Photoshop Magazin
 


Uzak diyarların kadınlarının adamı: Mehmet Günyeli

01 February 2008 | Sayı: Feb 2008
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0


Uzak diyarların kadınlarının adamı: Mehmet Günyeli

Hem iş adamı hem fotoğrafçı kimliğiyle tanıdığımız Mehmet Günyeli, Viva Cuba Libre albümü yayınlanmış ilk ülke projesi olan Küba'yı adım adım dolaşmış.

Ayrıca, dünyada birçok yeri de gezmiş. Bu fotoğrafların bir kısmı şu anda İlayda Sanat Galerisinde, bir kısmı da Banyan Cafe’de sergileniyor. Mehmet Günyeli, 80’li yıllarda çekmeye başladığı fotoğraflara bir dönem ara verir. 1994 senesinde Fas’da çektiği bir fotoğraf Radikal gazetesinin özel ödülünü alınca bu fotoğraf aşkı yeniden canlanır.Tozlu raflardan makinesini eline alır, uzak çok uzak diyarlara gider “Yeryüzünün Renkleri” adlı çalışma ortaya çıkar. Günyeli bugüne kadar İstanbul’da Darphane-i Amire de “Hindistan”, Fotoğrafevi’nde 'Viva Cuba Libre', Mavi Kum’da 'Mavi Beyaz Santorini', Bursa’da 17. Bursa Fotoğraf Günleri sergilerinde fotoğraflarını fotoğraf severlerle buluşturdu. Aralık 2007’de Uluslararası Sanat Fuarı’nda 5 adet çalışması sergilendi. Küresel rekabette kendi öz kültürünü koruyabilen, farklı coğrafyalardayaşayan insan manzaralarını fotoğraf severlerle buluşturan Mehmet Günyeli’nin büyük bir çağdaş Türk resim ve heykel koleksiyonu bulunuyor.


hspace=0

hspace=0

Banyan’dan damak, Günyeli’den göz zevki
Daha önce asansör, cami, okul bahçesi, karakol, inşaat, strip klüb gibi ilginç yerlerde röportajlar yapmıştım ama bu seferkiröportaj Nişantaşı’nın Banyan Cafe adlı organik yemek ve zengin şarap menüsüyle ünlü restaurant’ında gerçekleşti.Röportajı restaurant’da yapmamızın nedeni Uzak Diyarların Kadınları sergisinin orada sergilenmesiydi. Banyan’ın yönetici ortağı Aslı Durukan Pasinli’nin anlattıklarına göre Banyan Cafe egzotik lezzetler ve bu lezzetlerin sunuş tarzı ile olduğu kadar mistik dekorasyonu, uzak diyarlardan gelen objeler ve şimdi de duvarları süsleyen Mehmet Günyeli fotoğrafları ile farklı hayat tarzları ve farklı güzellikleri sanatseverlerle paylaşıyor. Uzak Diyarların Kadınları isimli serginin gelirlerinin bir bölümü Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na hediye edilecek

 

hspace=0

Deklanşöre basış nasıl başladı?
İlk lise yıllarında, 18 yaşlarındayken St Joseph’de okurken başladı. O günlerden beri fotoğraf benim yaşamımda hepvar olmuştur.

Sanatın gücü insan duygularını nasıl etkiler?
Garaj İstanbul’da performansları izlerken çektiğim bir karede melekler vardı. Fotoğrafevinde, meleklerin uçuştuğu bu fotoğrafı gören bir kadın ağlamaya başlamış. Fotoğrafevi müdürü beni aradı ve bu duygusal dakikaları aktardı. Bende bu fotoğrafı ağlayan hanıma hediye ettim. Belki kendi geçmişini gördü o karede kim bilir? Fotoğrafın gücü bir kareyle insanları ağlatabilmesi, bir kareyle bir ülkeyi anlatabilmesi…

Tavşan Kulağı Kökü
Mehmet Bey uzun yıllardır iş gereği yurtdışına gidiyorsunuz. Dış ticaret alanında 20 yılı aşkın bir tecrübeniz var. Bugüne kadar kiraz sapı, zeytin yaprağı, defne yaprağı, tavşankulağı kökü ve sudak balığı gibi ürünleri yurtdışına pazarladınız. Bu iş gezileri arasında fotoğraf çekmek için vakit bulabiliyor musunuz?

İş gezilerine gidince fotoğraf çekmek için yoğunlaşmak zor oluyor, zaman kısıtlı olduğundan verim düşebiliyor. O yüzden yurt dışına ya sadece iş ya da sadece fotoğraf çekmek için gidiyorum. İş seyahatine giderken asla yanıma fotoğraf makinemi almam. Fotoğraf çekmek için çıktığım seyahatlerde de cep telefonumu kullanmam. Fotoğraf bir disiplin işidir. Fotoğraf “çok güzel bir manzara gördüm, arabadan inip bir fotoğraf çekeyim” demek değil. Bu tarz üreten arkadaşlara haksızlık etmek istemem ama ben öyle değilim. Önce hayal etmeliyim; düşünmeliyim, kurgulamalıyım, konsantre olmalıyım, ondan sonra çekmeliyim.

hspace=0

Başarı nasıl geldi? İşin sırrı neydi?
Fotoğraf çekerken biraz da hayatın içine giriyorum, insan ve yaşam fotoğrafları çekiyorum. Bu fotoğraflardaki karakterlerle insanlar diyalog kurabiliyor. Sarayda kraliyet ailesini çekmektense arka sokaklara gitmeli. Bence en iyi fotoğraflar arka sokaklarda çekilir. Mesela Tarlabaşı’na, Kasımpaşa’ya
da gitmeli. Ben hayatın içine giriyorum, duyguları çekiyorum. Yaşamda kendilerini görüyorlar. Ruhlarına giriyorum, samimi fotoğraflar çekiyorum. Fazla kurgulamıyorum, anı dondurmayı seviyorum.

Alışveriş seven Filler
Bu geziler sırasında eminim başınızdan ilginç şeyler geçmiştir.
Evet bir defasında Hindistandayken pazarda hemen yanı başımda bir fil belirdi. Hava 40 derece sıcak, üstümde 2 adet fotoğraf makinem vardı. Lenslerimi taşıdığım çantamdan bir şey almak için yere çömeldim ve yanımda bir karaltı belirdi. Gerçekten ürkütücü bir durumdu. Çömeldiğim yerden o fil öyle heybetli duruyordu ki! Kocaman bir fil bacağının yanında, elimde makinem, koşturan insanlar arasında karışık duygular
yaşadım.

hspace=0


Hazırlıksız Yakalanmayın
İstanbul’da sadece hayvanat bahçesinde göreceğiniz fil hemen yanınızda beliriyor. Ezilme pahasına o filin fotoğraflarını da çektiniz mi?
Tabi o filinde fotoğraflarını çekmeyi ihmal etmedim. Fotoğraf çekerken karşınıza her an ilginç bir şey çıkabilir.
Her an hazırlıklı olmalısınız.

Fotoğraf tutkunuz nereden geliyor ve en çok neyi fotoğraflamayı seviyorsunuz?
Fotoğrafa olan tutkum hayata ve insana olan sevgi ve bağlılığımdan geliyor. Böylece kendimi başka coğrafyaların rüzgârına bırakıyorum. İçimde fotoğrafçı bir çocuk var. Onunla el ele dünyayı geziyorum. Ben belgesel fotoğraf çekmiyorum. Fotoğraflarımda bir ülkenin yaşayan yanlarını; rengini, duygularını ve ritmini yansıtmaya çalışıyorum. Küresel rekabette öz kültürlerini koruyabilen, farklı coğrafyalardaninsanların yaşam manzaralarını fotoğraflıyorum. Benim fotoğraf anlayışımda hep insan var. Manzara ya da gezi fotoğrafçısı değilim. Çünkü fotoğrafın arkasında bir düşünce olduğuna inanıyorum. Mesajı olmayan, düşünceyle
beslenmemiş bir iş sanat olmaz. Burada Hindistanı insanlar ve duygularıyla anlatmaya çalıştım. Fotoğraf diliyle belligrafik ve ışığı iyi kullanarak belki estetik değeri olan bazı güzel şeyler çıkar ama bunlar konuşamayan fotoğraflar olur.

hspace=0

hspace=0


Hazırlıksız Yakalanmayın
İstanbul’da sadece hayvanat bahçesinde göreceğiniz fil hemen yanınızda beliriyor. Ezilme pahasına o filin fotoğraflarını da çektiniz mi?
Tabi o filinde fotoğraflarını çekmeyi ihmal etmedim. Fotoğraf çekerken karşınıza her an ilginç bir şey çıkabilir.
Her an hazırlıklı olmalısınız.

Fotoğraf tutkunuz nereden geliyor ve en çok neyi fotoğraflamayı seviyorsunuz?
Fotoğrafa olan tutkum hayata ve insana olan sevgi ve bağlılığımdan geliyor. Böylece kendimi başka coğrafyaların rüzgârına bırakıyorum. İçimde fotoğrafçı bir çocuk var. Onunla el ele dünyayı geziyorum. Ben belgesel fotoğraf çekmiyorum. Fotoğraflarımda bir ülkenin yaşayan yanlarını; rengini, duygularını ve ritmini yansıtmaya çalışıyorum. Küresel rekabette öz kültürlerini koruyabilen, farklı coğrafyalardaninsanların yaşam manzaralarını fotoğraflıyorum. Benim fotoğraf anlayışımda hep insan var. Manzara ya da gezi fotoğrafçısı değilim. Çünkü fotoğrafın arkasında bir düşünce olduğuna inanıyorum. Mesajı olmayan, düşünceyle
beslenmemiş bir iş sanat olmaz. Burada Hindistanı insanlar ve duygularıyla anlatmaya çalıştım. Fotoğraf diliyle belligrafik ve ışığı iyi kullanarak belki estetik değeri olan bazı güzel şeyler çıkar ama bunlar konuşamayan fotoğraflar olur.

hspace=0

Komutan Che Viva Cuba Libre
Tanınmış bir kişi olarak fotoğrafını çekmeyi hayal ettiğiniz biri var mı?

Portre fotoğrafı olarak Che Guevara’nın fotoğraflarını çekmeyi çok isterdim. Küba’da uzun süre kaldım ve kitap çıkardım. Dört sene önce çıkan bu kitabın ismi Viva Cuba Libre. Kaç adet satıldı. castro kitabınıza göz attı mı? 1000 adet satıldı. Bir adet Commandate castro’ya gönderdim. Mart ayında Hindistan kitabının Fransız versiyonu çıkacak. Özellikle Amerika’da çok satılıyor.

Yeni projeleriniz neler? İstanbul veya Türkiye’yle ilgili bir çalışmanız olacak mı?
Fas, Hindistan ve Küba’nın ardından ülkeler projesine ara vereceğim. Çünkü tamamlamam gereken İstanbul’la ilgili bir çalışmam var. İstanbul’da sokak satıcılarını çekiyorum. Yanısıra Türkiye’yle ilgili projelerim var. Onlar'da Türkiye’deki çok kültürlü insan manzaralarını bir araya getiriyor. Garajİstanbul’da da yaklaşık 15 performans çektim ama bunların hiçbiri henüz sergilenmedi.

Fotoğraftaki dijitale geçiş sürecini nasıl yorumluyorsunuz? Photoshop kullanıyor musunuz?
1989 yapımı Pentax- MZ 5, analog bir fotoğraf makinem var. Analog makineleri tercih ediyorum, genelde dış mekân çektiğim için dia film kullanıyorum. Dijital makineler, dianın kalitesine erişemedi. Dijital sistemin gücü her geçen gün etkisini artıyor ama teknoloji ilerledikçe daha iyi fotoğraflar çekilir diye bir şey yok.

hspace=0

Photoshop kullanıyor musunuz?
Tüm fotoğraflarımda asistanım Murat Kuruoğlu Photoshop kullanıyor. Fotoğraf severin karşısına ne koyduğunuz çok önemli. Doğanın o güzel renklerini vermek zorundasınız, teknolojinin tüm imkânlarını kullanmak zorundasınız.

Kötü Amerikan Filmlerini İzliyorsanız, Fotoğrafçı Olmayın
Photoshop Magazin okurlarına fotoğrafçılık hakkında ne gibi tavsiyeleriniz var?

Sanatçı olmanın, iyi bir şey üretmenin temeli entelektüel birikiminizle ilgili. Siz hangi şairleri okuyorsunuz, hangi müziği dinlersiniz, hangi filmi izlersiniz? Bütün bu diğer sanatların sizi nasıl beslediği önemli. Kötü Amerikan filmlerini izliyorsanız fotoğrafçı olmayın. Fotoğraf bir varoluş biçimi. Herkes kendi tarzını oluşturmalı
ve özgün olmalı. Artık tek karede, iyi bir fotoğraf çekmenin anlamı yok. Sanatçı söylemi olan kişidir, topluma yön veren kişi olmalı, fotoğrafta topluma mesaj vermeli. Düşünce sistematiğiniz ve görsel yeteneğiniz yarattıklarınızı oluşturur ve yarattıklarınız da entellektüel birikiminizden oluşur. Sanat dalları birbirini besler. Hepsi birbiriyle içiçedir.

hspace=0

 

February 2008

 


Sektörel Photoshop