Photoshop Magazin
 


Yiğit Köroğlu - İllüstrator

01 April 2009 | Sayı: Apr 2009
 
1 2 3 4 5
 

Öğrenim gördüğüm meslek iç mimarlık olmasına rağmen,kendimi illüstrasyon alanında geliştirmeye çalışıyorum
1980 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukken, oyunların başkaları tarafından belirlenmiş kurallarının olması ve oyuncakların başkaları tarafından belirlenmiş şekillerinin olması, beni kendi dünyamı yaratmaya zorladı. Küçük resim defterimin bir sayfasında Superman’le savaşan bir kişiyken, bir diğerinde prensesi kötü cadının elinden kurtaran yakışıklı şövalyeye dönüşebiliyordum. Ortaokul çağımda İngilizce’mi geliştirmesi için okuduğum fantastik kitapların kapaklarındaki resimleri taklit ederdim. Bana göre bu çocukluk yılları, insan hayatındaki en önemli zaman dilimidir çünkü bu dönemde hayallerimizin, korkularımızın, ilgi alanlarımızın temelleri atılır. 



Bu yüzden dünya ile tanışmaya başladığım o yılların bugünkü hayatımı, alışkanlıklarımı ve sanatsal eğilimlerimi nasıl etkilediklerini günlerce anlatabilirim. Ortaokul ve Liseyi Eyüboğlu Koleji’nde okudum. Öğrenciliğim boyunca beynimin içindekilerle, o tahtada yazılıp çizilenlerin uzaktan yakından alakası yoktu.En azından ben öyle zannediyordum.

Şu anda anlıyorum ki, çoğu genç gibi ben de yanılmışım. Çizimlerimi kurgularken yürüttüğüm mantıktan tutun da, çizdiğim bir kahramanın bulunduğu veya bulunmasını düşündüğüm zaman dilimindeki ortam ve şartları bile dolaylı olarak o lise yıllarındaki birikimlerime borçluymuşum.
Lisede güzel sanatlara hazırlanıyordum. Aklımda çizimle ilgili bir iş hayali olmasına rağmen, ülkemizin sanata verdiği değeri ve gelecek kaygısını düşünerek, ÖYS’de kazandığım Bilkent Üniversitesi Bankacılık ve Finans Bölümü’ne girdim. Bu bölümü bitirene kadar, kaderime küsmüşçesine, herhangi bir şey çizmek için elime kalem ve kağıt almadım. İstanbul’a döndükten sonra uzunca bir süre düşündüm ve bir ömrün çok da sevmediğim bir işi yaparak geçmeyeceğini anladım. Tekrar kolları sıvadım ve yetenek sınavlarına hazırlandım. 2002’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü’nü üçüncülükle kazandım ve 2006’da mezun oldum.



Birkaç işe girdim, çizim dersleri verdim, birkaç freelance iş yaptım. Derken askerlik araya girdi. Bu dönemde düşünecek bolca vaktim oldu. Askerden döndüğümde endüstriyel otomasyon sistemleri üzerine çalışan, konusunda Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden ERA isimli şirketimizin yönetim kurulunda 2 sene yer aldım. Tabii aklımın devamlı şirketin reklam ve grafiksel işlerine doğru kaydığını söylememe gerek yok herhalde. 2007’de lise yıllarında aşık olduğum ve şu anda 1998’den beri hayatımın anlamı haline gelen kadınla evlendim. Yönetmen olan eşimin vizyonu, profesyonel anlamda bana dünyada bildiğim tüm gerçeklerin diğer tarafından bakmayı öğretti seneler içinde. İşten eve döndüğümde, internette gördüğüm fantastik çizimleri inceliyordum. Çizimleri incelerken çocukluğumda yarattığım o uçsuz bucaksız dünyamı hatırladım ve kendimi Ağustos 2008 ‘de elimde bir dijital tabletle buldum. Bu arada bana sonsuz destekte bulunan önce eşime sonra anneme, babama ve kardeşime teşekkürlerimi iletmem lazım. Bunları anlatma sebebim, her şeyin bir nedene ve belirli etkenlere bağlı olduğunu düşünmemdir.”Bu niçin böyle?” sorusunun cevabı benim için asla kısa bir cümle ile geçiştirilemez.

Duygular hariç, etrafımda gördüğüm her şeyde bir neden-sonuç ilişkisi ararım. Ufak çapta bir inceleme yaptığınızda, hiçbir formun rasgele olmadığını görürsünüz. Açıkçası bir dedektif gibi etrafımdaki şeyleri en ince ayrıntısına kadar incelemenin hazzı benim için inanılmaz boyutlardadır.
Bunun için devamlı çevremi ve onu oluşturan birimleri incelerim. Yaprağı,makine parçalarını, elleri…Mucizevi bir buluş olan internet sayesinde, artık neye ben zediğini tam olarak hayal edemediğimiz bir iguanayı veya CERN Laboratuarı’nı artık saniyeler içinde görebiliyoruz. Sanırım bu, sanatı globalleştiriyor. Artık herhangi biri “bana bir kuş çiz” dediği zaman, zihnimizdeki katalogdan seçebildiğimiz kuş çeşitlerinin sayısı bundan birkaç sene öncesine göre kat kat daha çoğalmış durumda. Bu da sanata çeşitlilik getirmekte. Dünyadaki sanat akımlarının takibi ve sanatçılar arası bilgi ve yorum alışverişinin getirileri ise tartışılmaz derecede olumlu yönde ilerlemekte. Artık arkadaş çevrenizden alacağınız yorumlarla sınırlı kalmayıp,dünyanın her yerinde bu mesleğe yıllarını vermiş bir üstadın önerileri ile,daha önceleri belki de eskiden seneler süren gelişiminizi çok daha hızlı bir şekilde devam ettirebiliyorsunuz.

Çalışmalarıma başlamadan önce, kimi zaman günler süren bir araştırma sürecim oluyor
Bu süreçte konu ile ilgili öğrenebileceğim kadar görsel ve yazılı bilgi edinmeye çalışıyorum. Örneğin bir robot çizeceksem ve bulunduğu ortam rutubetli bir yerse, bunun metal üzerindeki etkilerini görebileceğim en doğru yerin gemilerin dış yüzeyleri olabileceğini düşünerek tersanelerdeki bakım onarım görüntülerini araştırıyorum. Biraz zahmetli ve zaman alan bir iş olsa da,bir konu hakkında ne kadar fazla detay bilirseniz,çiziminizin en azından mantıklı görünme oranının o kadar sağlam temeller üzerinde durduğunu fark edeceksiniz. Başlarda,bir an önce çizime başlama heyecanıyla,kompozisyon ve eskizler üzerinde pek durmazdım. Tabii bunun olumsuz sonuçlarını o çalışmalarım bittiğinde oldukça net bir şekilde gördüm.

Çalışmalarımı şu anda evde yapıyorum. Çizime başlamadan önce yaz veya kış fark etmeden mutlaka pencereleri sonuna kadar açıp rüzgarı olanca gücüyle yüzümde hissetmek isterim. Bu bana garip bir özgürlük ve mutluluk duygusu veriyor. Tabii birde çay benim olmazsa olmazlarımdandır.
Elimden geldiğince çizdiğim karakterlerin yerine koyarım kendimi.

Örneğin bir mecha çiziyorsam, bacaklarından gelen metal gıcırtısını ve yere bastığı andaki sesi taklit ederim. Komik bir davranış gibi görünse de en azından beni havaya sokuyor. Konu seslerden açılmışken tabii ki müziğin etkisi es geçilemez. Çizimlerimin ana hatlarını oturturken genelde rock tarzı şeyler dinlerim güçlü ve çarpıcı olması için. Detaylarda ise new age ve etnik enstrümantal tercihimdir; detay aceleye gelmez ve yeterli sabrı gösterebilirseniz bu mükemmelleştirici safhayı tamamlayabilirsiniz.

Photoshop’u ve tableti kullanmaya başlayalı daha 1 sene bile olmadı
En başlarda Photoshop’a ve tablete yeterince hakim olmadığımdan, çalışmalarımı 50x35 veya 50x70 Schöller’de karakalemle çizer ve taramalarını yapar, sonra da ozalitçide bunları scan ettirip bilgisayarda renklendirmesini yapardım. Daha sonra bunun zahmetli ve uzun bir iş olduğunu aynı zamanda pek de pratik olmadığını anladım.Tabii bu yanlıştır demiyorum, aksine zahmetine rağmen daha sağlıklı ve doğal görünümü olan bir yöntemdir. İlk birkaç çalışmamı böyle yaptıktan sonra, sadece eskizleri kalem ve kağıtla çizip, Photoshop’ta bunların üzerinden lineart geçmeye başladım.Bir süre sonra bu yöntemin istediğim tarza uzak olduğunu anladım.Bunu da bir kenarabıraktıktan sonra, hala kullandığım A’dan Z’ye her şeyi Photoshop’ta çizip boyamakta karar kıldım. Bu arada kağıt ve kalemin kokusunu özlemiyor değilim.Bu yüzden elimin altında devamlı bir eskiz defterim ve birkaç yumuşaklıkta kalemlerim durur ve yatmadan önce bir sonraki konu hakkında çizimler yapıp notlar alırım. Birçok insan çizdiğim şeyler için günde 18 saat çalışmıyormuşum da, bunları sanki tabletin "auto-draw, auto-imagine, auto-illustrate" tuşları varmış ,onlar yapıyor gibi yorumlarda bulunuyorlar. Evet tablet ve dijital ortam takdir edilecek yardımcılardır ancak asıl cevher beyninizdedir bence. Bu yüzden tableti yeni kullanmaya başlayan arkadaşlara bir öneri olarak, bu donanımın sadece araç olduğunu unutmamalarını ve amaçlarına yönelik daha da çok çalışmaları gerektiğini hatırlatmak isterim çünkü her gün bunu kendime hatırlatıyorum. Eğer kararlıysanız bir gün mutlaka hedefinize ulaşırsınız.

Her gün Photoshop’un yeni bir özelliğini öğreniyorum desem yeridir
Yapabileceğiniz kombinasyonlar o kadar çok ki sanki dünyayı yeniden yaratabilirmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Daha önce de belirttiğim gibi, bütün çalışmalarımı A’dan Z’ye Photoshop ile yapıyorum ve her geçen gün öğrendiğim yeni bir yönü bana hız kazandırıyor.Bundan 3 ay önce yaptığım bir çalışmayı, şu anda keşfettiğim kombinasyonları kullanarak yapsaydım nasıl sonuç alırdım diyorum. Fakat zaman hızla geçiyor ve ne yazık ki zamana “undo” uygulayamıyoruz. O yüzden her çalışmamda keşfettiğim şeyleri ancak bir sonraki işimde uygulayabiliyorum.
Bahsettiğim gibi, Photoshop ile Ağustos 2008’de tanıştım.

Photoshop kullanabiliyorum diyebileceğim süre 3 yada 4 aydır. İlk ve hala da kullanmış olduğum versiyonu CS3.Bundan 10 yıl sonraki versiyonda neler olabileceğini hayal bile edemiyorum doğrusu. PS şu anki haliyle bile isteklerime fazlasıyla cevap veriyor. Hatta aklımın ucuna gelmeyen özellikleri bile var.Sanırım uğraştığım konu ile ilgili olduğu için,en çok kullandığım bölüm “brush” lar. Gerçek fırçalarla eş değerde özellikler atayabildiğiniz gibi, elinizde tutacağınız gerçek bir fırçadan daha hassas darbeler atabiliyorsunuz ve üstüne üstlük boyanın kurumasını beklemeden çizdiğiniz karakterin göz bebeğindeki yansıma detayını saniyeler içinde verebiliyorsunuz.



Brush opacitysini, flowunu ve büyüklüğünü ayrıca zoom in/out özelliklerini tabletimdeki kısayol tuşlarına atadım ve bu değerleri tüm çalışma boyunca binlerce kez değiştiririm. Çalışmalarımda birçok layer kullanıyorum; gradient layerlar, photofilterlar, color layerlar aklınıza ne geliyorsa. Tabii bunca layerın içinden her şey karma karışık olmadan çıkabilmeme yardımcı olan bir diğer özellik olan clipping maskları unutmamak gerekir.

Hazır brushlar gözümüze ne kadar çekici görünse de, bunları kullanırken dozajını ayarlamakta fayda var
Ben bu hazır brushlardan bazılarını sadece doku verirken kullanıyorum. Eğer çok fazla hazır brush kullanırsanız,çiziminizin doğallığı ve özgünlüğü kayboluyor. Tabii bu benim için geçerli ama örneğin doğru ve dozajı iyi ayarlanmış hazır brushlarla harikalar yaratan birçok matte-painting ustası da var. Photoshop’un özellikleri neredeyse sınırsız. Bence,Photoshop ile çalışırken, imkansız bir şey yoktur, yetersiz uğraşı ve yetersiz bilgi vardır.

Özellikle dijital sanatlar işin içine girdiği zaman , sanırım sadece yetenek yeterli olmuyor. Teknolojinin gelişmesiyle ve buna paralel olarak insanların beğenilerinin değişmesiyle, sanatçıların kendilerini sürekli geliştirmesi, yazılım ve donanımdaki yeniliklerden haberdar olması ve bunları kullanabilmesi günümüzde bir zorunluluk haline gelmiştir.

Tabii ben de bu gelişmelerden haberdar olmak,diğer sanatçılar arasında kendimin nerede durduğunu kıyaslayabilmek adına, alanımdaki basılı ve dijital ortamdaki yayınları elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Türkiye’de Photoshop Magazin’i okuyorum. Amazon.co.uk’den birkaç ayda bir dijital boyama ile ilgili kitaplar alıyorum ayrıca beğendiğim e-dergiler arasında ilk sırada 2DArtist’i sayabilirim. Gelişmeleri anında takip edebildiğim ve diğer sanatçılarla iletişime geçtiğim CGSociety, CGHub, GFXArtist, DeviantART, IT’S ART websiteleri var.
Bu işe başlamak isteyen tüm arkadaşların bu siteleri gözden geçirmesi, diğer sanatçılarla fikir alışverişi yapmaları, profesyonelce yapılmış yorumlar sayesinde eksiklerini kapatmaya çalışmaları ve çizimlerindeki güçlü yönlerini daha da kuvvetlendirmelerini öneririm. Unutmamak gerekir ki, bir sanatçı kendini tanıtmazsa, yeteneğinin de bir önemi olmaz.



Türkiye’de örnek aldığım en önemli isim Kerem Beyit’tir.Hatta bu işe başlamamdaki neden kendisidir.Benim gözümde birçok gence de öncülük ederek, Türkiye’deki sanatçıların da bu sektöre girmesine önayak olan yegane kişidir.Aklıma gelen bir başka büyük üstat da Emrah Elmaslı’dır. Dünyadakilerden de önce, bu iki isme saygım sonsuzdur. Yurtdışına baktığımızda ise Dylan Cole,Andree Wallin ,Paul Davies, Rudolf Herczog ve Ben Wootten bu sektörde çalışmalarını ilgiyle takip ettiğim sanatçılardan birkaçıdır.

En çok etkilendiğim konu her zaman efsaneler, dinler, bilim, uzay ve bunların birbirleri ile olan ilişkisi olmuştur
Varolan şeyleri çizmekten hep kaçınmışımdır. Bana zaten varolan bir şeyi çizeceğime, fotoğrafını çekmek daha doğru geliyor. İnsanoğlunun genlerinden gelen, devamlı yeni bir şeyler yaratma ve keşfetme duygusunu biraz da kendi isteğinizle dürttüğünüz zaman herkesin içindeki sanatçı ortaya çıkacaktır. Şu ana kadar çıkmış neredeyse bütün bilim kurgu ve fantastik filmleri izlemişimdir. Bunların yapımlarında kullanılan teknolojilerin gelişmesiyle,en çılgın hayaller bile gözümüzün önüne sunulabiliyor. Tabii bundan etkilenmemek mümkün değil.

Daha yolun çok başında biri olarak, hem kendime, hem de bu işle uğraşmak isteyen herkese önerim, öncelikle bu işi ciddiye almak olacaktır.Kendi yaptığınız işe saygınız olmazsa, kimseden de saygı göstermesini bekleyemezsiniz. Çok çalışın ve sonuçları için aceleci davranmayın.İşinizi hakkıyla yaptığınız zaman, mutlaka bir noktada amacınıza ulaşırsınız. Etik olmayan yollara ve kopyacılığa başvurmadığınızda, kendi stiliniz oluşur ve bu da sizi başarıya ulaştırır.Taklit ve kopya çalışmalar o kadar çabuk göze batıyor ki, lütfen bu yola başvurarak kalitenizi düşürmeyin. Gözlemlediğim kadarıyla, Türkiye’deki sanatçıların hayal güçleri, yurt dışındakilere göre kat kat daha güçlü. Sadece kabuğumuzdan çıkmalı ve tüm dünyaya “biz de bu sektörde varız” diyebilmeliyiz. Tüm Photoshop Magazin ekibine ve okuyucularına teşekkürler.

www.yigitkoroglu.com

 

 

April 2009

 


Sanatçılarımız