Photoshop Magazin
 


Rüstem Batum 'u Nasıl Bilirdiniz?

01 May 2007 | Sayı: May 2007
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0

Rüstem Batum 'u Nasıl Bilirdiniz? 

Aklınıza kötü bir şey gelmesin, Rüstem bey maşallah hala turp gibi... Ancak çoğu kişi Rüstem Batum'u TV'deki talk show programıyla tanıdı; Konuya hakimiyeti, espri anlayışı, beyefendi tarzı ve konuk seçimindeki titizliğiyle bu konuda kendisinden sonra gelen pek çok kişiye örnek teşkil etti ve izleyicilerin saygısını kazandı. Ancak Rüstem bey'in bir yeteneği daha var ki onu gerçekten çok az kişi biliyor; Fotoğrafçılık... Hem de ne yetenek!
 
Beyoğlu Tarlabaşı'ndaki Fotoğraf Merkezi / Leica Galeri'de tanıştığımız sanatçıyla Cihangir'deki ofisinde keyifli bir sohbet gerçekeleştirdik. Bu arada, sanatçının Çizgiler Renkler Ve Tonlar isimli sergisi Leica Galeri'de Mayıs sonuna dek açık. Fotoğraf sevenlerin bu sergideki harika fotoğrafları mutlaka görmesi gerek.

Röpotaj: Murat Akçiçek Fotoğraf: Serra Azerm


hspace=0

Çok yeteneklisindir çalışmazsın bir şey olamazsın, çok çalışkansındır yeteneğin yoktur yine bir şey olamazsın. Benim tavsiyem; yeteneklerinin olduğunu anlamaları için küçük bir dijital kamera almaları, çekerek kendilerini tartmaları ve görmeleri...

Rüstem Bey bize biraz kendinizden söz eder misiniz ? Fotoğraf merakınız çocukluk yıllarınızda da var mıydı ? Bu konuda bir eğitim aldınız mı ?

Ben aşağı yukarı 15 yaşımdan itibaren fotoğraf çekmeye başladım. Daha küçük bile olabilir. Bana verilen ilk kamera Kodak'm plastik bir kamerasıydı. İki ayrı renkteydi; üstü krem altı yeşil renkliydi. Ne kadar eski olduğunu hatırlayamıyorum ama herhalde 1965'lerdi. O küçük plastik kamerayla fotoğraf çekmeye başladım. Ortaokul yıllarında daha ciddi şekilde fotoğraf çekmeye başladım. Siyah beyaz basmayı vs. öğrendim. Üniversite'de Sinema ve TV okudum. Okurken fotoğraf dersleri de vardı derslerin arasında.

Gene üniversite yıllarında da çektim. Okul bittikten sonra Türkiye'ye geldim. Burada profesyonel olarak reklam işine girdim. İki üç sene çalıştım, 1980'de Amerika'ya yerleştim. Orada tekrar U.C.L.A (University of California Los Angeles)da fotoğraf dersleri aldım. Özellikle stüdyo fotoğrafçılığı dersleri aldım. Ama aynı zamanda Sipa Presss'te çalışmaya başlamıştım. O zaman Sipa'mn çok hızlı büyüdüğü yıllardı ama daha Los Angeles'ta ofisleri yoktu. Ben onlara ilk çalışan kişilerden biriyim. 1-2 sene sonra ofis kuruldu. 80'le 85 yılları arasında Los Angeles'ta yaşadım. Zaten 5 yıl boyunca devamlı Sipa'ya çalıştım. O arada stüdyo açtım. Orada yapabildiğim kadar ufak tefek reklam fotoğraflarıyla uğraştım ama daha çok editorial yani dergilere fotoğraf çektim, birkaç tane plak kapağı yaptım. Ama en çok Sipa'ya çalıştım. Sipa sayesinde de aşağı yukarı 50 küsur ülkede yayınlanan fotoğrafım oldu. Mesela bunların arasında Fransa'da ve İtalya'da oldukça büyük dergilerin kapak fotoğrafları var. Hala da benim o zamanlar Sipa'da çektiğim fotoğraflarımın bir kısmı Sipa arşivinde.

Sonra Türkiye'ye tekrar döndüm. 85'ten sonra yine reklam işine girdim. Kendi yapım şirketimi kurdum.l989'a kadar reklam filmi çektikten sonra 1989'da ilk stand-up sahne gösterisini yaptım. Oradan TV'ye geçtim derken Türkiye'de hiçbir zaman profesyonel fotoğrafçılık yapacak vaktim olmadı. Ama hiçbir zaman fotoğraf çekmeyi bırakmadım; her zaman fotoğraf çektim. TV, belgesel derken aşağı yukarı 4 sene önce dijital fotoğrafçılığa geçtim.

Biliyorsunuz eski fotoğrafçılar dijitale geçmemekte direnir; ben de direndim, dijitalle fotoğraf mı çekilir ? diye yıllarca... Sonra ufak bir dijital makine aldım. Baktım ki çok şahane bir şey, muazzam imkanları var. Benim stüdyom Kodak laboratuarının yakrnmdaydı. Kodak'm ana laboratuarı bile benim filmimi kaybetmişti. Böyle şeyler oluyordu ve bu çok hayati bir şey. Film kaybolur, kaybolmasa bile kötü yıkarlar, renkleri acayip çıkar; yıllarca böyle şeyler çektik. Makineler büyük ve ağır. Devamlı kilolarca yükler taşıdık. İki tane body olacak, birkaç tane objektif olacak. Yani onlardan bıkmıştım. Bir de tabi dijitali çok sevdim. Dijitalle birlikte de Photoshop öğrenmeye karar verdim. Sağ olsun benim bu işi çok iyi bilen bir iki tane arkadaşım var. Şimdi aşağı yukarı iki senedir fotoğrafta her türlü kontrolü sağlayabilecek kadar Photoshop kullanıyorum. Ama yavaş yavaşta başka şeylerle uğraşıyorum. Mesela bundan sonra bir sergi planım var; Tamamıyla yapılmış (manipüle) fotoğraflar olacak. Onlarda çok daha fazla Photoshop kullanacağımı zannediyorum. Ancak normal fotoğrafta çok fazla oynanmasına da karşıyım; onu da söyleyeyim. Sanat fotoğrafı çekiyorsanız onda da oynamamak gerektiğini düşünüyorum. Ama kad-rajı, ufak tefek ışık ayarlamaları vb. yapmak için son derece güzel, muazzam imkanlar veriyor insana.

Sergi yapacağım, daha çok fotoğraf çekeceğim ve de kitap projeleri var. Dolayısıyla şimdi profesyonel fotoğrafçılığa yeniden döndüm demek lazım... İlk sergi de Leica Galeride açılan sergi oldu. Leica galeriden de kısaca bahsetmek istiyorum; Leica galeri alelade bir fotoğraf galerisi değil. Leica galeri, dünyadaki en prestijli fotoğraf galerilerinden biridir. Sadece ciddi, bilinen ve uzun süre çalışmış, kabul edilmiş fotoğrafçıların sergi açtığı uluslararası bir galeridir. Dünya'nın 8 tane büyük şehrinde var. Dolayısıyla bu sergi önemli bir sergi. Ayrıca bu sergi şu an da diğer Leica galeri sitelerinden, dünyanın her yerinde görülebiliyor; o açıdan önemlidir.

hspace=0

Tabi Elizabeth Taylor'a çocukluğumuzdan beri hayran olarak büyümüşüz. Kadınla karşı karşıya kalmak çok acayip bir şey; ve de ilk defa iş yapıyorum ben... Çektim şakır şakır, öbürünü de çektim. Film bittiği için film değiştirdim. Üçüncü roll'u da koydum; onu da çektim ve çıktım. Sonra döndüm, bir baktım; heyecandan üçüncü roll'un ucunu takmamışım ve boş çekmişim.

Sipa Presss'le ilgili birkaç soru sormak istiyorum. Çalışma süreçleri çok fazla bilinmiyor Türkiye'de. Sipa Press mi size teklif etti yoksa siz mi onlara işlerinizi gösterip çalışma teklif ettiğiniz ? Bir de onlarla çalışma sistematiğiniz nasıl oluyor ? Bir konu var, bu konuda gidip fotoğraf çeker misiniz mi deniyor ?

İkisi de oluyor. Sipa Press bir fotoğraf ajansıdır. 80'li yıllarda hacim olarak dünyanın en büyük 3 fotoğraf ajansından biriydi; Sigma, Gama ve Sipa. Bir de AP, UPI gibi ajanslar var ama onlar haber ağırlıklı olduğu için fotoğraf ağırlığı bu üçündeydi. Bunlar bütün dünya'da rekabet ediyorlardı. Çalışma sistemi iki türlü olur: Ya onlar sizden bir şey isterler; Örneğin Oscar ödül töreni çekimi. Zaten Oscarları çekmek için Acredite olmak lazım, yani basın kartı gereklidir. Sipa sizin için müracaat eder ve örneğin bir tane ya da iki tane fotoğrafçı hakkı vardır.

Yani girilmesi gereken yerlere Sipa izinleri alır. Siz onun adına çekim yaparsınız, röportaj yaparsınız. İkincisi de her fotoğrafçı istediği konuyu çeker. Yani ajans kanalıyla satılabileceğine inandığım herhangi bir şeyi yaparım ve ajansa yollarım. Bir zamanlar aşağı yukarı 50 ülkeye ofis kurmuşlardı. Muazzam bir ağları vardı. Uygun gördüklerini çoğaltır bütün bu ofislere yollar. O ofisler her ülkede pazarlar. Örneğin benim fotoğraflarım Atina'daki ofise gittiği zaman, diyelim ki Oscar'ları çekmişim; Meryl Streep'le özel bir fotoğraf çekmişim, bir tane de plaj'da kaykay yapan çocuklarla ilgili foto röportaj çekmişim. İsterse üçünü de çoğaltır, üçer beşer tane yollar. Atina'daki ofis onları daha çok çoğaltır. Der ki; Falanca dergi alabilir; hepsine servis eder. Satın almanlar alınır. Çalışma sistemi de % 50'dir. Yani ajans satış yaptığı fotoğrafın yüzde ellisini fotoğrafçıya öder, yüzde ellisini de kendisi alır. Bu fotoğraf ajanslarında o zamanki sistem böyleydi. Şimdiki sistem nasıl yürüyor bilmiyorum ama aşağı yukarı buna benzerdir.

Siz Türkiye'de talk show programcılığının ilk temsilcilerinden birisiniz. Ancak fotoğrafçı yönünüz pek bilinmiyor. Bu bilinçli bir tercih miydi ?

Bilinçli bir tercih değil. Bu sadece hayatın akışıyla ilgili bir şey. Ben her şeyi aynı yoğunlukta yapabilen bir insan değilim. Bir şeyle ilgilendiğim zaman enerjimin ve zamanımın çoğunu ona veren bir insanım. Haftalık TV programı gayet yorucu bir iştir. Kimisi vardır; son gün gider. Ben program yaparken haftada yedi gün çalışırım. Gazetecilerden oluşan bir ekibim var. Bütün bilgiler gelir, her şey okunur tartışılır. Bunu şarkıcıların türkücülerin yaptığı programla kıyaslamayın. Benim programım cumhurbaşkanının çıktığı ilk ve son talk show programıydı. Futbol maçlarından daha çok izlenen tek talk show programıydı. Bizim yaptığımız çok farklı bir programdı. Hem onu yaparken hem de fotoğrafçılık yapamam. Ama ben vakit buldukça fotoğraf çektim ve onları hep biriktirdim. Şimdi sergi açmak istesem 10 - 15 tane sergi çok rahat açabilirim. O kadar çok birikmiş fotoğrafım var.

hspace=0

Amerika'da da uzun süre profesyonel fotoğrafçılıkla uğraştınız. Amerika'daki fotoğrafçılık çalışmalarınız süresince aklınızda en çok kalan izlenimler neler oldu ? Oradaki çalışma sistemi hakkında bir Türk fotoğrafçısı olarak neler söyleyebilirsiniz ?

Bir kere çalışmak açısından çok daha zor bir pazar. Benim çalıştığım yıllarda 10 bine yakın profesyonel fotoğrafçı vardı. Bunun 500 tanesini bu işten geçinir, diğerleri ek iş yapmak zorundadır. Ben sadece bu işten geçinen o insanla¬rın arasmdaydım. Yabancı olarak oraya gidip yerleşmek, bu işten kendini geçindirmek; bu bayağı zor bir şeydi. Korkunç bir rekabet vardı. Sipa'yla çalışmak benim için bir şanstı çünkü bir şekilde fotoğraflarım satılıyordu. Onun sayesinde stüdyoda istediğim şeyleri çekebiliyordum.

Orada okula gittiğimde çok şaşırmıştım. İlk derse gelen fotoğrafçı Vogue'a, Elle'e kapak çeken çok meşhur bir moda fotoğrafçısıydı. Şunu demişti; Ben 10 - 15 yıldır bu kadar popülerim, dünyanın her yerinde fotoğraf çekiyorum, şu kadar para kazanıyorum. Bu adamların günlüğü 5-10 bin dolar civarında ve masraflar hariç... Ben şu pozisyonda vaktimin % 75'ini kendimi pazarlamaya harcıyorum, % 25'ini fotoğraf çekmeye harcıyorum. Bir gün 8 sekiz saat çalışıyorsa 6 saatini telefonla ajanslarla konuşmaya ayıracaksınız ve Bunun dışında hiçbir şekilde burada başarılı olma şansınız yoktur demişti. Bunu hiç unutmadım ben. O kadar muazzam bir rekabet var. 25-30 sene öncesinden bahsediyorum. Şimdi bunu 100'le çarpın.

Jerry Uelsman gibi fotoğrafçılar karanlık oda'da, foto montaj'ın yani Photoshop gibi resim işleme programlarının yaptıklarının ilk adımlarını atmışlardı. Bu tür karanlık oda çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz Sizin bu tür çalışmalarınız oldu mu ?

Okul yıllarımda oldu. Hatta geçenlerde buldum; bir sürü basılmış fotoğraf var. Üzerinde film parçaları var, bir takım delikler var, kendime göre bir şeyler denemişim. Ondan beri hep dia çektim ve dışarıda banyo ettirdim. Bir de, zaten ajansa çalışırken öyle fotoğraf basmak gibi bir vaktiniz olması söz konusu değildi. Mesela Oscarlar'da şöyle olur; Fotoğrafı çekersiniz. Motosikletli adam bekler yanınızda. Çektiğiniz her ruloyu ona verirsiniz. Adam hava alanına götürür. Neden ? Çünkü 8-10 ajans yarışıyor. Birinin Oscar alırken fotoğrafını ilk ben çekmişsem, onu veriyorum, adam ne kadar hızlı giderse gidiyor ve hava alanına yetişiyor. Paris'e özel uçak kalkıyor. Gidiyor ve aynı anda çoğaltılıyor, dağılıyor; Görmüyorsunuz bile...

hspace=0

Gerçi cevabını biraz verdiniz ama mesela Tarkovski Stalker filmini bir laboratuar kazasıyla kaybedince tekrar uğraşıp baştan çekmişti. Sizinde başınıza da geldi mi diye soracaktım, sanırım bir kayıp olayı vardı..

Birkaç kere geldi. Başka komik şeyler de geldi. Mesela ilk çektiğim iş; Elizabeth Taylor'ı biliyorsunuz.. .80'lerde artık tabi eski gençliği ve güzelliğinde değil ama hala çok popüler. Gene bir şey olmuştu. Ortadan kaybolmuştu da tekrar ortaya çıkıyordu sanırım. Bana ilk gelen iş buydu, dediler ki; Falanca yerde Elizabeth Taylor var, gideceksin fotoğrafını çekeceksin. Adres şu, hemen git... Ben aldım iki tane body, filmler vs. son hız gittim... Sanıyorum ki gideceğiz, orada Elizabeth Taylor'la rahat rahat çekeceğiz. Öyle bir şey değil. Büyük ajanslardan 15-20 tane fotoğrafçı çağırmışlar. Otel gibi bir yerdi. Üç oda var, ortadaki odada Elizabeth Taylor bekliyor. Kapının önünde 10-15 fotoğrafçı... Kapıyı açıyorlar, sana diyorlar ki mesela; 3 dakikan var, gir, çek ve öbür taraftan çık. Ben girdim. Biz tabi Elizabeth Taylor'a çocukluğumuzdan beri hayran olarak büyümüşüz. Kadınla karşı karşıya kalmak çok acayip bir şey. Ve de ilk defa iş yapıyorum ben. Çektim şakır şakır, öbürünü de çektim. Film bittiği için film değiştirdim. Üçüncü roll'u da koydum; onu da çektim ve çıktım. Ancak o kadar vaktim vardı. Sonra döndüm, bir baktım; heyecandan üçüncü roll'un ucunu takmamışım ve boş çekmişim.

İnsanın hayatı boyunca her şeyden ders alması lazım. Mesela benimle çalışan insanlar derler ki; Amma titiz adam, öldürür bizi... Ben reklam film çekerdim, sette insanlar bayılırdı. Çünkü ben öyleyim, yani uyumadan üç gün çalışırdım mesela. Beklerdim ki herkes çalışsın. Herkes o kadar saat uyumadan çalışamaz. O kadar çok hata ve istenmeyen şey olur ki... Ben her şeyi on kere kontrol ederim.

hspace=0

Eskiden layerlar'la çalışmaya çok hakim değildim ama mesela 3 gün bir şeyin üstünde layerlı çalışmadığım için geri dönemediğim gibi felaketler oldu. Şimdi artık sadece layerlar'la çalışıyorum.

hspace=0

hspace=0

Ben bir film görürüm. Yönetmenine telefon açarım, derim ki; Helal olsun. Ne kadar iyi çekmişsin. Bana bunu kimse yapmadı. Ben TV'de program yaparken, rakip programın sahibi olan kişi para verip benim programımın tanıtım kasetlerini çaldırıyordu.
 
Biraz Kubrick gibi bir yapınız var sanırım...

Ben yaptığım işi çok ciddiye alırım. Eğlenmek için bile fotoğraf çekeceksem, tabi ki kalkıp bir yere gidiyorum; isterim ki her şeyim olsun. Neden bir şeyi unutayım ? İnsanlar; O yokmuş yanımda, bununla çektim derler bazen; bu bana çok aptalca gelir. Onu evde unuttum, bununla çektim olmaz.
 
Photoshop'un en çok hangi özelliklerini kullanıyorsunuz ?

Bir fotoğrafla çalışırken kullanılan belli şeyler var. Tool'ların arasında aşağı yukarı her şeyi kullanıyorum. Layerlar'la çalışıyorum. Eskiden layerlar'la çalışmaya çok hakim değildim ama mesela 3 gün bir şeyin üstünde layerlı çalışmadığım için geri dönemediğim gibi felaketler oldu. Şimdi artık sadece layerlar'la çalışıyorum:)

TV izleyicileri tarafından her zaman saygı görmüş ve beğenilmiş bir program sunuculuğu tarzınız var. Peki fotoğraf çeken Rüstem Batum nasıl ? O kişilikle fotoğrafçı Rüstem Batum kişiliği arasında ne gibi farklılıklar var ?

O farkı başından beri gören görüyor. TV programını yaparken neysem şimdi de oyum. Tabi 10 sene önceki ilk yaptığım TV programıyla, son iki senedir SkyTürk'e yaptığım program arasında büyük fark var. Son yaptığım program daha çok siyasi, insan hakları konularında. Şimdi eskisinin içinde o kişiliğimde vardı ama o zamanki şartlar bunu yapmaya müsait değildi. Benim farklı bir gözüm var. Mesela mimarlar ve ressamlar benim fotoğraflarımı her zaman çok beğenir. Çünkü kendilerine çok yakın bulurlar.

Bir böyle, yani tamamen estetik fotoğraflarım var. Diğeri hikaye anlatan fotoğraflar. Bir de bir mizah unsuru vardır. Mesela benim en sevdiğim fotoğrafçı Elliot Erwitt, hem güzel fotoğraf çeker hem de tebessüm ettirir. O benim kişiliğime çok yakın. Bir diğer kategori; bir amaç için çekilen fotoğraflar... Onlardan çok fazla çektiğim yok. Ama uzun süre miting fotoğrafları vb. çektim. 1 yıldır bir fotoğraf sitesi hazırlıyordum, nihayet bitti. Bu anlattığım farklılıkları merak edip görmek isteyenler için de adresini verelim;

www. rustembatum.net

Ben bir film görürüm. Yönetmenine telefon açarım, derim ki; Helal olsun. Ne kadar iyi çekmişsin. Bana bunu kimse yapmadı. Ben TV'de program yaparken, rakip programın sahibi olan kişi para verip benim programımın tanıtım kasetlerini çaldırıyordu.

hspace=0 
Biraz Kubrick gibi bir yapınız var sanırım...

Ben yaptığım işi çok ciddiye alırım. Eğlenmek için bile fotoğraf çekeceksem, tabi ki kalkıp bir yere gidiyorum; isterim ki her şeyim olsun. Neden bir şeyi unutayım ? İnsanlar; O yokmuş yanımda, bununla çektim derler bazen; bu bana çok aptalca gelir. Onu evde unuttum, bununla çektim olmaz.
 
Photoshop'un en çok hangi özelliklerini kullanıyorsunuz ?

Bir fotoğrafla çalışırken kullanılan belli şeyler var. Tool'ların arasında aşağı yukarı her şeyi kullanıyorum. Layerlar'la çalışıyorum. Eskiden layerlar'la çalışmaya çok hakim değildim ama mesela 3 gün bir şeyin üstünde layerlı çalışmadığım için geri dönemediğim gibi felaketler oldu. Şimdi artık sadece layerlar'la çalışıyorum:)

TV izleyicileri tarafından her zaman saygı görmüş ve beğenilmiş bir program sunuculuğu tarzınız var. Peki fotoğraf çeken Rüstem Batum nasıl ? O kişilikle fotoğrafçı Rüstem Batum kişiliği arasında ne gibi farklılıklar var ?

O farkı başından beri gören görüyor. TV programını yaparken neysem şimdi de oyum. Tabi 10 sene önceki ilk yaptığım TV programıyla, son iki senedir SkyTürk'e yaptığım program arasında büyük fark var. Son yaptığım program daha çok siyasi, insan hakları konularında. Şimdi eskisinin içinde o kişiliğimde vardı ama o zamanki şartlar bunu yapmaya müsait değildi. Benim farklı bir gözüm var. Mesela mimarlar ve ressamlar benim fotoğraflarımı her zaman çok beğenir. Çünkü kendilerine çok yakın bulurlar.

Bir böyle, yani tamamen estetik fotoğraflarım var. Diğeri hikaye anlatan fotoğraflar. Bir de bir mizah unsuru vardır. Mesela benim en sevdiğim fotoğrafçı Elliot Erwitt, hem güzel fotoğraf çeker hem de tebessüm ettirir. O benim kişiliğime çok yakın. Bir diğer kategori; bir amaç için çekilen fotoğraflar... Onlardan çok fazla çektiğim yok. Ama uzun süre miting fotoğrafları vb. çektim. 1 yıldır bir fotoğraf sitesi hazırlıyordum, nihayet bitti. Bu anlattığım farklılıkları merak edip görmek isteyenler için de adresini verelim;

www. rustembatum.net

hspace=0 

Bizim yaptığımız çok farklı bir programdı. Hem onu yaparken hem de fotoğrafçılık yapamam. Ama ben vakit buldukça fotoğraf çektim ve onları hep biriktirdim. Şimdi sergi açmak istesem 10 - 15 tane sergi çok rahat açabilirim. O kadar çok birikmiş fotoğrafım var.
 

hspace=0


Bugün internet sayesinde fotoğrafçılık çok farklı bir hal aldı. Örneğin Kayseri'den bir amatör / profesyonel fotoğrafçı çalışmalarını yükleyip dünyanın başka bir yerinden birilerinin fikrini, yorumunu alabiliyor. Günümüzde fotoğraf üzerine müthiş bir etkileşim ortamı var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Demin de söylediğim gibi burada rekabet olmadığı için çok vasat bir adam birden bire alanında star oluyor. Fotoğrafçılıkta da böyledir. Çok vasat adamlar, bu ülkede yıllarca fotoğraf çekip satmışlardır. Ve bu vasat adamlar, kendi pazarlarını korumak için bu insanların halka açılmasını hoş karşılamıyorlar. Film alanında da böyle. Bir e-mail adresin varsa ve yetenekliysen çekersin ve gösterirsin; insanlar da beğenir. Fotoğrafta da aynen böyle oldu. Çok daha demokratik bir hale geldi.

Kameralar ucuz, herkes fotoğraf çekiyor, her orta okul öğrencisi bir tane kamera alıp fotoğraf çekebilir ve öne geçebilir. Şimdi bu, gerçek anlamda profesyonel ve yetenekli bir adamı kesinlikle rahatsız etmez. Beni hiç rahatsız etmiyor ve çok da mutluyum. Hatta bundan sonraki projelerimden biri de şu; İmkanı olmayan çocuklara çok kısa sürelerde; bir haftalık gibi bir sürede fotoğraf eğitimi verip, ellerine makine verip, kendi çevrelerinin problemlerini anlatmalarını öğretmek. Bu çok önemli bir şey. Yani fotoğraf bir işe yaramak.
 
Mesela geçenlerde bir gazeteden telefon ediyorlar diyorlar ki; Rüstem bey'in fotoğraflarını çok beğendik, Cumartesi ekine kapak yapacağız. Tabi sergi duyurulsun diye basına fotoğrafları yolluyoruz, yolladık. Dediler ki O fotoğraf değil, öbür fotoğraf. Bir daha yolladık; Aman o küçük oldu, büyük yollayın. Şimdi bundan ne anlaşılır ? Adamlar fotoğrafları çok beğenmiş, Cumartesi ekine kapak yapacaklar. Cumartesi günü alıyoruz gazeteyi. Kapağa fotoğrafı koymuşlar. Şöyle bir haber; Dikkat! Ünlüler Objektif Arkasında... Bakıyorsun, demiş ki; Rüstem Batum, Okan Bayülgen, Cem Boyner, Serdar Bilgili gibi ünlüler fotoğrafa merak saldılar. Bakalım profesyoneller ne düşünüyor ? Yani bu kadar aşağılık bir şey olur mu ? Sana giden basın bülteninde diyor ki; bu herif 30 yıldır fotoğraf çekiyor. Benim kriterime uyan bu memlekette 5 tane fotoğrafçı yok. İki tanesi de orada, sordukları Ara Güler ile Coşkun Aral. Coşkun Aral benimle aynı zamanda Sipa'da çalışmaya başladı. Ara Güler'e, 17 yaşımdayken gidip fotoğrafımı gösterirdim; Abi güzel mi ? diye. O da o zamandan biliyor benim fotoğraf çektiğimi. Yani ben 40 senedir fotoğraf çekiyorum.

Benim cevabım da şu; ben bu kategoriye girmiyorum. Ben, hiç kimse bu işi beceremezken, 10 bin kişilik pazarda bu işten ekmek yemiş bir adamım. Hala da bu kadar iddialıyım. Ben hala dünya'ya fotoğraf satarım; satacağım da. Bu Leica sergisi de bunun örneği. Benim fotoğrafçı olarak kendimi kanıtlamaya ihtiyacım yok ama diğerleri için cevap vermek isterim. Ben Cem Boyner'in fotoğraflarını gördüm; çok da güzel çekiyor. Adamın başarılı bir iş adamı olması onun yeteneksiz olmasını gerektirmiyor ki... Profesyonel fotoğrafçıyım diyen adamların % 95'inden daha iyi fotoğraf çekiyor. Serdar Bilgili son derece değerli bir sosyal sorumluluk projesine imza atmış. Yine %95'inden daha iyi; helal olsun. İyi olan adam, fakir de olsa zengin de olsa, ünlü de olsa ünsüz de olsa senin önüne geçer. Kimse de durduramaz. Dolayısıyla destekliyorum. Çok daha fazla fotoğraf sitesi açılmalı, makineler daha ucuz olmalı, her evde üç tane makine olmalı. Her ilkokul çocuğunun eline bir tane makine verilmeli ki kim iyi kim kötü ortaya çıksın.

hspace=0

Yani bu tür bir sınıflandırma; amatör profesyonel şeklinde doğru bulmuyorsunuz...

Yani kimin haddine ? Mesela Photo & Digital fuarına gittim. Amatör arkadaşlar Amatörler köşesi diye bir yer açmışlar. Oturmuşlar, makinelerini getirmişler tartışıyorlar. Orada bir tane fotoğraf vardı ki muhteşemdi. Ben girdim içeriye, dedim ki Kim çekti ? Bir kişi Ben çektim dedi. Gittim o arkadaşı tebrik ettim. Dedim ki Kardeşim ne kadar muazzam bir fotoğraf çekmişsin. O da beni çok severmiş, beraber fotoğraf çektirdik ...

Önce insan olacaksın, fotoğrafçılık vb. sonra gelir. Bu millet kadar birbirini çekemeyen, sadece kötülemeye yönelik bir millet yoktur. Ben her yerde çalıştım. Hiçbir Amerikalı sana Sen amatörsün, niye çekiyorsun ? demez. Böyle bir şey aklına gelmez. Adamların eğitiminde yok, beyninde yok. Bir şey biliyorsa anlatır sana. Adamın ne olduğundan bana ne ? Adam çok güzel bir fotoğraf çekmiş. Her şeyiyle dört dörtlük. Bir de kendine amatör diyor; o kadar da mütevazi.

Geçen Tüyap kitap fuarında İfsak'tan iki arkadaş geldiler. Sağ olsunlar çok beğenmişler benim fotoğraflarımı, tebrik ettiler. Ben de gidip onların sergilerini gezdim; Çiçek fotoğrafları çekmişler... Bu kadar güzel olur. Mesela ben çiçek fotoğrafı çekmem, pek ilgilendiğim bir konu değil. Adamlar o kadar zekiler, o kadar güzel çekmişler ki... Bunu olabildiğince sık söylemek lazım. Ben bir film görürüm. Yönetmenine telefon açarım, derim ki; Helal olsun. Ne kadar iyi çekmişsin. Bana bunu kimse yapmadı. Ben TV'de program yaparken, rakip programın sahibi olan kişi para verip benim programımın tanıtım kasetlerini çaldırıyordu.

Sizin ülkemizden ve yurtdışından beğendiğiniz fotoğrafçılar kimlerdir, kimlerle görüşüyorsunuz ?

Görüştüğüm kimse yok. Dediğim gibi benim bir numaralı adamım Eliot Erwitt. Neden ? Birincisi, mizah anlayışı benimkine çok uygun. Ama onun dışında onu savaşa yolladığınızda da iyi fotoğraf çekiyor, sokakta da iyi fotoğraf çekiyor. Tabi ki Cartier Bresson... Unutmayalım ki aynı kalite onda da var. Yani her şeyi iyi çekebilmek... Bir öğleden sonra parkta oturan insanların da çok farklı yanını görebilmek, sonrasında savaş alanına gidip de yine iyi fotoğraf çekebilmek. Mary Ellen Mark'ı da severim. Türkiye'de görüp de fotoğraflarını beğendiğim Nuri Bilge Ceylan var. İşte onda özel bir fotoğrafçı gözü var. Onun dışında dediğim gibi bence iyi fotoğrafçılar biraz kenarda köşede kalmışlar. Yani basma, oraya buraya çıkmadıkları için isimlerini bilemiyorum. Ara Güler tabi herkesin abisi. Yine aynı göz onda da var.

Son olarak Photoshop Magazin okurlarına ve genç fotoğrafçılara mesajınızı, tavsiyelerinizi alabilir miyim ?

Bu iş birincisi yetenek, ikincisi de çalışmakla ilgili. Çok yeteneklisindir çalışmazsın bir şey olamazsın, çok çalışkansındır yeteneğin yoktur yine bir şey olamazsın. Benim tavsiyem; yeteneklerinin olduğunu anlamaları için küçük bir dijital kamera almaları, çekerek kendilerini tartmaları ve görmeleri... Ve bu tür amatör fotoğrafçı, profesyonel fotoğrafçı gibi şeylere kulak asmamaları.

Not: Rüstem Batum'un çalışmalarını ve kendisinden haberleri, web sitesi www.rustembatum.net den takip edebilirsiniz. PM_

 

May 2007

 


Röportaj