Photoshop Magazin
 


Tipografi Üzerine Fransızca Bir Sohbet; David Rault

01 June 2009 | Sayı: Jun 2009
 
1 2 3 4 5
 

Bundan sonra Amiens’daki Tasarım ve Sanat okulunda (Fransa) 4 yıl boyunca tipografi öğretmenliği yaparken Liberation gazetesi ve Amazon.fr için makale ve eleştiriler yazdı. Symbioz Design, Sony Muzik, Colombia Tristar şirketleri adına çok sayıda web sitesi tasarladı. Birçok farklı dergide ve Chicago’daki Outdated sergisi de dahil birçok sergide fotoğrafl arı yeraldı. Kendi sergisini (Inventaire) Fransa’da Ocak 2009’da gerçekleştirdi. 1999’dan beri içlerinde Deauville American Film Festivali ve Marrakesh International Film Festivali dahil çok sayıda film festivali organizasyonunda bulunmaktadır. İlk kitabı olan “Guide Pratique de Choix Typographique” (Pratik yazı karakteri seçimi) mart 2009’da Atelier Perrousseaux tarafından Fransa, Belçika, İsviçre, Lüksemburg ve Kanada’da yayınlanarak büyük beğeni topladı ve mayıs ayında Fransa’da tipografi üzerine en çok satan kitaplar içerisinde 2. sıraya yerleşti. David Rault şu an festival organizasyonluğuna ve ambalaj tasarımında öncü firmalardan Parİstanbul Reklam Ajansında Freelance Creative Director olarak çalışmalarına devam etmektedir.

- Kısa bir süre önce kitabınız yayınlandı. bize kitabınızdan bahseder misiniz?
Fransa’da tipografi adına birçok kitap mevcut ve bunların çoğu çok iyi kitaplar. Ama öğrencilerim
bana eski ve yeni yazı karakterlerini basit ve anlaşılır şekilde tanımlayan herkesin anlayabileceği dilde yazılmış bir kitap sorduklarında farkına vardım ki henüz böyle bir kitap yoktu. Bu yüzden bende dört yıl süren bu proje üzerine çalışmaya başladım. Her yazı karakteri kendine özgü kültürel, tarihsel ve toplumsal bir geçmişe sahip olduğundan basit bir sayfa üzerine koyduğumuz birkaç yazı karakteri bile çok şey ifade edebilir.


Kelimelerden önce karakter formları bir ambians oluşturur ve yazının anlamına etki eder bundan dolayı her dizgici veya grafik tasarımcının tipografi bilgisi olmalıdır. Bu kitabın amacı da doğru iş için doğru yazı karakterini
seçerek sade ve etkili bir mizanpaj yaratmaya yardımcı olmak. Kitapta yaklaşık altmış etkili ve çoğu durumda yeterli yazı karakteri seçtim ve bu karakterleri derinlemesine açıkladım buna yazı tipinin yaratıcısının biyografisi ve kullanıldığında insanlar üzerinde oluşturduğu çağrışımlar da dahil. Kitabın sonunda oluşturduğum bir çizelgede bazı anahtar kelimelerle karakter seçimine yardımcı olmaya çalıştım örneğin “pahalı”, “ucuz”, “modern”, “eski”, “kadınsı” vs...


Kitabıma aynı zamanda ünlü tipograflardan bazıları (Erik Spiekermann, Alejandro Paul, Xavier Dupre...) zor bir soru olan “favori yazı karakteriniz nedir?” sorusunu cevaplayarak katıldılar. Hedef kitlesi olarak grafik tasarımcılardan öğrencilere hatta genel anlamda sanat sevgisi olan yada heryerde gördüğümüz ama hakkında fazla bilgi sahibi olmadığımız yazı karakterlerine merakı olan herkes diyebilirim.

 

- Amerika, Japonya, Fransa: birbirinden oldukça farklı yerler ve kültürler.. Bu farklı kültürlerde insanların Tipografiye bakışları nasıl?

Avrupa, Amerika ve Japonya’da gerçekten iyi bir tipografi kültürü mevcut, Fransızlar, İngilizler ve Almanlar kadar Amerika’lı tasarımcıların eğitimlerinde tipografinin önemli bir yeri var. Bu ülkelerdeki bilindik sanat okulları çok iyi öğretmenlere sahip ve öğrenciler tipografinin gücü ve öneminin farkında olduklarından bu konuda araştırmaya ve öğrenmeye yöneliyorlar.
Örneğin Japonya’da insanlar çizim yapmayı yazı yazmaya ve iletişim kurmaya başladıkları zaman yani küçük yaşlarda öğreniyorlar, Japon yazı sisteminin, ideogramların karmaşık ve özgül olmasından dolayı yazı karakterleriyle
ilginç, çoğu zaman eğlenceli şekilde oynayabiliyorlar. İstanbul film festivali sayesinde Takeshi Kitano’nun son filmi olan “Akileus ve Kaplumbağa”’yı seyretme fırsatım oldu ve içerisindeki japonca karakter seçimi gerçekten çok yaratıcı ve ilginçti. Çoğu kimsenin düşüncesinin aksine Japonlar latin alfabesine çok ilgililer ve tipografi hakkında çok şey biliyorlar örneğin geçen sen Tokyo büyük bir Helvetica sergisine evsahipliği yaptı. Aynı zamanda Adrian Frutiger’e Avenir’i, Hermann Zapf’a Optima’yı tekrar dizayn ederken yardım eden Linotype’ın yöneticisi Akira Kobayashi’dir.

- Peki Türkiye’de durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
2002 yılında Türkiye’ye ilk geldiğimde beni şok eden şey tipografi bilincinin eksikliğini farkına varmam oldu. O zamanlar tipografi kimsenin umrunda değildi. Sokaktaki posterlerden logolara, kenti çevreleyen görsellere kadar heryerde %95 yanlış ve kötü bir yolla Helvetica ve beraberinde yetmişli yıllardan kalma tuhaf fontlardan University Roman yada Revue kullanılmıştı. Karmakarışık bir görüntüydü ve bu yüzden Türkiye’de bir veya iki tipografi hakkında kitap olduğunu duyduğumda
hiç şaşırmadım.


Öğrenciler tipografiyi yalnızca yabancı kitaplardan öğrenebilir (tabi bunun için çok iyi ingilizce konuşmak gerektiğini ve kitapların
çok pahalı olduğunu gözönüne alırsanız imkansız gibi ), ya da öğretmenlerinden, ki bilindik sanat okullarından öğrencilerle yaptığım konuşmalarda anladığım üzere tipografi öğretimi çok zayıftı. Daha sonra dünyanın her yerinden fotoğraflarla ve yurtdışından tasarımlarla internet geldi ve öğrencilerin tipografi talepleri bir şekilde karşılanmaya başladı.


Burda tipografiye meraklı belli bir kitle mevcut ve bence Türkiye’yi parlak bir gelecek bekliyor ama daha gidilecek çok yol olduğu da bir gerçek, hala Türkçe’ye çevrilmiş yeterli bir tipografi kitabı yok. Şehrin genel görüntüsü kötü kullanılmış Helvetica (yoksa Arial) etkisi altında ve örneğin günlük gazeteler hala berbat dizgilenmiş ve karmakarışık renklerle insana baş ağrısı veriyor.

- Tipografinin insanların yaşam kalitesine etki ettiğini düşünüyor musunuz?
Tabiki mesela Paris, New York, Londra veya Tokyo sokaklarında gezerken bir tür ahenk hissedersin, iyi bir titreşim alırsın ve bunun sebebi sadece mimari veya moda değil renk ve yazı karakterlerinin uyumlu kullanımına dayanır. Çoğu insanın farkına bile varmamasına rağmen durum budur hatta daha da ileri giderek şöyle diyebiliriz; tipografi insanlara etki eder, hayata etki eder. Aslında çok basit: eğer iki veya üç birbirleriyle uyumlu yazı karakterini bir sayfada kullanıp nefes almaları için yeteri kadar boşluk bırakılırsa kolaylıkla okunur ve dikkat yazıda toplanır. Herhangi bir Türkçe gazeteyi alıp bakarsanız hiç boşluk olmadığını, on farklı font kullanıldığını, hepsinin de büyük harflerle ve rengarenk yazıldığını görür rahatsız olursunuz.


Kimileri buna alışıldığını söyleyebilir, muhtemelen de gerçek bu ama sonuçta böyle devam etmek için yeterli sebep değil. İstanbul’daki gazetelerin mizanpajını, logoları ve vitrinleri değiştirin, Türk gıda sektöründeki ambalaj tarzını değiştirin ve göreceksiniz ki hayat standardı gelişecek. Bu yöndeki ilk adım öğrencilerin iyi tipografi bilgisine erişimini sağlamak ve büyük şirketlerdeki yöneticilerin tipografinin önemini kavrayarak değişime açık olan tasarımcılara güvenmeleri, bugün yöneticilerin en korktuğu şey değişim ve bunun nedenini bir türlü anlamış değilim.


- Ülkemizde bu tarz yayınlar maalesef oldukça kısıtlı. Türkiye’de de kitabınızın yayınlanmasını düşünür müydünüz?
Elbette, Türkiye’de kitabımın yayınlanması beni çok mutlu eder. Çünkü henüz bu konuda bir kitap yok ve Türkiye’yi şimdiye kadar yeterince gözlemleme fırsatım olduğu için kitabı buradaki talebe adapte ederken gereken kontrolleri ve düzenlemeleri yapmam mümkün. Asıl problem hala bugün risk olarak düşünülen bu tarz kitapları yayınlamayı göze alabilen bir yayıncı bulmakta ama bu konuda umutluyum. Şimdilerde kitabımın İngilizce tercümesi için İngiltere ve Amerika’daki yayıncılarla
görüşüyorum.


- Kısabirsüreönceambalaj asarımında, tipografi ağırlıklı bir çalışmanızla Avrupa’da Penta ödülü kazandınız. Süreç nasıl gerçekleşti?
Evet, bundan birkaç yıl önce Chewy markası altında çeşitli renklerde (Chewy Red, Black, Blue, Pink, White, vs…) sakız ambalajı tasarlamamız istendiğinde diğerlerinden gerçekten farklı çok minimalistik ve modern, tipografinin
baskın olduğu (İngiliz zerafetine sahip eskimeyen karakter Gill Sans) tasarımla Ülker’i ikna etmem büyük şanstı.
Paristanbul şirketi bünyesinde yaptığım bu tasarım 2008 yılı Monaco’daki Pentaward (her yıl düzenlenen uluslar arası ambalaj tasarımı yarışması) yarışmasına seçildi ve Bronz ödül aldı. Oradaki tek Türk ajans olarak Türkiye’yi temsil etmek büyük mutluluktu doğrusu.

 

June 2009

 


Röportaj