Photoshop Magazin
 


Emrah Yücel Çalışıyor

01 March 2009 | Sayı: Mar 2009
 
1 2 3 4 5
 


Ankara’dan kalkıp Amerika’ya gittiniz. Bunun ani verilmiş bir karar olduğunu biliyoruz ancak yine de bir öncesi vardı sanırım. Yani ilk kez gitmiyordunuz Amerika’ya... Bugün aynı şeyi genç tasarımcılara tavsiye eder misiniz? Yani “Amerika’ya gidin! Bu riski alın ve mutlaka orada var olmaya çalışın” der misiniz?
Daha önce defalarca Amerika’ya gitmiştim. Zaten bu sayede New York dışında bir yerde yaşamak istemediğimi düşünmeye başlamıştım. New York dünyanın başkentidir. Dört yıl yaşadım bu şehirde. Bugün genç yaştaki pek çok insana Amerika değil ama New York’u tavsiye ederim. NY Amerika değil çünkü. Az önce de söylediğim gibi orası dünyanın başkenti. İçerisine girdiğiniz anda parçası olduğunuz,kendinizi hiç yabancı hissetmediğiniz bir yer. New York’ta yaşamak insana dünya içerisinde farklı bir görgü ve hayata bakış açısı getirir. Bunun tarifi zordur ancak yaşayanlar bilir ne demek olduğunu. NY’da yaşamanın zorluğu güzel pişirir adamı. Aklını başına getirir. Aslında ne olduğunu, dünya içerisindeki yerini anlamanı sağlar.


Siz “Amerika’da bir Türk afiş tasarımcısı” olarak biliniyorsunuz buralarda, ancak yaptığınız şey bu kadar basit değil aslında. Bir filmin sadece afişini tasarlamanın ötesinde birçok şey yapıyorsunuz. Neler yaptığınızı anlatır mısınız?
Aslında yaptığımız iş biraz da medyanın yanlış yönlendirmesi ve basitleştirme çabası sayesinde “Afiş Tasarımcısı”na dönüştü. Benim (diğer işlerim bir tarafa) yaptığım iş bir kampanyanın akıllarda kalmasını sağlayacak ana görselin oluşturulması işidir. Bu, içerisinde afişi de içeren bir iştir. Ama sadece bunun ile kalmaz. Bazen yaptığımız iş sadece DVD kapağı olurken bazen NY Times gazetesinde tam sayfa ilan olur, kimi zaman da hepsi birden olur. Bu iş Türkiye’den göründüğü gibi basit bir iş değil. Pek çok farklı süreci, çalışanı ve boyutu olan kompleks bir iş. Şu anda 4 farklı şirketten oluşan bir operasyonu yürütüyorum. Tasarım işi bunlardan en zevkli ve göze en çok gözükeni. Türkiye’de “Digital Artist” tanımı içerisinde kendi kendine işler üreten bir grup sanatçınınvarlığını biliyorum. Ama bunlar gerçek anlamda üretimin içerisinde işler olmadığı için “sanatçılık” kalkanının arkasına saklanıyorlar.


Türkiye’de tasarımla ya da genel olarak görsel iletişimle ilgilenen pek çok genç insan var. İnternet gibi bir iletişim ve tanıtım aracı da var artık. Yurtdışında yaşayan bir insan olarak Türk tasarımı, tasarımcıları hakkında neler duyuyor ya da görüyorsunuz? Bizden, bizim tasarımcılarımızdan ne kadar söz ediliyor?

Türk tasarımcıları, özellikle mobilya alanındaki endüstriyel ürün tasarımcıları hakkında çok iyi şeyler duyuyorum. Aynı şeyi Photoshop kullanan grafik tasarımcıları için söyleyemem. Türkiye’de “Digital Artist” tanımı içerisinde kendi kendine işler üreten bir grup sanatçının varlığını biliyorum. Ama bunlar gerçek anlamda üretimin içerisinde işler olmadığı için “sanatçılık” kalkanının arkasına saklanıyorlar.

 


Bazen bu türde portfolyolar geliyor. İçerisinde deneysel, çok hoş, üstün Photoshop tekniklerinin fazlası ile yer aldığı çalışmalar olan işler. Ama yanında bir de broşür tasarımı var “Jenaratör firması” için. Tipografi bilgisi sıfır, broşürün mantığının tamamen dışında, alıcısının ne olduğu belli olmayan işler.Özünde şunu söylemek istiyorum; Biz tasarımcıyız. Bir sipariş ile yola çıkarız ve mesaj iletiriz. Bunu unutmamak ve bundan utanmamak lazım. “Sanatçılık” işin kolay yoludur, “ben yaptım oldu” olmaz...

Amerika’nın tek farkı, her alanda uzmanlaşmanın olmasıdır. Tasarım bir iş dalıdır. Türkiye’de bu, fuara yetişmesi gereken broşürün bir aşaması olarak algılanıyor çoğu zaman

“Fikir” üretiyorsunuz. Yaratıcılığınızı kullanıyorsunuz. Ve bunların karşılığında bir ücret talep ediyorsunuz. Ancak Türkiye’de sadece bunu yapıp para kazanmanın imkansız olduğunu siz de iyi biliyorsunuz. Örneğin sadece “fikir” sunmak yeterli değil burada. Onun birebir uygulamasını da yapmanız lazım. Sonra müşterinin onu beğenmesi, ayrıca teklif ettiğiniz ücreti de kabul etmesi gerekiyor. Ancak ondan sonra parayı konuşmaya sıra geliyor. Bu komik durum hakkında siz neler düşünüyorsunuz?


Burada çok farklı değil. Bahsettiğiniz ayrım Türkiye’ye özel değil, tasarımcı olarak bulunduğunuz noktaya ait bir fark-
lılık. Benim sadece fikir sunup para aldığım projeler oluyor.Beş paragraf yazı için $50.000 aldığım iş de oldu. İş yapıp
para almadığımız da oldu. Ama biz de hemen hemen her işimizde uygulama yapıyoruz. Amerika’nın tek farkı, her alanda uzmanlaşmanın olmasıdır. Tasarım bir iş dalıdır. Türkiye’de bu, fuara yetişmesi gereken broşürün bir aşaması olarak algılanıyor çoğu zaman. Bütün bunlar zaman ve tecrübe ile çözülüyor sanırım. İnsanları tanımayı, kendinizi konumlandırmayı, neyi nasıl yapmanız gerektiğini öğreniyorsunuz zamanla. Türkiye’de bana şu anda istediğim ücreti ödedikleri halde çalışmadığım insanlar var.

Bir tasarımcı olarak beğendiğiniz fontlar nelerdir? Çalışmada font kullanırken ya da bir iş için font seçerken dikkat ettiğiniz kriterler nelerdir?
Her fontun uygun olduğu bir yer vardır. Önemli olan fontun doğru yerde içeriğine uygun olarak seçilmiş olmasıdır. Artık tasarımcı olarak yeni çıkan fontları takip ettiğim dönemden çıktım sanırım. Takımımızdaki diğer tasarımcı arkadaşların seçimlerine dikkatle bakar sorgularım. Şunu söyleyebilirim; kullandığım her fontta yazının kendi haline razı olmam, üzerinde mutlaka değişiklikler yaparım.Özgünleştirmeye çalışırım.

Photoshop ve diğer yazılımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Allah razı olsun. İyi ki varlar diyorum... Ben grafik tasarımına Bristol karton, T cetveli, cımbız, serçe parmakta uhu
ile başladım. Geri dönmek istemezdim açıkçası...

Şirketiniz Iconisus’da web projeleri de yapıyorsunuz. Bunada önce Holywood ünlülerinin sitelerini yaparak başlamış-
tınız sanırım. Web işleri bugün iş hacminizin ne kadarını temsil ediyor
?
Sadece büyük web sitesi işlerini alıyoruz. Farklılık getirebileceğimiz ve bir şirket olarak portföyümüze yakışacak işleri seçiyoruz. O yüzden web tasarımı işimizin küçük bir kısmını oluşturuyor. Belki %20 diyebilirim. Geçenlerde Türkiye’den dev bir web projesini fiyatımızın yüksek olması yüzünden kaybettik. 10 dünya yönetmeni İstanbul’a gelip kendi kısa filmlerini yapacaklar. Kendi İstanbul izlenimlerini bir hikaye ile anlatacaklar. Bu işlerin bir araya gelmesinden bir uzun metraj film oluşacak



Hollywood’a yani sinema sektörüne iş üreten bir tasarımcısınız. Ancak Türk sineması için de bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. “Türk Film Konseyi”nden biraz söz eder misiniz?

Türk Film Konseyi olarak bu sene içinde çekmeye başlanacak, yapımcılığını üstlendiğim biri belgesel diğerleri uzun metraj film olmak üzere 4 projemiz var. Bu projelerden bir tanesi Paris I Love You ve New York I Love You filmlerinin devamı niteliğinde olacak. Ancak daha farklı bir formatı izleyecek. 10 dünya yönetmeni İstanbul’a gelip kendi kısa filmlerini yapacaklar. Kendi İstanbul izlenimlerini bir hikaye ile anlatacaklar.

Bu işlerin bir araya gelmesinden bir uzun metraj film oluşacak. Bu yöntem pek çok şehrin kendisini tanıtmak için kullandığı bir format haline dönüştü. Paris, New York, Tokyo’dan sonra şimdi sıra İstanbul’da. Bu filmin 2010 İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olmasını hedefliyoruz.

Türkiye ve Hollywood film endüstrisini buluşturmaya yönelik “150 Kilit Adam” adında bir başka projemiz var Film projelerinin yanında sırada Türkiye ve Hollywood film endüstrisini buluşturmaya yönelik “150 Kilit Adam” adında bir başka projemiz var. Los Angeles’ta düzenlenecek bu organizasyon, Amerikan film sektörünün önemli isimlerini bir davette buluşturacak. Türkiye’nin sinema endüstrisine sunduğu kolaylıklar ve lokasyonlar tanıtılacak. Teşvik yasasından bahsedilecek, film yapımcıları Türkiye’ye davet edilecek. 150 kilit adamın katılacağı yemekli davet Hollywood’un doğru isimlerine ulaşmamızı sağlayacak. Davetlilere Türk sinema endüstrisinin durumu, Türkiye’deki lokasyonlar, çekilmiş ve çekilmekte olan filmler anlatılacak. Davete katılacak yapımcı/stüdyo yöneticisine içinde 10 Türk filminin DVD’sinin bulunduğu bir hediye seti ve kitaplar verilecek.

Bunun dışında en önemli projelerimizden birisi de www.turkishfilmtalents.com projesi. Özellikle son yıllarda Ortadoğu konulu filmlere olan ilgi sayesinde pek çok Hollywood yapımcısı yeni yüzler ve yetenekler arıyor. Bu sadece aktör ve aktrisler için değil aynı zamanda yazarlar, besteciler, kostüm tasarımcıları, grafikerler gibi pek çok alanda yeteneğin yer aldığı bir havuz olacak. Bu site Hollywood’daki birçok sektör dergisinde de ilan edilerek tanıtılacak. Diğer projeler ve yapılmış olanlar ile ilgili www.turkfilmkonseyi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Artık bir şirketin yöneticisisiniz. Tasarım yapmaya devam ediyor musunuz yoksa bunları artık ekibiniz yapıyor siz de şirket yönetimi işleriyle mi uğraşıyorsunuz?
Bir değil dört şirketi yönetiyorum. Hiçbir şey beni tasarım yapmaktan geri koyamaz. Doğal olarak her şeyin tasarımında
yer almıyorum. Bazen büyük bazen çok küçük ama benim için önemli projelerde yer almaya çalışıyorum. Ama takımımızdan çıkan her işe mutlaka farklılık getirecek noktayı yakalamaya çalışıyorum. Geçenlerde tasarımcılarımızdan birisinin yaptığı afişin başka bir filmin afişine benzediği ortaya çıktı. Kullanılan ya da kabul edilen afis olmamasına rağmen bunun hedefi doğal olarak ben oluyorum.Bu yüzden işin çok farklı boyutları öne çıkıyor.



"İyi kurumsal kimlik, iyi afiş yaptığımı, iyi bir illüstratör olduğumu, iyi ambalaj tasarımı, iyi kitap kapağı yaptığımı söylediğimde sözümü kesip bunun mümkün olamayacağını, bana iş bulamayacaklarını söylediler
"

Amerika’daki iş dünyası hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sizi ilk başta şaşırtan pek çok şey yaşamış olmalısınız. Örneğin, bilirsiniz, burada bir toplantı için buluşma saati belirlenir ama bitiş saati pek belirlenmez; “ne zaman biterse
o zaman biter” şeklindedir daha çok.


Amerika’yı çok gözünüzde büyütmeyin. Burada da aynı şeyler oluyor. Her ülkede amatör/profesyonel yaklaşımlar vardır. Siz bu ikilemin neresindesiniz ona bakar. Birisinin bu işe el koyup toplantıyı bitirmesi gerekiyorsa ya da verimli ilerlemesini sağlaması gerekiyorsa bu neden siz olmayasınız? Size anlatabileceğim Amerika’yı farklılaştıran en ilginç hikayelerden birisi başıma NY’da geldi. İşlerimden oluşan bir portfolyo ile iş bulan “kafa avcısı” ajanslardan birisine başvurmuştum.


Bunlar sizi işe yerleştirerek işvereninizden komisyon alan büyük tasarım yeteneklerini pazarlayan şirketler. Başvurum sırasında bana uzmanlığımı sordular. Ben iyi kurumsal kimlik yaptığımı, iyi afiş yaptığımı (bienallerde ülkemi temsil ettiğimi), iyi bir illüstratör olduğumu, iyi ambalaj tasarımı yaptığımı, iyi kitap kapağı yaptığımı söylediğimde sözümü kesip bunun mümkün olamayacağını, bana iş bulamayacaklarını söylediler. Amerika, alanında uzmanlaşmanın çok önemli olduğu bir ülke...Müşterinin anlayışsızlığından şikayet yerine anlamaya çalışmalarını öğütlerim. Beğendikleri bir tasarıma bakıp ellerine gelen ilk işe onun gibi bir şey yapmamalarını öğütlerim

 



Genç tasarımcılara ne gibi öğütleriniz olur? Ya da belki de şöyle sormalıyım; şu anki aklınızla ama 20’li yaşlarında ve burada yaşayan bir genç olsanız siz ne yapardınız?

Tasarım yapmaktan ne anladığımı net olarak tanımlardım. Tasarımın sanattan beslendiğini ama sanat olmadığını net olarak anlamalarını isterim. Ürünü doğru konumlandırıp hedef kitlesinin anlayacağı şekilde satılmasına çaba göstermelerini
öğütlerim. Müşterinin anlayışsızlığından şikayet yerine anlamaya çalışmalarını öğütlerim. Beğendikleri bir tasarıma bakıp ellerine gelen ilk işe onun gibi bir şey yapmamalarınıöğütlerim.

Sorunuzun diğer şekline ise cevap vermek biraz zor. Çünkü şartlar çok değişti. Çok klişe ama çok da doğru olduğuna inandığım bir cevap vermek zorundayım. Gençler için sıkıcı bir cevap olacak, şimdiden dalga geçenleri görebiliyorum
ama “çok çalışmalarını” tavsiye ederim

 

March 2009

 


Sektörel Photoshop