Photoshop Magazin
 


Osman Odabaş - Fotoğrafçı

01 July 2008 | Sayı: Jul 2008
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0



hspace=0



9 Aralık 1980 yılında İzmit’te doğdum. 7 yaşında annemi kaybetmem dışında klasik bir çocukluk geçirdim sayılır. Şair ve yazar olan babamın işçilik, daha sonra uzun yıllar aktif siyaset ve en sonunda her zaman bağlı olduğu yazarlığa ve gazeteciliğe profesyonel bir geçişi var. Yanında büyüdüğüm halamın da eğitimci kimliğinden dolayı çocukluğum sanat, siyaset ve akademik altyapıyla iç içe geçti. Şansıma neredeyse bütün arkadaşlarım da sanatla bir şekilde ilgiliydi. Her birinin farklı sanat disiplinleriyle uğraşması da bir çok konuda bilgi edinmemi ve bunları yorumlayabilme yeteneği kazandırdı. Orta öğretim yıllarımda asla başarılı bir öğrenci değildim, hatta okuldan nefret ettiğimi söyleyebilirim.



Kazandığım Anadolu Lisesinden “ben güzel sanatlar okuyacağım” diyerek ayrıldım ve düz liseye geçtim. Ailem beni her konuda destekledi ve 2004 yılında Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldum. Aslında profesyonel meslek hayatım 1999 yılına rastlıyor. O zamanlarki adıyla H.B.R. Maymun mizah dergisine çizimlerimi götürdüm ve kabul edildim. 2 sene boyunca çocukluğumdan beri takip ettiğim, Ergün Gündüz, Yavuz Taran gibi çizerlerle çalışma imkanım oldu. 1999-2001 yılları arasında bu dergide kendime ait köşede karikatür çizdim. 2004 yılında okuldan mezun olur olmaz aynı okulda yani Kocaeli Üniversitesinde ders vermeye başladım, Dijital Tasarım, Görsel Planlama ve Tasarım, Resim Atölyesi derslerine girdim.



 

hspace=0

2007 yılında aynı okulda yüksek lisansımı tamamlayıp Doktoraya Başladım. Doktoram devam ediyor ve hala Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak çalışıyorum. Eser üretme sürecinden önce kafam çok dağınık oluyor (aslında her zaman dağınık ya neyse) eğer yapılacak iş ortak bir projeyse toplanıp saatlerce tartışıp not tutuyoruz, hazırlık yapıyoruz. Bazen bir konuyu aylarca planladığımız oluyor daha sonra işe koyuluyoruz ve ortaya konuştuklarımızla alakası olmayan bambaşka bir şey çıkıyor, yalnız başımayken de durum pek değişmiyor. Yani demek istediğim şu; en iyi hazırlık süreci üretim sürecinin kendisi.

hspace=0

Fikirler henüz tazeyken düşünce ve malzemeyi bir an önce buluşturmak gerekiyor


Aklına bir fikir mi geldi? Hemen fotoğraf makineni, fırçanı al veya bilgisayarını aç ve başla, zamanla bunu öğrendim. Çalışma sürecimde istisnai durumlar dışında sessiz bir ortamda çalışmayı sevdiğimi söyleyemem, hatta yüksek seste müzik dinleyerek çalışmayı seviyorum. İflah olmaz bir rock-metal müzik dinleyicisiyim ve bunlar hayatımın önemli bir kısmını işgal ediyor. Bazen çalışmayı bırakıp saatlerce elektro gitar çaldığım oluyor, hatta çoğunlukla bilgisayar başında çalışırken bile kucağımda gitarla oturduğum oluyor, dışarıda çalışırken de zaten kafamda bir şeyler çalıyordur.

 

hspace=0

En yakın arkadaşlarım profesyonel müzik işinde ve yıllardır bu piyasanın içindeler, onlarla beraber konsere gitmek oraların havasını solumak veya işin iç yüzünü görmek insanı çalışmaya teşvik ediyor ve çalışma esnasında yaratıcılığı arttırıyor çünkü çok renkli bir hayat. Bu yüzden stadyumlar, konser salonları gibi yerler her zaman beni heyecanlandırmıştır. Serbest çalışmalar yaparken bu tür yerler öncelikli sırada yer alıyor.

hspace=0

Günümüzde farklı sanat disiplinleri artık iyice birbirine karışmış durumda, bunun için belli bir çalışma sistematiğinden bahsetmek çok zor

Benim sistematiğimi yaptığım iş belirliyor, örneğin fotoğraf çektikten sonra çekilen fotoğrafın dijital bir uygulamaya ihtiyacı var mı, veya yağlı boya bir resim yaptıktan sonra bunu farklı materyallerle birleştirmeli miyim? Bunun cevabını eserin kendisi veriyor. Temel bir sistematikten bahsedersek eğer malzemenin fikri etkilemesine izin vermiyorum, fikirler gerekli malzemeyi belirliyor ve bu doğrultuda çalışmaya başlıyorum. Son yıllarda tuval resminden uzaklaştım, dijital fotoğraf ve video art üzerinde duruyorum daha çok. Özellikle fotoğrafı dijital ortamda yaratılmış klasik plastik sanat öğeleriyle birleştirmek sıkça başvurduğum bir yöntem.

Genellikle kurgusal ve kavramsal fotoğraf çalışıyorum ama gündelik yaşam ve doğal konulardan kopmam söz konusu değil, bu ikisinin çalışma zevki ve sonucu birbirinden çok ayrı ama aynı derecede güzel. Şu anda Nikon D80 kullanıyorum.

Eskiden konvansiyonel, analog fotoğrafa çekim sonrası karanlık odada yapılan müdahaleler neyse şu anda dijital fotoğraf ve Photoshop arasındaki ilişki aynı temele dayanıyor. Bir çok insan analog fotoğrafın makinenin çekiminden sonra sadece kimyasala atılıp baskı alındığını zannedebiliyor. Oysa analog fotoğraf da agrandizör, pozlama, developer vb.. temel işlemlerden sonra bile maskeleme, ışıkla veya bazı kimyasallarla belirli yerlere müdahale etme, ton değiştirme, kontrastla oynama gibi bir çok işlemden geçiyor. Yani gördüğümüz çoğu ünlü analog fotoğraf bile sadece makinedeki enstantane, diyafram ve iso(asa) değerinden ibaret değil. Şu anda aynı şeyleri dijital fotoğrafa yapabileceğiniz en uygun ortam da Photoshop.

hspace=0

              hspace=0       hspace=0 

Tamamen dijital ortamda yaptığım tasarımlar dışında da Photoshop‘a çektiğim 100 fotoğrafın 90’nında ihtiyaç duyuyorum

Photoshop haricinde Adobe Premiere kullanıyorum Photoshop kullanmaya 1999 yılında başladım, sanırım 5.0 versiyonuydu. Premiere ile 2001 yılında tanıştım ilk kullandığım versiyonu 6.0 dı yanlış hatırlamıyorsam. Premiere’i ciddi anlamda 1 senedir kullanıyorum. En beğendiğim ve sık sık başvurduğum menü Image/Adjustments ve Layer/New Adjustment Layer. Bu menüler özellikle dijital fotoğraf için mükemmel şekilde kullanılabiliyor. Photoshop’un en beğendiğim özelliklerinden biri de kendi brush’larınızı yaratmaya imkan vermesi. Gerçek bir yağlı boya fırçasının tuval üzerindeki izinin fotoğrafını çekip programda her renk ve boyutta kullanılabilir bir brush haline getirilebilmesi geleneksel sanatın plastik etkisinin dijital ortamda da gerçekliğini koruyabilmesini sağlıyor.

hspace=0

En büyük besin kaynağım sinema

En başta sinema geliyor, çocukluğumdan beri sinemaya olan düşkünlüğüm, kurgu, tasarım ve fikir açısından bana inanılmaz ölçüde bilgi ve görsel materyal verdi. İçinde bulunduğum ruh haline göre mesela bir Fellini filmi gibi grotesk ya da Sam Peckinpah filminden fırlamış şiddet dolu sahneler kafamda dolaşıyor ve bir şekilde ürettiklerime yansıyor. Bunu engellemem mümkün değil çünkü hepsi beynime kazınmış durumdalar.

hspace=0

Bir sanatçı’nın içine düşebileceği en büyük yanlışlık çok fazla konuya yoğunlaşmasıdır

Malzeme her zaman değişebilir, bu fotoğraf, tuval, film, fırça, boya, veya bilgisayar olabilir ama fikir olarak eğer birbirinden çok ayrı şeylere odaklanıyorsa biraz ondan biraz bundan derken ortaya kayda değer bir şey çıkmayabiliyor. Özellikle iş hayatının başlarında insan bir çok şeye heves edebiliyor ama benim tavsiyem belli bir konu veya birbirine yakın konseptler üzerinde durup o konuda istikrarlı gitmek
ve uzmanlaşmaktır. Bu durumda diğerlerinden fedakarlık etmek insana gerçekten rahatsız edici gelse de, dünya tarihindeki büyük sanatçıların yaşamlarına ve işlerine baktığımızda hemen hepsinin çalışma hayatlarını bu sistematik üzerine kurduğunu görebiliriz. Özellikle sanat yaşamının başlangıcındaki insanlar için şu anda gittikçe küreselleşen dünyada görsel ve işitsel bu bombardımanın arasında işlerini yaparlarken bu bombardımanı en iyi şekilde kullanıp zararlı taraflarından olabildiğince korunmalarını ve bunca karmaşa ve kaos arasında eserlerinin özgün bir niteliğe sahip olmasının ne derece önemli ve zor olduğunu hatırlatmak ister ve bol şans dilerim.

Yazar: İrfan Karslı

 

 

July 2008

 


Sanatçılarımız