Photoshop Magazin
 


Uçağını Salonuna Park Eden Fotoğrafçı; Ali Kabaş

01 September 2008 | Sayı: Sep 2008
 
1 2 3 4 5
 

Ali Kabaş’la Boston Globe görsel yönetmeni Dan Zedek’in söyleşisinde tanıştık. Boston Globe gazetesi tasarım örnekleriyle bize tam bir görsel ziyafet sunan Dan’la biraz Boston, Amerika ve Türkiye’deki gazeteler ve Boston Redsox beyzbol takımı hakkında konuştuktan sonra bir sonraki söyleşide daha dinç olmak için kahve makinesine gittiğimde Ali Kabaş’la tanıştım. Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane demiş büyüklerimiz. Ali Kabaş’la da fotoğraf üzerine sohbet etmek son derece keyifliydi.

Bu tanışmadan birkaç gün sonra kendisini Cihangir’deki home ofisinde ziyaret ettim. Fotoğrafları dışında dikkatimi çeken bir şeyde salonun ortasındaki minyatür uçağıydı. Ali Kabaş karada, denizde ve havada fotoğraf çeken son derece iyi ve farklı bir fotoğrafçı. Fotoğrafla ilgisi ilkokul çağlarında, bir aile dostunun kendisine bir fotoğraf makinesi hediye etmesiyle başlamış. Üniversite yıllarına
kadar fotoğrafla yalnızca hobi olarak ilgilenen Ali Kabaş, ABD'de işletme mühendisliği eğitimi aldığı sıralarda fotoğrafçılık konusunda kendini geliştirmek, hobinin bir adım ötesine geçmek için çeşitli eğitimlere katılmış ve internette ilk fotoğraf sitelerinden birini kurarak, fotoğraflarını tüm dünyayla paylaşmış.


hspace=0



Gezerim, Uçarım, Dalarım!
Havada, karada, suda her yerde fotoğraf çekiyorsunuz. Bu çeşitlilik nerden geliyor?
Farklı alanlar, yapmak istediğim şeylere fotoğraf dahil olduğu için oluştu. 1977’den beri dalıyorum. Daldığımda fotoğraf da çekmeye başladım. Uçmayı seviyorum. Eski pilotluğum var. Paramotorla uçarken fotoğraf çekmeye başladım. Gezmeyi severim. Fotoğraf çekmek için de geziye çıkıyorum, geziye çıktığımda da fotoğraf çekiyorum. İş eğitimim ve iş hayatım nedeniyle şirket fotoğrafları çekmeyi seviyorum. Sanat fotoğrafı aklımda yoktu. Galerici arkadaşım Pırıl Güleşçi Arıkonmaz sergi
açmayı teklif edince sanat fotoğrafıyla da ilgilenmeye başladım. Bugüne kadar açtığım üç sergimde farklı teknikler denemeye, farklı bakış açıları getirmeye çalıştım.

hspace=0

Stiliniz nasıl oluştu ve nasıl geliştirdiniz?
Belli bir stilim olduğundan emin değilim. Belki başkaları stilimi daha iyi tarif edebilir. Hala kendimi geliştirmek için uğraşıyorum. Bu işi yapmaya karar verdikten sonra eksiklerimi tamamlayabilmek için sık sık
ABD’ye gittim. Beğendiğim ve tanıdığım fotoğrafçıların gerçekleştirdiği seminerlere katıldım. Ancak tabii
ki insanın kendini geliştirmesinin sonu yok. Hala öğrendiklerimi uygulayabilmeye ve eski alışkanlıklarımı
yıkmaya çalışıyorum. Çünkü fotoğrafçılık bitmeyen
sonu gelmeyen bir yol. Şu an için yolun neresinde, hangi
aşamasında olduğumu bilemiyorum. Teknoloji her geçen gün sürekli değişiyor ama şu an istediğim teknik olgunluğa eriştiğimi düşünüyorum.

hspace=0

Doğru Yer, Doğru Zaman
Fotoğraf çekimlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Her şeyin kontrolümde olmasına çabalıyorum. Örneğin bir şirket sahibini çekerken, çekimden bir saat kadar önce mekana gidiyorum. Mekan ve ışık araştırması yapıyorum. Çekeceğim kişiyle sohbet ediyorum. Benim için çalışacağım kişinin rahat olması çok önemli. Doğal hallerini yakalamaya çalışıyorum. Zaman zaman müdahale ediyorum. Genellikle de aklımdan geçen pozları elde ediyorum. En önemli unsurlardan biri de zaman. Kişi fotoğrafı çekerken de doğa fotoğrafları çekerken de insanın doğru yerde, doğru zamanda olması gerekiyor.

hspace=0

Çocuk Gibi Naif Olmalı
Çekeceğiniz kareyi önceden kafanızda kurguluyor musunuz?
Bunu elimden geldiğince yapmamaya gayret ediyorum. Yapacağım hiçbir çekime önyargılı gitmiyorum. Yalnızca sanat fotoğrafları için çekim öncesinde planlama yapıyorum. Bir çekime giderken mekanı, kişiyi, ne giyeceğini bilmiyorsunuz. Ancak bunları gördükten sonra kafamda bir kurgu gerçekleştirebiliyorum. Önceden fazla kafa yormadığım zaman daha iyi işler çıktığını düşünüyorum. Örneğin ilkokulda okuduğu dönemde oğlum Murat ile iki arkadaşı bir fotoğrafçı arkadaşımdan ders alıyordu. O arkadaşım çocuklara çektikleri fotoğraflardan oluşan bir sergi açtı. Ortaya beklemediğimiz kadar iyi fotoğraflar çıktı. Bunu o fotoğrafların hazırlıksız, düşünülmeden ve
çocuk naifliğiyle çekilmesine bağlıyorum. Ben de çekimlere önyargısız bir şekilde gidiyorum. Naiflik, kuralları yıkmak, önyargısız olmak çok önemli.  

35 mm’den dijitale geçişi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Altı yıl önce film çekmeyi tamamen bıraktım. Dijital fotoğraf benim için filmin yerini aldı. Aslında dijital kötü bir yatırım; çok para verip aldığınız iyi bir makine en fazla birkaç yıl içerisinde demode oluyor. Bu nedenle dijitalle bir iş çektiğinizde bunun karşılığını almanız gerekiyor. Dijitallerle artık daha önceleri renk laboratuarının yaptığı işi yapıyoruz. Müşteriye baskıya hazır, müdahale gerektirmeyecek
fotoğraflar teslim ediyoruz. Dijitalde istediğim filtreyi uygulayarak film havası verebiliyorum, yani olanaklar
sonsuz. Bütün bu gelişmeler son yıllarda fotoğrafçı sayısını inanılmaz şekilde artırdı. Bu nedenle arz ve talep dengesi fotoğrafçılar aleyhine gelişti.

hspace=0

hspace=0

Birçok dia bankası çıktı. Artık sadece 1 dolar’a fotoğraf alabiliyorsunuz. Fotoğraf alıcıları bu anlamda bu işi hobi olarak yapan kişileri çok iyi kullanıyor. Sanat değil, zanaat değişti. Dijital manipülasyonu daha fazla görüyoruz. Buna karşı yapabileceğiniz bir şey yok. Teknolojiyi reddettiği ya da teknolojiyi öğrenemediği için hala “ben yalnızca karanlık oda kullanırım” diyen fotoğrafçılar da yok değil. Ama ben kendi adıma dijital teknolojiyle savaşmayı doğru bulmuyorum. Dijital teknolojiyi sanat fotoğraflarımda da kullanıyorum. Mesela “Recto/Verso” adlı üçüncü kişisel En Çok Ücreti Amerikalılar Ödüyor!

hspace=0



Yurtdışında fotoğrafçılıkla Türkiye’de fotoğrafçılık açısından belirgin sistem farklılıkları var mı?
Türkiye’de çekim için genelde günlük fiyat konuşulur. Yurtdışında ise ücretler kullanıma bağlı olarak belirleniyor. Çekimin ne kadar süreceğinin yanı sıra fotoğrafın nasıl, nerede ve ne kadar süreyle kullanılacağı da büyük önem taşıyor. Bu sistem Türkiye’de genellikle televizyon reklamcılığında var. Fotoğrafçılara telife göre ücret ödeme sistemi ise maalesef henüz oluşmadı. ABD ve Avrupa’nın birçok ülkesinde fotoğrafçılar
genelde menajerle çalışıyor. Bunun birçok iyi tarafı var. Bu sayede menajer pazarlamayla uğraşıyor, fotoğrafçı da sadece sanatıyla ilgilenebiliyor. Elbette yurtdışında da her şeyi en ucuza yaptırma eğilimi var. Ancak yine de fotoğrafın ve fotoğrafçının hakkı olabildiğince veriliyor. Yurtdışında, Türkiye’de alacağınız ücretin yaklaşık iki katını alabiliyorsunuz. En çok ücret ABD’de ödeniyor. Almanya da fena değil. İngiltere’de ise Avrupa’nın diğer ülkelerine göre ücretler daha düşük. Burada pazarlama becerisi devreye giriyor. Aslında Türkiye’de fotoğrafçılar kendilerini ucuza satıyor. Yurtdışına fotoğraf verdiklerinde de piyasayı
bilmiyorlarsa ucuza gidebiliyorlar.

 

 

September 2008

 


Röportaj