Photoshop Magazin
 


Müzikte Çizgi Resimde Nota; Ceren Oykut

01 November 2008 | Sayı: Nov 2008
 
1 2 3 4 5
 



Ceren Oykut'u Baba Zula'nın konser videolarını izlerken tanıdım. Müziğin ritmine
kendimi kaptırmışken sahnenin arkasında duvara yansıyan hareketli resimler gözüme ilişti. İlk önce ne olduğunu anlayamadım. Ve monitöre yaklaşıp karanlıkta beliren biri olduğunu farkettim. Baba Zula şarkısını söylerken o resmini çiziyordu duyduklarının. Hiç vakit kaybetmeden tüm iletişim
yollarını deneyip Ceren'e ulaşmayı başardım. Ve ardından gelen keyifli bir sohbet. Ceren Oykut'la sahne performansını ve İstanbul’u konu alan çalışmalarını konuştuk...


Röportaj: Zuhal Has
Fotoğraf: Gökhan Uz


hspace=0



Biraz kendinizden bahseder misiniz?
İstanbul'da doğdum. Boğaz çocuğuyum. Sokaklarda sabahlara kadar oyun oynayarak büyüdüm. Boğaz olmazsa huzurum kaçar. Annem, babam, dayım grafikerdir. Annem yaptığı bütün işleri (özellikle afiş ve kitap kapaklarını) önce bana gösterirdi, fikrimi sorardı. Babamla uzun uzun çizim turnuvaları yapardık. Bir kağıda sırayla çizerdik, birlikte bir resim oluştururduk. Ayrı oldukları için iki ayrı hayatım vardı. Bu aslında eğlenceli birşeydi. İki evi olan kediler gibi. Okul yıllarımda devamlı resim yapmazdım. Müzikle ilgilendiğim seneler oldu. Hangi mesleği yapacağıma hiç karar verememişimdir ama müzisyen olmak istemediğime kesin karar verdiğimi hatırlıyorum. İtalyan kız ortaokulu ve İtalyan Lisesi'ni bitirdim. Üniversite için neredeyse İtalya'ya gidiyordum, en son anda karar değiştirdim ve MSÜ GSF Resim Bölümüne bir gün içinde kaydımı yaptırdım. Dayım kıyametı koparmıştı. Hiç ama hiç pişman degilim, o muhteşem manzaraya bakarak seneler geçirdim, arkadaşlarımı da çok seviyorum. Sanat insanın içindedir. Sanat okullarında sizin esas hocanız yanınızda resim yapan arkadaşınızdır. Bu deneyimi burada yaşamak benim için önem- liydi. Eninde sonunda döneceğim yerin burası olduğunu biliyordum.



hspace=0


Oturduğunuz evi sergi alanı haline getirdiniz. Resim ve müziği birleştirdiniz. Bu serüven nasıl başladı?
Okulu sancılı bitirdim. Tuval resmini bir süre bırakmaya karar verdim. Mekana dair işler yapmak istiyordum. Annemle 98-2001 yılları arasında Galatasaray Nuri Ziya sokakta yaşadığımız Belvü Apartmanı, 99 depremi ve metro inşaatının hafriyat çıkışı nedeniyle ağır hasar gördü. Zaten baştan aşağı tıka basa hikayelerle dolu bu apartmanın acıklı kaderi ve kendi hayatıma dair biriktirdiğim öyküler beni çok düşündürmeye başladı. Bu mekanda bir çalışma yapmak istiyordum. Mekanı doğrudan işin içine katan, mekanı sanat eseri haline getiren bir çalışma. Zeyno Pekünlü ve Ari Alpert ile beraber çalışmaya başladık. Ben tahtaları havya yardımıyla yakarak birbirinin devamı hareketler yapan çöp adam figürleri çizmeye başladım. Bu çalışma 9 ay boyunca sürdü. Çiviler çakarak duvarlara desenler de çiziyordum. Tahta işlerim tamamlandığında, bu adamcıkları tek tek fotoğraflayarak animasyon filmini de yaptım. Mekanı 2003 yılının Eylül ayında ziyarete açtık. Mekan, içinde bulunan işler, biz ve gelen ziyaretçilerle beraber topyekün bir performans niteliğine büründü. Apartman o kadar hasarlıydı ki en tepeye çıkabilen (yarı yolda geri dönenler de oluyordu) esere dahil oluyordu adeta. İstanbul’a dair gerçekleşen en gerçek ve içten proje olduğuna hala inanırım.

O sırada Murat Ertel ile beraber müzik ve resim üzerine çalışmaya devam ediyorduk. 2000 yılında öğrenciyken bir öğrenci projesine katılmıştık. Gümüşsuyu’nda boş bir apartman dairesinde gerçekleşmişti bu proje. Ben çizerken o çalıyordu. 2004 yılında, Baba Zula konserlerinde, ben çizimlerimin dialarını gösteriyordum. Karagöz oyunu gibi çalışıyordum.

hspace=0

Gösterinin gidişatına göre ve konulara göre ayrı ayrı sınıflanmış çizimlerim vardı. Bunları kuklalar gibi kullanıyordum. Davulcu Fahrettin Aykut canlı olarak çizmemi önerdi. Zaten kafamın bir tarafında hep olmuştur. Ben de yaptım. O gün bu gündür çiziyorum Baba Zula ile. Belvü’den sonra yaşadığım en tuhaf deneyimdir. Sahne insanı terbiye ediyor. Kendinizi gösteriye adapte etmek zorundasınız, sahnede olan bitenle ilişki içinde olmanız da gerekir, tek bir kavramı defalarca, yıllarca çizmem gerekiyor. Bir nevi meditasyon. Benim buradaki asıl işim de seyirciyi hipnotize etmektir. Hayal perdesi üzerinde müziği ve olanları soyutlamaktır.

Jpeg İstanbul Pojesinden biraz bahsedebilir misiniz?
Bu projenin esas ismi Şehir Konservesi/City Can'dir aslında. Küratör Marcus Graf beni davet etmişti bu projeyi yapmam için. 2006 yılında Narlıtepe'de gerçekleşti. Başıbüyük mahallesinin tepeleri. Sadece nar bahçeleri ve ineklerin olduğu bir yer. İstanbul'da kalan son tepelerden. Buraya bir site yapılıyordu. Marcus, inşaat şirketinden bir konteyneri sergi mekanı olarak kullanmayı teklif etmiş onlar da kabul etmişler. bölyece under construction isimli çağdaş sanat mekanı ortaya çıkmış. Ben buraya 3 hafta boyunca gidip geldim, yollarda öyküler topladım ve inşaatın eteklerinde, tabii ki de şehirleşmeyi konu alan, büyük bir İstanbul çizimi gerçekleştirdim. Daha sonra Marcus bu konteyneri Kuştepe’ye taşımak ve sergilemek istedi ama büyük olduğu için taşınamadı. Ben de yeni bir konteynerin içine yeni bir çizim yaptım. Kuştepe’de Abdurrahman Köksaloğlu İlkokulu’nun bahçesindeydi bu konteyner. Orada bambaşka bir deneyim yaşadım. Bir kere mahallenin içinde, en önemlisi de çocukların arasındaydım. Onlara önce bir süpriz hazırladığımı söyledim ve içeride neler olduğunu göstermedim.

hspace=0

10 gün boyunca konteynerin tepesinde tepindiler, kapılara vurdular, avaz avaz bağırarak abla içerde ne var?! dediler , aldırmadım, sabrettim, başardım. Çocukların hemen hemen hepsi Roman olduğu için müthiş bir müzik ortamı da vardı orada. Herkes çat pat birşeyler çalıyordu. En azından devamlı şarkı söylüyorlardı. Baba Zula’nın darbukacısı Coşar Kamçı’da Kuştepelidir. O en beğendiği çocuk müzisyenlerden bir orkestra oluşturdu ve çocuklar serginin açılışında çaldılar. Çok güzel bir gündü. çocuklar çizimi sahiplendiler, gelene geçene bizi çizmişler içeri bakın diyip durdular.

Sahnede çizmek nasıl birşey? duvara çizmek gibi değildir kuşkusuz.
Sahnede başkayım duvarda başka, kağıtta başka. En çok korktuğum şeylerden biri kendimin taklidi haline gelmektir. Sahne ve sahnede kullandığım malzeme, tamamen farklı bir dil kurmamı sağladı.

hspace=0


Çalışmalarınızdaki primitif yansımalar duvarla buluşunca bizi çok gerilere yani mağara duvarlarındaki resimlere götürüyor. Bu tarzın çıkış noktası tam olarak neresi.
Mağara çok doğru bir tespit. Bu biçimler kendiliğinden çıktılar. Baba Zula'nın konserlerinin törensel bir havası vardır, boyutlardan boyutlara geçilir. Bir şarkı zamanla bambaşka birşey anlatmaya başlayabilir. Bir nevi şarkılar sahnede yeniden pişerler. Bu bana da yansıyor kuşkusuz. Her zaman bir kavramı daha sade bir biçimde nasıl anlatacağımı düşünür dururum. Sadelik çok zor bir sey. Bu yüzden çocuk resimlerinden mağara resimlerine, ilk cağ heykelciklerinden, Uzak Doğu ve Yakın Doğu kaligrafilere kadar her seyi incelemeye çalışıyorum. Ben Mehmet Siyahkalem resimlerinden çok etkilenmişimdir. Rulo ressam- larından da. Orta Asya'nın ve Orta Doğu’nun göçebe halklarının içinde doğan bir kültürdür rulo ressamlığı. Hikaye anlatıcılarının yanında hikayeleri canlandıran resimler açarlar. Bu kültürün İran’da hala yaşadığını biliyorum. Ve Anadolu'da da gölge oyunu ile yaşamakta olduğunu. Benim Baba Zula ile yaptığım şeyin çizim den daha farklı anlamları var. Tiyatro ve hikaye anlatıcılığını da işin içine katmak gerekiyor. Birşeyler anlatma derdinde olduğumu seyircinin iyice hissetmesi gerekiyor. Bütün bunlar çizme, maharet gösterme, ne de büyük sanatçıyım safsatalarıdan uzak, bir takım gerçeklikler yaratma dertleridir. En önemlisi de iletişim kurma derdidir. mağaradaki ressamların ve bütün bu inanılmaz arkaik kültürleri yaratanların dertlerinin de bu olduğunu düşünüyorum.

hspace=0

hspace=0

hspace=0

Bir çok sanatçının çalışırken müzik dinlediğini biliyoruz. Siz müziğin sizde bıraktığı etkiyi sahnede aynı anda çizi- yorsunuz.
Olay belki de sadece müzik değil. Herhangi bir grupla bu işi yapamam. Kafalarımızın uyuşması lazım. Bu bir üretim süreci. Beraber bir üretim ortamı olması gerekiyor. Bir meslek değil benim icra ettigim şey. Bazı teklifler geliyor, bazen gülüyorum. Artık coğunu reddediyorum. Nadiren Baba Zula dışında gruplara çizdiğim de oldu. Keyif de aldım. Gerekirse yine yaparım ama benim atardamarım Baba Zula dır. Sahnede yaşadığım bu biçiminden başka şeyler de çıkabilir. Şu anda deneyleme ve öğrenme sürecindeyim.

Klasik sanat anlayışının dijital sanatlara burun kıvırmak, yok saymak gibi anlayışı var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Teknoloji duyguyu öldürü- yor mu?
Bir sürü duygu oluyor, yerine yenileri doğuyor. 2002 yılında tuvali biraktım. Artık tahta parcaları etrafı- na bez gerip üzerine 3 kat astar atmak istemedim. Eğer anlatacak birşeyim varsa öyle ya da böyle anlatırım diye düşündüm. Son derece primitif, kahve falına benzeyen, bilgi- sayar denen beyin gibi birşeyin içinde duruyormuş gibi olan, piksellerine zoom yapıp geri çıktığım, garip lekeler ve gölge- lerin arasında suyun üzerine resim yapar gibi hissediyorum kendimi. Sanat malzeme değildir. Sanat sanattır. Öylesi de olur böylesi de.

Projelerde sanatçılar nasıl bir araya geliyor? Herkes çalış- malarını bir projede sergileyebilir mi?
Bilmiyorum. benim beraber çalıştığım sanatçılar doğal sebeplerle biraraya gelmiş insanlar genellikle. Ama internet sayesinde dünyanın bir ucundan bir takım insanlarla da bir araya gelebiliyorum. Hayat bölyesine hızlanınca sonumuzun da böylesine hızlı yaklaşmakta olduğunu düşünüyorum bazen.

hspace=0


Projelerde sanatçılar birbirinin çalışmalarını destekliyor mu? Yoksa bu alanda da rekabet söz konusu mu?
Rekabetler geçicidir. Genelde her koyun kendi bacağından asılır ve ekilenler biçilir. Üretmeye konsantre olmak lazım. Eğer yeterince calışmıyorsanız abuk sabuk rekabetlerin içine de düşebilirsiniz. Çalışan insanların bunlara pek vakti yoktur. Benim sanatçı arkadaşlarım beni her zaman desteklediler ben de onlara aynı desteği vermiş olduğumu umuyorum.

Sahnede tablet kullanıyorsunuz. Kalemin mürekkebin hazzı var mı tablette?
Plastiğin verdiği kayma duygusu ve piksellerin verdiği yanılsama var. Vay be diyorum bazan herşey yalan ve yapay.

Sanatçılar muhalif tavırlarını güncel sanatın diliyle anlatı- yorlar. Anlatmak istedikleri tam olarak yerini buluyor mu?
Gereken yerlere varıyordur. Bir yerde okumuştum sanatın her zaman rahatsız edici bir yönü olduğuna dair. Kim söylemişti? Unuttum.

Müzikteki ritmi resmin ritmiyle birleştirmek ve bunu performansa dönüştürmek nasıl bir ürün elde etmenizi sağladı?
Binlerce jpeg çizim ve 2004-2007 konser kayıtlarından oluşan yüzlerce kaset. Arada bir arşivlemek istiyorum. Bilgisayardan direkt kameraya çekiyorum. Stereo sesi mikserden de alıyorum. Çizimleri müzikli kaydediyorum. Ama her zaman yapmak istemiyorum. Bazı şeylerin yok olması gerekir. Dokümanı bilgisayarda kaydetmediğim çok zaman oluyor

 

November 2008

 


Röportaj