Photoshop Magazin
 


Taylan Soytürk

01 July 2009 | Sayı: Jul 2009
 
1 2 3 4 5
 

Bir şubat akşamı İzmir Karşıyaka’da doğdum. Sakin bir çocukluk dönemi geçirdim diyebilirim. Ortaokulda ne olacağım konusunda kararsızdım. Veteriner olmak gibi bir niyetim vardı sanırım. Küçük kardeş olmanın avantajı; bu yönde bir baskı veya yönlendirme olmadan lise yıllarında fotoğraf ve resim ile ilgilenmeye ve teorik-teknik dersler almaya başladım. Babamın muhabirlik yıllarında kullandığı Nikon F3 ilk makinemdi ve uzun yıllar da hayatımın çok önemli bir parçası oldu. 1998 yılında üniversite tercihim doğrultusunda İstanbul’a yerleştim. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema-TV bölümünde eğitimimi tamamladım. 2002 yılında Masayrk Üniversitesi Çek Cumhuriyeti’nde film üzerine kısa süreli bir eğitim aldım. Bu süreç içerisinde üniversite destekli ve bireysel çeşitli kısa film ve video-art çalışmalarım oldu. Bir yandan da animasyon ve post-production yönünde kendimi geliştirme fırsatı buldum.

Üniversiteyi bitirdikten sonra dizi seti, uzun metraj, reklam ajansı deneyimlerim oldu. Bunlar benim için birazda ekonomik zorunlu
tercihlerdi. Bir yandan freelance iş alırken bir yandan da kişisel fotoğraf ve video çalışmalarına devam ettim. Askerlikten sonra ilk olarak Digiturk’te grafik-animasyon üzerine sürekliliği olan bir işe başladım. Çoğunlukla jenerik, teaser ve fillerlar hazırlıyordum. İki sene öncede şuanda hala çalışmakta olduğum NTV’ye girdim. Benim şansım her zaman yaratıcılığımı ön plana çıkarabileceğim, tasarım anlamında keskin kısıtlamalara ve kalıplara sahip olmayan pozisyonlarda çalışmam oldu. Belki de bu gelişmemde en büyük yardımcı rolü oynadı.


Çok fazla bir ön hazırlık yaptığımı söyleyemem. Çünkü aklıma bir fikir geldiğinde, beni etkileyen bir görüntüyle karşılaştığımda
olabilecek en kısa sürede veya o anda harekete geçmek isterim. Bu belkide duyduğum heyecanı ve o düşüncenin bir an önce somutlaşması beklentisinde olmamamdan kaynaklanır. Bu konuda hiç olmadığı kadar sabırsız ve aceleciyimdir. Eğer çalışma özen ve dikkat gerektiriyorsa bir süre üzerine düşünme zamanı ayırır ve bu süreç içinde pc veya kağıt üzerinde planlama yaparım. Bu video ve grafik çalışmalarda daha ön plana çıkan bir tutum benim için. Tabi fotoğrafta her zaman spontane işleyen bir mekanizmaya sahip değil. Çok sık olmasada düşündüğüm bir kareyi canlandırmak yada icat etmek yine bir ön hazırlık süreci gerektiriyor.


Yalnız çalışmayı severim. Etrafımda sevdiğim birilerinin olması bile benim yaptığım işe odaklanmamı zorlar. Yaratım süreci meditasyon gibidir. Zaman ve mekandan kendinizi soyutlamanız ve kendinizi tamamiyle yarattığınız o dünyanın bir parçası olarak görmenizi gerektirir. Müzik bu anlamda tüm işlerimde yönlendirici ve yardımcı bir gereksinimdir. Çoğu zaman gece çalışırım, bunun sebebi de bu soyutlamanın daha kolay olması ve kendimle kalabilmem sanırım. Genelde başka türlü bir çalışma ortamında yaptıklarımı yapmak zorunda olduğum şeyler olarak görürüm.


Fotoğraf çalışmalarında kimi zaman çekim anında yaptığım deneysel müdahaleler oluyor. Buzlu cam, bozuk film, uzun pozlama,
superimposition veya kırık lens bile kullandığım oluyor. Çekim sürecinden sonra müdahaleye ise hiç bir zaman karşı olmadım.
Bazı insanların düşündüğü gibi bunun fotoğrafın doğasını bozmak veya o “an”’ı olduğundan farklı göstermek olduğunu düşünmüyorum. Tam tersi zaten fotoğrafın kendisi ışığın yapay bir ortamda yeniden hayat bulması ve yakaladığınız o an sadece zamanda tek bir kare değil, o anın bir çeşit re-prodüksyonu. Dolayısı ile yapılan tüm  müdahale de işi estetik olarak daha üst bir seviyeye çıkarmak için gerekli ki bu bana daha farklı bir haz veriyor. Benim için bir çizim yaptığımda renklendirmek, bir filmde post-prodüksyon neyse, bir fotoğrafta da manipulasyon o derece aynı şeyi ifade ediyor.


Tabiki bunun bir sınırı var ve o da işin orijinalliğini tamamen kaybetmesi. Bu noktada o işe artık dijital manipulasyon yada illustrasyon vb. diyerek başka bir sınıflandırma içinde ele almamız gerekir. Yaptığım müdahaleler çoğunlukla dijital ortamda kontrast, eskitme ve renklendirme üzerine. Boyama ve manipülasyon ise fotoğrafta sık kullanmadığım bir teknik. Grafik-animasyon ve video-art çalışmalarında ise kolaj mantığıyla hareket ediyorum.Cut-out çalışmalar yada soyutlandırmalar
her zaman başvurduğum bir yöntem.


Dijital fotoğraf çekmeye başlamam çok uzun süre öncesine dayanmıyor. Hatta uzunca bir süre analogtan vazgeçmemek için çok büyük çaba sarf ettim diyebilirim. Dijitalin 35mm filmin tadını hiç bir zaman veremeyeceği düşüncesindeyim. Fakat zorunluluktan
öte, dijital makinelerin pratik ve kolaylılığı da yatsınamaz. Belki karanlık odada yapabileceğiniz müdahalelerden de yoksun kalıyorsunuz dahası dijitalde fotoğrafı sizden çok makine çekiyor gibi.

Ancak artık dijital fotoğraf teknolojisi fazlasıyla gelişti ve kullanıcının tamamıyla manuel müdahalelerine olanak veren yüksek pixel değerlerde ve doğal renklerde görüntüler sunan yenilikler oldu ve açıkçası olmayada devam ediyor ve takip etmekte güç hale geldi. Şu anda kullandığım makine Nikon d300, ve sonuçları fazlasıyla tatmin edici, yolunuzda
size yardımcı olacak çok fazla özelliğe sahip bu da benim için çok önemli bir etken.

Fotoğrafı bir konu ve sınıflandırma içine almaktan hoşlanmıyorum. Benim için daha çok bir duyguyu ifade ediyor. Şu konuda fotoğraf çekiyorum diyemem demekte istemem bu kendimi kısıtlandırmak olur. Bir sokak fotoğrafında portre çalışabilirim, bir doğa fotoğrafına deneysel yaklaşabilirim veya mimari bir fotoğrafta soyut bir ayrıntı bulabilirim.. Fakat herkesin bir tarzı vardır ve bu işi ciddiye alarak yapan, kendi portfolyosunu oluşturmak isteyen herkesinde olması gerekir. Açıkçası ben bunu adlandırmanın
ve şu tarz demenin zorlama olduğunu düşünüyorum. Tüm fotoğraflardaki ortak duygu tarzın kendisi ve bunun bakan izleyici için hemen farkedilebilecek bir olgu olduğu kanısındayım. Melankoli, yalnızlık, umut veya umutsuzluk, karanlık ve aydınlık, doğanın ayrıntıları benim sık kullandığım konular burada öne çıkanın bilinçaltında hissettiğimin, o fotoğrafta da hissedilebilmesi
olmasına önem veriyorum. Görünenin taşıdığı alt anlamın, fotoğraftaki objelerin ötesine geçebilmesine uğraşıyorum.. Fotoğrafa
kimi zaman soyut veya gerçek-üstü bir bakış açısıyla yaklaşıyorum bu da dediğim gibi görünen konunun alt metnini daha güçlü ön plana çıkarmama yarıyor.

Photoshop’u işim gereği hemen her gün kullanıyorum. Özellikle jenerik ve diğer grafik-animasyon çalışmalarına başlamadan
önce Photoshop anime edilecek stil kareler hazırlamak için vazgeçilmez bir araç. Grafik, illustrasyon, kolaj vb işlerin yanı sıra fotoğraf çalışmalarında da yine Photoshop dışında başka bir program kullandığımı söyleyemem. After Effects en sık kullandığım Adobe programı. Tüm video ve grafik-animasyon çalışmalarım için After Effects kullanıyorum. Photoshop ve After Effects bir işi başından alıp sonlandırmaya ve profesyonel bir sonuç almanız için yeterli donanıma sahip. Bunların yanında kendi web sitemin (www.taylansoyturk.net) tasarımı ve update’i için Flash kullanıyorum, vektörel ihtiyaçlar doğrultusunda kimi zaman Illustrator da kullandığım oluyor


After Effects ile üniversitenin ilk yıllarında tanıştım, aldığım derslerin ve okuduğum bölümünde getirisi Premier ve After Effects
ile ilk projelerimi yapmaya başladım. Photoshop ise daha önceleri tanıştığım ve bir daha da vazgeçemediğim bir program.. Yaklaşık 10 yıldan fazla süredir kullanıyorum. İlk zamanlar merakla başlayan öğrenme süreci, işlerimde, kişisel çalışmalarımda süreklilik kazanınca kendiliğinden gelişti. Sanırım ilk kullandığım versiyon Photoshop 5.0’dı. Her ne kadar fazla bir özellik olmasada o yıllar için fazlasıyla tatmin ediciydi.

Photoshop’un en çok kullandığım özellikleri öncelikle curves, contrast, levels, selective color, color balance, blending mode gibi daha çok renklendirme ve kontrasta yönelik özellikleridir. Pen tool, lasso tool yine maske ve path çıkarmak için en çok faydalandığım özelliklerden. Ayrıca Photoshop’un diğer Adobe programlarıyla olan uyumu ve bu programlar arası proje aktarımının kolaylığı gerçekten en büyük artılarından biri oldu. re-touch için kullandığım clone tool ise cs3 ile birlikte daha da etkili bir hal aldı.

Yadsınamaz bir gerçek ise Photoshop’un her sürümüyle gelişen, inanılmaz pratik, kullanımı anlaşılır ve işi hızlandıran neredeyse yön veren ara yüzünün mükemmel yapısıdır. Hangi programda ne özelliği kullanacağınız daha çok kişinin gereksinimleriyle ilgili bir konu fakat çizimleriyle, illustrasyon yada vektörleriyle grafik-animasyon yapmak isteyen herkesin After Effects üzerinden rahatlıkla yapabileceğini söyleyebilirim. Programın temelini öğrenmek her ne kadar zaman  alsada teori ve tekniğini temel düzeyde kurduktan sonra ilerleme düzeyinin programında kendi pratik işleyişinin de etkisiyle hızla geliştiğini göreceklerdir. Bunun tüm Adobe programları için geçerli bir durum olduğunu düşünüyorum. Photoshop’un program içi efektlerini kullanmak yerine de bu efektleri manuel olarak kendilerinin manipüle etmeye çalışmasını veya auto-color, auto-contrast özelliklerinden uzak durup (ki bu da bazı durumlarda zaman sorununu ortadan kaldırır) kendilerine özgü renk ve efektler yaratmalarını, magnetic lasso yerine
path ve shape mask yapmalarını, magnetic yerine polygonal lasso kullanmalarını tafsiye ederim. Böylelikle daha özgün ve yaratıcı çalışmalara varabilir ve tüm kontrolü daha sonra geri dönüşü olabilecek şekilde ellerine almış olurlar. Hali hazırda programları kullananların ise yine gereksinimleri,  yapmak istedikleri doğrultusunda beğendiği özellikler ve sık kullandıkları fonksyonlar değişkenlik gösterecektir. Sanat tarihi en sık baktığım kaynaktır. Tüm dönemleri elimden geldiğince incelemeye ve öğrenmeye çalışırım ve kendi içlerinde yansıtıığı özelliklerden ve birbirleriyle olan ilişkilerinden parçalar alıp bugüne ve kendime ait bir bakış açısına varırım. Bunun dışında internet kaynakları, Lürzer’s Int’l Archive ve illüstrasyon serileri, Stash dvd’leri, film festivalleri, enstelasyon / video-art gösterimleri takip ettiğim kaynaklar olarak sayabilirim.

İnternet’i sonsuz bir kaynak olarak görebiliriz. Kişisel portfolyo sitelerinde yada Video ve fotoğraf paylaşım sitelerinde bile dünyanın bir ucundaki yapılan isimsiz belkide inanılmaz bir videoya yada fotoğrafa bakıp iletişime geçebiliyoruz.. Bunu paylaşım anlamında gerçekten çok önemli buluyorum çünkü artık sizin takipçisi olduğunuz insanlar sizin de takipçiniz olmaya başlıyor.
Örnek aldığım kimse yok. Etkilendiğim işler var. Birilerini örnek almayı, özgün çizginizi yaratma yolunda yardımcı olabilecek birşey olarak görmüyorum. Takdir etmek, beğenmek ise başka birşey. İsimlerden çok yapılan işin kendisi ile ilgilenen biriyim. O yüzden belki o çalışmanın içindeki bir rengi, dokuyu veya hareketi örnek alabilir ve kendi çizgimde yorumlayıp yaratabilirim.

Geçmişte yaşadığım bir anı, gördüğüm bir detay, görüntü, renk beni etklieyebilir. Dinlediğim bir şarkı yada izlediğim bir filmin sahnesi beslenme kaynağım yada başka bir deyişle harekete geçiren bir fikir olabilir. Gördüğüm bir rüya veya deneyimlediğim yeni bir olay yola çıkmama, yeni bir yaratım sürecine başlamama neden olabilir. Teorik kalıp ve klişelerle boğuşmak veya tek bir tarzın insanı olmak yerine kendilerini olabildiğince özgür kılmaları, yeni teknikler ve deneysel yaklaşımlardan kaçmamaları, kendi özgün çizgilerini bulma yolunda ellerinden geleni yapmalarını tafiye ederim. Her açılan kapıyı denemek ve içerde olup biteni görmek, yeni başka kapıların açılmasına ve çıkışın tahmin edilenden daha yakın olduğun görmemizi sağlıycaktır. Sevgiler.

 

July 2009

 


Sanatçılarımız