Photoshop Magazin
 


Mehmet Caner Çolakoğlu - Grafik Tasarımcı

01 July 2009 | Sayı: Jul 2009
 
1 2 3 4 5
 

20 mart 1987 de İstanbul karlar altında iken Üsküdar’da iki tatlı memurun ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Küçükken pek arkadaşım olmadığı için çoğunlukla evde resim yaparak vakit geçirirdim. Ayrıca resim ve pul biriktirirdim. Salvador Dali ve Piccasso'nun eserlerini ilk o yıllarda müzayede katalogların tanıdım, ve rahmetli Bob Ross’tan çocukluk yıllarımda çok şey öğrendim. Çocukluğumda yaptığım 100 yakın yağlı ve guaş boya tablolarım vardır. Manzara tabloları çalışmayı severim, hatta Photoshop'ta yaptığım 5 tane manzara çalışmam var. Orta okul son sınıfta güzel sanatlar lisesine gidebilmek için deli divane olan biriydim, ancak babam güzel sanatlara gidip ne yapacaksın, büyüyünce resim yaparak nasıl para kazanacaksın diyerek son noktayı koymuştu (aslında hala nasıl para kazandığımı tam olarak anlıyor mu bilmiyorum) O yıllarda annem çizimlerim konusunda ki en büyük destekçimdi. Şu anda bile her zaman ne çizersem çizeyim ya da tasarlayayım ilk bakan ve yorumlayan her zaman o olur.

Güzel sanatlar hayalim hayal olarak kalınca, bende soluğu Kadıköy Anadolu Ticaret lisesinde aldım lise hayattım da dış ticaret
okudum, ancak lise hazırlıkta 13 veya 14 yaşındayken PaintShop Pro ile tanışınca bütün hayatım değişti. PaintShop Pro’yu kısa
zamanda çözdüm ancak yeterli gelmemeye başlayınca cesaret edip Photoshop’a geç- miştim, daha önceden varlığını bilmeme
rağmen pek cesaret edemiyordum Photos- hop kullanmaya, benim için çok büyük bir dünya gibi geliyordu, doğru hatırlıyorsam
ilk kullandığım versiyon 6.0’dı o zamanlarda. Lise yıllarımda graff iti ile de uğraşıyordum writer olarak graff iti yapıyordum
duvara çalışmayı hiç denemedim,kağıtta çalışmak daha fazla zevk veriyordu, Photoshop ’da yaptığım bir grafiti bile mevcut.
Lisede hemen hemen her derste bir şeyler çiziyordum ve hocalardan o konuda hep şikayet geliyordu.

Tasarıma hiçbir şey bilmeden başladım. O zamanlar da şimdiki kadar internet üzerinden bilgi sahibi olunabilecek kaynak yoktu
varsa bile benim haberim yoktu. Bu yüzden gelişim sürem o yıllarda biraz yavaştı. Şimdi ise gerek internetin yaygınlığı gerekse kaynak bolluğu daha fazla ilerleme kat etmeye  imkan tanıyor. Bu yüzden yeni başlayanlar için daha fazla imkan var. Lise bittikten sonra Marmara Sosyal Bilimler Fakültesi Dış Ticaret bölümünü kazandım. Bölüm ikincisi olarak mezun oldum. Üniversitedeyken az kalsın akademisyen olmaya kalkıyordum ama ucuz kurtuldum. Ömrümün toplam 6 yılını dış ticaret üzerine eğitim alarak harcadım, tamamen zaman kaybıydı.

Teknik anlamda çizim veya tasarım üzerine akademik bir eğitim almadım, hep benden önceki tasarımcıları ve sanatçıları inceleyerek ve yaparak öğrendim. Renk uyumu obje yerleştirmesini hep bu yollardan öğrendim. Çizim yeteneğimi ise üniversite sonrası Sadık Varer ile kısa bir süre çalışarak geliştirmeye çalıştım. Ancak açlığımı hala bastıramıyorum... Daha fazla öğrenmek
ve daha fazla çizim yapmak istiyorum.

Kariyerim aslında lise yıllarımda başlıyor. O zamanlarda daha çok çırakvari bir şekilde dışarıya küçük işler yapıyordum(baya küçük işler) üniversite yıllarında yaptığım şeyleri beğenmemeye başlayınca bir yerde hata yaptığımı fark ettim ve kendimi kabuğuma çekip beslenmeye başladım ve gelişmek için daha fazla çalıştım benden önceki tasarımcıları inceledim, sanat tarihine dair kitaplar okudum.Üniversite bitince bir süre işsiz kaldım, daha sonra Taksim’deki küçük bir ofiste tasarımcı olarak işe başladım. Orada 2 ay çalıştım sonra ayrıldım. Etiler de, bir  ajansa tasarımcı olarak girdim daha sonrasektör
anlamında oradaki genel müdürüm Can Akgün, tarafından çok iyi şekilde sivrileştirildim ve yarattığım kabuğu kırmayı başardım, daha sonra bir kaç büyük marka için (Defacto papermoon), tasarımlar yaptım. Şu anda ise mobile marketing sektöründe olan bir firmada büyük markalar için mobil pazarlama üzerine tasarımlar yapıyorum.Ticari olarak yaptığım tasarımları genelde sergilememeyi seviyorum. Bu yüzden onları sadece kişisel portfolyo da tutuyorum.Ayrıca lise yıllarımdan beri Asitane adlı müzik grubunun albüm kapaklarını yapıyorum. Çalışmaya başlamadan önce ilk yaptığım şey gözlerimi kapatmak ve aklımdan geçen görselleri elemek. Doğru tasarımı seçince ufak bir taslak yapıp, hemen işe koyulurum.Bazen ise sadece sıkıntıdan Photoshop’un başına geçerim. Çalışma o anki anlık kararlarım ile şekilenir, bazen 3-4 saat bazen ise haftalar süren çalışmalarım oluyor, çalışmam ne kadar önemli ve anlamlıysa ön hazırlığı o kadar uzun sürüyor. Çalışmalarımı gece yapmayı çok seviyorum ancak artık eskisi kadar vaktim olmadığı için çoğunlukla gündüz yapmak zorunda kalıyorum. Çalışırken müzik zevkim tamamen aklımdaki görsele bağlı oluyor eğer kendimi veya yaşadığım bir anı anlatan bir çalışma ise çoğunlukla sakin müzikler dinliyorum. Örneğin Ahmet Kanneci, daha hareketli, sert veya kendi içimdeki çatışmaları anlatan çalışmalar içinse Akira Yamaoka’nın bestelerini dinleyerek daha rahat çalışıyorum. Çalışırken kesinlikle bir müzik çalmalı,tamamiylen sessiz bir ortam hiç bir şey yapamam.

Çalışma şekli olarak kesin bir yöntemi asla kullanmam, aklımdaki çalışma neyi gerektiriyorsa o şekilde ilerliyorum. Sonuçta ben yaptığım çalışmanın kölesiyim onun ihtiyaç duyduğu şekilde çalışmaya da mecburum. Bazen yeri geliyor elde çizip Photoshop’a aktarıyorum bazen ise fotoğraflar üzerinden çalışıyorum. Karakalem çizimlerim için genelde Hahnemühle kağıt
üzerine üzerine resim kalemleri ile veya mürekkeple çalışıyorum, bazen arada sırada marker kullandığım oluyor. Ama en çok füzenle çalışmayı seviyorum.


Photoshop çalışmalarımın kanı ve canı desem yerinde olur sanırım, Photoshop ve ben ayrılmaz bir ikiliyiz. Photoshop’ u iyi tanıdıktan sonra onunla her şeyi yapabilmek mümkün onu bu yüzden çok seviyorum. Photoshop dışında ise Illustrator, Fireworks, Flash ve az biraz da InDesign ve Dreamweaver kullanıyorum... Photoshop’la ilk lise hazırlık döneminde tanıştım sanırım 2001 yılıydı ve 6.0 sürümü olmalı, Illustrator ile CS sürümü çıktığında tanıştım Adobe sürümü olan Fireworks ve Flash ile de bu yılın başlarında tanıştım. Bağzı kişiler külfen gibi görsede ben Photoshop’un en çok layer  mantığını seviyorum, diğer programlara bence en iyi layer kullanımı Photoshop’ta, sıkılmadan sürüler halinde layerla çalışabilirim.
Ne kadar çok layer o çok kontrol sağlıyor.

Actions ve batch gerçekten hayat kurtarıyor stocklarımı veya çalışmalarımı 1 dakika içinde kesip boyutlandırıp kendiliğinden
isim vermeye ayarlayarak kategorilendiriyorum. Gerçekten insanın hayatını kurtarıyor. Birde ayrıca Photoshop’un kendiliğinden Photo Gallery yaratması inanılmaz bir şey. Fireworks’ün vektör yeteğini bence Photoshop’a göre çok daha iyi kısa işler için Illustrator veya benzeri vector tabanlı programlara göre Fireworks’te çalışmak çok zaman kazandırıyor.

Ayrıca tam bir vector programı gibi işliyor bu konuda Fireworks’u çok seviyorum. Yerli basılı kaynaklardan Photoshop Magazin.
Yabancı kaynaklar daha çok web sitelerinden oluşuyor mesela abduzeedo, thefwa, dexigner ve depthcore veya deviantart gibi tasarım siteleri, stock arşivime en çok katkıyı deviantart ve abduzeedo yapıyor. Ayrıca tasarım arşivide yapıyorum bir çok ustanın tasarımlarımı arşivleyip saklıyorum. Photoshop’ta benim en çok ihtiyaç duyduğum ve arzu ettiğim özellik şeffaflık efekleri, Photoshop’ta gerçekci bir tül perde yapmak Cinema 4D’ye göre daha zor ve istediğinizi tam karşılamayabiliyor. İlham aldığım pek çok isim sayabilirim. Şu anda isimleri aklıma gelen örnek aldığım üstadlar Emrah Yücel, Mahir Ateş, Kerem Beyit, yabancı olarak CrisVector, Eric Sin, Erik Johansson gibi. Şu anda aklımda olanlar bu kadar ne yazık ki. Geçmiş dönemlerden ise bende iz bırakan sanatçılar ise R. Magritte, P. Delvaux ve S. Dali’dir. Onlar sayesinde sürrealizme çocukluğumdan
beri aşığım.

Kendimi çoğunlukla müziklerle, çevrem deki insanlarla ve yaşadığım olayla besliyorum, özellikle yaşadığım olaylar daha özgün şeyler yaratmamda ve kendimi anlatmam konusunda faydalı oluyorlar. Beslenme konusunda pek sıkıntı çekmiyorum çünkü günün her anında aklıma bir sürü çalışma geliyor. Gündelik hayatta karşıma çıkan her şey den bir şeyler çıkartabiliyorum. Tek sorunum çalışmalar için zaman ayırmak oluyor. Kendinizi geliştirmek çalışmadan ve incelemeden
geçer bir çalışmaya bakıp geçmeyin inceleyin ve bunu nasıl yapabilirim i kendinize sorun ve sürekli araştırın klişe çalışmalardan uzaklaşmanın tek yolu bana göre bu… Ama şu gerçeği de unutmayın, mesleğimiz çok hor görülüyor bir çok firma grafiker deyip geçiyor ve kimileri çok az paraya bu işi yapıyor ama bizler üzerinde çok paralar kazanılıyor bu bir gerçek. Tavsiye edebileceğim en önemli şey mesleğinize sahip çıkın ve onu sevin.

 

 

July 2009

 


Yarının Ustaları