Photoshop Magazin
 


MX1-MX2 GRAND PRIX – İstanbul 2009

01 August 2009 | Sayı: Aug 2009
 
1 2 3 4 5
 

Bu tarz organizasyonlar genelde tek gün sürmüyor, yaklaşık üç güne yayılıyorlar. O yüzden çekim yaparken farklı şeyler denemek
için size bol zaman kalabiliyor, önemli olan üşenmeden oraya gidebilmek. Tabi Hezarfen Havaalanı biraz uzak olsa da yine de üşenmeyip gitmenin faydasını gördüğümü söylemeliyim. Herşeyden önce iki ayrı gün gittiğim için farklı ışık koşullarında çekim yapabildim.


Cumartesi gün ışığı gayet iyi iken Pazar günü ortama bulutlar hakimdi. Bu durum bana aynı ortamda farklı kareler çekme imkanı sağladı. Aslında bu biraz karışık bir duygu, bir yanınız ışığın hep düzgün ve yeterli olmasını istiyor ama diğer yandan farklı ışık size değişik fotoğraflar sunabiliyor. Pazar günü hava soğuk, genelde kapalı ve parçalı bulutlu idi. Parçalı bulutlu ortam bence bir fotoğrafçı için kabus gibi birşey. Özellikle konu hareketli ise size saç baş yoldurtabilir.

Düşünün, tam ideal enstantane, ISO ve diyaframı buldunuz sadece focus durumuna konsantre olmuşsunuz. Güneş tüm gücü ile bulutların arasından çıkıveriyor ve tam o anda da çok güzel bir kare var! Sonuç fazla pozlanmış ve kaçmış bir fotoğraf olabilir.

Maalesef bu sorunu arada sırada yaşadığımı itiraf etmeliyim. Bunun için çözümlerden biri makinenizin auto ISO ayarlarına güvenmek olabilir. ISO değerlerini max-min olarak girip auto’ya aldığınızda makinanız enstantane ve diyafram değerlerini değiştirmeden sadece iso için gerekli ayarlamayı yaparak durumu kurtarabilir. Bu yöntem sadece bulutlu havada değil, gölge/güneş karmaşası durumlarında da uygulanabilir.


Ama birçok makine bunu iyi ayarlayamaz, o yüzden hem max-min aralıklarını iyi girmeli hem de makinenizi çok iyi tanımalısınız. Bu yöntemi kesinlikle denemeden uygulamanızı tavsiye etmem. Başka bir yöntemde RAW çekim yapmak olabilir ama bu da makinenizde “şişme” yapabilir. Bu terim hızlı çekim (FPS) ve büyük format (image size) ile çekim yaptığınız zaman kısa zamanda hem makinenizin Buffer kapasitesini hem de kartınızın yazma kapasitesini doldurduğu zaman söylenir. Bu durum olduğunda makineniz çekim yapmayı durduracaktır. Bu yüzden hızlı kartlar kullanmanız işinize yarayabilir. Bu yöntem ile RAW çektikten sonra fotoğraflarda nispeten az ya da çok pozlamalarınızı düzeltebilirsiniz. Ama yine de aşırı durumlarda çok işinize yaramayacaktır.

Gelelim yarış zamanı olanlara. Her zamanki gibi gerekli akreditasyonu cumartesi günü alıp, ortamı incelemek için piste giriş yaptım. İlk gün olduğu için midir nedir, olayı bayağı sıkı tutuyorlardı. Ben de bu duruma içten içe sevinmiştim açıkcası. Çünkü yarış sırasında çekim yaparken etrafta birilerinin olması özellikle problem oluyor. Hele ki tele objektif ile uzak bir mesafeden çekim yaparken araya birinin girmesi oldukça sıkıntılı, hem sesinizi duymuyorlar hem de ne olduğunu anlamıyorlar.

Tecrübeli bir fotoğrafçı her zaman durduğu yere bir kaç açıdan dikkat eder. İlk önce başka bir fotoğrafçının önünü kapıyor muyum diye bakar, sonra da güvenlik için bir sıkıntı var mi diye araştırır. Özellikle güvenlik durumu organizatörler için önemlidir. O yüzden oradaki yetkili ile göz temasına girmekte fayda var. Tecrübelerimle şunu gördüm ki kafanızın dikine giderek yetkiliyi yok sayıp, “Ben bu açıdan çekeceğim kardeşim” havası genelde ters tepebiliyor. Daha çekime başlamadan onların fikrini alırsanız normalde belki izin bile vermeyeceği bir yere girmenize müsade ediyorlar.

Ama maalesef pazar günü kalabalığın artması ile akreditasyon durumu hiçbir işe yaramadı, önüne gelen piste daldı ve bu durum beni oldukça zorladı. İlk kez yapılan bir organizasyon olduğunu düşünüp, seneye daha iyi bir sistem geliştireceklerini umuyoruz diyerek konumuza dönelim.

Piste girmeden önce haritayı incelemek önemli. Sonra ekipmanınızı bırakarak yürümeniz ve bu esnada not almanız da faydalı olabilir. Yarışın saatine göre güneşin açısını önceden bilirseniz her zaman doğru yerde beklersiniz. Arka planları hesaplamayı da unutmamak lazım. Sonra hangi lensin nereye muygun olduğunu düşünerek ilk çekimlerinizi yapabilirsiniz. Ben ilk olarak 80-200mm ve 28-70mm lensler ile başlamak istedim. Sonrasında 300mm lensin doğru açılarda çok keyifli sonuçlar verebileceğini düşünerek onu kullanmaya karar verdim.

Burada monopod oldukça faydalı oldu diyebilirim. Çünkü 300mm oldukça ağır bir lens ve de her yer çamur olduğu için yere koymak pek söz konusu değil. Motokros çekimin cilveleri tabii. Cumartesi günü sıralama turları sırasında yarışçıları tek tek alabilmek avantaj oldu diyebilirim. Aynı zamanda yarış gününde nerelerde hareket olacağını da yarışçıların zorlanmalarından anlayabildim. Pazar günü daha erken gelmenin iyi olacağını düşünerek cumartesiyi bitirdim.

Pazar günü oldukça soğuk olduğu için şapka ve eldivenlerimi unutmadım tabii ki. Hemen piste girip seyircinin en kalabalık olduğu
yeri aramaya başladım. Bulduğum zaman bir sorun vardı ki istediğim açıda duracak yer yoktu, biraz dağcılık yaparak ve de monopod desteği ile kısa sürede olsa çekim yapabildim. Kapalı hava ve renkli motorlar güneşli bir güne kıyasla değişik bir kontrast oluşturdu diyebilirim. Sonra hızlı bir şekilde diğer açıları taramaya başladım. Şahsen çok atlamalı zıplamalı yerlerden çekmenin tat verdiğini düşünmediğim için kalabalık çekim yerlerinden de uzak durarak pistte her yere ayak basmaya çalıştım. Bazen en olmadık bir yerden çok güzel şeyler çıkabildiğini unutmamak lazım.

Bu çekimde beni zorlayan unsurlardan biri de sıçrayan taşlar ve de motorlardan fırlayan çamurlar oldu, birkaç kez de ezilme tehlikesi geçirdiğimi söylemeliyim. Taşlar konusu aslında önemli, dikkatli olmanız lazım çünkü ciddi hızlarla geliyorlar hem size hem makinenize zarar verebilirler, o yüzden nerelere sıçrama olabileceğini düşünüp öyle durmanız lazım.

Özellikle geniş açı takıp yaklaştığınız zaman durum iyice tehlikeli olmaya başlayabilir.

Her an kaçmaya hazır olacak şekilde durmalı, arkanızda alan bırakmalısınız. Arkanıza ya da yanınıza kimseyi fazla yaklaştırmayın ki kaçma durumunda çarpışma gibi bir sorunla yüzyüze kalmayın. Bu yakın çekimlerde düşük enstantane ve flaş ile çok güzel kareler yakalanabiliyor, burda flaş şiddetini iyi ayarlamanız lazım. O yüzden manuel ayarlara hakim olmalısınız. Flaşınızı manuel kullanmak aynı zamanda pil gücünüzü korumanızı sağlar.

Bu çekimde bana en çok keyif veren fotoğraflar 12mm ve 300mm ile çektiğim fotoğraflar oldu. 12 mm de düşük enstantane + flaş, 300mm de hızlı enstane + küçük diyafram istediğim etkileri yaratabildi.

Seneye tekrar geldikleri zaman neleri farklı yapacağımı düşünmeye başladım bile.

 

August 2009

 


An Derinliği