Photoshop Magazin
 


Süleyman Saim Tekcan & Ali ŞENER

01 March 2009 | Sayı: Mar 2009
 
1 2 3 4 5
 


Grafik Tasarım ve Grafik Sanatlar… Mesleğin içinde olup da ikisinin ayrımını bilmeyen insan çoktur. İşte Grafik Sanatı diyince akla gelen ilk isimlerdendir Süleyman Saim Tekcan. Baskı resim konusunda bir üstat, hoca, fevkalade bir beyefendi… Bugün hem sanatçı hem de Işık üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi dekanı olarak eğitimciliğiyle Türk sanatına katkılarını sürdürüyor. Dahası da var; IMOGA… Burası aslında bir özgün baskı atölyesi. Süleyman Saim Tekcan’ın önderliğinde Artess Özgün Baskı Atölyesi’nin 2004 yılında evrimleşen ve kurumsal bir yapıya dönüşen hali IMOGA.

Işık Üniversitesi’nde Tekcan hocamızı ve Basın ve Halkla İlişkiler sorumlusu Öğr. Gör. Sibel Tuğal’ı ziyaret ettik. Giderken eli boş gitmedik. Yanımızda Antalya’nın en köklü ajanslarından Orkun & Ozan Medya Hizmetleri’nden Orkun ve Ozan’da bize eşlik etti. Onların ziyaret nedeni ise babaları ve ajansın kurucusu Himmet Öcal’ın, bir zamanlar hocası olan Süleyman Saim Tekcan’a selamlarını iletmekti. Keyifli bir sohbet eşliğinde Tekcan ile ülkemizde eğitimi, sanat eğitimini ve IMOGA’yı konuştuk.


Röportaj: Ali Şener
Fotoğraf: Gökhan Uz
Yazı: Zuhal Has

IMOGA’nın Tarihi Misyonu



Avrupa’nın bizim sanat düzeyimize bakış açısını farklı kılan da içinde bulunduğumuz bu tarihi derinlik
50 yıllık eğitimciliğim süresi boyunca grafiğin hep içerisinde oldum. Ama grafik şimdi ikiye bölünmüş durumda. Grafik Tasarım başlığı altında bir dal var, bir de grafik sanatlar dediğimiz ayrı bir alan var. Geçen sene bir bienal düzenledik; Avrupa’nın ve dünyanın en büyük bienallerinden birini gerçekleştirdik. İlk olmasına rağmen grafik bienalleri’nin en çok başvuru olan bienali oldu. Bu bienali İstanbul’da gerçekleştirmemiz bunun en büyük nedeni. İstanbul’un büyüklüğü ve tarihin her katmanını içerisinde
barındırması İstanbul’u doğal bir açık hava müzesi haline getirmiştir. Tarihi derinliği bu kadar çok olan bir başka şehir de yok. Avrupa’nın bizim sanat düzeyimize bakış açısını farklı kılan da içinde bulunduğumuz bu tarihi derinlik.

Ülkemizin gelecekte iyi olmasının en doğru çözümü Türkiye’deki sanat, tasarım ve düşünce eğitiminin iyi yapılmasından geçiyor
Avrupa’nın Ortaçağ’dan Rönesans’a geçiş döneminde sanatçılar büyük rol oynamıştır. Sanatçılar ve yaratıcılar daha doğru bir tanımlama olur. Sanat, yaratma ve düşünceolmadan ilerlemeden bahsedemeyiz. Ülkemizin gelecekte iyi olmasının en doğru çözümü Türkiye’deki sanat, tasarım ve düşünce eğitiminin iyi yapılmasından geçiyor. Bugün dünya üzerinde kabul edilen tüm eğitim yöntemleri neredeyse “kölelik” diyebileceğimiz bir eğitim anlayışına sahip. Özellikle finans ve ekonomi bölümleri tam da bu amaca hizmet ediyor. Sadece güzel sanatlar eğitimini bu minvalde değerlendiremeyiz.


Türkiye’de ve dünyada birçok insan meslek edinme konusunda bu türden sıkıntılarla karşılaşıyor. Edindikleri meslekleri yapmama gibi bir eğilim oluşuyor gençlerde
Düşünmenin sınırlarını çizemeyiz. Düşünmek, yaratmak ve bunu geliştirmek en zor eğitimlerden bir tanesidir. Biz okulumuz öğrencilerini birinci yıllarında temel tasarım ve sanat eğitimine alıyoruz. Öğrenciler eğilimleri ve yetenekleri doğrultusunda istedikleri bölümü tercih etme şansına sahip oluyorlar. Bu önemli bir aşama. Biz Işık Üniversitesini kurarken birçok şeye önem verdik

Çocukların okul süreçlerinin aileleri tarafından belirlenmesi bizim bu doğrultuda hareket etmemizi gerektirdi. Türkiye’de ve dünyada birçok insan meslek edinme konusunda bu türden sıkıntılarla karşılaşıyor. Edindikleri meslekleri yapmama gibi bir eğilim oluşuyor gençlerde.

Türkiye’nin en iyi sanatçılarından oluşan profesörlerimiz var. Bu hocaların çoğu da uluslararası arenada kendilerini kanıtlamış insanlar

Bu yüzden eğilimlerini tartabilen bir bilinç oluşturmak bizim öncelikli görevimiz. Maalesef ülkemizde batı eksenli bir eğitim söz konusu. Kendi eğitimimizi küçümseme gibi bir alışkanlığımız var. Ancak Amerika ya da Avrupa’da yapılan eğitimden daha kötü değiliz. Hatta onlardan bazı konularda daha iyi olduğumuzu bile söyleyebilirim. Çünkü çok iyi yetişmiş, Türkiye’nin en iyi sanatçılarından oluşan profesörlerimiz var. Bu hocaların çoğu da uluslararası arenada kendilerini kanıtlamış insanlar. Yakın bir tarihte Mimar Sinan Üniversitesi’nde bütün üniversitelerin güzel sanatlar dekanlarının katıldığı dekanlar konseyi oluşturuldu. Orada bir konuşma yaptım. Konuşmamın içeriği Türkiye’de sanat eğitimi ve sanat eğitimi olmayan bir Türkiye başlığı altındaydı.
Eğer güzel sanatlar, bir biçimde yaygın eğitim ve sanat eğitimi yapan kurumların içerisine bilinçli insan yetiştirmezse biz Rönesans’ta Avrupa’nın yaptığını yakalayamayız.

Fotoğraf (Soldan sağa): Ali ŞENER, Ozan Öcal, Orkun Öcal, Süleyman Saim Tekcan, Sibel Tuğal ve Yeter Kopuk

Yaratmak ve düşünmek, skolastik anlayışla tamamen ters bir durum. Düşünmeyen insanları yönetmek elbette kolaydır. Fakat düşünen insanı yönetmek çok zordur. Düşünen bireyler olmadan da demokrasilerin yaşadığı ülkelerin olması da mümkün değil. Çağımızın tüm yeniliklerini öğrencilerimize aktarabileceğimiz alt yapılar oluşturduk ve gençlerin özgür düşünebileceği alanlar yarattık. İnteraktif alanda sanat televizyonu kuruyoruz. Burada da amacımız gençlere ulaşmak.


IMOGA’nın kuruluş amacı tam da buydu değil mi?
IMOGA bu yıl otuzbeş bin kişinin ve yaklaşık dört yılda da yüzelli bin kişinin gezdiği bir müze oldu. Bu müzenin büyüklüğünden değil elbette. Müzenin bir ihtiyaç olmasından kaynaklı. Müzenin içerisinde yer alan eserlerin birçoğu Türkiye’nin en önemli sanatçılarının eserlerinden oluşuyor.


Biz bir atölyeyle bir müze oluşturabilecek bir koleksiyon yarattık ve Türkiye’de daha önce yapılmamış bir şey yaptık. Yeni bir müze binası inşa ettik. Bu müze dünya müzeleriyle kıyaslandığı zaman bir minyatür müze, ancak eserleri ve amaçları onu büyük kılıyor. Bir baskı resim müzesi ve dünyanın sayılı baskı resim müzelerinden bir tanesi. İçerisinde Exlibris koleksiyonu da mevcut. Bununla ilgili bir bienal düzenledik. IMOGA yabancı ziyaretçilerin müzeyi ziyaretleri sonrasında komplekse kapıldıkları bir müze. Biz de şu anda yirmi bin eserin bulunduğu bir koleksiyona sahibiz. Bir atölye düşünün; Türk sanatçılarının tümüne kapılarını açmış ve binlerce eser yaratılması için imkan sağlanmış ve büyük bir koleksiyon oluşturmuş. Böyle bir atölye örneği yok.


Müzenin kuruluş yerinin Ünalan olması da bu insan yetiştirmeye verdiğiniz önemin bir sonucu mu?
Kuruluş yerinin pek bir önemi olduğunu söyleyemem. Fakat Ünalan gelecekte şehrin en önemli merkezlerinden biri olabilir. Bir de şöyle bir durum var. Ünalan şimdi gecekonduların olduğu bir mahalle. Sokağın çocukları müzenin ilk zamanlarında camlarımızı kırıyorlardı. Belki onlarca camımız kırıldı. Ama şimdi o çocuklar müzenin koruyucusu haline geldi. IMOGA ziyaretçilerine ev sahibi gibi davranıp onlara çevre konusunda rehberlik ediyorlar. Müzemizi aileleriyle geziyorlar. Ünalan’da müze kurulduktan sonra çevrenin nasıl değiştiğini görmek mümkün.

Sanatın ve yaratıcılığın hangi kişide olacağını siz seçemezsiniz. Sadece zengin çocukları sanat yapar demek mümkün mü?
O çocuklar belki de geleceklerine yön verirken IMOGA çok belirleyici bir rol oynayacak…
Evet o çocuklar atölyemizin bir parçası olmuş durumdalar. Biz onlara linol veriyoruz, plaka veriyoruz, gravür yapanlar da var aralarında. Baskı tekniklerinin yanında sanatı da öğretiyoruz. Ve yaptıkları işleri sergiliyoruz. Bu, eğitimin bir parçasıdır. Sanatın ve yaratıcılığın hangi kişide olacağını siz seçemezsiniz. Sadece zengin çocukları sanat yapar demek mümkün mü? Köy enstitülerini ve ardında bıraktığı sanatçıları düşünün. IMOGA da misyon olarak biraz buna benziyor. Evrensel standartlarda tüm imkanlar mevcut ve kapılarımız da tüm sanatçılara açık



Atölyelerinizin teknik imkanları nelerdir?
Her tür teknik imkanımız mevcut. Serigrafi tekniğinin dünyada yapılabilecek en üst düzeyde imkanları var. Gravür, litografi, ağaç baskı tekniklerini en üst düzeyde kullanıyoruz. Evrensel standartlarda tüm imkanlar mevcut ve kapılarımız da tüm sanatçılara açık.

 

 

March 2009

 


Röportaj