Photoshop Magazin
 


Sina Demiral İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı

01 March 2008 | Sayı: Mar 2008
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0

Sina Demiral
Sina ile tanışmamız başka bir fotoğrafçı arkadaşım sayesinde oldu. Kendisi de benim gibi bir İstanbul aşığı. Portfolyosunu inceledikten sonra Sina'yı aradım ve Taksim'de buluştuk. Taksim meydanında başladığımız röportaj Asmalı Mescit'te sona erdi. Daha önce hiç yürürken röportaj yapmamıştım. Bir ilke daha imza attık Sina'yla... Ne de olsa ikimizde çok uzaklardan gelip tarihte bir dönemin kapatılıp yeni bir dönemin başlatılmasına yol açan yedi tepeli bu güzel şehre; İstanbul'a âşık olmuştuk. Belki Orhan Veli gibi yıllar sonra bile unutulmayacak bir şiir yazmadı ama unutulmayacak İstanbul fotoğrafları çekti. 2004 yılında üniversiteyi bitiren Sina, İstanbul'a olan düşkünlüğünü çektiği İstanbul fotoğraflarıyla süslemeye başladı. İstanbul fotoğrafları ve sevgisi onu, bir dönem İstanbul.com ve In İstanbul dergisinde fotoğraf editörü olarak çalışmaya yöneltti. Sina Demiral'ın fotoğraf ve fotoğrafçılık hakkında düşünceleri, genel olarak herkesin fotoğraf çekebileceği ama pek azının sanatsal kaygıyla deklanşöre basabildiği temeline dayanıyor. Fotoğrafı anlamlı kılacak kompozisyon öğelerinin, o anı en iyi yansıtabilecek ışık değeriyle yaratıcı bir bakış açısı eşliğinde dondurulduğuna inanıyor.

Fotoğrafta dijital müdahalelere karşı olmadığını, çağın bir gereksinimi olarak eğer doğru yerde doğru fotoğrafa uygulandığında sanatsal değerini artıracaksa yapılması gerektiğine de inanıyor. Sina Demiral'ın fotoğrafları yurt içinde ve yurt dışında çeşitli dergilerde yayınlandı. Uluslararası fotoğraf yarışmalarında birincilikleri var. Katıldığı karma sergiler haricinde 2007 yılının sonbaharında Özgür Çakır ile birlikte açtıkları İstanbul'da sergisi çok ses getirdi. Ulusal medyanın da ilgi odağı olması fotoğraflarını görünce hiç de şaşırtıcı gelmedi.

hspace=0

hspace=0

Housewife adlı fotoğraf Kuzguncuk'ta çekildi. Eğimin yüksek olduğu bir sokak var; orada çekim yapmayı çok seviyorum. Bu fotoğraf gün ışığında çekildi. Özellikle bulutlu havada çekim yapmak, bulutların doğal bir şemsiye görevi üstlendiğinden portre fotoğrafında çok iyi oluyor. Fotoğrafı çektikten sonra ilk yaptığım işlem Shadow/Highlight ile muhtemel gölgeleri biraz açmak oldu. Böylece konunun arka plandan çok kopuk olmasının önüne geçtim. Daha sonra yüz bölgesinin pürüzsüzlüğü için Clone Stamp kullandım. Ayrıca gözün beyazını Dodge ile yeteri miktarda açtım. Yine göz bölgesinde makyajı Burn ile bir miktar yaktım. Yanakların daha çekici olması için Brush ile Oppacity değeri çok düşük olarak turuncu - ten rengi arası bir tonda küçük dokunuşlar yaptım. Bunun haricinde Photoshopta en çok kullandığım plug-in’ler ile (Nikkolor, DCE Tools ve Digital Film Tools 55mm plugins) arka planın renk doygunluğunu artırdım. Fotoğrafın ton dengesini daha sıcak yaptım. Yaptığım işlemler sonucunda pastel tonlara ulaşmak çok hoşuma gidiyor. Bu işlemleri çok abartmadan kullanmanın fotoğrafın estetik değerini artırdığını düşünüyorum. Konu İstanbul olunca ise fotoğrafta çok az işlem yapıyorum. Levels dengesi ile Brightness/Contrast ve çoğunlukla Nikkolor plug-ini eklentisi ile kullandığım Cross Process işlemlerini kullanmam yeterli oluyor.

hspace=0

İstanbul bana labirentteymişim hissiveriyor


Diyarbakır'da doğdunuz ve 2000den beri İstanbul’dasınız.Sizi İstanbul fotoğrafçısı olarak tanıyorlar. Tüm ilhamınızıİstanbul’dan mı alıyorsunuz? En çok hangi semtlerindefotoğraf çekiyorsunuz?

Fotoğrafın benim için anlamı başlarda İstanbul ile özdeşleşmişti. Bunun hikâyesi de aslında bir o kadar ilginç. İstanbul'a kalıcı olarak geldiğim 2000 yılından fotoğraf çekmeye başladığım 2004 yılına kadar geçen zamanda İstanbul'da yaşamaktan hoşlanmıyorken fotoğraf ile birlikte İstanbul’un tarihi, kültürü, farklı mekânları, yaşayan insanları, vapurları; kimi zaman düzeni kimi zaman düzensizliği beni etkilemeye başladı. Fotoğrafa ilk olarak İstanbul fotoğrafları çekerek başladım. Fotoğraflarımın bir yerinde mutlaka bir İstanbul kokusu çoğu zaman tamamıyla İstanbul kokusu vardı. Aslen Diyarbakırlıyım. Üniversiteyi kazanıp İstanbul'a yerleşinceye kadar Diyarbakır'da yaşadım. Kalben ise İstanbulluyum. 2000 yılından beri kalbim burada atıyor.İstanbul'a aşığım ve benim gibi âşık milyonlarca insan var bunun da farkındayım. İstanbul fotoğrafçısı olmak zordeğil aslında ama bunun bu kadar etkili bir biçimde dile getirilmesi için farklı açılar ile İstanbul fotoğrafları çekmek yatıyor olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca başlarda sadece kendim için çekerken daha sonra 1 seneye yakın bir sure In Istanbul dergisinde fotoğraf editörlüğü de yapmamın da etkisi büyük. Özellikle bu 1 bir senelik süreçte İstanbul’u daha yoğun yaşadım. 8 sene içinde hala görmediğim yerleri, girmediğim sokağı ve yaşamadığım mekânları olduğunu bilmek heyecan veriyor. İstanbul bana labirentteymişim hissi veriyor. Kimi zaman bulmaca gibi Galata'yı Sultanahmet ile nasıl aynı kadraja alabilirim hesapları kurcalıyor kafamı. Bu şehrin ritmi, sokağı ve sesini de dâhil etmek lazım olduğunda Taksim'e atıyorum kendimi. Kaçmak istediğimde gittiğimde mekânlar Kuzguncuk ya da Balat oluyor. Eminönü ise her daim vazgeçilmezim.

Fotoğraf çekerken yaşadığınız ilginç bir hikâyeyi anlatırmısınız?

O kadar çok olay var ki bunlardan biri, dergi için gittiğim bir çekimden dönüşte Çengelköy sahilde fotoğraf çekerken yaşandı. İskeleye yanaşan bir motoru çekerken, motordan biri indi ve sıra dışı bir şekilde iskeledeki lambalardan birinin yanına gidip elindeki fotoğraf makinesini çıkarttı.

hspace=0

İstanbul bana labirentteymişim hissiveriyor


Diyarbakır'da doğdunuz ve 2000den beri İstanbul’dasınız.Sizi İstanbul fotoğrafçısı olarak tanıyorlar. Tüm ilhamınızıİstanbul’dan mı alıyorsunuz? En çok hangi semtlerindefotoğraf çekiyorsunuz?

Fotoğrafın benim için anlamı başlarda İstanbul ile özdeşleşmişti. Bunun hikâyesi de aslında bir o kadar ilginç. İstanbul'a kalıcı olarak geldiğim 2000 yılından fotoğraf çekmeye başladığım 2004 yılına kadar geçen zamanda İstanbul’da yaşamaktan hoşlanmıyorken fotoğraf ile birlikte İstanbul'un tarihi, kültürü, farklı mekânları, yaşayan insanları, vapurları; kimi zaman düzeni kimi zaman düzensizliği beni etkilemeye başladı. Fotoğrafa ilk olarak İstanbul fotoğrafları çekerek başladım. Fotoğraflarımın bir yerinde mutlaka bir İstanbul kokusu çoğu zaman tamamıyla İstanbul kokusu vardı. Aslen Diyarbakırlıyım. Üniversiteyi kazanıp İstanbul'a yerleşinceye kadar Diyarbakır'da yaşadım. Kalben ise İstanbulluyum. 2000 yılından beri kalbim burada atıyor.İstanbul'a aşığım ve benim gibi âşık milyonlarca insan var bunun da farkındayım. İstanbul fotoğrafçısı olmak zordeğil aslında ama bunun bu kadar etkili bir biçimde dile getirilmesi için farklı açılar ile İstanbul fotoğrafları çekmek yatıyor olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca başlarda sadece kendim için çekerken daha sonra 1 seneye yakın bir sure In Istanbul dergisinde fotoğraf editörlüğü de yapmamın da etkisi büyük. Özellikle bu 1 bir senelik süreçte İstanbul'u daha yoğun yaşadım. 8 sene içinde hala görmediğim yerleri, girmediğim sokağı ve yaşamadığım mekânları olduğunu bilmek heyecan veriyor. İstanbul bana labirentteymişim hissi veriyor. Kimi zaman bulmaca gibi Galata'yı Sultanahmet ile nasıl aynı kadraja alabilirim hesapları kurcalıyor kafamı. Bu şehrin ritmi, sokağı ve sesini de dâhil etmek lazım olduğunda Taksim'e atıyorum kendimi. Kaçmak istediğimde gittiğimde mekânlar Kuzguncuk ya da Balat oluyor. Eminönü ise her daim vazgeçilmezim.

Fotoğraf çekerken yaşadığınız ilginç bir hikâyeyi anlatırmısınız?

O kadar çok olay var ki bunlardan biri, dergi için gittiğim bir çekimden dönüşte Çengelköy sahilde fotoğraf çekerken yaşandı. İskeleye yanaşan bir motoru çekerken, motordan biri indi ve sıra dışı bir şekilde iskeledeki lambalardan birinin yanına gidip elindeki fotoğraf makinesini çıkarttı.

hspace=0

Lambaya yakın çalışıyordu ve motordan inen herkes ona bakıyordu. Tamam! Bu da bizden, bir fotoğrafçı yakaladım dedim. Yakın plan girerek fotoğrafçının fotoğrafını çekmeye başladım. Sonrasında bu arkadaş iskeleden çıkarken arkasından yaklaşıp omzuna dokundum ve çektiğim fotoğrafını ona göstermek istedim. Elimi omzuna dokunmamla bir anda dönüp bana baktı ve Sina? dedi. Çok şaşırdım. Fotoğraflarımızı paylaştığımız bir internet sitesinden tanıyormuş beni. Hayli ilginç bir gündü sonra oturduk muhabbet ettik, yüz yüze de tanışmış olduk.

Dijitalin karanlık odası Photoshop

Photoshop veya diğer programları kullanıyor musunuz? Photoshop hakkındaki düşünceleriniz?
Photoshop kullanıyorum. Dijitalin karanlık odası olduğunu da düşünüyorum ve kendi çapımda belli bir düzeye kadar düzenleme ve manipülasyon yapıyorum. Fotoğraf konusunda özellikle analog dünyasıyla dijitalden sonra tanışmış biri olmam itibariyle olsa gerek Photoshop konusunda pek de muhafazakâr değilim. Fotoğrafın çekim amacına ve konusuna göre yapılacak bazı işlemler olduğuna inanıyorum. Belgesel fotoğrafın amacı gereği sadece küçük düzenlemeler yapılabileceğini; buna karşın reklam, konsept veya portre fotoğrafında her türlü işleme ve hayal gücüne açık olduğunu düşünüyorum. Yine de fotoğrafın çekildiği an fotoğraf gibi olması gerekiyor. Başarısız bir fotoğrafın Photoshop müdahalesiyle bir miktar kurtarılabilineceğini bilsem de bunun fotoğrafın kalitesinden
bir miktar alıp götürdüğünü ve gerçekçiliğini düşürdüğünü düşünüyorum. Hem iyi fotoğraf çekmek hem de Photoshop'u etkili kullanmak gerektiğine inanıyorum.

İleriye dönük projeleriniz var mı?
Moda fotoğrafçılığı ilgimi çekiyor ve fotoğrafçılığın bu alanında profesyonel işler çıkarmak istiyorum. Bunun dışında İstanbul fotoğrafları elbette devam edecek. Bu sene de ayrıca yolculuk konusu ilgimi çekiyor. Özellikle İstanbulda
insanların hayatının neredeyse onda biri yolda geçiyor. Vapurda, tramvayda, metroda ya da otobüste nerede olursam
mutlaka fotoğraf makinem yanımda oluyor. Fotoğraflarınızı internette paylaşıyor musunuz? Fotoğraflarımı http://sinademiral.deviantart.com adresinde paylaşıyorum. Gerek yurt içinde, gerekse yurt dışından birçok fotoğraf meraklısı ile sanal fotoğraf paylaşım sitelerinde buluşabiliyorsunuz. Fotoğraf çeken ve fotoğraflarını paylaşmak isteyen herkese tavsiye ederim çünkü fotoğraflar paylaştıkça, fotoğraf hakkında konuştukça daha anlamlı oluyor. Ayrıca, kişisel sayfam www.sinademiral.com adresinde de fotoğraflarımı paylaşıyorum.

hspace=0

Nikkolor ve Digital Film Tools 55mm

Photoshop'un gücünün boyutları nedir? Bir fotoğraf karesi
post production'dan sonra ne kadar değişebilir? Ne gibi
manipülasyonlar yapılabilir?

Bunun kesinlikle bir sınırı yok. Tamamıyla kişinin hayal gücü ve Photoshop bilgisine bağlıdır. Konu tasarım, grafik ve fotoğraf manipülasyonu olduğunda kullanıcının tamamen özgür olması gerektiğine inanıyorum. Bunları desteklesem de benim fotoğraf anlayışım gereği, fotoğraflarımda sadece renk manipülasyonlarıyla uğraşıyorum. Özellikle fotoğraf ile ilgilenen ve fotoğraflarını dijital ortamda düzenleyen her fotoğrafçının mutlaka Photoshop veya benzer programları bilmesi gerek. Ayrıca bununla yetinmeyip Photoshop ile daha rahat çalışmalarını sağlayacak çok çeşitli plug-in eklentilerini de indirmelerini tavsiye ederim. Özellikle Nikkolor ve Digital Film Tools 55mm eklentilerini kullanmalarını önerebilirim.

Atatürk

En çok kimin fotoğrafını çekmek isterdiniz?
Sanırım Atatürk olurdu. Onun portresini çekmek, arşivimdeAtatürk portresi olması sanırım çok heyecan ve gurur vericibir durum olurdu.Heyecanına katılıyorum. Atatürkün tek kare fotoğrafınıçekmek için her şeyi verirdim.

Peki, Türkiye’den veya yurtdışından beğendiğiniz fotoğrafçılar kimler?
Türkiye'de çok başarılı fotoğrafçılar var. Özellikle fotoğraf ile ileri amatör düzeyde ilgilenenleri daha başarılı buluyorum. Sinema sektöründeki bağımsız filmler gibi, bağımsız fotoğrafçıların daha yaratıcı olduğunu görüyorum. Türkiye'den Erdal Kınacı, Akif Hakan Çelebi ve yurt dışından Adrzej Dragan beğenerek takip ettiklerim arasındadır.

 

March 2008

 


Röportaj