Photoshop Magazin
 


Fotoğraf Kuramı

01 October 2006 | Sayı: Oct 2006
 
1 2 3 4 5
 

Fotoğraf ve İletişim


hspace=0


İletişim, yasal zeminleri kullandığı için kaba bir propaganda aygıtı gibi görüntüler vermez. Fakat, bize demokratik değerleri işaret ederek, kendini koşulsuz şekilde demokrasinin olmasa olmaz araçlarından biri olarak onaylatmak ister.


Fotoğraf, bir görüntünün bir görünüşten daha önemli olduğunu ortaya koyan bir uğraştır. Görünüşler, doğası gereği insanların gözlem sınırlarından hemencecik kaybolarak uzamın boşluğuna karışırlar. Bu niteliklerinden dolayı sanki hiçlikle birlikte yaşıyor gibidir. Fotoğrafın asıl görevi, varlığı hiçliğe karışacak olan bu an'ları, hiçliğin içinden çekip kayıt altına almak. Başka bir cepheden baktığımızda fotoğraf, fotoğrafçının belirli bir amacını somutlaştırmakla yükümlü bir sanat olarak, varlıkla hiç'liğin arasındaki derin çatışmayı somutlaştırmak.

İletişimin temel işlevi, bilgiyi ve görüntüleri teknik yollarla ve kolay biçimde iletmek. Aynı zamanda, belirsiz bir durumu belirli bir amacın kılıfı yapmak, anlaşılmaz bir söylemi de anlaşılabilir gerekçelerle sunmaktır. Bu bakımdan iletişim için önemli olan araçlar değil, bilinci tutsak alınmış insan grupları yaratarak, kendisini bir amaç haline getirmek. Böylece asıl hedefini, doğrudan kendisini bir hedef olarak bize dikte ettirmekle ortaya koyar.

İletişim, enformasyonun vazgeçilmez bir parçasıdır ve gizli amacı saldırıda bulunmak. Kitlelerin bilgi edinmesi ve aydınlanması çerçevesinde gereksinim duyulan iletişimin asıl hedefi, kar elde etmenin zeminlerini yaratmak ve temelde çıkarlarını her şeyden fazla gözeten ilişkiler düzenini özgür bir ortam gibi göstermek. Bu bakımdan, medya araçlarının bağımsızlığını savunan bir özgürlük havarisi rolüne soyunur. İletişim, iletişim araçlarını uygar ve eşitlikçi paylaşımın aygıtları gibi göstermeye çalışsa da, sonuç itibarıyla bu araçlar yardımıyla kitleler üzerinde bir hegemonya kurmak arzusundadır. Çünkü görsel kültürün dayandığı verileri kullanarak kültürü poplaştırmaktan kaçınmaz. İçeriksiz bırakılmış ve kendi geleneklerinden koparılmış bir kültürü dolaşıma sokmayı bir görev sayar. İletişim, yasal zeminleri kullandığı için kaba bir propaganda aygıtı gibi görüntüler vermez. Fakat, bize demokratik değerleri işaret ederek, kendini koşulsuz şekilde demokrasinin olmasa olmaz araçlarından biri olarak onaylatmak ister.

İletişimin kendine hedef aldığı toplumsal kesimler, bir bakıma sorgusuz şekilde alımlamaya açık nötr kitlelerdir. Geniş halk kitlelerini belli bir yöne yönelttiği için iletişimi antidemokratik bir çizgiye taşıyan da, yine iletişimdir. İletişim dünyasının özgürlük mantığı, kendi içinde hilekar bir ikiyüzlülüğü ortaya koyar. Bugün medya iletişiminin özel hayatın dokunulmazlığını iplemediğini, yaşadığımız deneyimlerden çok iyi görebiliyoruz. Görüntü manipülasyonunun kontrolsüz şekilde yaygınlaşması ve bunun iletişim marifetiyle bir alışkanlık haline getirilmeye başlanması, popüler kültürün somut bir gerçek olarak karşımıza nasıl bir çehre ile çıktığını da ortaya koyuyor. Bunun sonucu olarak, görüntü manipülasyonu medya iletişimin en önemli silahi haline getirilmiştir. Ne yazık ki fotoğraf da, iletişim araçlarını alabildiğine besleyen ve aç gözlü medya iletişimcilerini sınırsız şekilde doyuran bir role doğru itilmektedir.

İletişim, kült değerler haline gelen geçmişin sanat yapıtlarını ve toplumun sözlü ve yazılı kültürünü, tüketime ve pop kültüre hizmet ettiği ölçüde benimser.

İletişim kurumlarının gözettiği hedef, yerel kültürü değil ulusal ve hatta global kültürü işaret eder. Yerel her kültür biçiminin aynı zamanda popüler kültüre bir katkıda bulunduğunu biliyoruz. Bu durum, iletişim sayesinde yerel kültürün de sömürünün ve amaçlı enformasyonun bir materyali haline getirilebildiğini gösteriyor. Aslında iletişimin kapsamına giren her etkinliğinin bir ucu da toplumun kültürel geçmişine uzanır. Çünkü iletişim araçlarının sınır tanımaz yaygınlığı, yerel kültürlere dünyanın kapılarını açmakta tereddüt göstermiyor. Her ne kadar, demokratik toplumun özgürlük idealleriyle buluşsa da, işaret ettiği özgürlük, eşitlikçi bir özgürlük değil, kendini vazgeçilmez biçimde özgür kılan bir hegemonya anlayışı olarak anlaşılmalıdır.

İletişim, kökleri toplumun ruhsal derinliklerinde saklı bulunan kitlesel metaforları sorumsuz biçimde harekete geçirmekten kaçınmayan bir eylemdir. Ulusal veya moral değerlerin herhangi bir mal gibi, duygusal ve saygın toplumsal ilişkilerin de içinin boşaltılarak yansıtılması çokça görülen örneklerdendir. Son zamanlarda yayınlanan bir TV reklamında, İstiklal Marşı'nın tanıtımı yapılan ürünün fonunda kullanılması, tüketim ilişkileri söz konusu olduğunda toplumun dokunulmaz değerlerinin nasıl metalaştırıldığım ve iletişim ile tüketimin ne denli iç içe geçtiğini açıkça gözler önüne seren düşündürücü bir örnek olarak görmek mümkün. İletişim, kült değerler haline gelen geçmişin sanat yapıtlarını ve toplumun sözlü ve yazılı kültürünü, tüketime ve pop kültüre hizmet ettiği ölçüde benimser. Aksi taktirde bu sanat yapıtları, müzelerin köhne (!) duvarlarına hapsolmaktan başka bir işe yaramayan birer nesneden öte şeyler değildir.

hspace=0

İletişim cazibeyi, arzuyu ve teni başucundan ayırmaz. İnsanların arzu boşluklarını dolduran şırıngalarla birlikte yaşar ve kendini cinsellikle büyük oranda özdeşleştirerek duygu alanını erotik hazlarla doldurmaktan hoşlanır. İletişim stratejilerinin iyi-kötü ayrımına gitmesi pek görülmüş değildir. Hatta çok zaman kötülerden daha fazla yarar umduğu da olmuştur. Bundan dolayı gerçeğin gerçek, iyinin de iyi olmadığı yegane ortam, iletişimdir. İletişim ortamı homojen bir bütünlük sağlamadığı için yaratıcı bir ortam da değildir. Muhafazakar görünmemekle birlikte, bize bir tüketim etiği dikte ettirerek, aslında gerici bir misyon üstlenir. Çünkü, tüketimin doğrudan kendisini erişilmez bir tutku olarak kutsar. Tüketilecek şeyi, (kültür, sanat, sanatçı, yapıt, nesneler vs.) tüketimin kendisinden daha değerli göstermez.

Ünlü besteci Wagner; kendi dinleyicisini aptal bir kitle olarak görüyordu. Bu bakış açısı dikkat çekici bir paradoks ortaya koyuyor. Çünkü tüm çağlarda izleyicinin haz ve beğenileri sanatçı için tartışılmaz önemde ve değerde görülmüştür. Acaba günümüzde iletişim dünyası da kitleleri böyle mi görüyor? Elbette iletişim tek yönlü bir araç olmadığı gibi, bireyler de bilgilendirilmeye kapalı varlıklar değildir. İletişimin işaret ettiği şey, propaganda ve enformasyondur. Ve ana hedefi de bireyleri gafil avlamaktır. Bu da iletişim ilişkileri çerçevesinde fotoğrafı militarist bir amaca materyal yapan belli başlı nedenlerin başında gelir. İletişim şöhret ideolojisini ve popüler kültürü bir araç olarak benimser ve üstelik bunun devamlılığını sağlamaktan yana çalışır. Çünkü kitleleri etkin şekilde oyalayan yeni kült yüzlere gereksinim duyar. Bunu gerçekleştirirken, sonuçları ne getirirse getirsin hiçbir biçimde önem ve önemsizlik açısından bakmaz, yalnızca bireylere şırınga edilmiş bir enformasyonu hakim kılmak açısından hareket eder. Onlar arasında bir çatışma ortamı yaratarak yeni kafa karışıklıklarına gerekçeler hazırlar. Çok zaman masum görüntüsünden sıyrılır, propaganda kulvarına geçerek kabalaşmaktan kaçınmaz.

İletişim araçlarını yöneten ve yönlendirilenler açısından sanat ve kültür, sadece bir maldır, izleyiciler de müşteri... Serbest pazarda geçerli etik kuralların bir çoğu, bu alanda geçerli olamaz. Çünkü etik kurallar, demokratik paylaşımı ve özgür yayıncılığı (!) engelleyen çağdışı kurallar olarak görüldüğünden, genellikle gereksiz kabul edilir. İletişimin rekabet kuralları içindeki görüntüsü, zaman zaman faşizan bir tutum sergiler. Çünkü özellikle medya iletişiminde rekabet, kitleler üzerinden bir savaş haline dönüştürülür. Medya kurumları arasındaki nüfuz savaşları, toplum çıkarları paravan yapılarak, acımasız bir gösteriye dönüştürülür. İşte bu noktada fotoğraflar ve görüntüler propagandanın emrine girerek medya baskılarına sürekli olarak gerekçe üretirler. Sonuçta bir iletişim aracı olan fotoğrafın kendisi de, anlamını iletişim ve enformasyon düzeninin sığ sularına hapsetmekten kurtaramaz. Çünkü iletişim dünyası ortaya koyduğu sonuçları görmek istemez, kendisini bir amaç haline getiren amaca inanmak ister.

 

October 2006

 


Fotoğraf Kuramı