Photoshop Magazin
 


Otisabi, Yılmazabi ve Biz...

01 June 2007 | Sayı: Jun 2007
 
1 2 3 4 5
 

Otisabi, Yılmazabi ve Biz...



Yılmaz Aslantürk'ün Otisabi çizgi roman serisi, bizim insanımızın ve bizim hayatımızın başarılı bir çizgi uyarlaması. Birçok mizah okurunun (bilhassa da erkeklerin) yıllardır keyifle okuduğu bir seri. Bu kadar beğenilmesinin başlıca nedenleri; karakterlerin ve olayların gerçek hayatla yakın ilişkisi ve Aslantürk'ün 50'li yıllardan fırlamış havası taşıyan çizgi tarzı...

Diğer huylarını bilmesekte sanatçı Yılmaz Aslantürk, tip olarak Otisabi karakterine (ya da Otisabi karakteri Yılmaz Aslantürk'e) çok benziyor. Grafik eğitimi almış olan Yılmaz Aslantürk'ü Milliyet 'de ziyaret ettik. Bu arada Otosabi 'nin son albümü Münasebetsiz İlişkiler raflarda...


hspace=0

Bize kısaca kendinizden ve kariyerinizden bahseder misiniz ?

1964 yılının Mayıs ayında Artvin'de doğan Sedat ve Yılmaz adlı ikizlerden biriyim. 12 yaşımdan bu yana tek başımayım. Çocukluk yıllarımda girmeyi çok istediğim (MSÜ) Güzel Sanatlar Akademisini 1986 yılında bitirdim. Oğuz ağabey sayesinde karikatüre merak sardım. Öğrenciyken, Oğuz ağabey'in pazartesi toplantılarına gider tek tük karikatürlerim derginin arka sayfasında yayınlanırdı. İki arkadaşımla Bursa'da yayınlanan yerel bir gazete için haftalık mizah eki Çuvaldız'ı çıkardık.

Akademi'de birkaç arkadaş bir araya gelip bir pandomim grubu kurduk. Öğrenci şenliklerinde, festivallerde ve yabancı kültür merkezlerinde sahneye çıktık. Fransız Kültür Merkezi, Marcel Marceau'nun Paris'teki okulunda okumam için burs verdi ama gidemedim.O yıllarda Pazar günleri TRT'de yayınlanan bir programa 15 günde bir çıkıp pandomim gösterisi yapıyordum. Gırgır'da çalışmam derginin son dönemine rastlar, devamında Avni dergisinde birkaç ay çalıştıktan sonra Pişmiş Kelle'de altı yıl çalıştım. Arada filmlere dekorlar, özel efektler hazırlayan bir atölye kurduk. Saddam Kuveyt'i işgal edince Türkiye'de reklam sektörüdurdu; biz durduk, durdukça eridik bittik. Ben yine Pişmiş Kelle'ye döndüm.

Karikatürle uğraştınız. Seramik mezunusunuz. TRT'de Pandomim gösterileri yaptınız. Dekor tasarımıyla uğraştınız. Tekrar karikatüre döndünüz ve şu anda Milliyet gazetesi'nde grafik servisinde çalışıyorsunuz. Sonunda arayış bittimi ve bittiyse neyde karar kıldınız ? Daha bitmedi; metin yazarlığı, parodi yazarlığı yaptım, hatta o yıllarda pek bilinmeyen sit-kom tarzında bir dizi bile yazdım. Her şey iyi gidiyordu; oyuncular seçiliyor, dekor tasarımları yapılıyordu ki ekonomik krize tosladık. Dizinin gösterileceği kanal bütün projeleri iptal etti. Bu arada ben Pişmiş Kelle'de devam ediyordum. Ama 30 yaşıma gelmiştim ve dergiden kazandığım para ile yaşamak mümkün değildi.

Milliyet gazetesinin grafik servisine girdim. Amacım geçici bir süre çalışmak ve bilgisayar öğrenmekti. Milliyet'te 3 ay kadar çalıştıktan sonra YeniYüzyıl ve Sabah gazetelerinde 6 yıl çalıştım, sonra Milliyet gazetesine transfer oldum. Burada grafik servisini yönetiyorum. Arayış bitmedi.

hspace=0

Taşradan üniversite okumak için gelmiş bir delikanlının İstanbul'da tutunabilmek, büyük şehirde var olmak ve insan ilişkilerinde altta kalmamak için bir takım yöntemler geliştirmiş hali olan bir kahramandı Otisabi.
 
Otisabi neden birleşik yazılıyor ?

Otisabi Pişmiş Kelle'de tek sütunluk bir yazı formatmdaydı. Burada dilimize yerleşmiş deyimleri, birleşik sözcükleri başka yerlerinden bölerek yeni anlamlar çıkarıyordum. Bu deyimlerin asıl kaynağı bu'dur diye iddia ediyor, otoriter bir dille yazıyordum. Yani ağabeylik yapıyordum. Sözcüklerin, deyimlerin anlamına takmış birisinin, otistik tavrı yüzünden Otisabi ismini layık gördüm. Birleşik yazılmasının nedeni özel isim olmasını istediğim içindir.

Otisabi karakteri kadınlarla iyi ilişkileri olan bir karakter ama yalnız yaşıyor. Bu siz misiniz ?

Hikaye çizmek istiyorsam en iyi bildiğim şeyi anlatmam doğru olurdu. Vermek istediğim duyguyu ben hissetmiyorsam okuyucu hiç ulaşamazdı. Bu kadar lafı sadece evet demek için sarf ettim:) Evet ilk hikayelerimde başımdan geçen ilginç şeyleri çiziyordum. İlk Otisabi hikayelerini, 80'li yıllardaki üniversite yaşamım, sürekli değiştirdiğim öğrenci evleri ve birlikte kalman ev arkadaşları ile yaşadığım ilginç olayları oluşturuyordu.

Taşradan üniversite okumak için gelmiş bir delikanlının İstanbul'da tutunabilmek, büyük şehirde var olmak ve insan ilişkilerinde altta kalmamak için bir takım yöntemler geliştirmiş hali olan bir kahramandı Otisabi. Hikayelerde ikili ilişkiler zamanla ağır basmaya başladı. Yani hem kız arkadaşını eve götürebilmek için çeşitli entrikalar çeviriyor hem de tutucu mahalle halkına yakalanmamak için numaralar yapıyor.

Otisabi'nin gerçek düşüncelerini düşünce balonunda okurken, konuşma balonunda ise onun hedefine ulaşabilmek için söylediği yalanları görebiliyorduk. Yani Otisabi'nin söylediği ile gerçek niyeti aynı karede yer alıyordu. Başlangıçta bazı okuyucular tarafından tepkiyle karşılansa da içindeki samimi itiraf fark edildi ve anti kahraman olarak sevildi. Benmiyim sorusuna gelince; evet, benim de yıllardır üzerimden çıkarmadığım aynı pardesüm var, benim de favorilerim uzun, saçlarım geriye doğru dalgalı(ydı), sarı buzdolabım, kanepem ve diğer şeyler hep benimdi. Kaldığım evleri ve sokakları çiziyordum. Yaşadığım ilişkileri birebir olmasa da çiziyordum. Son dönemde Penguen'de okuduğunuz hikayeler için aynı şeyi söyleyemiyorum. Gözlemlediğim ilişkileri Otisabi'nin içinde olacağı şekilde kurguluyorum. Hikayeleştiriyorum.

Otisabi ile özel bir hayran kitleniz var. Otisabi dışındaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz ?

Tüm gün gazetede çalışıyorum, fırsat buldukça vektörel illüstrasyonlar yapıyorum. Fotogerçekçi vektörel illüstrasyonlar yapmayı seviyorum.

hspace=0

Infografik, bir haberin illüstrasyon ve diğer görsel öğelerle birlikte çok boyutlu anlatımıdır. Olayı en yalın biçimiyle doğru açıdan çizerken güzel olması için de çaba sarf etmek gerekiyor.

Otisabi de, karakterlerin kıyafetlerinden, çizimlerinde, genel atmosfere kadar 50-60'lı yılların çizgi romanlarındaki atmosfer var. Bu özellikle uyguladığınız bir yaklaşım mı ? Çizdiğim çizgi hep soğuktu; savruk, heyecanla çimlenmiş çizgim olmadı hiç. Farkında olmadan dünyada ligneclaire denen çizgi tarzında çiziyormuşum. Engin Ergönültaş'm yönlendirmesiyle de bu tarz çizenleri inceledim ve üzerine gittim. 50'li yıların tasarımlarını seviyorum ve Otisabi'yi bu atmosferde görüntülemek hoşuma gidiyor.

Otisabi'de kullandığınız dil, karakter tahlilleri çok başarılı. Halktan, yani gerçek dünyadan kopuk bir yaşam yok. Bu, yaşadığımız ülkenin, insanlarımızın başarılı bir tahlili aslında... Hepsi sizin gözlemleriniz mi ? Ayrıntılarda okuyucu kendine ait bir şeyler bulur ve hikayeye biraz daha katılır. Bu yüzden çizerken ya da diyaloglarda ayrıntılara yer vermeyi ihmal etmiyorum. Otisabi'nin tek derdi başladığı ilişkiyi kendi lehine sonuçlandırmak. Bunun için de erkeklerin genellikle yapmadığı şeyi yapıyor; ilişkiye kafa yoruyor. Yani bir kadın gibi düşünüyor. İlişkilerinde asla ısrarcı değil, gerekli düzenekleri hazırlıyor ve bekliyor. .. bir gerilla gibi en doğru anı kolluyor. Sonucu son karede görüyoruz.

hspace=0

Tekrar Otisabi... Çizim tarzınız çok sade. Tarama, ayrıntılı lekeler çok az. Oldukça grafiksel bir çalışma. Rahmetli Oğuz Aral'ın gereksiz taramalardan kaçının düsturunu prensip mi edindiniz ?

Oğuz ağabey'in söylediklerinin beni taramalardan uzak tuttuğu kesin. Benimsediğim çizgi benim yaşam biçimimin bir yansıması aslında. Soğuk, mesafeli, temkinli.

Sanırım en büyük beslenme kaynağınız insan - insan ilişkileri. Sanatınızla ilgili başkabeslenme kaynaklarınız nelerdir ?

Son dönemde internetten tıkmıyorum, burada insanlar rumuzların arkasına sığınıp akla hayale gelmeyecek dünyalarını sergiliyorlar (yazıyorlar, paylaşıyorlar). Bir sürü abuk subuk internet sitesine üye olup oradaki insanlarla konuşuyor onların dünyalarını keşfetmeye çalışıyorum. Ve çok şaşırıyorum.

Çalışmalarınız hangi süreçlerden geçip son halini alıyor ? (Örneğin, önce el de eskizlerin çizimi, tarayıp bilgisayara aktarma ve renklendirme vb.)

Önce çizecek bir hikaye bulmak gerekiyor. Hikaye düşünürken meditasyon yapan bir yogi gibi hareketsiz durup bir noktaya sabitleniyorum. Hikayenin tüm sahnelerini kafamda canlandırıyorum, çizeceğim mekanlardan, figürlerin giyimlerine kadar. Onları konuşturuyorum. Sonra hızla bu diyalogları defterime yazıyorum. Kareleri numaralandırıp çizmeye koyuluyorum. Kurşun kalemle işim bittiğinde Rapido ile balonları yazıyorum, balonları çiziyorum. Çinileme; işte en sevdiğim aşama bu... Fırçayı çini mürekkebi şişesine batırıp çıkarıp kurşun kalemle çizdiğim resimlerin üzerinden geçiyorum. Elimin titrememesi için her seferinde nefesimi tutuyorum. Çinileme bittikten sonra kurşun kalem izleri siliniyor ve tarama (scan) işlemi ile bilgisayarıma alıyorum. 300 DPI taranmış sayfayı Photoshop'ta açıp gerekiyorsa düzeltmeler yapıyorum, çini mürekkebi taşmalarını siliyorum. Daha önceden hazırladığım sabit renkleri boyuyorum. Mesela Otisabi'nin pardesüsü, saç rengi, kanepe rengi v.s. Boyama işi bittikten sonra bir katman (layer) açıp Opacity ayarını %15 yapıyorum, katmanın özelliğini Multiply'a getiriyor ve siyah rengi alıp Path ile oluşturduğum alanları dolduruyorum. Böylelikle gölgelendirme gerçekleşiyor.

hspace=0

hspace=0

Çalışmalarınıza, yurt dışından bir talep geliyor mu ? Örneğin yabancı dillere çevrilip yurtdışında satışını hiç düşündünüz mü?
Bunu düşünmeyen çizer yoktur sanırım. Ama şu an çizdiğim hikayelerle yurt dışında var olmam mümkün değil. Tiplemeler ve jargon tamamen buraya ait. ZürihTi bir okuyucuya fazla bir şey ifade etmez. Zaten onların biz doğululardan beklentileri de böyle çizgiler, hikayeler değil. Ama birkaç illüstrasyon işi yaptım. Birkaç da Flash animasyon yaptım.

Bugün ülkemizde karikatürle, mizah'la uğraşan insan sayısı oldukça fazla. Üstelik mizah daha önce olmadığı kadar popüler ve halk tarafından saygı görüyor. Sonunda mizahçılar için Türkiye'de işler yoluna girmeye başladı diyebilir miyiz?
İşler yoluna girmeye başladı derken neyi kastettiğinizi bilmiyorum ama yeni mizah dergilerinin çıkması yeni çizerlerin işlerini yayınlatacağı alan sağladı. Eğer tiraj artışından bahsediyorsanız, bu çizerin aldığı telifi etkilemiyor. Sadece derginin patron(ları) para kazanır.

İş dışında, sanatsal / kişisel amaçlı çalışmalar da yapıyor musunuz ?
Hafta sonu oğlumla birlikte bir arkadaşımın seramik atölyesinde heykel yapıyorum. Çamurla uğraşmak çok dinlendiriyor beni. Bilgisayardaki pikselli, vektörlü çalışmalardan sonra avuçlarımın içinde kili şekillendirmek çok güzel bir duygu. Gerçek bir 3D programı diyebilirim.

Bugün illüstrasyon'da, programlardaki hareket kabiliyetinin gelişmesiyle daha güzel, yaratıcı işler çok daha kısa sürede ve kolaylıkla çıkabiliyor. Kültürel, bölgesel farklarda iş çeşitliliğini artırıyor. Ancak hala dünyada Gürbüz Doğan Ekşioğlu dışında Türk illüstratörler fazla tanınmıyor. Yani internet var, program var, programla kitap var, işlerini yollayabilecekleri ortamlar var. Eee; Helva nerede ?
Bireysel çabalarla bu işler pek yürümüyor. İllüstratörlerin bir ajansa bağlı olması ve bu ajansında yurt dışındaki fuarlara katılıp tanıtım yapması ve iş kovalaması ile çözülebilecek bir konu. Her ne kadar sağlam bir deseniniz olsa da iletişim konusunda zayıf olabiliyorsunuz. Pazarlık edemiyorsunuz. Dolayısıyla bu işlerin eğitimini almış insanlarla bir araya gelmek gerekiyor.

İllüstratörlerin bir ajansa bağlı olması ve bu ajansında yurt dışındaki fuarlara katılıp tanıtım yapması ve iş kovalaması ile çözülebilecek bir konu. Her ne kadar sağlam bir deseniniz olsa da iletişim konusunda zayıf olabiliyorsunuz. Özellikle çizmekten hoşlandığınız konular var mı ?
Gazetede trafik kazası anlatımını gösteren infografikleri çizmekten hoşlanmıyorum, diğer işleri zevkle yapıyorum. Özel olarak da eski taş binalardan oluşan mahalleleri çizmeyi seviyorum.

Türkiye'de önemi hala yeterince bilinmeyen bir konuyla infografikle de uğraşıyorsunuz. Bu çalışmalarınızdan bahseder misiniz biraz ?
İnfografik, bir haberin illüstrasyon ve diğer görsel öğelerle birlikte çok boyutlu anlatımıdır. Olayı en yalın biçimiyle doğru açıdan çizerken güzel olması için de çaba sarf etmek gerekiyor. Gazetede ise gelen habere ilişkin istenen grafiği iki ya da üç saat içinde çizip teslim etmelisiniz. Onlarca gazete olan ülkemizde gazete grafiği eğitimi veren, öğreten bir kurum olmadığı için maalesef bütün bunları el yordamıyla keşfediyoruz. Ben yurt dışından kitaplar getirtiyorum ve onları inceleyerek kendime özgü bir anlatım tekniği bulmaya çalışıyorum.

hspace=0

Kullandığınız bilgisayar, teknik donanımlar nelerdir ?

Macintosh G5 kullanıyorum, 20 inch Cinema Display Monitörüm var.

Bir karikatürist - illüstratör olarak kısa ve uzun vadeli hedefleriniz - projeleriniz nelerdir ?
Temmuz ayından bu yana Penguen dergisine Otisabi hikayelerini çizmeyi bıraktım. İlk iş olarak uzun zamandır elimi süremediğim portfolyo sitemi ( www.otisabi.com ) yenilemek istiyorum. Uzun vadede ise Datça'ya yerleşip bir seramik atölyesi açacağım günü bekliyorum.


hspace=0

 
Photoshop Magazin okurlarına mesajınız nedir ?
Photoshop filtrelerinden uzak dursunlar :) Bunu ciddi söylüyorum, artık Bevel-Emboss uygulanmamış yazı, feather ile dekupe edilmemiş resim görmeye hasret kaldım.

 

June 2007

 


Sektörel Photoshop