Photoshop Magazin
 


Fotoğraf ve Kurgusal Öykü

01 February 2007 | Sayı: Feb 2007
 
1 2 3 4 5
 

Fotoğraf ve Kurgusal Öykü

Fotoğraflı romanların (fotoroman) yoğun olarak tefrika edildiği 1950 ve 1960'lı yıllar, travmatik gerçekleri ve apaçık bir nesnelliği bar bar bağıran foto röportajlarla yer değişirken, fotoğraf da acı gerçeklerden sıyrılıp romantik öykülere terfi etmiştir.



Fotoğrafın keşfinden hemen sonra, artık iyice anlaşılan ve yoğun biçimde öne çıkarılan başlıca özelliği, görsel öyküler anlatma olanağı sunan bir sanatsal yorumlama biçimine kapı aralamasıdır. Görüntüler içinde biçim kazandırılan nesneler, fotoğrafın ilk döneminde, gerçek dünyadan ziyade dinsel ve mitolojik temaların işlendiği kurgulanmış öykülere temel teşkil etmiştir. Kökleri resim sanatına uzanan dinsel motifi öyküler, kurgulanmış fotoğrafar sayesinde, yepyeni bir yüzle, bu kez foto-gerçekçi bir bakışın ışığında gün yüzüne çıkmaya başladı. Gerçeklik, -yeni bir anlayış olarak- görsel öykülerde inandırıcı bir nesnelliği düşsel biçimsellikle buluşturarak, vizyonunu daha da genişletmeye başladı. Açıktır ki, fotoğrafçıların kolaj ve montajlarla oluşturdukları görüntülerden amaç, resmin geleneklerini bu yeni dilin gerçekliğinde yoğurmaktı. Nitekim, başta Julia Margareth Camerun olmak üzere birçok fotoğrafçının denediği bu teknikler, fotoğrafın ortaya çıkışında, yaratıcı bakışın resim sanatıyla nasıl bir dirsek teması içinde olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, aynı zamanda fotoğrafın başlangıcından itibaren öykü anlatmaya elverişli bir dil olduğunun da tescilidir.

hspace=0

Fotoğraf, nesnel gerçekten ayrıştırılan her yaşam parçacığının bir anlam ortaya koyduğunu, bunun da ancak yorumlarla zenginleşebileceğini bize kanıtlayan bir uğraştır. Görsel imgeler her zaman gerçek ile düşler arasında salınıp duran bir anlam seçeneğine olanak sunar. Gerçeklikler düşsel arka planlarıyla birlikte görüldüğü için, fotoğrafın bir içerikle buluşmasının önüne hiçbir zaman bir engel konulamaz. Her şeye karşın yine de her fotoğrafın içeriği, öncellikle gerçek üzerine kurulmuştur. Ve gerekçesi ne olursa olsun, bir fotoğrafa kurgulanan şey gerçektir. Gerçek, fotoğrafa nesnelliğin yanı sıra, sanatsal bir dilin desteği ile ulaştığı için, her içerik, daima estetik bir şekillenmenin ışığında resmedilir. Fotoğrafın öyküleştiği, öykülerin de görselleştiği ilk fotoğraf tarzı foto röportajlardır. Gerçeklik temelli fotografik öyküler, başlangıçta savaşları, yıkımları, felaketleri ve toplumsal şiddeti resmetmeyi üstlenmiş olsa da, bu çıkışı, daha sonra kazanılan görme seçenekleri sayesinde, güncel gerçeği farklılaşan toplum kesimlerine ve onların sorunlarına yöneldi. Bu bakımdan fotoğraf, bir anlatım dili olarak keşfinden itibaren güçlü öykü-röportajlar ortaya koymuş, tarihsel ve nesnel bir birikimin yaratılmasına ön ayak olmuştur.



Elbette her olay da olduğu gibi, her fotoğrafta da bir öykü bulunur. Gerçeğin çekiciliği ile gerçek dışılığın gizemi var olmaya devam ettikçe, fotoğrafın göstereceği şeyler de hiç eksilmeyecek, anlatımın yetersiz kaldığı yerde anlamı güçlü yapan kurgusal yorumlar devreye girecektir. Fotoğraf, doğaldır ki gerçek yaşamdan alınan kurgulanmış ve estetize edilmiş öyküler anlatır. Görüntü çerçevesi de kurgulanmış ve estetize edilmiş bu öykülerin çerçevesi gibi işlev görür. Nitekim aile fotoğrafarının, hayatımızın değişik dönemlerine ayna tutmakla, bir bakıma birer yaşam öyküsüne de kaynaklık ettiğini ve bu öykülerin toplamından bir özgeçmiş oluşturduğumuz açıktır. Fotoğraflara dayalı öyküler nesnel gerçekliği, yazınsal öyküler de daha çok düşleri harekete geçirir.

Fotoğraflar sadece bu kadarıyla yetinmez, aynı zamanda insanın kendi gerçeğine de ayna tutarak yol gösterici olur. Bize bizi yansıtırken, öte yandan bir çatışma ortamı yaratarak hayal gücümüz üzerinde olumlu bir düşünüşün kapılarını aralar. Elbette sanal gerçek ile nesnel gerçek arasında bir benzerlik kurmak pek uygun bir görüş değildir. Çünkü ütopik olanlarla yaşanır olanları gerçekmiş gibi birbirleriyle ilişkilendirmek, niteliklerini göz ardı ederek mitolojiyi, tarihi ve güncel gerçeği aynı potada harmanlamak demektir. Tüm görsel öyküler evrenseldir ve evrensel anlaşılırlığı başarabilen ortak bir dil konuşurlar. Aslında durağan olmasına karşın çekilmiş tüm görüntüler de konuşur. Ayrıca dondurulmuş bir gerçeğin durağan kalması da pek mümkün görünmüyor. Çünkü fotoğraflar dinamik bir eylemliliği başarabilen göstergelerdir.

Aslında her fotoğrafın hem bir yaratılış öyküsü vardır, hem de bize bir öykü anlatır. Bu bakımdan fotoğraf, genellikle görünüşlerden kavramlar oluşturmaya yeltenmez, bize görsel öyküler anlatmakla yetinir.

 

hspace=0

Her çerçeve bu dinamizmi güçlendiren olanaklara sahiptir ve bir anlatımı dillendirecek uygun birtakım seçenekler barındırmaktadır. Aslında bir görüntünün dinamizmi görüntünün kendi durağanlığından beslenir. Bu bakımdan her fotoğraf yaşanmış bir öyküye denk düşer ve durağanlığını yorumlayarak dinamik bir eyleme dönüştürür. Günümüzün fotoğrafı kurmaca gerçeklikleri egemen kılmaya uygun teknolojilerden büyük oranda beslenmekte ve kurmaca anlatımları fotoğrafın tüm alanlarına var gücüyle enjekte etmektedir. Geleneksel teknolojilerde kamerasıyla güçlü bağlar kuran fotoğrafçı profli, bugün yerini programların diliyle konuşan fotoğrafçılara terk etmiştir. Ayrıca yaygınlaşan fotoğraf, bol miktarda kurmaca öyküler üretirken, bizi bu öykülerin kahramanı haline getirmekten kaçınmamaktadır.
Fotoğrafı romanların (fotoroman) yoğun olarak tefrika edildiği1950 ve 1960'lı yıllar, travmatik gerçekleri ve apaçık bir nesnelliği bar bar bağıran foto röportajlarla yer değişirken, fotoğraf da acı gerçeklerden sıyrılıp romantik öykülere terf etmiştir. Fotoğrafın bu yeni misyonu, onun bir bakıma soğuk savaşla ve savaş sonrası ile ne denli uyum gösterdiğine de işaret etmektedir. Aynı zamanda toplumsal koşullara, tarihsel ve sosyal olgulara bağlı yeni stratejilerin parçası olabildiğini de...
Fotoğraf çekmek, bir bakıma yeni bir öykü inşa etmektir.
 
Daha doğrusu ortada bir fotoğraf mevcut bulunuyorsa, bir içerik de mevcutur. Çünkü hiçbir fotoğrafın doğası, kendi içeriğini dışlamaz. Başka bir değişle, eğer bir öykü anlatmak için görmeye karar vermişsek, artık fotoğraf çekmeye başlayabiliriz. Aslında her fotoğrafın hem bir yaratılış öyküsü vardır, hem de bize bir öykü anlatır. Bu bakımdan fotoğraf, genellikle görünüşlerden kavramlar oluşturmaya yeltenmez, bize görsel öyküler anlatmakla yetinir. Fotoğrafın gerçekle olan doğal bu ilintisi, onun aslında bir direniş yolu olduğunu, içeriğin de bu direnişi kanıtlayan öyküler sunduğunu göstermektedir.
Elbete her fotoğraf zihnimizde öncellikle bir resim olarak belirir, sonra da izlenimlerimizin katkısını alarak bütünlüklü bir anlamla buluşur. Kaygılı her fotoğrafçı, tüm arayışlarını düşler, fanteziler ve estetik şekillenmeler peşinde koşturarak gerçekleştiren bir gözlemcidir. Fotoğrafın anlam kulvarlarının görselliklere açık olduğunu unutmamak gerekir. Görselliklerin de bize açık anlamlar sunan birtakım öyküler çağrıştırdığını görmezden gelemeyiz. Fotoğraf varoluşunu düşlerle gerçeğin çakıştığı an'da ortaya koyabilen bir seçim olduğundan, gösterilenler, çok zaman gerçekten ziyade düşlere daha yakın görünür. İşte çağdaş fotoğraf böyle bir tutum üzerine varlığını inşa etmeye başlamıştır.

 

 

February 2007

 


Fotoğraf Kuramı