Photoshop Magazin
 


Avrupa’nın Egzotik Kültür Başkenti; İstanbul 2010

01 March 2009 | Sayı: Mar 2009
 
1 2 3 4 5
 

İstanbul büyük bir misyona hazırlanıyor; 2010 Avrupa Kültür Başkentliği… Avrupa Kültür Başkenti fikri ilk kez 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri tarafından ortaya atıldı. Aynı yıl Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi projenin kapsamını belirledi ve uygulamaya koydu. 2000 yılına kadar her yıl, üye ülkelerin kentlerinden biri bu ünvanı taşıdı. 2000 yılından itibaren üye ülkelerde buna dahil edildi. Peki Avrupa kültür başkenti olmak İstanbul’a ne kazandıracak? İstanbul’un başkent olması Avrupa’ya ne kazandıracak? Tüm bunları organizasyonun Görsel Sanatlar Yönetmeni Beral Madra’yla konuştuk...

Röportaj ve Fotoğraf: Gökhan Uz

 

İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olmasının Avrupa’daki yansıması nasıl olacak? İstanbul nasıl bir vizyona sahip olacak?
Avrupa kültür başkenti projesi büyük bir küresel kültür sanayii projesidir. Buna biz kültür insanları içerik acısından bakıyoruz. Ama biraz mesafe alıp uzaktan baktığınızda bu olayın büyük ölçüde ekonomik kalkınma projesi olduğunu da düşünmek gerekiyor. Kültürün ekonomi içindeki yeriyle ilgili bir kalkınma projesi gibi görmek gerekiyor. Şu anda Avrupa’nın küçük şehirlerinde bu proje yürütülmektedir. Bu da az önce söylediğim şeyi doğrular nitelikte. Belki de kimsenin gelip geçmediği küçük bir şehri bir yıl boyunca kültürel şemsiye altında görünür kılmak. O şehrin turizm alanında da kalkınmasını geliştirmek. Ya da o şehirdeki kültür yapılarını yenileştirmek.


Kültür sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir olgudur. Yani biz bugün bir müze kuracağımız zaman yüzyılın başındaki sanat tarihi ilkeleriyle bu müzeyi kuramayız. Yüz yılın başındaki sanat anlayışı Avrupa merkezci sanat anlayışıydı. Bu tamamen bitmiş durumda. 1970’lerden günümüze kadar Avrupa merkezci söylem tamamıyla çözüldü ve bitti. Bunun yerine çok kültürlülük üstüne kurulu ve karşılıklılık esasına göre bir sanat anlayışı yerleşti. Uluslararası literatürde Resiprosi denilen kavram tam bu anlatmak istediğimi özetler nitelikte bir kavram. Tabi bu çok geniş kitlelerin zihnine yerleşmiş bir düşünce değil. Avrupa kültür başkenti projesi bu zihniyet dönüşümünü yerleştirmek için var diyebiliriz. İstanbul için çok önemli bir proje olduğunu düşünmek gerekiyor. Çünkü İstanbul çok egzotik bir şekilde algılanan bir şehir. İstanbul hala oryantalist bakış açısıyla algılanan bir şehir.

Buna karşı İstanbul’un kendi söylemini ortaya çıkarıp, bu bakış açısını bu karşılıklılık esasına oturtabilecek mi? İstanbul’un kültür başkenti olmasının altında aranması gereken soru bu. İstanbul, tarihsel geçmişi ve güncel gelişmeler açısından en enerjik şehir olarak Avupa’ya bir yeni bir söylemle çıkabilecek mi?



Bunu 2010’dan sonra mı göreceğiz?
Evet, bence öyle görünüyor. Ve buradaki artistik kurul bu bakış açısını çok benimsemiş durumda. Gördüğüm o ki projelerde alt yapıların geliştirilmesi, eğitim, üretimin yüreklendirilmesi, kitlenin sanat ve kültürle olan ilişkisinin
daha karşılıklı olmasını, kitlenin gerçek anlamda alıcı duruma gelmesini, kitlenin kültür üreticisinden talep eder duruma gelmesini sağlamayı hedefleyen bir projedir.

Peki şu an devam eden projelere ilgi nasıl?

Proje sayısı epey çoğalmış durumda. Beş yüze yakın proje yürütülmekte. Bu demektir ki binlerce sanatçı bu projelerle ilişkili. Binlerce sanatçının etki alanını hesap ederseniz giderek büyüyen bir halka oluşturduğunu göreceksiniz

Ajansa kabul edilen projelerde öncelikli kriterleriniz nelerdir?
Görsel sanatlar yönetmenliği olarak bir danışma kurulu oluşturdum. Ve bu kurula özellikle sanatçıları davet ettim. Türkiye’de kendini kanıtlamış uluslararası düzeyde işler üretmiş sanatçıların bakış açılarının daha yaratıcı olduğunu düşünüyorum. Ve bunların hepsi de üniversitelerde
eğitmen olarak da çalışıyorlar. Üniversitelerin kültür etkinliklerini belirleyen insanlar. Dolayısıyla bu konuda da deneyimliler. Ve biz görsel sanatlar yönetmenliği olarak 3 ayak üzerine kurduk proje kriterlerini. Bunlar; üretim, dağıtım ve eğitim. Sanatçıları üretmeye yüreklendirecek ve üretim yapabilecekleri alt yapıları sağlamak. Üretilen eserlerin 39 ilçeye dağılmasını sağlamak.

Yalnız kentin merkezinde değil çeperlerinde de halkla buluşmasını sağlamak. Eğitim, kültür sanayii içinde üreten herkesin günümüze özgü kültür, sanayii bilgisini edinmesini sağlamak.

Projelerin sürekliliği nasıl sağlanacak? 2010’dan sonra geriye ne kalacak?
Bu önemli bir soru. Benim gördüğüm şu ki; şu anda yürütülmekte olana projeler, yerel yönetimleri, sivil toplum örgütlerini bir şekilde güncel duruma getiriyor. Kitleye olan yararını iyice anlamak için bir takım bilgiler aktarılıyor. Burada kalıcılıkla zihniyet değişikliği arasında doğrudan bir ilişki var. Kültür ve sanayiinin neye yaradığı ve nasıl geliştirilmesi gerektiği konusunda bir zihniyet sıçraması yapmak gerekiyor. Bu zihniyet sıçraması yapıldığı zaman zaten dediğiniz kalıcılık sağlanacak.

Yeni müzelerin açılması gündemde, bu mümkün mü bu kadar kısa sürede?

Yepyeni bir müze kurulması için çok az bir zaman var. Mesela Yenikapı arkeoloji parkı dünyanın en büyük açık hava müzesi olarak geleceğe kalacak.

Sizin Projenizden bahsedelim biraz da; “İstanbul’da Yaşıyor, Çalışıyor”. Ne hedefleniyor bu projede?
Avrupa’da çok önemli sanatçılar var, bunlar kendi ülkelerinde karar önderi. Ve bu insanların İstanbul hakkında söyleyecekleri bir şey ya da İstanbul için yarattıkları bir yapıt büyük ses getirir. Aynı zamanda bu sanatçılar buradaki sanatçılarla sıcak temas kurup üretim yapsınlar.
Bu üretim daha önce de söylediğim gibi karşılıklılık esasının hayat bulmuş hali demektir. Bu etkileşimden doğan sinerji çok önemli sanat yapıtları çıkarabilir ortaya. İstanbul’un da böyle bir üretim sürecine ihtiyacı var. Çünkü ne kadar uluslararası arena olduğumuzu söylesek de buradaki genç yaratıcı insan potansiyelinin uluslararası yaratıcı potansiyelleriyle karşılaşma olasılığı düşük.

 

March 2009

 


Radar