Photoshop Magazin
 


Caner Ataseven > Mimar

01 September 2006 | Sayı: Sep 2006
 
1 2 3 4 5
 

Caner Ataseven > Mimar



hspace=0



Türk Mimarlarının Yükselişi


Mimarlık, insanlık tarihinde, medeniyetin gelişimine, insanoğlunun hayal kurma ve üretme yeteneğine paralel olarak her daim önemini korudu. Eserler, kültürlerin, inançların, politikaların dünyadaki birer imzası olarak dünya tarihindeki yerini aldı. Peki Türk mimarisinin, bugün bu gelişim sürecindeki yeri nedir ? Türk mimarları artık dünyada gittikçe artan bir taleple uluslararası projelerde görev alıyorlar. Hem de dünyanın hemen her yerinde…Mimar Caner Ataseven de bunlardan biri. Genç yaşına rağmen pek çok uluslararası projede sorumluluklar alan Caner Ataseven'le mimarlık ve tasarımı konuştuk.


Yalta Bristol Otel - 2007'de başlanacak.
hspace=0
Yalta şehir merkezindeki en yüksek yapı.

hspace=0
Conference Palace Hotel, Ukrayna, Yalta şehri- bitiş tarihi 2008

hspace=0
Abudabi Saray Otel şantiyesi, 2004

hspace=0
Abudabi Saray Otel

Bugün dünyanın dört bir tarafında, adını bile duymadığımız ülkelerde binlerce Türk inşaat firması, yüz binlerce Türk işçisi, mimarı, mühendisi çalışmakta ve Türkiye'yi temsil ederek ülkenin gururu olmaktadır. Fakat Türk medyasında bu başarı haberleri televolelik haberlerden sonra, en son sırada 30 saniyelik bir haber olarak bile geçmiyor.

Photoshop Magazin: Bize kısaca kendinizden ve aldığınız eğitimlerden bahseder misiniz?

Caner Ataseven: 1976 Isparta doğumluyum. Afyon Anadolu Lisesi eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Fizik Bölümü'nde üniversite eğitimime başladım. 1 sene okuduktan sonra fiziğin bana göre olmadığını ve aslında istediğim ve ruhuma hitap eden mesleğin mimarlık olduğunu fark ettim. Yeniden sınava girip mimarlık bölümünü kazandım. 2000 yılında iş hayatına atıldım.

PM: Mimarlık mesleğini seçmenize neden olan şey neydi? Bu bilinçli bir tercih miydi?

CA: Evet, kesinlikle bilinçli bir tercih olduğunu söyleyebilirim, çünkü çok düşündüm. Başkalarının etkisi olmadan ya da mesleklerin popülaritesini ve iş bulma, okuma zorluklarını göz ardı ederek böyle bir tercih yaptım. Hatta İstanbul Üniversitesi'nde çok farklı bir bölümde okumak için kendimi zorladım bile diyebilirim. Fakat aklımın her zaman mimarlıkta olduğunu, kesinlikle mimar olmak istediğimi ve böyle huzurlu olabileceğimi hissettim. Tabi buna doğuştan gelen resim yeteneği ve ilgimin neden olduğunu da söyleyebilirim. Mimarlık biraz aykırı bir daldır; sıra dışı, kural dışı insanların mimarlığı tercih ettiğine piyasada da şahit olabilirsiniz. Ben de kendimi karakter olarak buna yatkın buluyorum doğrusu...

PM: Bize yapmış olduğunuz çalışmalardan biraz söz eder misiniz? Size göre en önemlileri hangileriydi?

CA: Henüz üniversite son sınıftayken teoriyle pratiğin ne kadar farklı olduğunu fark ettiğimden, son sınıfta -1999 yılı- Isparta Belediyesi İmar Md.'de part-time çalışmaya başladım. Belediyedeki 2,5 yıllık çalışmamın mesleki kariyerime 4 senelik mimarlık eğitiminden daha faydalı olduğunu söyleyebilirim. O yıllarda Isparta'nın en büyük projelerini hazırlayıp imza atarak Isparta'yı örnek bir şehir haline getirdiğimizi söyleyebilirim. Tabi bunda mimar olan ve aynı zamanda üniversitede hocam olan belediye başkanının emeği çoktur. Özellikle eskiden Isparta'nın kangreni olan ve proje yarışmasında birincilik kazanan 75 bin m2'lik Isparta'nın en büyük ve en modern projesi olan Çarşamba Pazarı projesi çalıştığım en önemli projelerdendi. Askerlik nedeniyle belediyedeki işime ara verdim. Ardından gelen bir teklifle Rusya'nın Sibirya bölgesi Omsk şehrine gittim. - 50 derecede şehrin en büyük ve yeni eğlence, kumarhane, disko, restoran kompleksinin dekorasyon ve dış cephe projelerini hazırladım. İzne geldiğimde Dubai'den bir iş teklifi geldi. Şu anda mimarlığın dünya başkenti olan ve mimarların rüya şehri olan Dubai'de dünyanın en büyük müteahhitlik firması olan Turner (ABD) ile çalışmak çok zevkliydi. Özellikle, dünyanın 7 yıldızlı 2. oteli ve aynı zamanda dünya kongre merkezi ve saray olan, dünyanın en pahalı projesi ünvanına sahip olan bu proje özgeçmişime eklediğim en büyük proje. Proje tamamlanınca artık yurtdışında çalışmamaya karar verdim ve Türkiye'ye izne geldim. Ancak uluslararası projeleri ve çalışma şartlarını gördükten sonra Türkiye beni cezbetmedi. Yurtdışı tekliflerine hep sıcak baktım. Ardından Rusya'nın Kafkasya bölgesinin en büyük şehri olan Stavropol'de Rusya'nın en büyük bankası olan devlet bankası Siberbank Kafkasya genel merkezi projesinde şantiye şefi olarak çalıştım. Bu iş, ofisten şantiyeye atladığım iştir. Şantiyeyi bilmeyen mimar bence yarım mimardır. Bu binayı da teslim ettikten sonra Ukrayna'nın Antalya'sı Yalta şehrinde ülkenin en büyük turistik tesisleri, otelleri, konutları ve villalarının projelerini yönetmek üzere halen proje müdürü olarak çalışmaktayım.

PM: Mesleğiniz gereği sürekli ülkeler arasında seyahat ediyorsunuz. Bir çok ülkenin mimarisini görüp gözlemleyebilmek size birçok artılar katıyordur. Türkiye yerine uluslararası firmalarda çalışmanın getirdikleri neler oldu?

CA: Bence bizim meslekte, Türkiye'de çalışmak, işin kolayını ve rahatını seçmektir. İnsanın kendi ülkesinde çalışmasının iş hayatı ve yaşam şartlarında birçok artısı vardır, fakat yurtdışı risktir, fedakarlıktır. Çalışma şartları çok ağırdır ve en kötüsü Türkiye'ye döndüğünüzde artık bir yabancısınızdır. Bir çevreniz yoktur, piyasa şartları, maliyet ve malzeme fiyatları, kullanılan malzeme, işçilik, mimarlık teknolojisi, yapım teknikleri çok farklı gelecektir insana. Bugün dünyanın dört bir tarafında, adını bile duymadığımız ülkelerde binlerce Türk inşaat firması, yüz binlerce Türk işçisi, mimarı, mühendisi çalışmakta ve Türkiye'yi temsil ederek ülkenin gururu olmaktadır. Fakat Türk medyasında bu başarı haberleri televolelik haberlerden sonra, en son sırada 30 saniyelik bir haber olarak bile geçmiyor. Türk insanının günümüzde gurur duyabileceği fakat haberinin dahi olmadığı nadir başarılardan bazılarında çok az da olsa emeğimin olduğunu bilmek beni çok mutlu ediyor.

hspace=0
Ukrayna-Yalta şehri, Parus Hotel 5 yıldızlı otel ve tatil köyü kompleksi-grafik tanıtımı

 hspace=0
Ukrayna-Yalta şehri, Parus hotel 5 yıldızlı otel ve tatil köyü kompleksi-2007'de başlanacak

PM: Bir işi aldıktan sonraki çalışma sürecinizi anlatır mısınız? Hangi aşamalardan geçiyor ve son halini alıyor?

CA: Mimarlık çok çeşitli dallara ayrılmıştır. Sanırım sizin öğrenmek istediğiniz ofis süreci. Bir iş bağlanmadan önce müşteriye birkaç varyasyon halinde etüd projeleri hazırlanıp sunulur, müşteriyle bu tarzlardan birinde hemfikir olunursa müşteriyi bu işi yapmaya ikna etmek için binanın ya da interior design'ın bitmiş halini kafasında 3 boyutlu canlandırabilmesi için bilgisayar teknolojisi yardımıyla 3 boyutlu perspektif prezentasyonları sunulur. Özellikle Photoshop teknolojisi bu aşamada devreye giriyor. Photoshop gerçekçiliği arttırmak, meslektaşlar arasındaki tabirle sabunlamak, binanın halihazırdaki çevre düzeni içine veya şehirdeki konumuna yerleştirerek bittiğinde nasıl görüneceğini kestirebilmek açısından biz mimarlar için vazgeçilmez bir yardımcı. Bu, günümüzde gerek müşterinin gözünü boyamak, gerek insanlarda ileride hayal kırıklığı yaratmamak, gerekse ustaların inşa sürecinde ne yaptıklarını ve nereye varacaklarını bilmeleri açısından çok önemli. Bu aşamadan sonra sıfır hataya yakın, eksiksiz ve çok detaylı birebir uygulama projeleri çizilir, önce belediyeye götürülüp İmar Md.de teknik şartnamelere uygunluğuna bakılır, proje geri dönerse eksiklikler, hatalar düzeltilir. Belediye'de onaylandıktan sonra Mimarlar odasında gerekli işlemler yapılıp yerine göre şantiye şefi ya da müteahite verilir ve şantiyede uygulamasına geçilir. Tabii ki bu sırada bu mimari projenin statik projesi, mekanik projesi, elektrik projesi, zemin etüdü, topoğrafın projesi hazırlanmalıdır. Tabii ki yapım aşamasında da tüm gelişmelerden o projenin mimarı sorumludur. Depremlerden sonra çıkan son kanunlarla projenin bir numaralı amiri ve sorumlusu mimar olarak tayin edilmiştir.

PM: Bize biraz çalışma ortamınızdan söz eder misiniz? Nasıl bir ortamda, hangi şartlarda çalışmaktan hoşlanıyorsunuz?

CA: Şu anda şantiye ortamında çalışmaktayım. Sorumlu olduğum birkaç şantiye ve bir kamp mevcut. Genelde sürekli bunları dolaşmakla vaktim geçiyor. Bugüne kadarki çalışma hayatımda teknik ofiste çalışmıştım fakat şu anda diyebilirim ki tercihim şantiyeden yana. Ofis ortamı çok monoton, oysa şantiye çok hareketli ve sürprizlerle dolu, zorluğunu sorarsanız tabii ki şantiye daha zor ve yorucu. Özellikle teknik problemlerden çok insan ilişkileri; İnsan idare etmek en zoru.

PM: Dünya çapında bugün genel kabul gören yaklaşımlar nelerdir?

CA: Ben bir yaklaşımın hiçbir dönemde 2 x 2 = 4 olarak kabul gördüğüne ve göreceğine inanmıyorum. Mimarlık sanat gibi göreceli ve soyut bir kavramdır. İnsan ruhuna, zevkine hitap eder ve bu da kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Bence mimari kısaca arayıştır, sonsuz bir arayış, varyasyon sonsuzdur. Ama şu anda istatistik olarak bir çoğunluğu sorarsanız, maalesef ama maalesef başta Türkiye olmak üzere dünyanın çoğu bölgesinde piyasa mimarlığı - ekonomik değerlerin ön plana çıktığı mimarlık - yaklaşımı ağır basmaktadır. Ve bu çok üzücüdür.

hspace=0

Rusya devlet bankası Siberbank Kafkasya genel merkez binası, Stavropol eyaleti-2006

hspace=0
Rusya devlet bankası Siberbank Kafkasya genel merkez binası son hali, Stavropol eyaleti-2006

Şu anda teknolojide, 50 yıl öncesinde hayal bile edilemeyen bir noktayı yaşıyoruz. Fakat günümüzün bu şaşaalı mimarları hala 500 yıl önceki ilkel şartlarda çalışan üstad Sinan'ın eserlerini taklit etmekten aciz.

PM: Bir mimar olarak kişisel tarzınızdan söz eder misiniz? Beğendiğiniz mimari yaklaşımlar, tarzlar nelerdir?

CA: Tarz tutturabilmek çok zor ve iddialı bir olay bence; ayrıca zamanla olacak bir şey. Ama beğendiğim tarzlar olarak söyleyebilirim. Ben klasikten yana değilim, postmodern ya da piyasa mimarisinden de hoşlanmıyorum. Son yıllarda ortaya çıkan dekonstrüktivizm adında bir akım öğrencilik yıllarında da, şimdi de çok ilgimi çekiyor. Bunun sanattaki karşılığının sürrealizme yakın olduğunu düşünüyorum. Belki de Salvador Dali'yi sevmem bundandır. Son dönem Japon mimarisi de bu alanda iddialı.

PM: Mesleğinizle ilgili öngörüleriniz nelerdir? Gelecekte neler göreceğiz?

CA: Mimarlık dünyadır, medeniyettir, medeniyetin gelişimi denince akla önce şehirleşme, binalarda modernleşme gelir. Dolayısıyla mimarlığın gelişmesi direkt olarak dünyanın ve insanların gelişmesiyle doğru orantılı. Şöyle örnek verebilirim, şu anda dünyadaki gelişmelerin geleceği çok parlak görünmüyor, eğer dünya yeni bir savaşa sürüklenirse akabinde kıtlık, açlık, global fakirlik ve barınma sorunlarında tasarruf tedbirleri doğacaktır. Bu da tabi prefabrikasyon gibi daha pratik ve ucuz, fakat mimaride basitleşmeye yol açan gelişmelere neden olacaktır. Belki de çocukluğumuzdan beri Hollywood bilim-kurgu filmlerinde izlediğimiz, o uzay zamanı ultra modern, 300 katlı akıllı binalarla dolu, arabaların havada uçarak yol aldığı şehirler sadece bir hayal ve fanteziden ibaret olacaktır. Ama umarım olmaz…

PM: Bugün teknolojik gelişmeler, mimarlıkta neler sağlıyor; düşünce, hareket kabiliyetinde artıları nelerdir ?

CA: Teknolojik gelişmeler, bence zaman ve insan gücü sarfiyatını azaltmakta. 3 boyutlu düşünme ve geleceği hayal etme açısından da faydası inkar edilemez. Fakat şuna inanıyorum; Bin yıl geçse de bilgisayar tasarım yapamaz. Tasarım insana özgüdür, beyin ürünüdür. Şu anda teknolojide, 50 yıl öncesinde hayal bile edilemeyen bir noktayı yaşıyoruz. Fakat günümüzün bu şaşaalı mimarları hala 500 yıl önceki ilkel şartlarda çalışan üstad Sinan'ın eserlerini taklit etmekten aciz. Sinan ki kağıt kalemsiz 8. dereceden katlı integrali kafadan çözebiliyordu. Binlerce yıl önce tasarlanan piramitleri ise ağzımız açık seyretmekteyiz. Bunun yanında bilgisayarın mesleğimize faydalarını yadsımak doğru değil. Tonla kırtasiye zahmetini ve masrafını azalttı. Diğer, teknolojinin getirdiği yeni makineler, araçlar, alet edevatlar da 1 yılda yapılabilecek inşaatların süresini 4-5 aya düşürdü. Nerede o kovayla beton dökülen günler, nerede şimdiki dev pompalar, mikserler…

PM: Ülkemizde ve dünyada başarılı bulduğunuz mimarlar ve mimari çalışmalar hangileridir?

CA: Ülkemizdeki mimarlardan Behruz Çinici ile uluslararası başarıları ile gurur duyuyorum. Özellikle TBMM Camii projesi ilgi çekici. Bunun yanında Cengiz Bektaş'ın Mersin şehrinde yıllar önce yaptığı 52 katlı Türkiye'nin en yüksek gökdeleni zamanının şartlarına meydan okuyan bir yapı. Türk mimarlar şu anda tüm dünya mimarlık camiasında kendilerini ispatlamışlardır ve aldıkları ödüller bunun delilleridir. Ukrayna ve Rusya'da her sene aydın çevrelerce Mimar Sinan'ın ölüm yıldönümü anılır ve burada daha ilk sınıflarda okuyan küçük bir çocuğa bile sorsanız Dünyanın en büyük mimarı Mimar Sinan'dır der. Fakat ne yazıktır ki mimarlık hiçbir magazin değeri taşımadığı için halkımızın bu gurur verici gelişmelerden haberi yok. Dünyada ise birçok kesimin anlayamadığı, çok aykırı bulduğu fakat evlerinde aldıkları ödülleri koyacak yeri kalmayan bazı -tabiri caizse uçuk- mimarlara hayranım. Peter Eisenman, çok az tanınmış bayan mimarın bulunduğu ortamda alanında bir numara olmuş Iraklı Zaha Hadid, Bilbao Müzesi projesiyle yüzyılın binası ünvanını kazanan Frank O. Gary, Japon deha Kenzo Tange en çok ilgimi çeken ve takip ettiğim mimarlar.

PM: Türk mimarlığı, bugün iyi bir mesafe kat etmiş ve dünya ile kıyaslarsak oldukça iyi bir noktaya gelmiş durumda o zaman...

CA: Türkiye, uluslararası mimarlık camiasında, mimarlar bazında, bu dalda en iyiler olan Alman ve Japon mimar
larla yarışmaktadır. Ama ülkemizdeki mimarlığa bakarsak maalesef çok geride olduğumuzu belirtmek zorundayım. En büyük ve depreme karşı en riskli şehrimizin %75'inin kaçak ( mimar imzası olmayan ) olduğunu hepimiz biliyoruz. Tabii ki ülkemiz mimarlık açısından batılı ülkelerle henüz kıyaslanamaz, mimarlık ekonomiyle doğru orantılıdır. Buna en iyi örnekte Dubai şehridir. Petrolün bulunmasından sonra, çölde birkaç bedevi ailesinin yaşadığı bir kasaba, 20 yıl içinde şu anda dünyanın en modern şehirlerinden biri olmuştur.

PM: Projelerinizin hangi aşamasında bilgisayar devreye giriyor? Ve ilk bilgisayarınız neydi?

CA: Projelerimizin başından sonuna kadar artık bilgisayar işin içinde. Elle çizim olayı yıllar önce kalktı. Sağolsun 3 boyutlu bilgisayar programları maket derdini de unutturdu. İlk bilgisayarımın işlemcisi Pentium 166 idi; 16 Ram, 2,1 GB hard disc.

PM: Photoshop'ı çalışmalarınızın hangi aşamasında kullanıyorsunuz?

CA: Photoshop bence mükemmel bir program ve bir mimar için olmazsa olmaz bir gereklilik. Günümüzde artık iş ilanlarına bakarsanız çoğunda kullanılan Photoshop bilen mimar kalıbıdır. Artık en küçük bir mimari ofis bile kendini müşteriye tasarladığı binanın bitmiş halini göstermekle yükümlü hissetmekte. Zaten müşteri de artık bilinçli ve bunu bekliyor. Autocad'deki 2 boyutlu tasarım, akabinde 3DsMax gibi programlarla modellemeden sonra Photoshop devreye girmektedir. 3DsMax'ten aldığımız render resmini Photoshop'a atıp gerekli renk ve görsellik rötuşlarını yapıp, ot, böcek vs ekleyerek gerçekçiliğini arttırmaktayız.

hspace=0



PM: Ne zamandan beri kullanıyorsunuz, ilk kullandığınız versiyon hangisiydi?

CA: Yaklaşık 7 yıldır kullanıyorum. Tam net hatırlayamıyorum ama sanırım Photoshop 4.0'dı.

PM: Hangi özelliklerini kullanmaktan keyif alıyorsunuz?

CA: Liquify Clone Stamp, Pattern Stamp, Image Adjustment ayarları, resim ekleme, çıkarma, kesme, Photoshop CS gelişmiş yazı opsiyonları, Crop…

PM: Başka hangi programlardan yararlanıyorsunuz?

CA: Autocad 2006, 3DsMax, Archicad, Artlantis, çeşitli paket programlar ve Office XP desteği.

PM: Mimar olmak isteyen gençlere ne tavsiyeler verirsiniz?

CA: Öncelikle bu işi gerçekten sevmeleri lazım. Sevmeden bu mesleğin zorluklarına katlanmak zor. Aksi taktirde bölüm değiştirmelerini tavsiye ederim. Dost acı söyler ama gerçekten şunu söyleyebilirim ki, üniversite yıllarım hayatımın en zor yıllarıydı. Günlük 4 saat uykuyla okulu bitirdim. Mimar olmak isteyen arkadaşlar üniversitenin iş hayatına yönelik fazla bir şey vermediğini, sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmaları gerektiğini unutmamalılar. Özellikle -tabirimi bağışlayın- tam anlamıyla bilgisayar manyağı olmaları lazım. Ve Türkiye'ye kapanıp kalmak başını kuma sokmuş devekuşuna benzer. Tüm dünya onu takip eder ama onun dünyadan haberi yoktur. İkinci bir unsursa dil. Bunun ne kadar gerekli olduğunu, dili olmayan bir insanın kaale alınmadığını, bizim insanımız dışında her ülkeden mimarın en az 3 dil bildiğini üzülerek yurtdışı iş tecrübelerimde gözlemledim.

PM: Son olarak Photoshop Magazin okurlarına ve tasarımcılara mesajınız var mı?

CA: Ben tüm sanat dallarındaki arkadaşları yakın meslektaşlar olarak görüyorum. Hepimiz birer tasarımcıyız. Mimarlık yarı sanat yarı bilimdir. Üniversite yıllarımı hatırlarım; en iyi anlaştığım insanlar, beni en iyi, anlayanlar, hatta ev arkadaşlarım Güzel Sanatlar Fakültesindendi. Grafiker, ressam gibi.. Bunun dışında biz sanatçıların toplum tarafından pek anlaşılamadığı, yadırgandığı hatta soyutlandığı söylenebilir. Ama önemli olan, insanın kendini ve yaptığı işi bilmesi.

 

September 2006

 


Sektörel Photoshop