Photoshop Magazin
 


İsviçre'de Bir Türk Tasarımcı: Hakan Özarslan

01 April 2007 | Sayı: Apr 2007
 
1 2 3 4 5
 

İsviçre'de Bir Türk Tasarımcı: Hakan Özarslan
İllüstratör, Grafik Tasarımcı


hspace=0


Hakan Özarslan yaklaşık 10 yıldır yurtdışında yaşayan ve sayıları gün geçtikçe artan Türk tasarımcıların ilk temsilcilerinden biri. Dışarıdan bakan bir göz için, vasıfsız işçi dışında bir Türk kimliğinin deorada varolduğunun güzel bir örneği…

Photoshop Magazin: Hakan bey bize biraz kendinizden ve kariyerinizden bahseder misiniz ?

hspace=0Hakan Özarslan: Merhaba. 1975 Antalya doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi de aynı şehirde yaptım. Bu süre içerisinde çeşitli afiş ve resim yarışmalarında ödüller ve mansiyonlar aldım. Daha sonra 9 Eylül üniversitesi özel yetenek sınavlarına girdim fakat bilinen Türkiye şartları dolayısı ile son 30 kişiye kadar kalmama rağmen ilk 15 kişi içerisine giremedim. Daha sonra S.D.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi sınavlarında tüm sınav aşamalarını başarı ile tamamlayarak Grafik bölümüne kendimi öğrenci olarak atmayı başardım.



4 yıllık bir eğitim sonrası hiçte küçümsenmeyecek bir bilgi birikimi ile (ki ben bunu SDÜ güzel sanatlardan beklemiyordum) mezun oldum. Daha sonrasında ailemin de desteği ile yurt dışına yüksek lisans eğitimi için çıktım. Belirli bir süre sonra kendi işyerimi açarak burada grafik tasarım ve yayıncılık adına çalışmalara başladım. 2000 yılı içerisinde hayatımın en doğru kararını vererek eşimle evlendim. 2001 yılı sonunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik aylık bir dergi yayınlamaya başladık.



Ekibimiz çok kısa süre içerisinde büyük başarılara imza atarak İsviçre hükümetinin dahi dikkatini çekmeyi başardı. İsviçre'nin önemli mecmuası Beobachter tarafından kardeş yayın olarak kabul edildik. Daha sonrasında İsviçre'nin bir çok tanınmış firması ile entegrasyon çalışmaları adı altında birlikte yol aldık. 2004 yılına kadar böyle devam eden çalışmalarımızın ardından dergimiz adına Türkiye'nin köklü üniversitelerinden Ankara



Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin sempozyumuna konuşmacı olarak davet edildim. Yurt dışında Türk Medyası konulu bu sempozyum içerisinde İsviçre'de yaşayan Türk göçmenlerin haberleşme yapıları hakkında dinleyicileri bilgilendirme vazifesini yerine getirdim. Misyonunu tamamlayan dergimizi okurlarımızın ve iş adamlarımızın desteğinin yetersiz olması sebebi ile askıya aldık. Halen Freelance grafiker olarak bir çok Türk ve İsviçreli firmaya masaüstü yayıncılık alanında hizmet vermekteyim.

hspace=0

PM: İsviçre'de yaşayan bir Türk grafikersiniz. Orada grafik tasarıma bakış nasıl; iş dünyasında müşteri ilişkilerinde Türkiye'ye göre ne tür farklılıklar görüyorsunuz ?

HÖ: Bu ülke'de grafik tasarıma bir bakış açısından ziyade bir genel bakıştan söz etmek daha doğru olacak. Çünkü, tasarım denince akla Türkiye'deki gibi türlü karmaşalar, bilgisayarlarınızdaki efektlerin cazibesi maalesef burada en alt seviye de... İyi bir grafiker olabilmek ya da bir grafik tasarım iyi olabilmesi için kısa anlatımlı ve hedefi belirlenmiş olması gerekiyor. Bu da sizi çok iyi bir program operatörü olmaktan sıyırıp çok iyi gözlemleyen bir insan olmaya yöneltiyor. Sonuçta ise hayatın akışını takip eden aktif bir insan oluyorsunuz. İşte İsviçre'de tasarım bu sebeple yalın ve güçlü.
hspace=0

PM: İsviçre'de takip ettiğiniz, başarı bulduğunuz sanatçılar var mı ?

HÖ: Evet tabi ki. Hans Peter Graf çalışmalarını beğendiğim bir İsviçreli grafiker. Bunun yanında Giger'a hayran olmamak mümkün değil. Kendisi Zürich'te yaşıyor ve müzesi inanın görülmeye değer..

hspace=0

Türk göçmenlerin sadece vasıfsız işçi sınıfında olduğunu savunan İsviçre toplumu yavaş yavaş bizim gibi kişilerin sıçramaları ile gerçeği görmeye başladı.

PM: Biraz müşterilerinizden bahsedelim. Orada yaşayan Türklere ve İsviçrelilere hizmet sunuyorsunuz sanırım… Türkiye'de de çalıştığınız kişi ya da firmalar var mı ?

HÖ: Evet İsviçre içerisinde kendini kanıtlamış bir çok Türk firması ile çalışmalar yapmaktayım. Ayrıca İsviçre firmaları ile de işbirliği içerisindeyim. Türkiye ve Türkiye'de ki işletmelerle ileri sayılabilecek derecede bir çalışma bağım yok. Zaten böyle bir imkanın oluşabilmesi için de öncelikle Türkiye'deki Türk firmalarının farklı bir anlayışa ve grafik tasarımın önemini kavramaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Dışarıdan görebildiğim kadarı ile reklam ve tasarım sektörü bir hayli hareketli olmasına rağmen halen ülkemizde sistematik bir çalışma prensibi mevcut değil. Herkes grafiker olabiliyor ya da herkes reklamcı olabiliyor. Bu konunun sorunlu olması sebebi ile de bazı çalışma teklifleri gelmiş olsa da Türkiye içerisinde firmalarla bu tür bağlantıları gerçekleştirmekten çekiniyorum..
hspace=0
PM: Ağırlıklı olarak hangi konularda iş üretiyorsunuz ya da özellikle hangi alanda üretmeyi seviyorsunuz ve neden ?

HÖ: Masa üstü yayıncılığı ve outdoor reklamları konusunda yoğun iş temposu içerisindeyim. Ve bu konularda çalışmaya da özen gösteriyorum. Her ne kadar sanal ortamın reklam dünyasını ele geçirdiği söylense de geleneksel grafik tasarım olan masaüstü yayıncılığının köklü bir geçmişi ve sağlam bir yapısı olması bana bu yönde çalışmaya devam et diyor.
hspace=0

PM: İsviçre grafik tasarımı hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz? Her ne kadar Almanya'ya yakın olup da etkilenmemek mümkün değildir ama İsviçre'de geleneksel bir grafik tasarım geçmişi, kültürü var mı ?

HÖ: Piyasa anlayışı ve sanatsal grafik anlayışı olarak iki açıdan bakıldığı takdirde -ki ben ilk aşama da daha çok bilgi sahibi olduğuma inanıyorum ikinci sorunuzda aktarmaya çalıştığım gibi temel anlayış sürat, farklılık ve sadelik üzerinde yoğunlaşıyor. Herkesin bildiğini ya da bilgisayar programlarının size sunduğu olanakları kullanmak burada oldukça hor görülen yadırganan bir tasarım anlayışı. Hal böyle olunca elbetteki bizler de üretimimizi bilgisayar başında programların becerilerini kullanarak değil araştırma yaparak, brain storming yaparak ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.

hspace=0

PM: İsviçre tüm zorlamalara ve ısrarlara rağmen AB'ye girmemiş bir ülke. Bu da kabaca, insanlarının mevcut durumdan memnun oldukları anlamına geliyor. İsviçre'de freelance ya da bir oluşum bünyesinde çalışan bir grafik tasarımcı, üretiminin karşılığında ekonomik anlamda ne kadar rahat yaşayabiliyor ?

HÖ: Bu doğru bir tespit, evet girmemekte haklılar. Sanırım dayanabilecekleri kadar da dayanacaklar. Fakat bir gerçek var ki o da sınır ülkeleri olan Almanya, Avusturya, Fransa ve İtalya özellikle basım işlerinde İsviçre'ye nazaran oldukça hesaplı. Bu da İsviçre'deki matbaaların zorlanmasına sebep oluyor. Küçücük yüzölçümü ve İstanbul'un yarısı sayılabilecek nüfusuna rağmen haddinden fazla yayın ve mecmua'nın olduğu bu ülke de grafik tasarımcılar her ne kadar çalıştıkları işin karşılığını iyi alıyorlarsa da tüm dünyada olduğu gibi burada da Pirate (korsan) grafikerler oldukça fazla. İleride belirli sorunlar yaşanacağı apaçık ortada ve devlet bu konuda önlemler almaya başladı bile... Örnek olarak lisans eğitimi almamış kişiler grafiker olarak firmalar tarafından ise alınamıyor.

hspace=0

PM: Bir tasarımcı olarak beslenme kaynaklarınız nelerdir ? Çalışmaya başlamadan önce ne tür ön hazırlıklar yapıyorsunuz, nasıl konsantre oluyorsunuz ?

HÖ: Gözlem, kıyaslama, araştırma, ve delirme... ne zaman delirir ve kendinizi konuya odaklanmış hissederseniz çalışma o zaman başlar. Ben böyle çalışıyorum. Elimdeki mevcut bilgileri bir araya getirip yapılacak olan çalışma ile yan yana getiriyorum. İlintileri ve işverenin ana güdümü olan stratejisini kavramaya çalışarak başlıyorum çalışmalarıma...

hspace=0PM: Bir İsviçre vatandaşı olsanız da aynı zamanda bir Türksünüz. Bu kültürel kimliğinizin çalışmalarınıza yansıması da kaçınılmazdır. Bu konuda dışarıdan bakan gözler yani müşterilerinizin yaklaşımı nasıl ? Çizgilerinizde herhangi bir farklılık hisseden oluyor mu ? Ya da size göre İsviçreli meslektaşlarınızdan ayrıştığınız noktalar var mı?

HÖ: Şu ana kadar ülkemizde son 20 yılda yaşanan batılılaşmanın etkisi ile görsel çalışma tarzlarımız Avrupa ile oldukça yakın diyebilirim. Kendi kültürümüzün bize eklediği fazlalıklar elbetteki çizgilerimizde ve bakış açımızda artılar kazandırıyor. Fakat bu artılar bizi alıp bir yerlere yükseltecek devasa ayrıntılar değil. Örnek olarak kültürel zenginliğimizin içinde yer alan hat ve tezhip sanatları konusunda bilgilerimin olması tipografik çalışmalar da bana avantaj sağlıyor.

Fakat bunun yanında Avrupa kültürünü de yeterince iyi kavramış olmanız gerekiyor. Yoksa derleme adına çıkarmaya çalışacağınız eserler sizi bir karmaşaya sürükleyebilir. Hani Türkiye'de oryantalist bakış vardır ya biraz doğudan biraz batıdan; işte aynısını ben burada bazen yaşıyorum. Biz toplum olarak kırmızıyı severiz öyle değil mi ? Oysa ki sanat sözlüğünde kırmızı birçok şeyin yanında bir de agresifliğin sembolü… E şimdi biz agresif miyiz yoksa coşkulu mu ?


PM: Çalışma sürecinizden biraz bahseder misiniz? Ne tür süreçleriniz var ? (Örneğin, önce el de eskizlerin çizimi, tarayıp bilgisayara aktarma ve renklendirme vb.)

HÖ: Bu yapılacak olan işin şekline göre değişiyor. Afiş yapıyorsanız logo yapıyorsanız eskizlerle yola çıkıyorsunuz. Ben illüstrasyonlarımı genelde son aşamasına kadar ilkel anlayışla yürütürüm. Renklendirmeleri bile elimle yaparım. Fakat broşür gibi katalog gibi çalışmalarda ilk eskiz sonrasında devam arayışları daima bilgisayar başında olur.



PM: Çalışmalarınızda kullandığınız fotoğraflara gelelim. Kendiniz mi çekiyorsunuz yoksa çekim sürecini müşteriye mi bırakıyorsunuz?
 
HÖ: Bir çok fotoğrafı kendim çekiyorum. Stüdyo fotoğrafları hariç tabi... Köklü firmalar imajlarını iş ile birlikte gönderiyorlar. Bu sebeple genelde çalışmaların büyük bir oranında imaj sorunu ile karşılaşmadığım için fotoğrafçılık bir hobi olarak devam ediyor.

hspace=0

PM: Kullandığınız makine nedir ? Dijital / analog ?
HÖ: Hem single lens hem de digital fotoğraf makinem var. Analog olarak Minolta 9000 AF kullanıyorum. Eski ama güzel sonuçları olan bir makine. Dijital makinem ise Sony Cybershot 8.0 megapixel.

PM: İş dışında da fotoğrafa uğraşıyor musunuz?
HÖ: Evet oğlumun fotoğraflarını çekiyorum su sıralar. Daha önce farklı manzara çekimleri yapmak istedim fakat bütün fotoğraflar yemyeşil çıkıyor çünkü İsviçre yeşillere bürünmüş bir ülke:)

PM: Takip ettiğiniz yazılı / görsel kaynaklar nelerdir? İsviçre'de bir grafik tasarımcı olarak takip edebileceğiniz yeterince kaynak var mı ?
HÖ: Daha çok sanal ortamda olayları ve gelişmeleri takip ediyorum. Sadece İsviçre'de değil tüm dünya'da geçerli olan popüler web sitelerini gezmeyi daha çok seviyorum. Bu sebeple yeterli kaynak olduğu kanısındayım.

hspace=0

PM: Bugün Türkiye'de f reelance çalışma süreci yeni yeni oturan bir süreç durumunda. Freelance çalışan bir tasarımcı olarak İsviçre'de bu konuda yaklaşım nasıl ? Kişi ya da firmaların kurumsal bir duruş arama konusunda yaklaşımlar ne yönde ?

HÖ: İyi bir tasarımcı iseniz nerede olursanız olun insanlar sizi buluyor. Ve tabi ki en iyi grafiker kendi reklamını iyi yapabilen grafiker'dir. O halde şöyle düşünelim; Avrupa'da ve inanıyorum ki tüm dünya'da iki yolu var grafikerlerin; Ya kendi reklamlarını iyi yapacaklar ya da müşterilerinin reklamlarını iyi yapacaklar. Bunun dışında şansınız çok zor. Ama her ikisini de iyi yapıyorsanız bir sinema sanatçısı kadar aranan biri olabilirsiniz.

Bana göre ilk izlenimler her ne kadar tehlikeli olabiliyorsa da uzun süreçte çalışmalarınızı anlatarak karşınızdakini ikna edebiliyorsanız, işinizi pazarlama konusunda yeteneklisiniz demektir. İnanıyorum ki bizler gibi Türkiye'de ve dünya'da grafik tasarım ile uğraşan birçok insan var ama şu an gözde olan grafikerler ya da tasarımcılar demek değildir ki bu topluluğun en iyileri.. Hani derler ya şans yüzünüze gülecek biraz da öyle aslında.

Yıllarca uğraşıp binlerce eser tadında çalışmalar üreten bir gra-fiker, köşe de bir yerde yok olup gidebili¬yor. Ya da bir diğeri doğru zamanda doğru yaptığı bir iş sayesinde ya da küçük tesadüflerin akışı içerisinde herkesin hayranlıkla izlediği bir sanatçı oluveriyor. E o halde kişi ya da kurumların davranışları ya da bizlere karşı duruşları tamamen popülariteye kalmış bir olay diyemez miyiz sizce ? Eğer siz ilk olarak kendinizi marka haline getirebiliyorsanız akabinde herkes bir marka ile çalışarak ilk adımda konum belirleme telaşına düşer. Ve o süreçte siz marka iseniz son sözü siz söylersiniz. Kısacası firmaların duruşundan önce sizin bir duruşunuz olması gerekiyor gibi geliyor bana.
 


hspace=0

PM: İsviçre'de sizin gibi başka Türk tasarımcısı / ajansı var mı ya da ne kadar var ?
HÖ: Elbetteki var ama biraz önce de değindiğim gibi bir marka haline gelemedikleri için bulunduğumuz ülkenin reklam dünyasında fark edilmemekteler. İyi grafikerler ise girişimcilikten kaçınarak bir ajans ya da matbaa da çalışarak hayatlarını risksiz yaşamayı tercih ediyorlar. Kısacası biz burada bayağı az bir grubuz diyebilirim.

PM: Kullandığınız programlar ve bilgisayar platformunuz nedir ?
HÖ: Apple G5 kullanıyorum. Adobe CS serisi ile çalışmalarımın bir çoğunu yürütmekteyim. Web tasarım konusunda ise çok iyi olmadığım için Freeway ile idare ediyorum.

hspace=0
PM: Türkiye'den ve dünya'dan beğendiğiniz, işlerini takip ettiğiniz tasarımcılar kimlerdir ?
HÖ: Türkiye'den şu an için yok diyebilirim ama üniversite arkadaşlarımın özellikle bizim grubumuzun elemanlarının bir çok ünlü grafikere kök söktürebileceğine eminim. Şu anda da yapıyorlar zaten. Dünya da her şey sektörel yönde ilerlediği için sanatsal çalışmalar neredeyse yok denilecek kadar az. Şu sıralar iyi grafiker yok iyi iş var.

PM: İleriye dönük hedefleriniz ve projeleriniz nelerdir?
HÖ: Kariyer açısından çok büyük hedeflerim olabilmesi için sizin tanımadığınız ama benim yaşadığım ve yaşamaya devam ettiğim yabancı olma zorluğunu aşmam gerekiyor. Bu zorluğu aşınca inanıyorum ki daha farklı yerlere gelme imkanı var. Bunu başaracağıma da eminim. Çünkü Türk göçmenlerin sadece vasıfsız işçi sınıfında olduğunu savunan İsviçre toplumu yavaş yavaş bizim gibi kişilerin sıçramaları ile gerçeği görmeye başladı. Eğer özel hayatımı sorarsanız Göcek'te balıkçılık yapmak istiyorum. Bir teknem olsun, her sabah balığa çıkayım. Balık ta bu işin keyfini çıkarsın ben de... Bana göre bundan daha güzel bir hedef olamaz.

hspace=0


PM: Photoshop Magazin okurlarına mesajınız var mı?
HÖ: Türkiye'de medya sektörü dışarıdan bakılınca inanın çok korkutucu görünmekte. Hiçbir sınır tanımadan kişilik haklarını gözetmeksizin emeğin yerle bir edildiği bir hengame şu an ülkemizde hüküm sürüyor. İnanın dışarıdan bakıldığında bu çok net görülüyor. Tek dileğim genç grafikerlerin prensiplerini sonuna kadar yaşatarak ve kurallarını dayatarak bu pastada hakları olan dilimi almaları. Böylece sistemi düzeltirler, geleceklerini düzeltirler. Gelecek olanlara da sağlam prensipler bırakırlar. Herkese en içten saygılarımla, sevgilerimle.

 

April 2007

 


Sektörel Photoshop