Photoshop Magazin
 


Kukla

01 March 2009 | Sayı: Mar 2009
 
1 2 3 4 5
 

Geçmişi neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan kuklaların, insanoğlunun kontrol arzusu kimi zaman ortaya hoş sonuçlar çıkarabiliyor. Kuklacılık sanatı da bunlardan sayabiliriz. “Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz Kuklacı felek usta, kuklalar da biz Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer; Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz” Aslında Ömer Hayyam ne de güzel dile getirmiş dizelerinde.
Sadece eğlence olarak değil, eğitimde, psikolojik tedavilerde, edebiyatta kendine geniş yer bulan bir kavram.

İnsana, hayvana ya da çeşitli nesnelere benzetilerek biçimlendirilip boyanan kuklalar, sahne arkasına gizlenmiş bir “kuklacı” tarafından oynatılır. Kukla oyunlarının çoğu sözlü ve müzikli, bazıları da sözsüzdür. Sözlü oyunları perde arkasına gizlenmiş bir konuşmacı seslendirir. Sahne gerçek bir tiyatro sahnesinin küçük bir kopyasıdır. Gösteri sırasında kuklalar izleyicilerin daha iyi görebilmesi için parlak ışıklarla aydınlatılır. En yaygın kukla çeşidi eldiven gibi giyilerek parmaklarla hareket ettirilen el kuklalarıdır. Bir başka kukla türü de batıda Marionette adı verilen ipli kukladır.

İlk gölge kuklaları Yunan felsefesinde yer almış. Aristo ve Plato’nun eserlerinde kukla tiyatrolarından bahsedilir. Başka bir görüşe göre de kuklacılık ve gölge oyunu ilk kez Çin’de ortaya çıkmış. Çinli kukla sanatçıları, çeşitli hayvan derilerinden yapılan kuklalar kullanmışlar. Dünyanın çeşitli yerlerinde yerleşmiş olan kabilelerin dini seremonilerinde de kuklaların kullanıldığı biliniyor. Mısırlıların kilden ve topraktan kuklalar yaptıkları da kanıtlanmış durumda.



Geçenlerde sevgili Sunay Akın’la ayaküstü bir sohbette yıllar önce Prag’dan aldığım kuklaları bir elden geçirmek istediğimi ve bunun en iyi kendisinin bileceğini düşündüğümü söyledim. Kurucusu olduğu Oyuncak Müzesinde hafta sonları “Açıkgöz Kukla Tiyatrosu”nun gösterileri olduğunu ve bunu en iyi 100 yıllık bir aile geleneğinden gelen Duygu Tansı’nın yapabileceğini söyledi. Bizler hemen görüştük ve sohbet esnasında 1966 yılında Yeşilköy Kapri Gazinosundaki sünnet düğünümde babasının “İbiş”i oynattığı gerçeği ile karşılaştık. İkimizde duygulanmıştık ve bu aramızda güzel bir anı olarak kaldı.

İlgililere www.acıkgozkuklatiyatrosu.com ziyaret etmelerini öneririm. Kuklacılık geçmişi çok eskilere dayanan ülkemizde pek çok kukla geleneği yaşanmış olmasına rağmen, bugün bunlardan sadece geleneksel gölge oyunu hayatta kalmayı başarmış durumdadır. Osmanlı döneminden kalan belgelerde, kuklacılık sanatının gölge oyunundan daha da eskiye dayandığı anlatılır. O zamanlardan beri kukla perdesine “çadır” dendiği anlaşılıyor. Orta Asya’dan Anadolu’ya geldiği düşünülen ipli kukla gösterisine de “çadır hayal” denirmiş. Tarihimizde profesyonel bir kukla tiyatrosu olduğuna dair bir bilgiye rastlanmasa da, bağımsız kukla oyunlarına çeşitli eğlencelerde çokça yer verildiği anlaşılıyor. Gölge oyunu ve ipli kukladan ayrı olarak el kuklasının da tarihimizde yeri vardır ki en bilinen karakter de İbiş’tir.

Ülkemiz, son olarak Mayıs 2008’de on birincisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Kukla Festivaline ev sahipliği yaptı
Yazılarımın ilgiyle takip edildiğini biliyordum. Ancak “kelebek” kod adlı okuyucumdan aldığım hediyeyle bunu daha iyi anladım. 21x24cm ebatlarındaki, ahşap üzerine oyma ve yağlı boya ile çalışılmış, özellikle vurgulanan periskop simgesi, bu özel hediyeye daha da anlam katmıştır. Buradan sevgili okuyucularıma teşekkür eder, umut dolu bir bahar dilerim.

 

March 2009

 


Periskop Bakışı