Photoshop Magazin
 


Ekselans İzzet Keribar

01 December 2007 | Sayı: Dec 2007
 
1 2 3 4 5
 

Ekselans İzzet Keribar


hspace=0



Türkiye'nin en iyi fotoğrafçılarından biri olan İzzet Keribar başarısını çok iyi fotoğraf çekmesine değil, ne yapılması gerekiyorsa onu yapmasına bağlıyor. 2007 yılı Akbank kısa film dalında jüri üyeliğine davet edilmiş, Uluslarası Fotoğraf Federasyonu tarafından Ekselans ünvanı almış sanatçı, Fransız Kültür Derneği'nde 10 yıl boyunca dia gösterileri yapmıştır. Aynı zamanda Fransa Kültür Bakanlığı Üstün Başarı Şövalyelik ünvanı olan İzzet Keribar, İfsak'ta fotoğraf eğitimi vermektedir.

53 model Leica'sı bulunan ama 1996 yılından beri tam bir Nikon tutkunu olan, eve gelince ilk yaptığı iş pilleri şarj etmek olan Keribar'la hemen sohbetimize başladık. Hagi nasıl futbolun profesörüyse İzzet Keribar da fotoğrafçılığın... İfa, Jüpiter, Lonely Planet gibi çok büyük ve saygın yabancı ajanslar Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca başta olmak üzere 7 dil bilen İzzet Keribar'ın peşinden koşuyor.

Büyük kitapevlerine gittiğimizde mutlaka her ülkenin turistik yerleri hakkında küçük kitaplar görürüz. Eğer bu kitaplardan bir kaçına göz atacak olursanız bazılarında İzzet Keribar'ın o renkli, şaheser fotoğraflarını görecek ve kendinizi birkaç dakikalığına da olsa tatilde veya bir başka dünyada hissedeceksiniz.

 
Genelde fotoğrafları izlenimci ve belgesel olan İzzet Keribar'ın çalışmalarına bakıldığı zaman Bunlar İzzet Keribar fotoğraflarıdır dersiniz. Kolay mı öyle ekselans, şövalye olmak ?

Röportaj ve Hazırlayan: Efe Babacan
[email protected]



Hayat Koçum Ağabeyim!

İzzet Bey, hayatınızda sizde iz bırakmış, size öğretmenlik yapmış birileri var mı desem aklınıza ilk kim gelir?
Benden 9 yaş büyük bir ağabeyimin olması bana çok şey kattı. Ağabeyim Leon Keribar'dan sanatı sevmeyi, yazmasını, düşünmesini, gezmeyi öğrendim.

Dünyayı gezdiniz, 1956–1957 yıllarında Kore'de bulundunuz. Size ne gibi katkıları oldu?
Kore'ye tercüman olarak gittim ama fotoğrafçılığım tercümanlıktan ağır bastı. Fotoğrafçılık zor kapıları aşmak için altın bir kapıdır. Türkiye’nin önemli kişileriyle bir araya gelmemdeki en önemli faktör fotoğrafçılığımdır. Eğer fotoğrafçı olmasaydım sanat dünyası olsun, siyaset dünyası olsun önemli kişilerle bir araya gelmeyi bırakın, yanlarından bile geçemezdim.




hspace=0



hspace=0



 



hspace=0



Birdenbire sert bir şey geldi kafama, küçük bir taşmış. Tam o sırada bir kadın kaldırım taşı kaldırdı ve belli o da kafama gelecek.



Aslında önceleri tekstil işindeydim ve iplik alıp satan birisiydim. Başlarda işler gayet iyi gidiyordu. İyi bir tekstil firması kurmuştuk ama maaliyet stresi, ödenmeyen çekler, müşterilerin çıkardığı zorluklar beni 1996 yılından itibaren sadece profesyonel fotoğrafçılık yapmaya itmişti.



Sermaye 2000YTL! Başarı 250 Sergi, 30 Uluslararası Ödül!



Biraz bilgi, tecrübe, akıl, yetenek ve vizyonu olan birisinin fotoğrafçılığa başlaması için ne kadar bir sermaye gerekir?
2000 YTL'ye alınan iyi bir kamera, bir fotoğrafçının başlangıç sermayesi olabilir. Benim sermayem ise kameram dışında yılların birikimi olan bir fotoğraf arşivine ve ticari disipline sahip olmamdır.



Okuyucularımıza hemen aktarmak istiyorum ki eserleriniz sadece uluslararası fotoğraf yarışmalarında 250 küsur defa sergilendi, sayısız küçük ödül ve 30 büyük ödül aldınız. Bu ödüller arasında National Geographic Traveler dergisinden Üstün Başarı Ödülü, Fuji Avrupa Basın Fotoğrafları 1.lik gibi pek çok ödül var.
Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında fotoğraf amaçlı gezilere katılıyorsunuz. Sahip olduğunuz arşiv Türkiye'nin en önemli arşivlerinden birisi. Bugüne kadar milyonlarca fotoğraf çektiniz ama bu fotoğraflar dışında en çok kimin veya nerelerin fotoğrafını çekmek isterdiniz?
Belli bir isim yok ama ülke olarak Peru, Namibya, Küba'ya gitmek ister ve özellikle dünyanın tüm çöllerini fotoğraflamak ve çöller hakkında kitap yazmak isterdim.

Kitap demişken yazıları Naim Güleryüz'e ve fotoğrafları bana ait Türkiye'nin Sinagogları adlı iki ciltlik kitabım 2008'in Ocak ayında çıkacak. Ayrıca müzelerde fotoğraf çekmeyi, müzeleri gezen insanları çekmeyi seviyorum.



Photoshop kullanıyor musunuz? 35 mm film'den dijital fotoğrafçılığa geçişteki izlenimleriniz nelerdir?



2002'de ilk dijital fotoğrafa geçişim başladı. Arşivimde milyon adet fotoğraf vardı ve çok iyi bir arşiv sistemi yaratmak istiyordum. Ekibim her ay 5000 adet fotoğrafı tarayarak arşive sistematik bir şekilde ekliyor. Mesela kayısı yazınca tüm fotoğraflar o klasörde ortaya çıkıyor.
Photoshop'a gelince; evet tüm fotoğraflarımda Photoshop kullanıyorum. Makinelerim yüksek çözünürlü dijital makineler ve neredeyse artık hep onları kullanıyorum. Yeni modeller geliştikçe onları da almak durumundayım.



Markalaşmak



Fotoğraflarınız neden beğeniliyor? Nasıl markalaştınız?



Her gün daha iyi bir fotoğraf karesi yakalamak için neler yapa-bilirim? onu düşünürüm. Işığı iyi kullanıyorum ve çektiğim fotoğraf karelerinde her zaman geri plan ve ön plan uyum içerisindedir. En çok sevdiğim, an'ı yakalayabileceğim fotoğraflardır.

Temiz çalışırım, insanların beğenisinin hangi yönde olduğunu bilirim. Markalaşmak uzun yıllar alır. Belki benden daha iyi fotoğrafçısın ama markalaşmak uzun bir zaman diliminde edindiğiniz tecrübelerle meydana gelir. Hiçbir başarı bir gecede elde edilmez.



hspace=0



hspace=0



hspace=0



Photoshop'a gelince; evet tüm fotoğraflarımda Photoshop kullanıyorum. Makinelerim yüksek çözünürlü dijital makineler ve neredeyse artık hep onları kullanıyorum.



En kötü Rüya!



 Gece demişken en kötü rüyanızı anlatır mısınız?
Gece rüyalarımda fotoğraf kareleri görürüm. En kötü rüyam fotoğraf makinemi kaybetmekti.

Fotoğrafçı olmasaydınız ne olmak isterdiniz?
Mimar, müzisyen (klasik batı), arkeolog, öğretim üyesi olmak isterdim.

Tek bir lens alsaydınız hangi iş için, hangi lensi alırdınız?
Tatile gitseydim mutlaka 18-200 mm'le giderdim. İskoçya'daki
çekimlerimde bu lensi çok kullandım. Mesela Çırağan Otelini çekseydim Nikon 17-55 mm 2,8'i kullanırdım. Geniş lens olarak deformasyonlar yaratabilse de 10-20 mm Sigma’yı tercih ederim.



Indiana Jones İzzet Keribar!



Fotoğraf çekerken başınızdan geçen en maceralı hikâyeyi anlatır mısınız?



Afrika'da, Nairobi'de kumaş satıcıları kumaşları çamaşır gibi iplere asarlar ve bu ipler arasından çarşaflı kadınlar geçer. Ters ışıkla ortaya müthiş görüntüler çıkar. Burada yakaladığımız renkli karelerin heyecanıyla, Haydi şehrin doğusuna gideyim dedim.



hspace=0



hspace=0



hspace=0



hspace=0



Uzun süren bir taksi arayışından sonra çevirdiğim 5. taksiciyi ikna ederek Nairobi'nin doğu tarafına gittim. Bir anda manzara değişti, gergin bir ortam vardı. Ortama fazla aldırmadan, bir kaç kare fotoğraf çektim.

Birdenbire sert bir şey geldi kafama, küçük bir taşmış. Tam o sırada bir kadın kaldırım taşı kaldırdı ve belli o da kafama gelecek. Üstümde tam 3 adet fotoğraf makinesi var. O halde yürümek bile zorken deliler gibi koşmaya başladım. Aynı Indiana Jones filmlerindeki gibiydi.

Sayısını hatırlamıyorum ama belki 25 kişi peşimden koştu. Tam yakayı ele verecekken, bir adam beni kapıdan içeri çekti. Kapıyı kapattı ve halk bizi görmedi. Bana yardım eden bu adam Hıristiyan bir Afrikalıydı. Bana, Nairobi’nin doğu bölgesinde yaşayan insanların fotoğrafı sevmediklerini anlattı.



Afrika'da ve özellikle o bölgede genelde safari fotoğrafları çekildiği için, insanların yaklaşımları da ben hayvan mıyım, neden fotoğrafımı çekiyorsun ? şeklinde. Bazı kişilerde eğer bir insanın fotoğrafı çekilirse, onun ruhunun kaybolacağına inanırlar.



Son olarak fotoğraflarınızı siz nasıl yorumluyorsunuz?



Belki yaşamak için fotoğraf çekmiyorum ama güzel fotoğraflar çekmek için yaşıyorum. Eskiden öyle derdim, ancak son yıllarda bu durum tersine döndü.
Fotoğraflarıma ne güzel dedikleri zaman aşırı bir şekilde sevinip heyecanlanmıyorum. Ancak benim yokluğumda Bu bir İzzet Keribar fotoğrafıdır dediklerinde çok mutlu oluyorum.
 

 

December 2007

 


Röportaj