Photoshop Magazin
 


Fotoğrafın Haluk Babası

01 September 2008 | Sayı: Sep 2008
 
1 2 3 4 5
 

1995 yılından itibaren yurtdışında Cumhuriyet, Radikal, Hürriyet, Yeni Yüzyıl, Gezi Traveler dergisi ile yabancı basın için ABD ve Türkiye konulu foto-röportajlar üretti. “Kuşbazlar” adlı belgesel çalışması 1997 yılında takvim ve 1999 yılında kartpostal/albüm olarak yayımlandı. 1996–98 yılları arasında New York’ta ICP International Center of Photography’de asistan olarak çalışıp Black Star ajansının New York bürosunda yardımcı editör ile MTV müzik televizyonu yapımlarında set fotoğrafçısı olarak çalıştı.



hspace=0



Osmanlı’dan New York Metrosuna… 1997–98 yılları arasında New York metrosu’ndaki yasamı
konu alan ve bir buçuk yıla yayılan sürede “Yeraltında Bir Dünya Sehri; New York Metrosu” adlı belgesel çalışmayı ve hemen akabinde Osmanlı Bankasının düzenlediği. Paranın Tarihi sergisine eslik eden Osmanlı Bankası Banknotları kitabının yurtdışındaki koleksiyon çekimlerini gerçekleştirdi. 1999 yılında on iki basın fotoğrafçısını bir araya getiren “Yaşama Sevinci” konulu basın fotoğrafçıları takviminin editörlüğünü yaptı.



hspace=0




Aynı yıl uluslararası haber ajansı GAMMA için foto-röportajlar üretti. 1998–2003 yılları arasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı MIHA’ da Haber ve Belgesel
Fotoğrafçılığı üzerine dersler verdi. National Geographic Türkiye Fotoğraf Editörü…

2002 yılından itibaren National Geographic Türkiye ile National Geographic Yunanistan dergileri için foto-röportajlar üretti ve 2003’te National Geographic Türkiye dergisi için fotoğraf editörlüğü yaptı. 2003 Eylül ayında NEW YORK SUBWAY (Yer Altında Bir Dünya Şehri; New York Metrosu) adlı kitabı yayınlandı. 2006 yılı itibariyle belgesel ile haber fotoğrafı konusunda uzmanlaşmış
ve kolektif yapıda örgütlenmiş bir fotoğraf ajansı olan PHOTOARAF’ın kurucularından biri oldu. 2006 Eylül-Ekim ayları arasında 1. IFSAK Uluslararası İstanbul Fotoğraf Bienalinde bir şehir hatları vapurunda sergilenen ve altı uluslararası fotoğrafçının katılımıyla düzenlenen Şehir hayali, Hayali şehir sergisinin seçiciliğini yaptı. 2007 yılında on yıldır üzerinde çalıştığı ARABESK adlı belgesel projenin sergisi açıldı ve kitabı yayınlandı.



hspace=0

Karanlık Günlerde Karanlık Odada
Fotoğrafa nasıl başladınız?
Fotoğrafı kendi kendime çalışarak, 1980’li yıllarda özellikle dağcılıkla ilgilendiğim 12 Eylül’ün karanlık günlerinde heves ederek öğrendim.

İyi veya Kötü Fotoğraf Ayrımı
Profesyonel hayata geçişiniz nasıl oldu?
Fotoğraf yaşamım boyunca hep amatör/profesyonel ayrımına, insanın yaratıcılığının bu şekilde sınıflandırmasına karşıçıktım. İçinde yaşadığımız sosyo-ekonomik sistemin elit bir yaratıcılar sınıfı yaratarak, ondan nemalanması bana hep tuhaf gelmiştir.

hspace=0

Profesyonel/amatör ayrımı yerine kişisel olarak hep iyi fotoğraf, kötü fotoğraf ayrımına inandım. Eğer konu belge sel fotoğraf ise anlatılan hikâyenin tutarlılığı, inandırıcılığı, zaman/mekân ilişkisi ve fotoğrafçının dilinin özgünlüğü önemlidir diye düşünenlerdenim.

Arabesk çalışmasını tek bir cümleyle nasıl anlatırdınız?
1998-2007 yılları arasında Türkiye’deki arabesk müzik kültürü ve onun üzerinden de izi sürülebilen “ulusal” kimlik problemi üzerine bir belgesel çalışma…

Arabesk çalışması dışında sizi en çok tatmin eden projeler nelerdi?
1994-96 yılları arasında İstanbul’da güvercin yetiştirme geleneğini konu alan Kuşbazlar, 1997–98 New York, ABD'de şehir metrosundaki yaşamı anlatan Yeraltında bir dünya şehri: New York Metrosu adlı belgeseller ilk aklıma gelenler

Arabesk albümünüzün daha önce de bir sergisi olmuştu. Bu arabesk konusu kafanızda nasıl oluştu?
Kapitalizmin insanları şehre hapsederek gerçek özünden koparması, makineleştirmesi, kentin her derde deva bir ilaç olarak sunumu ve neticesinde körüklenen göç hep benim konularımın ana eksenini oluşturdu. Kaldı ki yirminci yüzyıl boyunca dünyanın güneyinden, kuzeyine büyük ve düzenli göç dalgaları oluştu. Bu durum her ülke, her coğrafyanın özelinde dolaylı dolaysız her insanı ister istemez etkiledi. Özellikle 1960’lı yıllarda ülkemizde de beliren iç ve dış göç dalgaları sırasında ortaya çıkan arabesk müzik, Tanzimat’tan bu yana yoğun bir kimlik problemi yaşayan bu coğrafyanın pür melalini en sansürsüz, en gerçek haliyle doğrudan anlatır.

Fedakârlıklar, Yıpranış ve Arabesk Projeyi oluştururken nasıl zorluklarla karşılaştınız?
Kişisel olarak böylesine geniş bir zamana yayılan projenin, tamamen kişisel kaynaklar kullanılarak yapılabilmiş olması zaman zaman düşündükçe hala beni şaşırtıyor. Hem maddi olarak hem de fiziksel olarak yıpratıcı bir süreçten geçtiğimi size söyleyebilirim. Kaldı ki dünya’da müzik üzerine yapılan ve yapımı on seneyi bulup geçen ikinci bir belgesel çalışmaya bugüne değin rastlayamadım. “Arabesk” belgeseli, her ne
kadar bize ve bizim coğrafyamıza ait sorunları tartışsa da özünde saf haliyle müzik üzerine bir belgesel.

Yeni projeleriniz var mı?
Bir belgesel fotoğrafçı olarak hep geniş zaman aralığında gerçekleştirilebilecek, öncelikle belge niteliği taşıyan kalıcı fotoğraf projeleri üzerinde düşündüm. Fotoğrafın yaratıcı bir dil olduğunu unutmadan geçmişi anlamaya, bugünü yorumlayarak, geleceğe belge bırakma perspektifinin ışığında çalışmalarım sürüyor.

hspace=0,

ARABESK
Haluk Çobanoğlu Fotoğraf Albümü Belgesel ve haber fotoğrafçısı Haluk Çobanoğlu’nun dokuz yıldan beri sürdürdüğü belgesel fotoğraf projesi Arabesk, Fotoğrafevi Yayınları tarafindan yayınlandı.
Fransızca kökenli arabesk kelimesi, Musikide Arap stiline benzetilmiş, iç içe geçen nağmelerle
yapılmış parça anlamına geliyor. Ancak bizim için Arabesk bundan çok daha fazlası; 1960’lardan bu yana
kuşakları etkileyen bir müzik, hatta bir yaşam tarzı… Günümüzde adı, besteci ve icracıları tarafından bile
fantezi müzik olarak anılır olsa da, arabesk hâlâ hayatımızda. Kitlelerin sevdiği, seçkinlerin ise kıyasıya
eleştirdiği arabesk yakın tarihimizin ayrılmaz bir parçası. Ne yakın tarihimiz arabesk’siz düşünülebilir
ve anlatılabilir ne de arabesk yakın tarihimiz hesaba katılmadan sağlıklı biçimde değerlendirilebilir.

Arabeskin ilk tohumları Cumhuriyet döneminin başlarındaki kraldan da kralcı müzik reformu sırasında atıldı.
Radyoda alaturkanın yasaklanması, İstanbul Konservatuarı’nın Doğu Şubesi'nin kapatılması; seçkinlerin
öngördüğünün aksine eskiye yönelik talebi azaltmadı. Bu yüzden de şarkılı Mısır filmleri, bu yakın geçmişin
Osmanlı vilayetinden gelen sedalarıyla, ninelerimizle dedelerimizin kulaklarında taht kurdu. 1960’larda
ise bu filmlerin bayrağını Yeşilçam devraldı. 1970’lerde şehirli aydınların “minibüs müziği” dediği bir türe
kapılarını açtı ve taze kanıyla canlandırdığı sinemanın tahtına, televizyonun yenilgiye uğradığı 80’li yıllara
dek oturdu.

ARABESK
Haluk Çobanoğlu Fotoğraf Albümü
20 x 27 ,
192 sayfa,
Sert kapak,
Türkçe – İngilizce

 

September 2008

 


Sektörel Photoshop