Photoshop Magazin
 


Duygularımızın Kaynağı

01 July 2008 | Sayı: Jul 2008
 
1 2 3 4 5
 

Endişe; Omuriliğimizde kan akışımız hızlanır. Tiksinme; Kahvenizi hiç saç fırçanızla karıştırır mısınız
veya hiç hamamböceği yediniz mi? Mutluluk; Psikologlar uzun ve de mutlu olmak için bu duygunun sık sık tekrarlanması gerektiğini savunuyorlar. Utanma; Yüz kızarmasının ise toplumda zor duruma düşen bireyin sosyal imajını kurtarmaya yaradığı düşünülüyor.


Haz, iğrenme, acıma ve utanma duyguları nerden kaynaklanıyor?
Bilim hala insanı insan yapan unsurları araştırıyor. 1970’li yılların başında bilim adamları “düşünce”nin oluşumu üzerine kafa yorup “duygu” konusunu bir kenarda bırakırken
aynı dönemde bazı insanlar da “duyguları” daha ön plana çıkarmaya başlamıştı. Araştırmacılar tüm dikkatlerini insanların sorunlarını nasıl çözdüklerine, nasıl karar verdiklerine
ve nasıl fikir sahibi olup beceri kazandıklarına vermişlerdi. Korku, haz, kızgınlık ve iğrenme gibi duygular bu bilim adamları için ikinci derecede önemliydiler ve ancak düşünme mekanizmasını
etkiledikleri ya da bir ruh hastalığına neden oldukları zaman ön plana çıkıyorlardı.
Psikolog Silvan Solomon Tomkins’e (1911- 1991) göre insan duyguları evrimin oluşumunda yaşamsal bir yer tutuyordu. Tomkins duyguların açlık ve cinsellik gibi içgüdülerden daha önemli olduğunu düşünüyordu.


1960’lı yılların başında bu konuda yazdığı iki kalın kitapta tezini öne süren ve savunan Tomkins, örnek olarak “endişe” duygusunun bir erkeği yatak odasından bile uzaklaştırabileceğini
söylüyordu. Korku bir insanın iştahını kaçırabilir, umutsuzluk ise aşırı hallerde
sonu intihara kadar giden bir felaketler zincirine yol açabilirdi. Tomkins’in fikirleri, döneminin psikoloji anlayışı içinde cılız bir ses olarak kaldı. Ancak küçük bir psikolog grubu Tomkins’in araştırmalarını ciddiye alıp geliştirdi ve “duygu araştırmaları” konusunda öncülük etti. Bugün ise psikolojiden genetiğe, semiyotik ve antropolojiye uzanan geniş bir yelpazede duygular, araştırmaların merkezi haline geldi. Bilim insanları günümüzde duygusal tepkileri
ölçerek yüz haritalarını çıkarabilecek metotları geliştirdiler. Çalışmaların bir bölümü de çocuklarda duyguların gelişmesi üzerinde yoğunlaşıyor. Biyologlar ve sinirbilimciler gittikçe mükemmelleşen teknoloji yardımıyla beyinde duygunun patikalarını araştırıyorlar. Tüm bu gelişmelere karşın henüz
elimizde net ve kesin yanıtlar yok. Hatta 20.yüzyıl’ın başında psikolog William James’in Duygu nedir? şeklindeki en temel sorusu bile tam olarak açıklanabilmiş değil ve tartışmalara
yol açabiliyor. Yine de araştırmacılar yalnızca sıradan duyguların oluşumuna değil, korkuların nasıl fobilere dönüştüğüne, üzüntünün ne zaman yerini depresyona bıraktığına ilişkin ipuçları buluyorlar. Bilim insanları gelişme süreci içinde insanı “düşünen bir makine” olarak tanımlayan anlayışı
onaylamıyorlar. İnsanı, çevresiyle etkileşim içinde gelişen ve soyunu sürdüren biyolojik bir organizma olarak tanımlıyorlar. Milyonlarca yıllık bir süreç içinde evrimin merdivenlerini
çıkan insanoğlunun hikayesi içinde duygular son derece önemli bir yer tutuyor doğal olarak.


hspace=0


İnsan beyni üzerinde araştırma yapan bilim adamları 20.yüzyıl’ın büyük bir bölümünü düşünme ve bellek üzerinde çalışarak geçirdiler. Önceki araştırmacılar ise duyguların biyolojik ipuçlarını
aramışlardı. 1900’lü yıllarda başlayan bu çalışmalar, 1950’li yıllara gelindiğinde beynin belli bölgelerinin bazı duyguların oluşmasında önemli bir rol oynadığı şeklindeki olasılıkları araştırıyordu. Yalnızca içinde bulunduğumuz son bir-iki yıl içinde üstün teknoloji ürünü beyin tarayıcıları,
yeni hücre renklendirme metotları ve güçlü bilgisayarlar kullanılarak bu muhteşem
duygu mekanizmasının haritası çıkartılmaya başlandı. Duyguların insan yüzünde şekillenmeleri, bir başka deyişle açığa vurulması değişik kültürlerde farklılıklar gösterebiliyor.

Örneğin Japonlar kamuya açık yerlerde olumsuz ifadeler takınmaktan ve bu tip duygularını açığa
vurmaktan kaçınıyorlar. Duygusal ifadelerin derecesi de insandan insana değişiyor. Kimi basit bir olay karşısında hafif bir tebessümle yetinirken kimi de kahkahalarla mutluluğunu belirtiyor. Bazı durumlarda ise aynı olay değişik insanlarda değişik duygulara neden oluyor. Yine de dünyanın her yerinde temel duygular birbirine benzeyen yüz ifadeleriyle açığa çıkıyor. Doğuştan kör çocuklarda bile aynı duyguların aynı yüz ifadeleriyle dışa vurulması, bu yüz ifadelerinin taklit yoluyla öğrenilmiş olması ihtimalini ortadan kaldıran bir örnek olarak veriliyor.

Zamanın ruhunu yaşayıp yansıtmış büyük usta… Şimdi Büyükada’da. Tüm okurlarımızı 5–15 Temmuz 2008 tarihleri arasında Büyükada Splendid Palas Otel’de gerçekleştirilecek İhap Hulusi
Görey sergisine bekliyoruz.

www.ihaphulusi.gen.tr

 

July 2008

 


Periskop Bakışı