatımızı yurt dışına tanıtmak, dünya ülkeleri arasında bir kültür köprüsü yaratmak amacıyla yapacağımız bu etkinliğin İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında olması da ayrıca anlamlı olacak. 40’a yakın ülkeden 400’e yakın ekslibris sanatçısı ve koleksiyoncusunun geleceğini tahmin ediyoruz. Bu özel sanat alanında fakültemiz bir çekim merkezi olacak. İnanıyorum ki ekslibris tutkunu usta sanatçı ve tasarımcıların yanında genç arkadaşlarım da bu yarışmaya katılacak ve başarılı olacak.
Sayfalarınızda özellikle meraklı tasarımcıların ilgisini çekeceğini düşündüğümüz bazı CGD (Computer Generated Design) ekslibrisler örneklerine yer vermek istedim. Son katılım tarihi 23 Nisan 2010 olan ekslibris yarışmamız ve ekslibris kongresi hakkında daha ayrıntılı bilgi almak, başka örnekleri görmek, ilgili linklere ulaşmak isteyenler web sitemizi ziyaret edebilirler; www.istanbulekslibris.org

Balkanların en büyük ve en önemli baskıresim müzesi olan IMOGA İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi’nin bünyesinde sevgili dekanım Süleyman Saim Tekcan’ın himayeleriyle 2008 yılında İstanbul Ekslibris Müzesi kuruldu. Dünyadaki 10 ekslibris müzesinden biri artık İstanbul’da. Uluslararası düzeyde 10.000’e yakın özgün ekslibrisin yer aldığı Üsküdar’daki bu müze, ekslibris meraklılarının ilgisini beklemekte.


Ülkemizdeki sanatçıların, tasarımcıların ve sanat eğitimi alan öğrencilerin ekslibrise ilgisi nasıl?

Bu sanat dalının ülkemizde hızlı bir gelişme gösterdiği yadsınamaz. Ama yeterli değil. Çok olmamakla birlikte ülkemiz sanatçılarından, tasarımcılarından ekslibrise ilgi duyanlar var. Sanıyorum çoğu sanatçı ve tasarımcı kendi sanat dilinin, çalışma alanının dışına çıkmak istemiyor. Bazıları ise konuya biraz kaygıyla bakıyor. Boyutundan dolayı küçümseyenlerin
olduğunu da söyleyebilirim.


Sanat öğrencilerinin ise ilgisi oldukça iyi. Fakat devam ettiren, istikrarlı çalışan sayısı az. Uluslararası yarışmalarda başarılı olanlar, yurtdışı sergilere katılanların motivasyonları oldukça güçlü ve ümit ediyorum ki onlara katılan yeni arkadaşlarla daha iyi noktalara geleceğiz. Bugüne kadar ekslibris konusunda mezuniyet projesi hazırlayanlar, lisansüstü tezler hazırlayanlar da umutlarımızı artırmakta.

Ekslibrisin Türkiye’deki gelişiminden de bahsedebilir misiniz?
Türkiye’nin ekslibrisi tanıması, batıdan alınmış kitaplarla olmuş. Avrupa ülkelerinde yaygın olarak kullanılan ekslibrisli kitaplar, ikinci el satışlarla ülkemize girmiş, bu kitapların sahipleri öldüğü zaman ise yakınları tarafından kütüphanelere bağışlanmış veya sahaflara satılmış. Yurtdışındaki müzayedelerden alınan bazı kitapların iç kapağında ekslibrislere rastlanmakta.
Türkiye’de gerçek anlamda adına ilk ekslibris yaptıranların yabancı uyruklu kitapseverler olduğunu görüyoruz. Üsküdar Amerikan Koleji, Robert Kolej gibi okullarda görev yapan yabancı uyruklu öğretmenlerin yaptırdıkları ekslibrislere, kütüphanelerdeki bağış kitaplarının iç kapaklarında rastlamak mümkün. Ayrıca bazı kültürlü kütüphane sahiplerinin de kendi adlarına ekslibris yaptırdıkları görülmekte.

1920’li yıllardan itibaren Robert Koleji (şimdiki Boğaziçi Üniversitesi) öğrenci yıllıkları için yıllık sahibinin adını yazabileceği boşlukların da bırakıldığı ekslibrisler yapılmış.

Yıllığın sanat sorumluları tarafından tasarlanan ve uygulanan bu gelenek 1950’li yıllardan sonra malesef sürdürülmemiş.
1990’lı yıllardan bu yana, özellikle güzel sanatlar eğitimi veren kurumlardaki baskıresim ve grafik tasarım derslerine giren öğretim elemanlarının özendirmeleriyle, ekslibris yapan kişiler yetişmeye başladı. Artık yurtdışında yapılan ekslibris yarışmalarında Türk sanatçıları ödüller almakta.

Ekslibriste yazı ve resim ilişkisi nasıl olmalıdır? Başarılı bir ekslibris ne gibi özellikler taşır?
Bir reçete vermek çok zor. Bu bir birikim, deneyim ve estetik kaygı sorunu. Araştırmakla, hata yapmakla, bozmakla ve yeniden denemekle bir noktaya gelinir. Ve elbette iyi örnekleri görmenin, yapılanların analizinin olumlu katkıları olmakta. Ben de uygulama içinde kendimi geliştirdim. İlk ekslibrislerimde kullandığım yazıların ne kadar büyük ve kaba olduğunu ben de zaman içinde anladım. Hala öğreniyorum.

Ekslibris de diğer sanat eserlerinde duyulan kaygılarla oluşturulur. Elbette renk ve biçim uyumu taşımayan, özgün olmayan, teknik ve estetik yetkinliğe sahip olmayan, resim ve yazı ilişkisi uyumlu olmayan ekslibris geleceğe kalamaz. Belli bir konuda yapılan bu küçük resimlere ekslibris sözcüğü ile adına ekslibris yapılan kişinin adının eklenmesi başlı başına bir tasarım sorunu. Eğer kullanılan yazı doğru yerde ve uygun büyüklükte değilse rahatsız eder, ekslibrisi olumsuz etkiler. O nedenle çok denemek, uygun alanı bulduktan sonra yerleştirmek gerekir. Yazı ne okunamayacak kadar küçük ne de resmin önüne geçecek kadar büyük olmalı. Resmin bir parçası, bir çizgi ya da leke olarak kalmalı ama işlevini de yerine getirmeli.

Türk insanının grafik tasarıma bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk insanının ilgileri çok zengin. Özellikle tasarıma yönelik herkesin bir fikri mutlaka var. Hatta kolay olduğunu düşünüp kendince birşeyler yapmaya kalkanlara bile çok rastlıyoruz. Kendi şirketinin markasını belirleyenlere, logosunu yapanlara rastlamak mümkün. Fakat zaman içinde bulduğu markanın benzerine rastladıkça, daha özgün logolar gördükçe onların da fikirlerinde değişme olduğunu söyleyebilirim. Doğru tasarımlar arttıkça kişilerin beğenisi de gelişecek ve o oranda da katkıları da değişecektir. Bizim sorumluluğumuz amaca uygun tasarım yaparken, kalıcı olacak değerler taşımasını da sağlamaktır.

Teknolojinin gelişmesi sanatı olumsuz yönde etkiledi mi?
Olumsuz etkilediğini düşünmüyorum. Bazı kişiler teknolojik gelişmeyi besimsemese de örneğin bilgisayarla yapılan bir çalışmayı biraz küçümsese de ondan yararlananlar vazgeçmeyecek. Kağıt üzerine yaptığınız deseni artık tablette de yapma şansınız var. Hatta yüzlerce alternatifi kısa sürede üretebilirsiniz. Malzeme kişilerin kendini anlatması için bir araçtır. Esas olan yapılanın geleceğe kalmasıdır. Değer taşıması, doyurucu ve estetik olmasıdır. Fotoğraf icat edildiğinde resim sanatı ölmedi; aksine ressamlar yeri geldi fotograftan yararlandı, fotograf sanatçıları an geldi resim dilinden yararlandı. Teknolojinin ilerlemesi, dijital sanatlar diye bir alanın doğmasına bile fırsat verdi.

Sizce başarılı bir grafik tasarım çalışması nasıl olmalı?
Zor bir soru. Yine reçete vermek mümkün değil diyeceğim ama takip ettiğmiz yol haritasından söz edebilirim. Birincisi niçin yapıldığı çok önemli. Hangi tasarımı yaparsanız yapın bir strateji belirlemek durumundasınız.

Tasarımın amacı nedir?  Tanıtımını yapacağınız ürünün ya da hizmetin özellikleri nelerdir? Hedef kitleniz kimdir? Hedef kitlenizin
özellikleri nelerdir? Öncelikle detaylı bilgi edinmek gerekir. Hedef kitleyi doğru bilgilendirmek ve etkilemek için kullanılacak sözcükleri ve görselleri iyi seçmek gerekir. Sanat yapan kendi sözünü söyler, tasarım yapan başkasının sözünü söyler. Sizin başarınız başkasının sözünü söylerken ortaya koyduğunuz anlatımdadır. Elbette işin içine estetik değerler de katacaksınız, kendinizi de koyacaksınız ama tasarımınız ürünün alınmasını sağlıyorsa, hatta bu eylemi devamlı kılıyorsa başarılısınızdır. O zaman siz de müşteriniz de mutlu olacaktır. Ben yaptım oldu demek gibi bir lüksünüz malesef yok.

Grafik tasarım bölümüne girmek isteyen öğrencilere ne tavsiye edersiniz?
Grafik tasarım eğitimi almak için üniversiteye gelen öğrencilerin iyi yetişmesi, geldikleri kurumun olanakları, eğitimcilerin çabaları yanında biraz da kendi sorumluluklarına bağlıdır. Geleceğini kurma aşamasında olan bu gençlerin, önce kendilerine, ailelerine ve ülkelerine karşı sorumlulukları olduğunu bilmeleri gerekir. Her öğrenci, isterse dört yıllık süreyi iyi değerlendirerek, alanında gerekli bilgi ve becerilere sahip, kendine güvenen bir tasarımcı olarak hayata atılabilir. Önceliklerini iyi saptamaz, zamanı ve olanakları doğru kullanmazsa, öğrenmek için gerekli çabayı göstermezse, üretici değil, sürekli tüketici kalmaya ve ne yazık diplomalı bir işsiz olmaya mahkumdur. Öğrencinin, sadece kendi alanına yönelik disiplinlerle donanması yetmez, yaratıcılığını olumlu yönde etkileyecek müzik, edebiyat, felsefe gibi alanlara da ilgi duyması gerekir. Etkili mesajlar yaratabilmek,
özgün tasarımlar üretebilmek iyi yetişmişliğe bağlıdır. Yaptığı tasarımı doğru sunmak ve onu iyi savunmak, bireysel çabayı
gerektirir. Tasarım öğrencinin piyasa sorunlarını kavraması ve hayata hazırlanması için iyi bir staj süreci de geçirmesi gerekir. Bu süreç, vakit öldürmek ya da formları doldurtmak için harcanmamalı. Her meslekte olduğu gibi, grafik tasarımcının da başarısı, yaptığı işi sevmesine, kendini iyi yetiştirmesine bağlıdır.

Öğrencilik döneminiz nasıldı? Şimdiki öğrencilerle o zamandaki öğrencileri karşılaştırırsak nasıl bir sonuç çıkar ortaya?
Şimdiki öğrenciler daha şanslılar. Koşulları daha iyi. İletişim, ulaşım daha kolay. Bilgiye daha çabuk ulaşma olanakları var. Görsel yönden doğru beslenebilecekleri bir çevreye sahipler. Ekonomik yönden daha özgürler. Hepsi için söylememekle birlikte onlar için eksik olan şey istek ve ilgi. Fazla hırsları yok. Biz arkadaşlarımızla olduğu kadar kendimizle de yarışırdık. 1973 yılında, öğrenciyken sevgili hocam Mürşide İçmeli’nin baskıresim dersindeyiz. Ağaç baskı için taslak yapıyoruz. Yaptığım taslakları hoca bir türlü beğenmiyor. Arkadaşlarımın bazıları baskıya geçti. Duvara asanlar bile oldu, ben taslakla boğuşuyorum. Ağlayacağım. Ne götürdüysem hoca bir türlü beğenmiyor. Alternatif üretmemi söylüyor. Onlarca taslak yaptım. Mürşide Hanım yanıma gelip ‘kendini sıkma Hasip, bir patlayacaksın, pir patlayacaksın’ dedi. Sonra o gün yaptığım bir küçük taslaktan hareket etmemi söyledi. Bir hafta çalışarak ‘Baykuşlar’ı yaptım. Ve o yıl bu çalışmaya, Şeref Akdik Resim Yarışması’nda baskıresim özel ödülü verildi.

Sizce öğrencilere verilen tasarım eğitimi yeterli oluyor mu?
Yetersiz demem haksızlık olur. Büyük bir çaba var eğitim kurumlarında. Usta hocalar var. Öğrencileri hayata hazırlamak için gayret gösteriyorlar. Yurtdışı olanakları gelişti. Onlardan yararlananlar artıyor. Koşullar her geçen gün daha da iyileşiyor. Geriye eğitim alacak öğrencinin istekli olması ve çaba göstermesi kalıyor. Elbette eğitim kurumlarının, kendi kabukları içinde, gelişmelerden habersiz bir devinimle kalmayıp, dışarıya da açılmaları gerekmekte. Özellikle proğramlarında
yer verdikleri konular, öğrenciyi hayata hazırlayıcı, gerçek iletişim projeleri olmalı. Gerektiğinde ajanslar ile ortak proje çalışmalarına girilmeli.

Sanat dallarının birbiriyle etkileşim içinde olması avantaj mıdır? Sanatsal üretiminizde nerelerden besleniyorsunuz?
Elbette avantajdır. Etkileşim içinde olduğum her şeyden ben de yararlanıyorum. Okuduğum güzel bir şiirin, gördüğüm bir heykelin, dinlediğim bir müziğin veya yaşadığım olumsuz bir olayın etkisinde kalmamam mümkün mü? Elbette aldığım eğitimin çeşitliliği, farklı sanat dallarına duyduğum ilgi de çalışmalarıma ve onların yaratım sürecine katkıda bulunmakta. Akarsular, dereler olmas ırmaklar nasıl ulaşır denizlere, göllere? Sanatçı farklı kaynaklardan beslenmeden kendi farklılığını nasıl yaratır?

Dergimiz hakkında ne söylemek istersiniz?
Bana göre Türkiye’de çok büyük bir hizmeti yerine getiriyorsunuz. Çok yaygın kullanılan bir resim işleme programının adıyla çıkıyor Photosop Magazin. Fakat onunla da kalmıyor, başka programları da ilk elden tanıtıyor. Bu programları kullanan büyük bir kitle var ve bu kitleye hitap ediyorsunuz. Dünyada olup bitenlerin örneklerini sunuyorsunuz. İnsanlar ne yapıyor, ne üretiyor görme fırsatı buluyoruz. Dergideki dersler de çok iyi bir kaynak. Sadece öğrencileri değil bu programları kullanan çok çeşitli alanlardaki meraklıları da bilgilendiriyorsunuz. Baskı sayınızla ve kalitenizle geniş bir kitleye ulaşıyorsunuz, bilgiyi paylaşıyorsunuz. Hepinizi yürekten kutlarım. Teşekkür ederim. Enerjiniz daim olsun.

Röportaj: Esma Meydan
Fotoğraf: Gökhan Uz

 

September 2009

 


Röportaj