Photoshop Magazin
 


Nuri Kurtcebe

01 December 2006 | Sayı: Dec 2006
 
1 2 3 4 5
 

Nuri Kurtcebe, 1946 yılında Muğla Yatağan'da dünyaya geldi. 1960'da İstanbul'a gelen sanatçı 1970'de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi)Yüksek Resim Bölümü'ne girdi. 1970'de Gırgır'da Gaddar Davut tiplemesini, 1986'da Hürriyet'de günlük Mokok tiplemesini, 1995'te de Cumhuriyet gazetesinde günlük karikatürler çizmeye başladı. Sanatçı 1996'da Uğur Mumcu'nun Vurulduk Ey Halkım yazısını çizgiromana dönüştürdü. Aynı yıl eser, Uğur Mumcu Özel Ödülünü kazandı. Sanatçı halen Cumhuriyet gazetesi'nde Sessiz Sedasız adlı köşesinde günlük politik karikatürlerini çizmeye devam etmektedir.



Nuri Kurtcebe Çizgi Roman Ülkemizin Üvey Evladı



hspace=0



Nuri Kurtcebe… Özellikle 70'li yıllarda doğan çizgi roman okurları, onun çizgilerini ve mizah anlayışını hiçbir zaman unutamaz; Mokok'u ve bilhassa Gaddar Davut'u... Gırgır ekolünün en büyük isimlerinden biri olan Nuri Kurtcebe, muhteşem çizimleri, devrim niteliğinde ki espri ve mizah anlayışıyla, Türk mizahının yaşayan en büyük devlerinden birisi... Kendisiyle, günümüz Türk mizahını, çalışmalarını konuştuk.

Gaddar Davut, atıyla dört nala ilerlemektedir. Yazıyla Dıbıdık Dıbık Dıbıdık yazmaktadır. Sonra çamurlu bir yerden geçmeye başlarlar. Yazı efekti değişir; Vıcıdık Vıcıdık Vıcıdık…

hspace=0

Photoshop Magazin: Mesleki kariyeriniz nasıl başladı, kaç yıldır çiziyorsunuz ?

Nuri Kurtcebe: 5 yaşından beri çiziyorum bu bir gerçektir…

PM: Bize albümlerinizden biraz bahseder misiniz ? Kaç albüm çıkardınız ?

NK: Boyut farkı vardı bir tane albüm olarak, dünyanın ilk Ademi Mokok vardı. Bir de Kuvayi Milliye destanı….

hspace=0

PM: Gaddar Davut albümünüzü unutamıyorum. Tarihi konulu bir çizgi roman olmasına rağmen günümüzün mizah anlayışı ve politikasıyla hazırlanmış bir eserdi ve son derece sıra dışıydı. Gaddar Davut albümleri toplam kaç taneydi ve tekrar yayınlamayı ya da yenilerini hazırlamayı düşünüyor musunuz ?

NK: Gaddar Davut haftalık mıydı aylık mıydı pek hatırlamıyorum ama Gaddar Davut albüm olarak çıkmadı nasıl derler dergi olarak çıktı. Tamamı çıktı mı çıkmadı mı onu da pek hatırlamıyorum eski bir zaman ama 7. sayıyı yapamadık herhalde. Demek ki 7. Sayıdan sonra müesseseyle anlaşamamışız. Esas Gaddar'ın çıkışı Gırgır dergisidir. On yıl falan çizdim orada sürekli. Birbirini takip eden maceraları vardı. Haçlı seferleri ve zaman gezginiyle ilgili maceralardı. Küçük geyikler vardı içinde. Yani onlarla yaşadığımız için. Bir de mizah dergisi bu; günlük, haftalık komikliklerimiz vardı çizgi romanın içerisinde. O zamanın başbakanları vardı. Ne işi var 11. Yüzyılda Süleyman Demirel'in. Böyle absürd bir anlatım vardı. Bir gün Alanya'da katıldığım bir seminerde, birisi yanıma yaklaşıp; Abi, küçükken okuduğum Gaddar Davut albümünde bir espri vardı, aradan onlarca sene geçmesine rağmen hala gülüyorum; Gaddar Davut, atıyla dört nala ilerlemektedir. Yazıyla Dıbıdık Dıbık Dıbıdık yazmaktadır. Sonra çamurlu bir yerden geçmeye başlarlar. Yazı efekti değişir; Vıcıdık Vıcıdık Vıcıdık… Cenazelerde bile aklıma geliyor, kendimi zor tutuyorum. demişti. Nasıl bir hayal gücü değil mi? Şimdi bana deseler ki otur Gaddar'ın yeni maceralarını yaz. Katiyen böyle bir şey yapmak istemem. O geçmişte kaldı. Böyle aktı gitti kendiliğinden.

hspace=0

PM: Şu an da üzerinde çalıştığınız yeni bir albüm projesi var mı ?

NK: Yeni bir projem var ama bahsedersem gazı kaçar. Gazozun kapağını açtığın an gazı kaçar ya :)) Bahsederim ama heyecanı kaçıyor. İpucu verebilirim ama; Çanakkale'yi yazıyorum. Çok büyük bir tarih parçası, çok büyük bir savaş yaşandı orada….

PM: Tek başınıza yaptığınız bir çalışma mı?

NK: Tek başıma yaptığım bir şey. İki yıl sadece tarih dökümü tuttum, araştırma yaptım çizim yok.

PM: Nazım Hikmet'in, Kuvayi Milliye Destanı'nı çizgi romana dönüştürdünüz. Bu çalışmanızdan bahseder misiniz biraz ?

NK: Şimdi bir kere Nazım Hikmet'in ismi var orada. Nazım Hikmet'in bunu ne şartlar altında yazdığını herkes biliyor. Hapishanelerde yazdı bunu. Kuvayi Milliye'yi resimlemek çocukluk hayallerimden biriydi benim. Kuvayi Milliye'yi okuduğum zaman her halde ortaokul ya da lisedeydim. Üniversitede çizmek geçmiştir hep içimden ama yani kolay bir iş değil o…. Çok düşündüm, 2000-2001 yılına nasipmiş. Yani onun bitmesi, basılması, lise çağındaki bir çocuğun hayali… O zaman ortada Gırgır' da yok, tanıdığım hiçbir şey yok. Çocukluk hayalimdi diyebilirim ve gerçekleştirdim, ne mutlu bana!

hspace=0

PM: Müzik sanatçısı Haluk Levent'in Moritos'un Düşleri adlı kitabına çizgilerinizle katkıda bulundunuz. Sanatçının son bir kitabında daha bir araya gelecektiniz. Bu çalışmadan bahseder misiniz ?

NK: Onunda kapağını ben şöyle ayaküstü gördüm. Kapağın içinde çizgilerimi bol miktarda kullanmışlar galiba. Helal olsun ne diyeyim. Haluk Levent sağlam bir adam, iyi bir şarkıcı, iyi bir sanatçı, öyle beraber iş birliğinin batıda çok örnekleri var da bizde pek yoktur. Sanatçılar pek bir araya gelmez bizde. Belki de o öyle bir anlayış kırılsın diye yapmış olabilir. Haluk Levent'ten önce, benim müziği resimlemek gibi kafamda çok eskiden beri bir hayalim vardı, çocukluk hayallerimden bir tanesi de budur mesela. Müziğin resmi yapılabilir mi, nasıl bir şeydir ? Çünkü şiir okurken de, müzik dinlerken de insanın aklında oluşan görüntüler vardır onların içerisinde. Şarkı sözlü olsun, insan sesleri veya Mozart, Bach olsun, orada neler çalıyor, orada ne gürültüler var, yaşanmış bir tarih var.


Çocukluk hayallerim çoktu benim; mesela bir tanesi de astronot olmaktı ama onu hiç beceremedim. Astronot olmak için, Amerika'da doğmak gerekiyormuş. İlhan İrem'in Pencere, Köprü ve Ötesi vardır ilk deneyim o oldu. Tarihini hatırlamıyorum ama böyle bir kitapçık halinde plağın içerisinde yayınlandı. Daha sonrada 30'luk plak olarak çıktı.

hspace=0

PM: Rock'n Roll müziğe ilginiz olduğu da biliniyor. Hatta Erkin Kora'ya şarkı sözü yazdığınız, Jimi Hendrix'le ilgili küçük bir çizgi roman albümü yaptığınızdan söz ediliyor…

NK: Erkin Koray'ın İllaki adlı albüm kapağını yaptım ve orada da Tek Başına adlı sözü ve müziği bana ait olan bir beste var. O çizgi roman albümü dediğiniz Boyut Farkı. O benim Gırgır dergisinde çizdiğim Uyduruk Uzay Hikayeleriydi. Uyduruk yani, bilmeden bilim kurguya girmişiz. Astronot olma hayalimi gerçekleştiremediğim için herhalde... Ben ilk bunu çizip götürdüğüm zaman, ustam bana Nuri ne bu ? dedi. Dedim uzay hikayesi Oğuz abi. Ustalarıma son derece saygım var, hele Oğuz abiye. Hepimizin babasıdır yani, bugün kiminle konuşsanız, piyasada Gani Müjde'sinden, Leman, Penguen dergisine kadar gazetede çizen karikatüristler hariç, hepsi Oğuz abinin elinden, Oğuz abinin tezgahı, Gırgır'dan geçmiştir. Niye Oğuz abi, niye Oğuz Aral? Çünkü bir o açtı kapılarını, o kucaklaştı bizim kuşakla abilik yaptı bize.


PM: Bir zamanlar kullanılan 45'lik plaklara da kapak resimleri çiziyordunuz. Bugün albüm kapağı resimlemesi yapıyor musunuz ?

NK: Onlara bende rastladım internette. Kimler bulduysa o işleri, teşekkür ederim. Ben onları kaybettim, o kadar eski işler ki onlar... 70 desem az 68'mi 69'mu, o yıllarda çizilmiş, tesadüfen, kendi kendinden başlayan işler onlar... Sanatın içerisinde, çizginin içerisinde çok erken yaşlarda olmanın verdiği bir iş. Yani yetenekli bir insan yetenekli doğarsa doğar. Hitler Hitler olarak doğdu, Chopen Chopen olarak doğdu... İsteseniz de siz Chopen olamazsınız, özel yetenek lazım buna. Bu yüzden yeteneğe inanırım ama
geliştirmezseniz yetenek yetenek olarak kalır.

hspace=0

PM: Örnek aldığınız bir ekol, usta var mıydı ?

NK: Ben şöyle bir şey desem belki herkese garip gelebilir ama benim ilk ustam Neandertal'di. Çünkü ben oradaydım. Benim ellerime baktılar, kollarıma baktılar. Bunda Mamuta mızrak saplayacak güç yok dediler. Beni erkekler safına almayıp Mamut avına götürmediler. Kadınların, çocukların arasında bıraktılar beni. Ben de kendime yakıştıramadım kadınların, çocukların arasında kalmayı. 15 yaşında bir delikanlı olarak bir iş icat ettim kendime. Mamut avını uzaktan izledim. Bir şey yapmam lazımdı, bir işe yaramam lazımdı. Gittim taşlar buldum; renkli taşlar... Kayalara gittim, akşam meşale ışığında o gün ki Mamut avının resmini yaptım. İlk ustam Neandertal, mağara devrinde, mağaraların duvarlarına resim yapan ustam. Keşke tanıyabilseydim onu... Ondan sonra ben doğmadan önceki ustalarımdan bahsedeyim çok var.

Will Eisner var. Amerikan 30'ların çizgi romancısı, meşhur Spirit çizgi roman tipini çizen. Hep onlar gibi olmak istedim ama olamazsınız. Olmaya yattığınızda da zaten sadece deneyim kapıyorsunuz. Demin söylediğim gibi, yeteneğiniz varsa yeteneğinizi geliştiriyorsunuz. İşin mutfağını Gırgır'da öğrendik, işin malzemelerini Oğuz abi öğretti bize. Çocuklar dedi bakın bu fırça, bu Habiko fırça; samur uçtur. En güzel fırçadır. Bu tarama ucu, çocuklar bu çini mürekkebi; Pelikan. İlk defa gördüm tarama ucunun nasıl olduğunu. Zaten Oğuz abi masaya oturduğu zaman 25 kişi başına toplanırdık. Öyle bir ustaydı yani. O yüzden, bakın iki de bir ustamda ustam oluyor; işte bu yüzden etkileneceğiniz bir usta şart. Taklit bile etmek isteyebilirsiniz. Taklit edemezsinizde bir bakarsınız, başka bir yere gelirsiniz. Başka bir özellik kazanırsınız. Mesela benim küçükken bir ağız armonikam vardı ve bir tuşu bozuktu ötmüyordu. Param da yetmiyordu yeni bir ağız mızıkası almaya. Onu çalıyordum. Moralim bozuk, bir arkadaşım vardı; Nuri. Dedi Ne oldu ? Anlattım. Nuri dedi, belki de o sana bir özellik katacak. O yüzden her şey dört dörtlük mükemmel olmaz ama belki de başka bir şey vardır onun size katacağı...

hspace=0

PM: Çizer olarak tarzınız konusunda ne söyleyebilirsiniz ?

NK: Benim tarzım derken, o tarzı yakalayıp kılmak, insanın yıllarını alır. Bir yere kadar çizilen konuya göre değişir. Mesela karikatür çizgisi mi çizeceksiniz, ciltli desen, illüstre çizgi mi çizeceksiniz ki bunlar hep ayrı ayrı tarzlardır. Ama iyi bir çizgici her türlü tarzı çizer. Bunun dünyada örnekleri de var. Örneğin Mordillo dünyanın en basit çizgicisidir. Tek çizgi çizer Mordillo. Fakat Monalisa'nın aynısını yapacak kadar da iyi bir yağlı boya sanatçısıdır. Yani çok yönlü olmak, çizgide de çok yönlü olmak. Karikatür çizgisini de çizersiniz, desende çizersiniz. Bazı ressamlar mesela insanı çizmekte zorlanırlar, objeleri güzel çizerler. Bazı ressamlar da insanları çok güzel çizer de makineyi çizemez. Bu ayrı ayrı, tamamen izlemeye ve seyretmeye ve bilmeden sizde gelişen yeteneğe bağlı bir şey. Yani zaten var olan yeteneğin gelişmesi öyle söyleyeyim. Bir bakıyorsunuz, bir gün çizginiz bir yere gelmiş, işte biz buna çizgiler arasında tepe noktası ve ölü nokta yani en son nokta diyoruz. O noktadan sonra artık başka bir yere gidemezsiniz. Bazen oraya çıkmaya korkarsınız ki ben çoğu zaman korkmuşumdur. O nokta artık araştırmaya kapalı bir noktadır, yıpranırlar. Firma gibi olur, altına imzanızı atmazsınız da derler ki Ahmet'in çizgisi, bu Picasso, bu Salvador Dali. Gelmişler o noktaya… Ondan sonrası sıkıcı ama ben pek o noktaya gelmek istemiyorum. Biraz daha araştırayım istiyorum. Bu yaşa kadar seçemedim dersem yerindedir ama Kuvayi Milliye'nin kendine özgü bir çizgisi var. Mesela dikkat ederseniz başlangıçta 360 sayfa. 1.sayfasındaki çizgiyle 360. sayfasındaki çizgi arasında çok büyük bir gelişme var. Yani albüm çizilirken de çizgi gelişmiş. Sonra baktım ki bu çizgi bu çizgiye benzemiyor ama onun da başka bir havası var. Orada çocukça bir anlatım var. Neticede tarzdır işte, çıkarsa çıkıyor. Benim tarzımı da bilmiyorum. Ben çok sormak istiyorum aslında benim çizgilerimi, tarzımı nasıl değerlendiriyorlar ? Aslında bunu birazcık da okuyuculara sormak lazım. Ben kendi tarzımdan memnunum!

hspace=0

PM: Bugün ülkemizde Çizgi Romanla, Mizahla uğraşan bir çok insan var. Bugünkü mizah ortamını, ortaya çıkan işleri nasıl buluyorsunuz ?

NK: Vallaha iyi ki var diyorum mizah dergileri, iyi ki var Leman. Zaten bunlar hep Gırgır ekolünün bir devamıdır. Dokuz kuşak geldi Gırgır'a. Ben ikinci kuşağım. Oğuz Aral'lar kuşağından sonra ikinci kuşağım. Üç geldi, dört geldi, beş geldi, kısa pantolonlu çocuklar geldiler oraya. Karikatürcü oldular, konuşma balonu yazarı oldular, derginin yazı işleri müdürü oldular. Orada bir kuşak büyüdü. O böyle kuşaktan kuşağa geçti. Şu anda uç noktada iki tane dergi var. Onlarda kendi arasında bölünen ayrılanLeman ve Penguen. O çocukların hepsi de Oğuz Aral'ı tanır. Parka ustalarının heykelini diktiklerine göre… İyi ki çıkıyorlar diyorum, iyi ki varlar diyorum. İyi ki de onlara davalar açılıyor. Demek ki görevlerini iyi yapıyor çocuklar, davalar açıldığına göre demek ki on ikiden vuruyorlar.

PM: Siz aynı zamanda Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Çizgi Film Animasyon Bölümü'nde ders veriyorsunuz. Bu, eğitmenlik çalışmanız ne zaman başladı ?

NK: Desen – Animasyon dersi veriyorum. Arada bir çizgi roman bölümü açmak istiyorlar. İyi olacağına inanıyorum. Öyle bir talep var. İki yıldır Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim görevlisiyim. Güzel bir şey genç kuşaklarla buluşmak. Bildiğim her şeyi onlarla paylaşıyorum, veriyorum, öğretiyorum, öğreniyorum. Onlarda çok almak istiyorlar. Hoşuma gidiyor, böyle deliler gibi bir şeyler yapmak istiyorlar.

hspace=0

PM: Bilgisayar ve internetin hayatınızdaki yeri nedir ?

NK: Çok kötü girmiş vaziyette hayatıma bilgisayar. Çok faydalı tarafları var. Mesela karikatürlerimi gazeteye e-posta ile atmak. Çok şey değişti tabi, çok büyük kolaylıklar veriyor ama makine o nihayetinde. Ona hükmeden insanın yerini tutamaz. Photoshop'da böyle; benim elimle tuttuğum mürekkepler, sanal bir şekilde dökülüyor resimlerime, ben bunu hiç tahmin etmedim. Tuhaf bir şey yani, orada öyle bir şey yok ki aslında ama gazeteye gittiği zaman basılıyor. Oradan bir çıkış aldığın zaman siyah orada duruyor. Bu nasıl bir şey ben anlamıyorum ama kullandığım için mutluyum. Çağıma ayak uyduruyorum. Bazı eski fırça ustalarımın, yağlı boya ustalarımın biz ellerine airbrush veremedik, pistoleyi veremedik… Yok ya dediler almadılar, günaha girer gibi… ama ben interneti kullanabildiğim için mutluyum. Çok büyük kolaylıkları var.

PM: Çizimlerinizi hangi ortamda hazırlıyorsunuz ?

NK: Elimde çizerek hazırlıyorum. Tablet kullanmıyorum, onu kullananlar var. Benimde çok iyi kullandığımı söylediler ama ben öyle kullanmıyorum. Kağıda çizip, tarayıp ekrana alıyorum. Siyahını, grisini kısacası rengini yapıyorum o kadar.

PM: Orta ve uzun vade de projelerinizden bahseder misiniz?

NK: Kuvayi Milliye kitabının ben yeteri kadar tanıtıldığına inanmıyorum. Tanıtamadık. Bir şeyi ortaya yapıp, çıkartmak yetmiyor. Onun tanıtımı, promosyonu önemli. Birilerinin bu işle uğraşması gerekiyor. Bir menajerimin olması gerekli. O işi yapacak kişi ben değilim. Koskoca Nazım Hikmet, koskoca Kuvayi Milliye, Kurtuluş Şavaşı destanından daha ötesi var mı? Yazılmış 66 sayfalık kitap. Bir tane deli çıkmış, bu benim çocukluk hayalim demiş, Çizeceğim ben bunu demiş. Gecesini, gündüzüne katıp o 66 sayfayı yaymış 666 sayfaya. Ben zannettim ki böyle bir şey trilyon satar. O yüzden hedefini bulamadı bu iş. Çok saygın bir işti. Bu yüzden tekrar hedefini buldurmam gerek diye düşünüyorum.

hspace=0

 

December 2006

 


Röportaj