Photoshop Magazin
 


Varol Yaşaroğlu - Grafi 2000

01 August 2009 | Sayı: Aug 2009
 
1 2 3 4 5
 


Varol Yaşaroğlu kimdir? Çizerliğe uzanan serüveninizden biraz bahseder misiniz?

Küçüklüğümden beri genelde klasiktir, ressamlara ya da karikatüristlere sorarlar, nedir başlangıcınız diye... Çizmeye 5-6 yaşlarımda, TRT’de yayınlanan Pembe Panter sayesinde başladım. En çok aşina olduğum şey odur, gözümü açtığımda onunla karşılaştım. Ona bakarak, onu çizmeye çalıştım. O yaşlarda ciddi şekilde çiziyordum. Bilim kurguya çok meraklıydım. 10-11 yaşına geldiğimde bir defter dolusu sayfayı çizgi romanlarla dolduruyordum.

O dönemde Zagor, Kızılmaske, Mandrake vardı. Zaten klasiktir o çizgi romanlar, mahalledeki arkadaşlarla değiş tokuş edilirdi. Aslında baya iyi çiziyormuşum, şuanda profesyonel gözle geriye dönüp baktığımda gerçekten 11 yaşına göre baya iyi çizilmiş şeyler var ortada, demek ki belliymiş o dönemde bu işlere girileceği... Okul yıllarımda genelde resmim çok iyiydi. Çok değişik kompozisyonlar oluşturmaya çalışırdım.

Üniversite hayatına nasıl başladınız?

Açıkçası çok fazla bir puan alabileceğimi tahmin etmiyordum. İTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Çevremdekiler beni çok iyi bir bölüm olduğunu söyleyip, mutlaka gitmem gerektiğine inandırdılar. Çizim de
yaparım düşüncesiyle başladım bölüme.

Severek mi okudunuz inşaat mühendisliğini?

Aslında şöyle, severek okudum. Çünkü bir yandan da matematik ağırlıklı bir bölümdü. Matematikle aram çok iyiydi zaten, kopamadım o yüzden. Araştırmaya da meraklıydım, fiziğin temelleri, yüksek matematik gibi dersler olunca tam benlik duygusuna kapıldım. Çünkü ortaokul ve lise yıllarımda fiziği pek anlamamıştım, hep merak ederdim, burada merakımı giderdim. Fiziğin temelleri adında kalın bir kitap vardı, geceleri onu inceleyip, noluyo ne bitiyo diye bakıp acayip zevk almaya başladım. 4.sınıf baya ağırdı. Çelik ve betonarme yapılar vardı, onları bitirmek, 4.sınıfı geçmek neredeyse imkansız gibiydi. Çalışkandım ve bir şekilde bitirdim. Üniversitedeyken de çizmeyi bırakmadım.

Güzel Sanatlara girmeyi hiç düşünmediniz mi?

İnşaat Mühendisliği’ni kazandıktan sonra Güzel Sanatlar Fakülteleri’nin sınavlarına girmeyi düşünüyordum. Ama İnşaat Bölümü’ de zevkli geldiği için İnşaat Mühendisliği’nden vazgeçmedim.


Karikatüre nasıl başladınız?

Karikatüre başlamam orta okul sonları, lise başlarında gerçekleşti. Aslında Gırgır’ın çok büyük etkisi var. Gırgır’ı iple çekerdim, biran önce çıkmasını isterdim. Çiçeği burnunda karikatürcüler olayı vardı o dönemde. İstanbul’a Oğuz Aral’ın yanına gelip, yanında yetişmişlerdir. Onlar hep Oğuz Aral’ı takip etmiştir. Benim öyle bir durumum olmadı. İstanbul’a geldiğimde yurtta kaldığım bir dönemde yurt öğrencilerinin sorunlarını anlatan yurttan sesler köşesi diye bir grup oluşturmuştum. Bunları Gırgır Dergisi’ne yollamıştım. Oğuz Aral’dan eleştiri almıştım ama eleştirileri pek dinlememiştim. Bağımsız bir ruhum vardı, karikatürlerimi yollardım, köşem varsa var, yoksa yok diye düşünüp fazla ilgilenmemiştim o dönemde. Çok fazla ilerlemedim bu konuda.

Üniversitedeyken yarışmalara katıldım. Üniversite biter bitmez, inşaat işlerine girmeden Güneş Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Asil Nadir dönemindeydik. Habere bağlı karikatürler çizmeye başladım. Çizgileri stilize etmeye başladım, kendimce çok iyi çizgiler kullanıyordum. Estetik değerleri yakalamaya çalışıyordum. Ve gazetede karikatürün ne kadar değeri biliniyodu diye kuşkuyla düşüncelere dalmışken gazete kapandı ve üzülerek İzmir’e döndüm. İnşaat işlerine başlamak şart oldu ama karikatür çizmeye devam ediyordum. Mutsuz mutsuz şantiyede dolaşırken bir adam aradı beni Cihat Hazardağlı adında. Ekonomist dergisinde çizer olduğunu ama işi bırakacağını, kendi yerine de benim geçmemi istediğini söyledi. Amerika’dayken benim çizgilerimi takip etmiş ve kesinlikle yerine benim geçmemin gerektiğini söyledi.

Hayatınızın dönüm noktası oldu galiba butelefon?


Evet, gerçekten de öyle oldu. Apar topar İstanbul’a gittim. Cihat bey’in koltuğuna oturdum ve heyecanla çizmeye başladım.Aradan haftalar geçti. Cihat bey tekrar geldi ve Plastik Show adlı yeni projesinden bahsetti. Liderlerin kuklalarının yapıldığı, siyasi mizah şeklinde, günde 3-5 dakika gösterilen bir programdı. Atölyesine gittim, baktım süngerler kesiliyor, silikonlar dökülüyor. Bende işin içine girdim, sıkı çalışıyorduk. Hatta bir anımı anlatayım, öyle çok dalmışız ki çalışmaya, kazaklarlayız, sokağa bir çıktık, yaz gelmiş. O dönem program çok tutmuştu. O zamanın radikal işlerinden biriydi. Görsel
yönetmenliğini yapıyordum programın. Bilgisayarın henüz çok kullanılmadığı dönemlerdi. Elle uğraşıp kolajlar yapıyordum. Bluebox tekniğini kullandım. Orda baya deneyim kazandım. Plastik Show bitti.


Cihat Hazardağlı atölyede çalışırken, kakara kikiri gülüyoruz, beraber yazalım mı dedi. Mizah yeteneğimi farketmiş, tamam dedim. Birkaç yazar daha lazımdı bize. O sırada Burak Akkul espiriler yazardı, onu çağırdım. Erdil’le Burak zaten kankaydı. Erdil’de katıldı aramıza. Sonra Veb diye bir grup oluşturduk, ben, Erdil, Burak. Erdil yeni çizmeye başlamıştı o zamanlar.


Öğrenciyken Erdil’in yanında 1 sene kaldım ve çizerlik virüsünü bulaştırdım ona. İki arkadaşımız daha katıldı aramıza, böylece bir yazar grubu oluşturduk. Akşama kadar ne espiri yazacağımızı düşünürdük. Orada baya piştik. Televizyonda metin yazarlığı yapmaya başladık. İlk biz kurduk böyle bir grubu, o dönemlerde yoktu böyle gruplar. Çılgın Bediş’i yazdık, kültür programı yazdık. Sonra bu grupta dağıldı. Kafamda daha değişik düşünceler vardı. Türkiye’de Sitcom’un olmadığı zamanlarda Sitcom yapalım diye televizyonlarla görüşüyorduk.


Hep çizgi roman çizeri olmak isteyipte neden animasyona yöneldiniz?


Hayat şartları yüzünden! Çizgi romandanpek para kazanamadım. Bu yüzden televizyona yöneldim. Yılmadan bunu başarabilenler de var tabi. Ama şuan yaptıklarımı da seviyorum, zaten animasyonla çizgi romanbirbirlerine çok yakın şeyler. Ama çizgi roman çizeri olmayı çok isterdim.


Photoshopta en sevdiğiniz özellik nedir?


Photoshop’u ilk kullanmaya başladığımda nevrim döndü, çünkü o döneme kadar ekolinlerle, sulu boyalarla çalışıyordum. Geriye dönme şansı olmuyordu. Photoshop’ta en çok layerları seviyorum. Photoshop’ta çalıştığım zamanlar, geceleri uyuyamadığım zamanlardı.


Photoshopla ne zaman tanıştınız?


İlk bilgisayarımı aldığım zamanlar. Bilgisayarcım Salih Türkmen hayatımı değiştiren insanlardandır. Güzel çizdiğimi görünce sana tablet alalım dedi. 1995 yılıydı. Photoshop’a başladım ve herşey inanılmaz geliyordu. Layerlar falan var, üstüne başka bişey koyuyosun, Allah’ım bu nasıl birşey dedim. Geceleri uyumuyordum Photoshop’u kurcalamaktan.

İlk Photoshop 3.0’la başladım. Sonra aynı bilgisayarcım sana BBS sistemini kuralım, hergün işe gitmene gerek kalmaz dedi. Ekonomist Dergisi’nde karikatüristlik yapıyordum. Direk ordan yolluyorduk. Sonra e-posta olayı gündeme
geldi, e-posta aldık, e-postayla yolladık karikatürleri. Flash programını kullanmaya başladım. Sonra Berkle tanıştık, ardından yetenekleri değişik insanlar biraraya gelmeye başladı. İnternet sitesi çok izleniyordu, sitedeki animasyonları
televizyonda yayınlama kararı aldık.

Değişik televizyonlara gidip görüşmeler yaptım. Kimse kabul etmedi. Web sitesindekinden daha detaylı ve daha kısa zamanda yapılması gereken işler istediler. Bende kendi programımı yapmaya  karar verdim. Grafi2000 böyle başladı. Şuanki çeteyi oluşturduk, ünlüleri çağırdık programa... 3 sene sürdü bu program. Grafi2000 o dönemdeki birçok popüler programın arasından sıyrıldı. Özel Radyo ve Televizyon Yayıncılar Derneği’nin yaptığı anket sonucu ‘En iyi Eğlence Programı’ seçildi. Bu kadar iyi olacağını beklemiyorduk.

Karakterleri yaratırken nelerden besleniyorsunuz?

Popüler kültürden, güncel olaylardan, bu topraklarda yaşıyoruz ve çevremizdekilerin neler hissettiklerini az çok anlayabiliyoruz. Koca Kafalar’ın malzemesi, dizileri, programları tiye almak ve durum komedisi oluşturmak üzerine kurulu. Koca Kafalar ve Grafi2000 komedi gerçekten özgün programlardı.

Koca Kafa’ların ortaya çıkması Photoshop sayesinde oldu diyebiliriz. Kafayı aldık, dekupe ettik, büyüttük, daha da büyütünce daha da komik oldu. Temelleri orda atıldı. Format olarak DreamTV’de başladı. Oradaki kısa süreli animasyonlardı. Kliplerin arasında yayınlanırdı. Kanal D’de Dobra Dobra programının içinde hergün yayınlanmaya başlandı.

Çok iyi tepkiler aldık, gaza gelip bunu program haline dönüştürmeye karar verdik. Prime Time Program olarak düşünülmüştü, 75-80 dk’lık programlar yapmamız istendi. Gerçekten çok yorulduk. Aslında yaptığımız birçok program çok da televizyon mantığına uygun değildi. Sonuçta animasyon, zaman gerektiren birşey. Günde minimum 25 dk’lık programlaryapmamızı istiyorlardı.


Piyasada çalışırken işler nasıl yürüyor?


Otokontrolümüz sayesinde televizyonlar bize bir dayatmada bulunamıyor. Hedef kitleyi gözetiyoruz. Programlarımızda RTÜK’ün kurallarına uyarak konuşmalarımızı düzeltiyoruz. Sevdiğimiz işleri yapıyoruz, espirilerin beğenilmesi bizim işimiz.
Koca Kafalar’daki kafaların düzgün durmaması bile güzel. Belki de tamamen düzgün kesilseydi bu kadar güzel olmayacaktı. Televizyon ve internet apayrı işler mesela. Televizyonda Prime Time’da Noel Dayı espirilerini yapamazsın. Arada dağlar kadar fark vardır. Dergideki mizahı da gazetede yapmak zordur.


Ekip olarak nasıl çalışıyorsunuz?


Ana karakterleri ben çiziyorum, formatları Berk ve Vural hallediyor. Geri kalanlar ekibin işi. Harbi Tivi’den bahsedecek olursak, günde 25 dk, full animasyon olan bir program. Bunda ben formatı oluşturuyorum, tipleri çiziyorum, sonrasında bir arkadaşımız onları alıyor, iskeletliyor. Değişik göz, kaş, ağız yapıları oluşturuluyor.


Büyük bir hazırlık dönemi sonrasında ekibimiz önce mekanları oluşturuyor. Mesela ormanda geçiyorsa, orman resimleri hazırlanıyor. Bunlar illüstrasyona yakın şeyler. Seslendirme yapılıp, animasyonculara teslim ediliyor. Animasyoncuların elinde senaryolar var zaten, parçalar tek tek gelerek bütünleşiyor. En son kurguya geliyor iş. Onlar efektleri yerleştiriyor, aralardaki geçişleri hallediyor. Gereksiz yer varsa kesiyor. En son .avi formatına geçirip, Betacama basılıp, kanala gidiyor. Ekibimiz 30 kişi. Hergün animasyon yapmak zor bir iş, buna bağlı olarak ekipte çalışan kişi sayısı değişkenlik gösteriyor.


Harbi Tivi’den sonra bir projeniz var mı?


Noel Dayı’nın çizgi film olması hakkında bir projemiz var. Sinema filmimiz var. Dizi projesi ve skece dayalı projeler var. Ama tabi her geçen gün değişiyor. Artık hayallerimiz vizyona dönüştü, başka hayallerimiz de dönüşebilir.

İlerleyen dönemlerde tekrar senaryo yazarlığı gibi bir düşünceniz var mı?


Senaryo yazarlığındaki yapılanmadan gittikçe uzaklaştık. Ekip meselesi sonuçta, profesyonel bir yazar ekibimiz var. Harbi Tivi’nin bile değişik yerlerden 5-6 tane yazarı var. Espirileri anafikirde biz oluşturuyoruz ama bu duruma yazarlar da katılıyor. Yani bu kapsamda bir havuz oluşturuyoruz. Koca Kafalar bir ekip çalışmasından çok, sezgisel olarak gelişti. Mesela Berk oturur, bir anda ilham gelir ona. İçinden gelen yaratıcılıkla birçok şey oluşturur ve gerçekten çok komik olur.


Grafi2000, ekibini nasıl seçiyor?


Yetenekli insanları bulmak için Photoshop Magazin’e üye oldum. Dergi sayesinde zaten birçok insanla görüşüp çalışıyoruz.


Ekibiniz içinde rekabet var mı?


Mutlaka rekabet olmalı ama kişinin kendiyle olan rekabeti daha önemli. İnsan kendisiyle yarışması lazım. Mesela bir grup geliyor, bir bölüm oluşturmak istediklerini söylüyorlar. Senaryosundan kurgusuna kadar herşeyini yapmak istiyorlar. Ben de kabul ediyorum. Kendi oluşturdakları birşey olduğu için daha da sahipleniyorlar. Böylece diğerleri de başka şeyler üretmek için çaba sarfediyorlar.

Dışarıdan gelen projelere açık mısınız?


Açığım. Dünyaca ünlü yazar Tayyar Özkan bir karakter yarattı, senin ekiple hazırlayıp yayınlayalım dedi, ben böyle şeylere açığım ama bunu yapmak belirli bütçeler dahilinde mümkün. Tamamen bir çizgi film sektörü oluşturulmuş olsa ve bana buna uygun bütçeler hazırlansa biz her zaman varız. Yetenekli insanlara açığız.


Genç yeteneklere ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?


Öncelikle photoshopmagazin.com’a girsinler. Olabildiğince araştırmacı ve geliştirmeci olsunlar. Eğer okuyorlarsa, hiçbir zaman işin akademik boyutuyla kalmasınlar. Akademik eğitim önemli tabi kesinlikle ama okula girdikten sonra bilgisayarı sevmeleri gerek. Bu devirde sadece Photoshop bilmek yeterli olmuyor. Tabi ki birde bolbol Photoshop Magazin okumalılar:)

 

August 2009

 


Röportaj