Photoshop Magazin
 


Ben Sana Patron Olamazsın Demedim

01 June 2009 | Sayı: Jun 2009
 
1 2 3 4 5
 

Konuya girmeden evvel gösterdiğiniz ilgi için teşekkürlerimi demet demet sunmak isterim sevgili okurlar. İnanın her ay gönderdiğiniz e-mektupları koyacak yer bulamıyorum. Sırf bunun için 1 teramegabinpiksel hard disk aldım inanın. Haziranda bana mektup gönderen ellibininci talihliye öğle yemeği ısmarlayacağım. Dergi onbin basılırken yüzbinlerce okurdan mektup gelmesi bana da tuhaf geliyor. Hele Viagra diye bir okur var ki, günde yüzlerce mektup gönderiyor. Bir de Enlargement Bişey diye biri daha var böyle.

Neyse efenim, bu ayki konumuz iş bilen işsiz adamlarla işçi kıymeti bilmeyen patronların dansı ile ilgilidir. Hatırlarsınız,
eski çağlarda herkes kendi işini kendi görürdü. Geyiklerimizi marketten almaz, doğadan kendimiz avlardık. Kadın kısmımız da mevyeleri reyonlardan değil, dallarından toplayarak sepetlerini doldururdu. İş bölümümüz bundan ibaretti. Zamanla sosyalleştik, iş bölümlerimiz daha spesifik hale geldi. Oduncu, nalbant, kasap, kral gibi meslek insanları türedi. Mal takası parayı getirdi, para da biriktirme hırsını... Ticaretin gelişmesiyle üretim sanayileşti, hizmet sektörü gelişti ve en nihayetinde toprak bilmeyen,
bitki tanımayan; tarlaya salsan bir mısır yetiştirmeyi beceremeyecek benim gibi insanlar, iki fare tıklatıp bir klavye tıkırdatarak para kazanabilir hale geldiler. Toplumsal ortak akıl muazzam bir iş bölümünü dü böylece bize hissettirmeden gerçekleştirmiş oldu.

Tabi artan nüfus, artan ihtiyaçlar ile birlikte artan müşteri kitlesi ve paralelinde gelişen üretim kapasitesi demek. Eskiden halka duyuru yapmak için eli davullu bir adamın gelip kasaba meydanında “Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin, Karfurda 2 alana 1 bedava!” demesi yeterliydi. Ama şimdi bunun için her gün 30 ayrı kanalda onlarca kez reklam spotu döndürüp milyonlarca broşür bastırmak icabediyor. Tüm bunlar da masraf demek. Ve masrafın olduğu her yerde de tasarruf aranması kaçınılmazdır. Kimi mazemeden kırparak tasarruf yoluna giderken kimi de üretim bandındaki elemanlardan kısıntıya giderek tasarruf etmeye çalışır. İşte bu yazımızın konusu da insan seçmenin ve yönetmenin incelikleri üzerine altın değerinde tavsiyeler içermektedir. Pek tabi ki patronların bu yazıyı okumasını beklemiyorum. Onlar zaten her şeyin en iyisini bilmektedirler. Sanırım giriş kısmı en uzun olan yazım bu oldu.

Eleman Seçerken Nelere Dikkat Etmek Gerekir?
Merhaba sevgili patron abi ya da bey. Kendinize nasıl hitap edilmesini istiyorsanız artık. Bir işletme kurmuşsunuz. Daha bize yakın gelsin diye sektörden örnek vereyim. Bir matbaa veya ajans kurmuşsunuz, mekan donatmışsınız, makine almışsınız ve şimdi bu işyerini ayakta tutacak adam almaya geldi sıra. İşin en zor kısmı da bu. İnsan dediğin robot gibi, belli koşullar sağlandığında durmadan iş üreten bir yaratık değil tabi ki. Siz arkanızı döndüğünüzde kaytaran, her ay cukkayla para verdiğiniz halde yüzünüze gülüp gıyabınızda dalga geçen nankör yaratıklardır bunlar.

Keşke bilgisayarlar otomatik olarak yapabilseydi tasarımları değil mi? Buna evet diyorsanız şimdiden kenara bir miktar kefen parası ayırmayı ihmal etmeyin. Zira iflas ettiğinizde onu bile bulamayacak hale geleceksiniz. Niye mi iflas edecekmişsiniz? Bilgisayarlar tasarımları otomatik yapabilseydi müşterileriniz de size her ay balya balya para bayılmak yerine bir tane bilgisayar alıp kendi işlerini kendileri görmeyi akıl etmezler miydi sizce? Bunu bile farkedemeyecek kadar öngörü sahibi değilseniz şu an ne iş yapıyor olursanız olun ticari hayatınızın uzun sürmeyeceğini söylemek kehanet olmasa gerek. Bu bir zihniyet meselesi. Bunu kavrayamadıysanız bu yazıda size göre bir şey yok demektir. Diğer sayfaya geçmeden aşağı oka tıklayarak yazıdan ayrılın lütfen.

İşe alacağınız kişide çalışkanlık, güvenirlik gibi pozitif kriterleri arıyorsunuzdur muhakkak. Ben size farkıl bir değerlendirme kriteri sunacağım.

Eleman maliyeti mi verimlilik analizi mi?
Diyelim ki sunduğunuz işe talip iki kişi var. Tüm diğer kriterlerde eşit olmakla birlikte A kişisi 2.000 lira maaş isterken B kişisi 1.000 liraya razı gelmektedir. Hemen B kişisini işe alıyorsanız siz sadece maliyet hesabı yapıyorsunuz
demektir. Bir elemanın size olan maliyetini sadece maaş ve sosyal ödenekler toplamından ibaret görüyorsanız, yani sadece kasanızdan çıkacak parayı baz alıyorsanız şirket ömrünüz 2 krizden ibarettir.

Doğrusu, elemanın size getirilerini hesapladıktan sonra gerçek maliyetini ölçmenizdir. Yani, fayda/maliyet analizi yapmanız gerekir. Örnekteki A kişisinin size aylık getirisi 10.000 lira iken B kişisi 5.000 lira kazandırıyorsa gerçekte hangisi pahalı elemandır? Aslında B kişisinin size maliyeti 1.000 lira maaş + 5.000 lira iş kaybı=6.000 lira iken A kişisinin maliyeti 2.000 liradır. Bu örneği hangi patrona anlatsam hak veriyor ama kazanılacak para uğruna kasadakini harcamaya kimsenin gönlü el vermiyor.
Dudaklarınızda tebessümle “tabi uzaktan söylemesi kolay, piyasa hiç de öyle değil. Bilmeden konuşuyor bu da” deyip hala kendi mantıklarının doğru işlediğini düşünüyorsanız bu tespitlerimin bizzat piyasa içerisinden bir çok somut veriye dayandığını üzülerek zöylemek zorundayım. Örneğin ismi lazım değil, bir matbaa 2 milyon Euro ile gayet şahane bir tesis kurmuş, her ay Leasing ile borç ödemekteydi. Makineleri durmadan çalıştıracak kadar iş alırken maliyetleri de asgaride tutmaya gayret ediyorlardı doğal olarak. O yüzden ustanın, CTP operatörünün, grafikerin ucuzu alınmıştı. Grafiker tecrübesiz olduğu için işi baskı püflerine göre hazırlamayı bilmez, CTP operatörü PDF montajlamaktan bi haber. Baskı ustası da milyon yuroluk makineyi dijital ayarlara göre değil de Cağaloğlu usulü sezgisel ayarlarla yöneten eski tip bir adamdı. Patron dahil hiç kimse renk yönetimi ve renk profilinden haberdar değildi. Makineyi satan firma renk yönetimi sistemini 10.000 dolar karşılığında kurmayı teklif etmiş ama girişimci abimiz o kadar parayı gözden çıkartamamış. Sonuçta her ay en az 50.000 yuroluk iş kaybı meydana geliyordu. Bozuk basılan işler sebebiyle kaybedilen müşterinin maliyetini ise hesaplamaya eli gitmez, çıkan rakamı dili söyleyemez insanın.
Ben bu durumu, son bir ayda çöpe atılan işleri isim isim yazıp maliyetlerini çıkartarak patron kişisine rapor ettim. Renk yönetim sistemi kurup kalifiye adamlar alarak çöpe atılan işlerin yarısının bile kurtarılması halinde yılda 200.000 yuro kar elde edileceğini net bir tabloyla gösterdim. Her şey o kadar berraktı ki, patron abi derhal ucuzculuğu bırakıp kaliteli elemana yöneldi dememi beklemiyorsunuz tabi. Battı o matbaa. Bir başka matbaaya bu örneği anlatırken heyecanla beni tasdik ederken içeride çalışan operatörü en ucuzundan seçtiğini niyeyse hatırlamıyordu bile. Yine ismi lazım değil bir şirkette kalifiye bir adam çalıştırdıkları dönemde kendilerine dolaylı yoldan gelen kazançları rakamlara dökecek kadar görmelerine rağmen hep “pahalı adam o bizim için” demekten geri kalmadıklarını bizzat biliyorum. Nihayetinde adamı işten çıkartıp ucuz bir çömezi alarak gece rahat uyuyabilecek duruma geldiler.


Milyon yuroluk makinelere yatırım yapmayı bilen adamlar onları kullanacak insanları nedense ucuzundan seçme alışkanlığından kurtulamıyor bir türlü. Siz siz olun, eleman alırken maliyeti kadar faydasını da hesabedin. Eğer işveren değil de işçi iseniz, bir işe girerken yaptıkları makine yatırımıyla övünen ama insandan bahsetmeyen şirketlerden kaçın. “Bana ne sizin yıllık bilanço rakamlarınızdan, makine parkı yatırımlarınızdan!

Sanki yıl sonu bana pay vereceksiniz” deyip hızla uzaklaşın. Seni bekliyorum ellibininci talihli.

 

June 2009

 


Magazin Photoshop