Photoshop Magazin
 


Altın Örümböcek

01 July 2009 | Sayı: Jul 2009
 
1 2 3 4 5
 

Geçtiğimiz ay Altın Örümcek 2008 yarışmasının ödül törenine davetliydik. Photoshop Magazin sitesini yarışmada ödül aldığını söyleyerek davet etmişler sağolsunlar. Malumunuz Altın Örümcek, yılın web sitelerini derecelendirip ödüller dağıtan bir yarışma. Doruknet’in başının altından çıkmış. İsmi de “İnternet nedir, ağdır. Ağı kim yapar, örümcek. O halde siteleri yapanlar da birer örümcektir.


Demek ki en iyi siteyi seçerken aslında en başarılı örümceği seçmiş olacağız. Yarışmanın adı da Altın Örümcek olsun o zaman” ilintisiyle konulmuş olsa gerek. Daha doğrusu ben öyle tahmin ediyorum. Efendim davetiye altın yaldızlı, mekan da Kuruçeşme olunca derginizin magazin yazarı olarak orada bulunmamak olmazdı. Yol boyunca Ali Şener’e yarışma hakkında sorular sorup bilgiler aldım. Detayları öğrendikçe de “ne işim var benim orada” duygusu kabarmaya başladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde örümcek hislerimde yanılmadığımı da gördüm. İlk evvela Doruknet’e hakkını teslim etmek lazım. İnternet mefhumunun gün geçtikçe hayatın vazgeçilmezi haline geleceği herkes tarafından konuşulduğu halde pek az kimse tarafından gerekli önemin gösterilmediği bir zamanda bu yarışmayı başlatarak web dünyasına biraz daha saygılı yaklaşılması gerektiğini ilan etmiş. 10 sene evvel “Sanal alem yalan alem” diyorken bugün uğruna kanunlar çıkıp sansürlemenin bin bir yolu aranılan asal dünya haline geldi. Nitekim artık internette varsanız varsınız, yoksanız yoksunuz.

 

Neyse, konuyu dağıtmayalım. Sansür ve internette var olmak bir başka yazıya kalsın. Yolda Ali’den yarışma hakkında bilgi aldıkça zamanımı boşa harcadığım hissiyatım güçleniyordu demiştim. Tören sonunda MFÖ konseri olması bile bu duygumu zayıflatmaya yetmiyordu artık. Hangi kategoriden katıldık diyorum, “İçerik Paylaşımı” diyor. O kategoriye mi giriyormuş dergimiz diyorum, ne bileyim; öyle yönlendirildik diyor. Peki kaç kategori var diyorum, 40 diyor. 40 mı? Ben de bunu 5-10 kategorilik bir şey sanıyordum halbuki. Feci yanılmışım halbuki. Bir yarışmada 40 kategori mi olur a abicim? Hesaplıyorum, her kategoriden 3 ödül verilse 120 ödül eder. Bunu bir kaç tane de özel ödül mödül bir şey izler. Program sabaha bitmez.


Bir başka açıdan bakınca böyle bol ödüllü yarışmalar bende hep, ses getirmek için mümkün mertebe çok kişinin gönlünü hoş tutma çabası gibi gelmiştir. Kafadan 120 ödül yahu. Gerçi sonradan ödüllerin dağıtımında çeşitliliğe gidilmemesi, çoğunun aynı sitelere/ajanslara/markalara dağılması bu tezimi biraz zorluyor ama yine de 40 kategori be abi. Dereceye giren herkese merasim yapmasalar bari dedim, sadece birincilere ödüllerini verdiler çok şükür. 40 kategori, 120 derece, her biri ayrı firma olsa ve her firmadan 4-5 kişi katılsa, Kuruçeşme Arena doldu demektir o gece. Bu kadar kişiye de ikramda falan bulunmaz bunlar. Aç kaldık dedim içimden. Nitekim bu hissim de yanıltmadı beni. Devrim Gümüş, “Merak etmeyin, içeride yiyecek içecek büfeleri var, tıkınırız” dedi. Ama nedense yarım ekmek arası köfte kokusuna 8 lira, bir bardak kolaya 5 lira bayılmamız gerektiğini belirtmedi. Büfelere ortak olduğundan şüpheleniyorum. Şöyle hafiften karnım doyar gibi oldu diyebilmek için 4 porsiyon gerektiğini göz önüne alırsanız durumun vehametini daha iyi anlarsınız. İşin garip tarafı, kimseler bundan şikayetçi gibi görünmüyordu. Aksine büfeler önünde kuyruklar uzamış, dışarda 1 liraya satılan meşrubata 5 katı ödemek için birbirimizi eziyorduk. Tekneyle yanaşıp aynı meşrubatı 2 liraya satan biri olsa, eminim kimse yüz vermezdi ve biz içeriden almaya devam ederdik. “Para benim için önemli değil yeeaa” pozu kesenlerle “Ben Ahmet kolaya 5 liradan az ödemeyi kendime yakıştırmam aabi” diyenler kolkolaydık o gece. O gece bin gariban, zenginler gibi şendik.

Gariban dedim de, aslında kalabalığın büyük bir kısmı maaşlı çalışanlardan oluşuyordu fakat çoğunluk, mensubu bulunduğu sınıfın iki basamak üstüne aitmiş gibi görünmek için yarışa girmişti. Köprünün ışıklarını da arkamıza alınca, Parliament Cinema Kulübü ambiyansı tam olmuştu. Cenifırlar, Riçırdlar fink atıyordu. Sanırsın ki Gültepe’den, Üsküdar’dan, Eyüp’ten değil de Niyorktan geliyor herkes. Kapıda gördüm olum hepinizi, arabanız yeterince fiyakalı değil diye yandaki otoparka almadılar. Beşiktaşa otobüsle gelip kapıya taksiyle yanaşanları saymıyorum bile.

Geceyi, sahnelere alışık olduğu belli olan biri sunuyordu ama ben tanıyamadım. Hüseyin tanıttı sağolsun. Adı Yosi Mizrahi’ymiş. Bir dönem sabah programlarından birini de sunmuş. Yeri geldiğinde hiç gandaz programlarını izlemediğini söyler ama niyeyse bütün sabah sunucularını da tanır bu Hüseyin. Sahneye aşinalığın ne kadar mühim olduğunu iki hafta sonra gittiğim başka bir gösterideki sunucu çok güzel farkettirdi sağolsun. Yosi iyiydi yani. Yosi iyiydi de tören kötüydü. Bir kere ses bir türlü ayarlanamadı. Dereceye giren siteler perdeye sessiz sedasız geldi. Çözünürlük yetersizdi.

Site arayüzünden çok robot örümceğin animasyonu ekranı kaplıyordu. Arada dereceye girenler gösterilemeden sıralama perdeye yansıdı. Bazı kategoru birincilerini açıklamak üzere ünlü filimlerin ünlü sahnelerine dublaj yapılmıştı ama onun bile sesini doğru dürüst alamadık.

Bir de buna boğazdan gelen kuvvetli rüzgar eklenince ortam iyice ızdırap verici olmaya başladı benim için. Photoshop Magazin’in katıldığı kategoriye de sıra gelmek bilmedi. Her iki kategoride bir Garanti Bankası’nın yan sitelerinden birine gitti ödüller. Hakikaten çok sade ve işlevsel siteler yaptıkları için ben de ayrıca kendilerini tebrik ediyorum. Yalnız seneye her kategoride katılıp ödülleri süpürmesinler lütfen. Biraz da amatörlere şans tanısınlar.

Kalkmaya karar verdiğimde program devam ediyordu. Hüseyin ile Devrim MFÖ konserini bekleme kararlılığını gösterip kaldılar: “Bu kadar bekledik, bari bi şarkı dinleyip gidelim”. Sonradan öğrendim ki vakit geceyarısını geçince onlar da pes etmişler. MFÖ’nün o gece çıkıp çıkmadığını bilmiyoruz. “Nasıl olsa kimse o saate kadar kalmaz” deyip grubu hiç çağırmamış da olabilirler, bilemiyorum. MFÖ geldiyse şayet sabah ezanı için konsere ara vermiş olsalar gerek. 40 kategori abi, dile kolay. Bence bunu bir haftaya yaysınlar, adını da Altın Örümcek Şenlikleri koysunlar. Hatta o zaman 40 gün 40 gece sürsün. Biz de ilgimizi çeken kategorilere ödül verileceği gün karnımızı doyurup meşrubatlarımızı alarak gidelim.

Bizim site mi? Bronz Örümcek aldı. Bu, yaşantımızda hiç bir değişikliğe sebep olmadı. Hep beraber susup sessizce dinledik ama sonuç yine aynı: Hiç bir şey! Birinci olsaydık da bir şey değişeceğini sanmıyorum ya neyse. “Seneye katılmayın. Katılırsanız da ödül törenine mörenine gelmem ben” dedim Ali’ye. Gerisi onun bileceği iş.

 

July 2009

 


Magazin Photoshop