Photoshop Magazin
 


Sen hiç fan titreşiminden sarhoş oldun mu?

01 August 2009 | Sayı: Aug 2009
 
1 2 3 4 5
 

Ne zamandır yazayım diyordum kısmet bu güneymiş. 2005 yılının tam da bu zamanlarında yeni çalışmaya başladığım firma ofis genişletme çalışması sebebiyle tadilata girmişti. Benimde yerleşeceğim bölüm kırılıp yenide yapılırken geçici bir süreliğine ufak bir odada yalnız çalışıyordum. Şirketin server sistemi de aynı odadaydı.

En azından diger garibanlar gibi gürültünün orta yerinde değilim diye kendimi avutuyordum. Bir şikayetim de
yoktu gerçi.

Böyle bir hafta kadar zaman geçmişken bir gün öğleden sonra hafiften başım dönmeye başladı. Daha doğrusu
başım duruyordu ama dünya ufaktan spin atıyordu. Baktığım her şey, yelkovanın saat yönünde bir tik atıp geri
dönmesi gibi bir tık sağa yatıp eski haline geliyordu. Yüzümü yıkamak, dışarı çıkıp hava almak gibi umut bağladığım basit tedaviler fayda etmediği gibi zaman geçtikçe dönme açısı artıyordu. İlk farkettiğimde bir saniye kadar sağa yatıp geri dönen yelkovan artık saat 3 noktasına kadar yatıp geri dönüyordu. Yani baktığım her yer 90 derece kadar sağa yatıp tekrar eski yerine gelir olmuştu. Tabi bu sapmayı yorumlamaya çalışan bedenimin de dengesi iyiden bozuldu. Artık ayakta duramıyor, tutunmadan iki adım atamıyordum. Haliyle mide bulantısı da gecikmedi.

Hiç böyle bir duruma düşmediğim için ufaktan paniklemeye de başladım. Kendimce sebep bulmaya çalışıyordum. Yediklerimden zehirlenmiş olmak en kuvvetli ihtimal gibi duruyordu ama işin garip tarafı koca şirkette benden başka reaksiyon gösteren yoktu. Kaldı ki laf aramızda besin zehirlenmesine en son reaksiyon gösterecek kadar bağışık bir sistemim var. Durumun daha da kötüye gittiğini görünce “beni hastaneye yetiştirin” demek zorunda kaldım. O yaşıma kadar hiç acilen hastaneye gitmeyi isteyecek bir duruma düşmemiştim.

Bana neler oluyordu böyle? Arabanın arka koltuğunda hastaneye gidene kadar dünyanın dönme açısı 180 dereceyi de geçmiş, 360’ı zorlar olmuştu. Filtrelerden Radial Blur verirsiniz ya, aynı öyle görünüyordu baktığım her yer. Tabi efekt verince fotoğraf yerinde durur en azından ama benim dünyam durmuyordu.

 
Artık düştüğüm durumun olası sebeplerini düşünmeyi bırakmış, istikbalimden endişe etmeye başlamıştım.
Yaralı bir aslan gibi sık sık soluyordum (Ne var, ceylan mı olacaktım?)

Acil kapısından nasıl geçip sedyeye uzandığımı hatırlamıyorum bile. Doktorlar ne olduğunu sorup beni konuşturarak hem teşhis koymaya çalışıyor hem de bilincimin durumunu kontrol ediyorlardı. Dünyanın nasıl dönüp durduğunu anlattığım doktor hanım “Ne oldu” diye sordu. “Bilmiyorum” dedim. “Yediklerimden şüpheleniyorum fakat aynı yemeği yiyen hiç kimse benim gibi olmadı” diye ilave ettim. Nitekim bu hengameye tepki veren midem de “Aha bakın, bunları yedi adam” demek istercesine yediklerimi sergilemek üzere harekete geçti. Bir çöp bidonuna tüm nevaleyi teslim ettikten sonra bağlanan bir serum ile hafiften uyuklamaya başladım. Ölçülen tansiyonum normal, bağlandığım EKG raporu da kalp krizi geçirmediğimi söylüyordu. Daha sonra yapacağımız idrar tahlilinden de bir sonuç alınamayacaktı. Vücut anormal bir tepki veriyor ama sebebi bulunamıyordu.

Sık nefes aldığımı gören doktor hanım fazla oksijen yüklemesi yapmanın da baş dönmesine sebep olabileceğini, nefesimi mümkün mertebe normal seviyede tutmam gerektiğini söyleyince nefes frekansımı ayarladım. Ne zaman sık nefes almaya başladığımı farketmemiştim. Doktorun sorularına cevaplar, telkinlerine uyum derken takılan serumun etkisiyle uyuya kalmışım. Yarım saatlik bir kestirmeden sonra gözlerimi açtığımda dünya durmuştu ve o duran dünyalar benim olmuştu.

Düzeldim düzelmesine ama peki bana ne olmuştu? Doktor herhangi bir teşhis koyamıyordu. Ben de boş durmayıp muhtemel sebepler üzerinde düşündüm durdum.


Çalışma ortamımı düşündüm. Bilgisayarım, masam, geçici bir süreliğine misafiri olduğum server ve durmadan yüksek devirde çalışan fanı. Fan! Devir! “Buldum” dedim beyaz önlüklü Evreka’ya. “Bulunduğum odadaki server’ın fan sesi orta kulak ile
rezonansa girerek dengemi bozmuş olmalı.” diye ilave ettim. Böylece kendi teşhisimi koymuş, doktora doktorluk taslamıştım. Doktor hanım biraz düşündü ve “Dediğiniz doğru, bu mümkün. Akustik Sendrom yaşamışsınız” deyip beni onaylarken şık bir hareketle diplomasını konuşturmayı da ihmal etmedi. Teşhisi koydum da adını koyamadım işte.

Bu maceramı anlattığım bir arkadaşım “Sen sarhoş olmuşsun.” dedi. Ne bileyim ben, hayatımda hiç sarhoş olmadım ki. “Daha önce olsaydın o gün paniklemez, gidip evde kusup yatardın” diye ekledi.Aman dedim, sarhoşluk buysa iyi ki hiç olmamışım, bundan sonra da olmayayım. Bir insanın kendini bilerek bu duruma düşürmesini anlayamıyorum.

Artistik Rahatsızlık 2

Birkaç sene sonra yine aynı şirkette ama server odasından uzak bir odada çalışırken bir gün monitörde ufak bir noktada renk bozulması farkettim. Hani cama küçük bir su damlası gelir ve ışık kırılır ya, aynı onun gibi. Camı temizlemek için parmağımı ekrana götürdüğümde sorunun gözümde olduğunu anladım. Çünkü nereye baksam, o ışık kırılması ve renkli noktayı görüyordum. Gözümü kırpıştırmak, ovuşturmak fayda etmediği gibi nokta git gide büyümeye başladı. Gözlerimi kapattığımda  renkleri daha belirgin görünce telaşlanmaya başladım. İster istemez akustik sendrom macerası geldi aklıma. Yine kim bilir nasıl bir rahatsızlık yaşıyordum. Eczaneden sonra nereye gitsek diye tartışırken o ufak nokta rengarenk yanar döner bir halka halinde göz bebeğimden dışa doğru büyümeye devam ediyordu. Daha bir hastaneye karar kılmamışken de gözümün ardına doğru bir
başağrısı bırakıp gitti.

Hemen ertesi gün gözde uzmanlaşmış bir hastaneye koştum. Özellikle, gözlüklerden kurtulmak için lazer operasyonu geçirdiğim hastaneye gittim, belki alakalıdır diye. Doktora göstermeküzere renkli halkayı Freehand’de çizip bir kağıda yazdırarak yanıma almıştım. O zamanlar Freehand kullanıyorduk işte. Te hey! Neyse, durumu anlatıp kağıdı gösterdiğim doktor hiç bir tetkik yapmaya gerek görmeden “Bu göz ile ilgili bir şey değil, Auaralı Migren işareti. Aynısı bende de var. Halkayı görürsen ağrı kesiciyi yut ardından gelecek başağrısı hafif geçsin. Yine de için rahat etsin istersen bir Nörologa görün” dedi. Uzatmayayım, nörologa göründüm, ilaçlı MR çekildi. Netice temiz çıktı ama az kalsın MR masasında kalıyordum. O da başka bir hikaye.

İşte artist adamın rahatsızlığı da artistik olur. Herkeste migren varsa biz auralısını oluruz. Millet alkolden
sarhoş olursa biz fan sesine kafa buluruz. Köşeyi kapatmadan bir duyuru yapmak istiyorum.Malumunuz, bu ayın sonu Ramazan. Filtrelerinizi bana bağışlayın. Uygulayacak filtrem kalmadı. Kalın sağlıcakla.

 

August 2009

 


Magazin Photoshop