Photoshop Magazin
 


+1T’den Aklımda Kalanlar

01 August 2008 | Sayı: Aug 2008
 
1 2 3 4 5
 

+1T’den Aklımda Kalanlar


+1T, geçen yılki adıyla 5N1K1T, bu yıl daha başarılı bir organizasyon olarak karşımıza çıktı. Tabi zamanla tecrübe kazanıyor insan ve Zaman ekibi de her yıl üzerine yeni bir şeyler koyarak bu tecrübelerin boşa gitmemesini sağlamış. +1T’nin açılışına Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Sabah gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan katıldı. Bu, Türk yazılı medyasının tasarıma ve görselliğe verdiği önemi göstermesi açısından önemli bir gelişmedir.


Etkinliğe 60 civarında İletişim ve Tasarım eğitimi alan öğrenci katıldı. Katılımcılar da oldukça sıkıydı; Milliyet gazetesi Görsel Yönetmeni Ali Acar, Hürriyet gazetesi Görsel Yönetmeni Reha Erdoğan, New York Times Sanat Yönetmeni Nita Kalish Klein, Boston Globe Tasarım Direktörü Dan Zedek, Anadolu Ajans’tan Abdurrahman Antakyalı, Sabah gazetesi’nden karikatürist Salih Memecan, Fevzi Yazıcı’nın ev sahipliğinde izleyicilerle buluştular.


hspace=0
Program genel olarak şöyleydi; Örneğin Dan Zedek bir yandan projeksiyonla perdede Boston Globe’da hazırladıkları işleri gösterirken bir yandan da o örneği gösterme nedeninin anlatıyordu. Bazı örnekler fikir yönünden son derece yaratıcıyken bazı örnekler güzelliğinden değil de haberin verilmesi, zamanın darlığı vb. sıkıntılar içerisinde iş üretmek zorunda olan bir insanın tercihlerini; yani yaşanan durumları gözler önüne sermesi açısından iyi birer örnekti.


Bu sunum sisteminin önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü yazılı medya’da (-ki en rahatı dergilerdir ve onların bile en çok 15 gün içinde yarısından fazlasının hazır olması gerekir) zamanlar çok kısıtlıdır ve bu dar zamanın içinde fikir ve/veya yaratıcılık ortaya çıkarılmalıdır. Bu, 1 saat içinde yaprak sarması hazırlamaya benziyor.


Bu bir bayrak yarışı. Manşet belirlenip size söylendikten sonra bayrak size devredilir. Ancak o noktadan sonra topuklarınız kıçınıza vurarak koşmak yeterli değil; aynı zamanda güzel, “estetik” de koşmalısınız. Bu da konuyu “hazırlıklı olmaya” getiriyor. Mental ve fiziksel olarak sürekli hazırlıklı olmaya… Sürekli alıcıların açık olmasına, dinlemeye, okumaya, izlemeye, insanlarla iletişim halinde olmaya… Çevremdekilere, genç arkadaşlarıma sürekli “Okuyun!” çağrısı yapıyorum. Ne okuyayım? Ne okursanız okuyun. Bu da ayrı bir üzüntü. “Şunu okudun mu? Şu an bunu okuyorum. Şu kitabı bir an önce okumam lazım” konuşmaları yerine


“Ne okursanız okuyun!”noktasında olmak durumun vehametini özetliyor.


Dan Zedek’in programından sonra soru-cevap faslına geçildi. İzleyiciler iletişim ve tasarım öğrencileri. Ancak bir kişi kalkıpta “Beğendiğiniz fontlar nelerdir?” ya da “Yayın grafiğinde nasıl bir gelecek görüyorsunuz?” tarzında soru sormadı. Genç bir kızın “Ölürken son sözleriniz neler olurdu?“ sorusu hala kulaklarımda çınlıyor. Zedek bu soruya cevap bile vermedi. Bunun yerine “Bir gün nasıl bir tasarımcı olarak hatırlanmak isterdiniz? İnsanların sizi hangi fikirlerinizle, işlerinizle, hangi tasarım felsefenizle hatırlamalarını isterdiniz?” gibi bir soru sorulabilirdi. Eminim yine hemen cevap veremezdi. Ama inanın uçakta evine giderken bile bunu düşünürdü. “Ben öldükten sonra nasıl bir tasarımcı olarak hatırlanmalıyım? diye… Biri bana böyle bir şey sorsa günlerce düşünürdüm.


Bir başka genç arkadaş, Milliyet Görsel Yönetmeni Ali Acar’a dert yandı. İletişim mezunu olmasına rağmen sektöre girmekte sıkıntı çektiğinden, uygun şartlarda çalışma imkanı bulamamaktan bahsetti. Hatırlıyorum da on sene önce Fevzi bey’in yanında staj yapmak için Isparta’dan kalkıp gelmiştik. Cep telefonunun, internetin günümüzdeki gibi yaygın olmadığı o zaman, bu imkana Isparta’dan “kovalayarak” sahip olmuştuk.


Yanında geçirdiğimiz bir ay’da oradaki birçok insanı sorularımızla, etrafta koşturmamızla, taleplerimizle, merakımızla yemin ediyorum “bıktırmıştık.” Bir sekreter gibi elimizde buruşmuş not defterlerimizle dolaşırdık. Her şeyi sorar, her şeyi not alırdık. “Fotoğrafta kadraja şöyle dikkat edilir… Kağıdın su yönü demek şu demektir… Tambur tarama şöyle taramadır…” Sonra arkadaşlarımla akşamları notlarımızı karşılaştırıp eksiklerimizi tamamlardık, temize çekerdik. Okula dönünce o notları diğer arkadaşlarımıza da dağıttık; herkes istifade etsin, eksiğini kapatsın diye…


Bugün biz de ya da diğer dergilerdeki genç stajyer arkadaşları gördüğümde gülümsemekten kendimi alamıyorum… İşleri çook ama çok zor.


Bu tür etkinliklerin önemi büyük ve bunları düzenleyenler üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor. Ancak bunlara katılan genç arkadaşların “kıymet” bilmesi lazım. “İstemeleri” lazım. Çünkü siz istemeden kimse size bir şey öğretemez. Lütfen okuyun! Ne okursanız okuyun…


Not: Editörümüz Gökhan Uz’un annesi uzunca süredir oldukça rahatsız. PM ailesi olarak acil şifalar diliyoruz.

 

August 2008

 


Editörden