Photoshop Magazin
 


Serkan Altuniğne - Karikatürist

01 January 2007 | Sayı: Jan 2007
 
1 2 3 4 5
 

İtinayla Espri Üretilir:
Serkan Altuniğne - Karikatürist




hspace=0




Biraz şans, biraz kader, biraz da istemek... Türkiye'de, son yıllarda çalışmaları en çok takip edilen karikatüristlerimizden Serkan Altuniğne'nin kariyeri, aslında tam da bunları içeriyor. Tabi unutmadan, bunlara eklenmesi gereken son bir şey daha var; Sevgi... Kendisinin de söylediği gibi; Bu iş, sevmeden yapabileceğin bir iş değil.

Photoshop Magazin: Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Serkan Altuniğne: 1977 İstanbul doğumluyum. İlk, orta, lise gibi şeylere girmeyeyim. 4 yıldır çiziyorum. Penguende 2002'den beri çiziyorum; 10. sayısında çizmeye başladım. Ondan önce ilk 10 sayısında yumurtalık yaptık Penguende. Ondan sonrasında yumurtadan ilk çıkıp civciv olan adam ben oldum Penguen için. Bunun dışında Kemik dergisinde çizdim bir ara. Sonra sıkıldım. Çizmedim oraya. Lombak dergisinde çizdim geçen ay. Bu ay çizmedim ama önümüzdeki ay çizeceğim yine. Yine o sıkılmadan dolayı çizmemiştim. Çünkü o 4 sayfa, 2 sayfa iş çizmek biraz zor, sıkıcı olabiliyor. Başka ne yapıyorum… Sağda, solda çeşitli işler olursa onları yapıyorum. Yine benimle alakalı tabi ki de yani tutup da inşaat şirketinde çalışmıyorum -ki Süleymen Demirel Üniversitesi'nden inşaat mezunuyum bir yandan da.

PM: Bize albümlerinizden biraz bahseder misiniz? Kaç albüm çıkardınız?
SA: Bir tane çıktı şimdilik. Şubat ayında çıktı o da. Daha 6-7 ay falan oldu. İsmi Karikatürler. Başka bir isim koymadım ben. Şu ara var başka başka isim koyanlar ama ben direkt karikatürler koydum. Önümüzdeki yıllarda da ikincisini çıkartırım diye düşünüyorum.

hspace=0

PM: Tarz olarak etkilendiğiniz, örnek aldığınız, çizgilerinizin şekillenmesinde etkili olan sanatçılar kimlerdir ?
SA: En büyük etkili olan Erdil Yaşaroğlu. Çünkü 2000 yılında Erdil bir workshop açmıştı. Bilgi Üniversitesi'nde bir karikatür workshop'u veriyordu. Bende o zaman bir yerde çalışıyordum. Tüm maaşımın 4/3'nü verip gitmiştim o workshop'a. Orada tanıştık. Sonra bana Komikaze'de çizer misin? dedi. O workshop devam ediyordu. Bende dedim olur abi bayıla bayıla çizerim. Oradan tanıştık, yani bana o imkanı verdi. Sonrasında da çok faydası oldu tabi, çok yardımları oldu. Onun dışında klasik olarak etkilendiğim adamlardan birisi de Selçuk Erdem'dir. Çok da severim. Ahmet Yılmaz yine etkilendiğim, sevgiyle, saygıyla takip etiğim insanlardan biri.

PM: Bu arada neden karikatür? Nasıl oldu da karikatür çizmeye karar verdiniz? Ya da nasıl başladınız?
SA: Nasıl karar verdiğim konusunda hiç bir fkrim yok ama sanırım Ortaokul da falandım. Tamam ben bu işi yapacağım diye karar verdim ama nasıl yapacağım konusunda hiç bir fkrim yoktu. Zaten İstanbul'da doğup büyümeme rağmen Bodrum'a taşınmıştı aile. Ben tabi güdük olduğum için onlarla gitmiştim. :)) Bodrum'da olunca İstanbul'dan uzak falan. Karikatürlerimi çizip İstanbul'a gönderiyordum ama o kadar cahildim ki karikatür konusunda… Mesela ben, çerçeveyi, burada görevli bir insan var o yapıyor sanıyordum. Öyle çerçevesiz karikatürler yolluyordum saçma sapan. Sonra İstanbul'a geldim. Zaten İstanbul'a gelme amacım da buydu. Evet ben karikatür çizeceğim, İstanbul'a gitmem lazım diye. 1999 yılındaydık İstanbul'a geldiğimde. O zaman Leman vardı. Hata Selçuk bakıyordu amatörlere. Leman'a gitim geldim bir ara fakat çok kalabalıktı Leman'ın amatör günleri. Bende bir yerde çalışmak durumundaydım. Aile yok, bir şey yok. O yüzden çok git gel de yapamadım. Bıraktım gidip gelmeyi. Ta ki Erdil'e rastlayana kadar. Erdil daha sonra Hadi gel sen dedi.

hspace=0

PM: Beslenme kaynaklarınız nelerdir, neleri araştırıyorsunuz, gözlüyorsunuz?
SA: Açıkcası bana saçma geliyor gözlem falan. Çünkü yaşıyorsun sonuç da bir şekilde, farkında olmadan edindiğin şeyler var. Etrafan, arkadaşlarından, sokaktan, televizyondan, radyodan, flmlerden, oradan buradan… Bunların hepsi seni bir şekilde besliyor. Genelde uydurma oluyor. Dialog'dan çıkan bir şey çok zor. Belki üç dört defa böyle olmuştur.

PM: Bugün mizahçılar, hiç olmadığı kadar popüler. Babalar, çocuklarının ellerindeki mecmuaları eskisi gibi sobada yakmıyor en azından… Bu saygınlığı hayatınızda görebiliyor musunuz ?
SA: Vallahi göremiyoruz. Şöyle söyleyeyim, ben kirada oturan bir insanım. Sürekli ev tutmaya gidiyorum. Ev falan tutarken asla karikatüristim demiyorum. Bir kaç kez dedim ev vermediler :)). O yüzden bende televizyoncuyum diye uyduruyorum. Alakam yok aslında ama ancak öyle… Normal hayata bir saygınlık görmüyorsunuz. Bazen isimden tanıyan insanlar çıkıyor onlarda ne bileyim, mesela uçağa binecekseniz, cam kenarı falan veriyor o kadar.

PM: Karikatürlerinizde cinsellik, argo konuşmalar ağırlıkta. Bu konuda tepki aldığınız oluyor mu ?
SA: Ağırlıkta olduğunu düşünmüyorum. Tamam argo ve cinsellik var ama ağırlıkta değil. Tepkide aldım evet. Geçenlerde kitap fuarında imza günüm vardı. Bir arkadaş geldi 12-13 yaşında sanırım. Onun annesi tepki gösterdi bana. Çok küfür kullanıyorsunuz diye bozulmuş, kızdı biraz ama onun dışında tepki almıyorum.

PM: İnsanlar sizin karikatürlerinizi keyife okuyor çünkü günlük hayata yaşanabilecek ama absürdlüğünden dolayı yaşanmayan (belki de yaşanmaması gereken) olayları çiziyorsunuz. Karikatüristlerin, toplumun bastırılmış duygularının tercümanı olduğu söylenebilir mi?
SA: Çok kıllı bir soru bu. Toplumun bastırılmış duygularının tercümanı olduğumu zannetmiyorum. Sadece gülüyorlar işte… Ben o kadar da büyük bir paye biçilme-sinin tarafarı değilim. Örneğin hiç kimse ölmek üzere olan adamla dalga geçmez. Ya da babasıyla dalga geçmez. İnsanların hepsi böyle mi bilmiyorum ama ben öyleyim de o yüzden çiziyorum zaten. Bazen, konuşurken, çok acayip şeyler söyleyesim geliyor insanlara ama söyleyemiyorsunuz ya hani… söylenmeyecek şeyler, söylenmez! Bu yüzden de burada çiziyorum. O yüzden çok da bastırılmış duygular demeyelim. Bazen aklımdan geçenleri, söyleyemediklerimi söylüyorum o kadar.

Nasıl derler, bu işten hayatını geçindiriyor insanlar. Bende öyle, esas ana işim bu. Bundan para kazanıyorum, bununla hayatımı geçiriyorum bir şekilde, ama tabi ki de öyle bir Dolce Vita hayatı, şarap dolu bir küvete girmiyoruz yani. Porshe'lere binme gibi bir durumumuz yok ama güzel geçiniyorum bir şekilde.


PM: Bir Türk karikatüristi olarak ülkemizde mesleğinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz, nereye doğru gidiyor bu iş?
SA: Geriden çok fazla insan gelmiyor o yüzden birazcık sıkıntılı. Gerçi aslında bu aralar gelmiyor. Bazen dönem dönem, kuşak kuşak çıkıyorlar. Erdil'ler, Selçuk'lar, Ahmet Yılmaz'lar falan bir kuşak. Onlardan sonra çıkmadı kimse. Sonrasında işte bizim kuşak geldi. Herhalde gene bir ara böyle üç, beş adam daha çıkacak. Biz, vay be! falan deyip, çok güleceğiz diye düşünüyorum ama bence mantığı biraz değiştirmekte fayda var. Karikatür dergisi açısından söylüyorum. Yani çizen getirecek, iyi çizenden ziyade komik ve özgün olanda olayın içine girecek.

PM: Serkan Altuniğne'nin bir karikatürist olarak sıkıntıları nelerdir?
SA: Bir sıkıntım yok aslında. Belki de tek sıkıntım şu; bir şey çiziyorsun, alınıyor insanlar. Çok ciddiye alıyorlar. O yüzden de çok ciddiye alınmasından mutlu değilim. İnsanlar hemen kötü şeyleri ciddiye alıyorlar. Mesela kasapla ilgili bir espri yapıyorsun. Bir bakıyorsun, bir tane kasap mail atmış. Kardeşim olacak şey değil falan. Yani abicim uydurdum ben. Öyle bir adam yok, öyle bir dialog yok. O eğlenceli bir şey. Oku, gül, ya da gülme, kötüymüş de ama neden ciddiye alıyorsun. Yani zorlukları bunlar ama pek bir zorluğu yok onun dışında. Biraz uyku düzenimiz bozuluyor falan…

PM: Yurt dışından görüştüğünüz karikatüristler var mı? Sizin onlardan ya da onların sizden mesleki anlamda farklılıkları nelerdir?
SA: Yok. Hiç yok, zaten İngilizcem pek iyi değil.

PM: Peki dünyada ve Türkiye'de beğendiğiniz, işlerini takip etiğiniz isimler var mı?
SA: Bu konuda da açıkçası takip eden bir adam değilim. İsim isim takip etmiyorum daha doğrusu. Denk geldiğimi alıyorum. Mesela Mat Groening'in kitapları gelmiş oluyor. Simpsonsın çizeri. Onun karikatür kitapları var. Sadece Simpsons'ı çizmiyor. Kendi yaptığı karikatürler var ya da bir tane tema buluyor. Bende Life in Hell diye bir kitabı var mesela. Hayat üzerine karikatürler çizmiş, sayfalar yapmış falan onlara bakıyorum, inceliyorum, komik... Calvin ve Hobbes denk gelince alıyorum. Yani öyle çok ekstradan takip etiğim isimler yok.


PM: Haftalık mizah dergisi Penguen'de çiziyorsunuz. Haftalık espri bulmak ve çizmek zor olsa gerek. Çalışma sistematiğinizden bahseder misiniz, stoklu mu çalışıyorsunuz?
SA: Hayır. Stoklu çalışanda görmedim. Bir Alpay Erdem var galiba ama o da askere giderken yapmıştı. Alpay'da biraz normal insanlardan farklı, o yapabilir yani stok. Ben hiç stoklu çalışamadım. Mesela 8 tane karikatür çiziyoruz köşeye ama 8 espri bulmuyorum. Daha çok espri buluyorsun; sonuç da 16 tane, 20 tane, 25 tane. Yani ilk bulduğum 8'i çizersem olacak gibi değil. Sonrasında eleme yapıyorsun; bu iyi bu kötü diye. Ya da kendin eleyemiyorsan dergide dolaştırıyorsun hangisi iyi diye. Sonra geri kalanlar çöpe gidiyor. Yani olmuyor, o elenenler arasında çok çizmek istediğim güzel bir şey değilse, direk elenenler çöpe gidiyor. Öbür hafa benim elim gitmiyor, zaten kimsenin elinin gitiğini de görmedim bugüne kadar. Çünkü geçen hafa beğenmemişsin ve çizmemişsin, çizmeye layık görmemişsin. Bu hafta ben ondan daha iyisini bulurum, niye aynı espiriyi yapayım ? diyorsun. Ancak, işte yazın tatile gideceğimiz zaman… ama onu bile çok yapan yok. Tatile gitmeden önce iki sayılık köşe çiziliyordu; sonrasında iki hafta kafa dinlemek için. Ama sonrasında tatillerde bir haftalık oldu.

hspace=0

Mesela 8 tane karikatür çiziyoruz köşeye ama 8 espri bulmuyorum. Daha çok espri buluyorsun; sonuç da 16 tane, 20 tane, 25 tane. Yani ilk bulduğum 8'i çizersem olacak gibi değil. Sonrasında eleme yapıyorsun; bu iyi bu kötü diye. Ya da kendin eleyemiyorsan dergide dolaştırıyorsun hangisi iyi diye. Sonra geri kalanlar çöpe gidiyor.

PM: İş dışında, daha sanatsal kaygılarla çalışıyor musunuz, mesela çeşitli karikatür yarışmalarına katılıyor musunuz?
SA: Karikatür yarışmalarına katılayım diye hiç düşünmedim. Çünkü yarışma karikatürü dediğimiz, işte o grafk mizahı, hani Semih Balcıoğlu falan. Yani öyle bir çizgim yok, öyle bir yeteneğim yok, o başka bir yetenek zaten. Ben illa ki bir şekilde araya bir laf sokmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. O yüzden de onlara hiç girmedim, yarışmalara katılmadım. Rahat değiliz aslında. Karikatürist denilen adamlar, rahatsız adamlardır aslında işin özünde. Rahatsızız yani. Çünkü rahatsız olmasan yapacağın bir iş değil. Derdin var ki anlatıyorsun burada, öyle ya da böyle…

PM: Bu işin, yani karikatürün biz de bir okulu yok. Karikatürü meslek olarak seçmek isteyen bir kişi neler yapmalı sizce? Bu iş bugün karın doyuruyor mu ?
SA: Karın şöyle doyurur; karnına bağlı :)). Doyurur ya neden doyurmasın? Gayet güzel ev geçindirip, hayat kazandırıyor. Nasıl derler, bu işten hayatını geçindiriyor insanlar. Bende öyle, esas ana işim bu. Bundan para kazanıyorum, bununla hayatımı geçiriyorum bir şekilde, ama tabi ki de öyle bir Dolce Vita hayatı, şarap dolu bir küvete girmiyoruz yani. Porshe'lere binme gibi bir durumumuz yok ama güzel geçiniyorum bir şekilde.
Yani ne bileyim çeşitli yöntemleri var. Bir kere çalışman gerekiyor. Tabi matematik gibi okuyayım, bir formül çözeyim gibi bir durum yok. Ben kendi adıma söyleyeyim. Ben okudum. Daha doğrusu okumaya başladım mizah dergilerini falan. Sonra aldım elime kağıt kalemi. Örneğin, Serkan Altuniğne köşe çizmiş. Oturdum Serkan Altuniğne'nin karikatürlerini aynen çizdim. Böyle böyle herkesin karikatürlerini çizdim. Sonrasında yavaş yavaş bir kompozisyon yapmayı öğreniyorsunuz. Ona benzemeye çalışırken, zaten bunun yöntemi bu; herkes birilerini taklit eder en başta, sonrasında yavaş yavaş kendi çizim tarzı, espri tarzı oturur. Kendi kendine coşar. Yani bu etrafa da alakalı. Ben çiziyordum, ailemdekilere gösteriyordum. Aferim aynısını çizmişsin diyorlardı. Tabi aynı falan değildi, alakası yoktu. Öyle öyle başladım işte… Muhtemelen de hemen hemen herkes kendine birilerini kılavuz edinir. Yani illaki ben birşeyler çizeceğim diyorlarsa, Güzel Sanatlara girmekte fayda var. Ben denedim ama beceremedim mesela Güzel Sanatlar'a girmeyi. Kursa falan da gitmedim. Ondan becerememişimdir bilmiyorum. Babam kandırdı beni Ben sana göstereceğim diye. Benim babam Güzel Sanatlar mezunu. Ben sana öğreteceğim dedi sonra kaldı öyle. Ben beceremedim yani ama beceren arkadaşlar için, çizim yapmak istiyorlarsa, girsinler Güzel Sanatlar'a. Sonuçta orada desen yapmayı, çizginin özünü öğrenecekler. Bizim dergideki arkadaşların çoğu Güzel Sanatlar kökenli mesela. Gene de dediğim gibi tamamen kişisel, eğer istersen oturup çizmeye başlarsın. Mesela benim okurlar da geliyor bazen, hiç karikatür çizmemiş ama okumuş, çok gülmüş ve kendiside karalamış. Yani o kadar sevince, içine girmek istiyorsun bir anda. Mesela ben içine girmek istedim. Çok gülüyordum, çok eğleniyordum. Bir de Vaaay, bunlar nasıl hayat yaşıyorlar diye daldım bu işin içine ve çok memnunum. Seviyorum, zaten bu öyle oluyor, sevmeden yapabileceğin bir iş değil.

hspace=0

Ben çiziyordum, ailemdekilere gösteriyordum. Aferin, aynısını çizmişsin. diyorlardı. Tabi aynı falan değildi, alakası yoktu. Öyle öyle başladım işte…

PM: Bilgisayar ve internetin hayatınızdaki yeri nedir ? Çizimlerinizi hangi ortamda hazırlıyorsunuz ?
SA: Bilgisayar ve internet hayatımda önemli bir yer teşkil ediyor. İnternete bayağı dalıyorum ama dalıyorum derken toplasan standart sürekli gezdiğim 5- 6 site vardır. Ama girip internete sörf yapmayı seviyorum. Bilgisayar da bunların dışında ilk oyun olarak girdi hayatıma. Çılgın gibi oyun oynuyordum falan ama şimdi artık hiç oynamıyorum.

PM: Photoshop'un kullanıyor musunuz ?
SA: Photoshop kullanıyorum. Daha doğrusu kullanmaya çalışıyorum diyeyim. Çünkü eskiden benim PC'de ki Photoshop'ın versiyonu çok düşüktü. 5.0 falandı. Şimdide 7.0 var ama onu 9.0'a yükselteceğiz. Bu arada da, ben bilen arkadaşlarımdan bir şekilde yardım alacağım.

PM: Orta ve uzun vade de projelerinizden bahseder misiniz?
SA: İkinci bir albüm projem var. Onun dışında hayallerim var da projemi bilmiyorum. Dergim olsun, radyom olsun. Prodüksiyon şirketim olsun. Acayip fkirlerim var, onlara senaryo yazayım. Sonra o senaryoları birilerine vereyim çekilsin gibi… böyle bir takım karışık hayaller, projeler var. Böyle
izliyorum mesela yabancı sit-comları, çok özeniyorum. Evet komik, çok komik. Bravo diyorum, hakikaten çok iyi yapmış adamlar diyorum. Sonrasında da düşünüyorum biz daha komiğini yapabiliriz aslında ama hep bu aşamada kalıyor. Yapabiliriz. Eee yap o zaman. İşte hayal olarak kalıyor ama inşallah o günlerde gelecek.

PM: İşinizle ilgili en çok zevk aldığınız şey nedir, hangi yönü sizi tatmin ediyor?
SA: En çok zevk aldığım, sevdiğim yönü espri düşünmek. Benim çok hoşuma gidiyor. Çizmek kısmı bana daha zor geliyor. Aslında kaşınıyorsun, aksileşiyorsun. Telefon çalıyor, Neden çalıyor bu, tam da çalışırken diye… ama gene de en sevdiğim kısmı düşünmek.

PM: Sürekli takip etiğiniz web sitesi, basılı yayınlar var mı? Neler?
SA: Dergileri çok takip ediyorum. Gazete almaya çalışıyorum her gün iki üç tane ama alamadığım günlerde oluyor tabi. Hele şu iki ay içerisinde…

PM: Çizgi roman, karikatür'le ilgilenen ve bunu meslek olarak seçmek isteyen Photoshop Magazin okurlarına mesajınız var mı?
SA: Çalışın. Biran önce gelin de hep beraber daha kalaba-lıklaşalım. Vazgeçmesinler. Ben bir kere vazgeçtim. Soner Günday geri döndürdü beni ve iyi ki de geri döndürmüş. Bazen kötüye gidebilir işler ya da umduğun gibi olmayabilir ama vazgeçmesinler.

 

January 2007

 


Sektörel Photoshop