Photoshop Magazin
 


MINGUS DESIGN STUDIOS: Berk Özler

01 July 2009 | Sayı: Jul 2009
 
1 2 3 4 5
 

Berk Özler kimdir? İnteraktif tasarımcılığa uzanan süreçten bahseder misiniz?
Ben bu işe çok ilginç bir şekilde başladım. Bir yandan ODTÜ’de mühendislik okurken bir yandan yine ODTÜ Güzel Sanatlar’da öğretim görevlisiydim, caz müziği ile ilgili ders veriyordum. Sonra beni yetiştiren hocam Durul Gence ile caz üzerine animasyonlar hazırlamaya başladık. Sonra İşnet’te çalışmaya başladım. İlginç ve çok akıllı bir genel müdürümüz vardı, Gökhan Sungur, hiç web bilgim olmamasına rağmen, sadece animasyon yapmayı ve photoshop kullanmayı biliyordum, bana işe girdiğim ilk hafta İşnet’in müzik sayfalarını hazırlattı. İşi öğrenmek için çok çalıştım, hızlı ilerledim ve tasarım bölümü yöneticisi oldum. 4 sene kadar çalıştıktan sonra ayrıldım ve kendi şirketim Mingus’u kurdum. Adını da avant-gardelığını çok beğendiğim caz müzisyeni Charles MINGUS’tan esinlenerek koydum. Hayat boyu en büyük tutkum olan müzik sayesinde bugün burada sizinle ropörtaj yapıyorum. Herşeyin başlangıcı müziktir yani.


Mingus’da neler yapıyorsunuz? Çözümleriniz nelerdir?
Biz aslında butik bir interaktif ajansız. İnteraktif, masaüstü ve web uygulamaları yapıyoruz. Mobil uygulamalar, e-ticaret portalları, facebook uygulamaları hazırlayabiliyoruz. Zengin içerikli web 2.0 uyumlu web siteleri hazırlıyoruz. Kendimizin işleteceği web siteleri de hazırlıyoruz, hatta bir tanesi çok yakında devreye girecek. Google optimizasyonu hizmeti de veriyoruz. Flash konusunda çok iyiyiz.

Müşteri profiliniz nasıl?
Açıkcası gurur duyduğumuz bir müşteri profilimiz var, bizim ilginç şeyler yapmamıza izin veriyorlar. Örneğin, dilek dileyebildiğiniz bir dilek ağacı olan Markavizyon var; magazin dergi şeklinde, her ay bilişim ile ilgisi olmayan kapaklar hazırladığımız Biltam var. İşte böyle fikirlerimizi uygulayabildigimiz, bize istediğimizi yapma konusunda izin veren, bize güvenen firmalar var. Bir de tanıdığımız, çoğu arkadaşımız olan sanat ile ilgili, ya da bir şekilde hayran olduğumuz insanlar var, bu işlerden de ayrı keyif alıyoruz. Örneğin, şu an dünyaca meşhur şarkıcı Yıldız İbrahimova’nın sitesini yapıyoruz, çok sevdiğim ve beğendiğim arkadaşım
sinema eleştirmeni Alin Taşçıyan’ın web sitesini yapıyoruz, ODTÜ’deki hocalarımla beraber ODTÜ’nün sitesini yapıyoruz, aynı dili konuştuğumuz sizlerle PM’in web sitesini yapıyoruz ve daha yeni şeyler de yapacağız. İşte gurur duyduğumuz şey de bu, bir firmanın genel müdürünün zorla dayattıgı zevksiz istekler ile uğraşan bir grup değiliz, sevdiğimiz, hayran olduğumuz insanlarla, arkadaşlarımızla, ya da yeniliklere açık büyük firmalarla istediğimiz şekilde çalışıyoruz ve o insanlar da bize guveniyorlar. Zaten iş hayatı konusunda bundan daha büyük bir zenginliğin olabileceğini düşünmüyorum.

Çok çalışkanımdır, çok erken kalkar, güne erken başlarım, eger işim böyle olmasaydı, bu kadar çalışkan olabilirmiydim
ya da sabahları erken kalkmak için bir heyecanım, bahanem olur muydu bilmiyorum.

Mingus takımı kimlerden oluşuyor ve neler yapıyorlar?
2 ortağız, ortağım Cem Yıldız. Cem ile ben dışında, kendi alanlarında çok iyi bir ekip ile calışıyoruz. Sıtkı Görçiz, benim tanıdığım en iyi illustratör, tüm illustrasyonları Sıtkı yapıyor. Fotoğraflarımızı Aykut Uslutekin çekiyor, caz fotoğrafları ile meşhur, düzenli sergi açan enfes bir fotoğrafçıdır. Vera Anahmias var, Mingus’un tüm idari işlerini o hallediyor. 3d, video editing konusunda Arda Baysal var. Yazılım konusunda çalışan arkadaşlar da kendi alanlarında çok iyiler.

Ben flash konusunda iyi olduğumu düşünürdüm ama Cem artık benden çok daha iyi. Ben sadece görsel ta arkadaşlarımızsarımı
ya da fl ash tasarımını yapıyorum. Cem’in gorevi en ilginci, developer, yani yazılımcılar ile benim aramdaki kişi, interak-
tif bir ajansta bunun önemini ve değerini anlatamam. Ortağım oldugu için söylemi-
yorum genelde bu tip adamlar zor bulunuyor, çünkü yazılımcı değil, tasarımcı da değil. Ajanslar bir tasarımcı ve bir yazılımcı ile herseyi yapabileceğini düşündükleri için developerlara ya iyi para vermiyorlar, ya da işe almıyorlar, tabii bu da insanların
kendisini bu konuda eğitmesini engelliyor, şevkini kırıyor. Caz müziğindeki bas gibi, o kadar zor bulursunuz ki iyi bir bascı, çünkü
bas ne davul gibi çok sesini duyurabilir, ne piyano gibi insanların aklına melodilerle ulaşır, bir yandan da çalması zordur, aslın-
da görevi çok önemlidir, ritmik ve melodik altyapıyı birleştirir ve siz müzik dinlerken belki bası farketmezsiniz ama yokluğu
hemen farkedilir, developer da bir ajansın basçısıdır işte. Bu arada komik birsey soyliyim, Cem bas çalıyor, aynı ruh işte.
Müşteri ile görüşme sonrası Mingus’da projeler hayata nasıl geçiyor? Müşterinin isteklerini öğrendikten sonra ben görsel tasarımını yapmaya başlarım, biryandan Cem ile sitenin nasıl işleyeceğini planlarız, zaten tasarımı da o plana uygun yaparım. Bu konuda çok şanslıyım çünkü Cem ile bizim yazılımcılar bana “sadece hayal et” derler hep, hiçbirşeyin kaygısına düşmeden hazırlarım tasarımları. Mesela PM’i yaparken, site bir düğme ile aşağı insin ve orada sitede olan yenilikler olsun
istemiştim, hiçbir yerde olmayan birşeydi, yaptılar.

Neyse ben tasarımları yaparken, yazılımcılar tasarımdan bağımsız, sitenin yazılımını, yönetim panellerini yaparlar, herşey
bitince Cem benim psdleri kesip yazılımın üzerine giydirir. En son da google için neler yapabiliyoruz diye bakarız, ona göre
bazen yazıların içeriğini bile değiştiririz. Yapım aşamasında ben hiç kod görmem, yazılımcılar da en ufak renk seçiminde bile bulunmazlar.

Bizim sizinle birlikteliğimiz ve PM’in sitesi hakkında konusalım mı?
Biz sizle çiz-izlet projesi ile tanıştık degil mi? Çok sevdiğim işlerimizden biridir o. Birşey yapıyorsunuz ve insanların onunla neler çizdiğini izliyorsunuz, çok keyif verici birşey bu. Biz böyle bir tatmin yaşıyorsak, Adobe‘yi ya da Wacom’u düşünmek istemiyorum. Neyse sonra beraber portalı değiştirmeye karar verdik. Zor bir işti. Tasarımcıların okuduğu bir dergiye, Türkiye’de tasarım yapan neredeyse herkesin girip çıktığı bir websitesi yapıyorsunuz, ağır bir sorumluluk. İyi bir tasarım olmalı ama oraya konan işleri gölgeleyecek birşey olmamalı.

Bir önceki sitenin politikasını da değiştirme kararı aldık, artık kullanıcıların kendini daha özel hissedebileceği, kendilerine
özel sayfalar yaptık. PM yarışmalarında ödül alanları veya dergiye işleri çıkan tasarımcılarının avatarlarının yanına ikonlar koyarak
yine kendilerini farklı hissetmelerini sağlamaya çalıştık. Ana sayfayı en güzel işlere ve tasarımcılarına ayırdık. Toplam 47 bin satır civarında kod yazılmıs ve hala da yazılıyor. Programlama dili olarak object oriented PHP ve PYTON kullandık.
Tüm tablo yapılarını, tüm işleyişi değiştirdik.

Aynı veritabanlarına yeni bir giysi giydirmek değildi bu iş, hazır datası olan çalışan bir siteyi yeni baştan yapıp kaldığı
yerden devam etmesini sağlamaktı. %1 den az bir data kaybıyla tüm datayı yeni veritabanına
aktarabildik. Forumu tekrar kendimiz yazdık. İlk başta tüm yenilikleri bir anda açınca pm kullanıcıları biraz içerledi ama sanırım artık herkes alıştı yeni düzene. İnteraktif ajanslar çoğunlukla PC platformu üzerinden çalışmalarını hazırlamaktalar.

Mingus mutfağına girecek olursak durum nedir?

Bizde yazılımcılar linux, geri kalan herkes, muhasebe bile mac kullanır, windows makinamız hiç yok, evde bile. Test için Virtualpc
ya da Parallels Desktop kullanıyoruz. Kısa süreliğine açıyoruz, test edip hemen kapatıyoruz. Zaten IE6’yı artık tanımama kararı aldık. Çünkü bana “sadece hayal et” diyen arkadaşlarım her hayalime “IE6’da sorun çıkartır” dedikleri için artık tanımıyoruz.
Ayrıca Wacom tablet ve müzik yapmak için Roland SPD-20 Percussion Pad kullanıyorum.

Çalışmalarınızda Adobe uygulamalarından hangilerini neler için kullanıyorsunuz?

Masaüstü uygulamalar için adobe air kullanıyoruz. Adobe air hakettiği saygınlığı kazandı mı bilmiyorum ama önünün çok açık olduğunu düşünüyoruz. Onun dışında Photoshop, Illustrator ve Flash kullanıyoruz tabii ki. Dreamweaver hiç kullanmıyoruz,
onun yerine bizimkiler Eclipse’i tercih ediyorlar. Mingus da Altın Örümcek gibi ödüllere sahip.

İnteraktif tasarım ödülleri konusunda ülkemizde yeterli karşılaştırma yapılabiliyor mu?
Tüm dünyada internet artık özellikle web 2.0 ile birlikte herkesin, 16-17 yaşında gençlerin bile aktif olarak yarattığı bir platform
haline geldi. Tüm dünya bu yönde giderken Altın Örümcek’in bir seçim yaptığını ve bu topluluğa sırtını döndüğünü düşünüyorum. Finale kalanlara bakarsanız hepsi ajanslar tarafından yapılmış büyük markaların websiteleri, freelance iş çok çok az.

Tabii bu bir seçim, ama ben tasarımcı olarak iyi iş yapan sitelerin başarısını görmenin yanında; ilginç, çok işe yaramasa bile sadece çok güzel olduğu için birilerinin ödüllendirmesini ve bu tip sitelerin de bize ulaşmasını isterdim. Artık sanat sadece müzelerde değil, güzel yapılmış web sitelerinde, sokakta gördüğünüz güzel bir lambada, eve aldığınız bir masada, heryerde.İşte webtasarım işinin sanatsal tarafına, güzellik kısmına değer veren bir yarışmanın güzel olabileceğini düşünüyorum. Burada söylememde bir sakınca yoktur, sizinle beraber bununla ilgili bir çalışma yapıyoruz zaten, biliyorsunuz.

Peki işlerinizden başka pm gibi uzun soluklu ve hikayesi olan bir işiniz var mı?
En sevdiğim sitelerden biri 2003 senesinde Ankara Sinema Kültürü Derneği’ne yaptığımız
sitedir, askfest.org. 2003 senesinde çalıştığım firmadan ayrılıp bizim grupta çalışan hem arkadaş olarak çok sevdiğim hem de iş olarak iyi anlaştığım Azra Tokdemir ile Mingus olarak iş yapmaya başladık. Birkaç tane referansımız olsun diye sinema merakım sayesinde tanıştığım Ankara Sinema  Kültürü Derneği’ne “sizin web sitenizi bedava yapalım, istediğimizi yapmakta bizi özgür bırakın” dedim, kabul ettiler. O zamanlar Krzysztof Kieślowski’e hayranım, onun 3 renk üçlemesi Mavi (Bleu), Beyaz (Blanc) ve Kırmızı (Rouge)‘a gönderme yapan bir site yapmaya karar verdik Azra ile. 3 filmin de kendi rengi, kendi melodisi ve oynayan güzel bir kadını vardır. İçinde 3 ayrı tasarım ve 3 ayrı melodi olan bir site yaptık, bunlar arasında geçiş yapabiliyorsunuz,
melodi aniden kesilmesin diye ayrı framelerde duran ve birbiriyle konuşan flashlar hazırladık.


Düşünün sene 2003, Flash bugünkü kadar kolay degil, object oriented değil, Flash MX bile daha yok. Konu internet olunca 6 sene öncesi çok geçmiş tarihmiş gibi oluyor degil mi? Bir portala giriyorsunuz ve o portalın tasarımları, renkleri, melodileri arasında geçiş yapabiliyorsunuz. Bugün için bile ilginc birşey aslında değil mi? Neyse biz bu siteyi yaptık ama hala arayan soran yok. Sonra PCWorld tarafından “Yılın En İyi Sitesi” seçildi, Altın Örümcek’te sinema dalında “En İyi Yeni Site” seçildi, birden herşey değişti tabii. Ben, siteyi yaparken işsiz olmamıza rağmen para kazanmayı beklemeden Azra ile uğraştığımız o süreç ile, Azra ile, Kieślowski’e gönderme yapan bir site yapmamızla hala gurur duyarım ve tüm bunlardan dolayı o siteyi severim.

 

İnteraktif tasarımcı olmak isteyen yeni yeteneklere tavsiyeleriniz nelerdir?
Bill Evans’ın bir lafı var: “yetenek, otobüse binmek için yürüdüğünüz durağa herkesten biraz daha yakın olmaktır sadece, koşarak
öne geçebilir ve otobüse binebilirsiniz.”. Çalışmak bence yetenek kadar önemli. Kendi başına dışarda bir değer olmak, bir firmanın iyi bir elemanı olmaktan çok daha değerli benim için. Bu da çok çalışma sonunda kazanılacak birşey.
Çok program bilmenin benim için çok önemi yok. İfade zenginliği daha önemli, tasarım programları zaten kolay öğrenilen şeyler. Biliyor musunuz? Geçen sene bir oyun hazırlama aşamasında İzmir’de çizim lerini görüp beğendiğim, hayatında hiçbir tasarım programı görmemiş, duymamış, dövme yaparak hayatını kazanan bir kızı işe aldık. İzmir’den İstanbul’a taşındı. Hergün
biraz çalıştırdım, şimdi nasıl güzel şeyler yapıyor bilgisayarda görmelisiniz. İyi photoshop bilmekten daha değerli birşey bu.
Benim için çok önemli bir konu da kültür.

İnsan tüm bu işlerle uğraşırken bir yandan kültür sahibi olmak için zaman harcamalı. Sevdiği kitaplar, filmler, müzikler olmalı ve
sevdiklerinin iyi bir takipçisi olmalı. Bunun insana kattığı çok güzel birşey var. İnsanı üslup sahibi yapıyor, hatta iskeletini bile
değiştiriyor, neyin yavan, neyin anlamlı bir fikir olduğunu anlıyorsun. İyi bir zevke sahip olmak, bu zevki bir bütün olarak tüm
hayatına ve işine yaymak, çok güzel birşey. Mesela bizim Aykut Abi’yi görmelisiniz, 110 bin dialık bir caz fotoğraf arşivi var,
Türkiye’nin heryerinde sergiler açıyor, 48 yaşında hala, hiç adını duymadığınız bir müzisyeni çekmek için araba ile 500 km
gidiyor, çekiyor ve dönüyor. Böyle özel bir şeye duyulan aşk, tutku, aynı işi yapan başka insanlarla hiçbir zaman karıştıramayaca- ğınız bu ruh, beni her zaman etkilemiştir. Böyle insanların elinden çıkan işlerin daha hiç kötü olduğunu görmedim.

 

July 2009

 


Röportaj