Photoshop Magazin
 


Bir İş ve Ekonomi Dergisindeki Tasarım Süreci: İnfomag Yayıncılık

01 August 2006 | Sayı: Aug 2006
 
1 2 3 4 5
 

Bir İş ve Ekonomi Dergisindeki Tasarım Süreci:
Infomag Yayıncılık



Infomag Yayıncılık - Yayınlar Kreatif Direktörü,
Mehmet Mücahid Demir


Konu, İş ve Ekonomi dünyasına hitap eden bir dergi olsa da, görsellik ve tasarımın önemi değişmiyor. İnfomag Yayıncılık - Yayınlar Kreatif Direktörü Mehmet Mücahid Demir’le iş ve ekonomi dergisinde grafik tasarımı konuştuk.


hspace=0

PM: Bize kısaca kendinizden ve aldığınız eğitimlerden söz eder misiniz ?

Mehmet Mücahid Demir: Çocukluk ve gençlik dönemimi Ankara’da geçirdim. Daha sonra üniversiteyi küçük bir şehirde okuma idealiyle Isparta’da yaşamıma devam ettim. Küçük ve renksiz görünen Isparta’yı, kendi dünyamda yapıcı ve her an yeni bir şeyleri dağarcığıma eklediğim bir eğitim alanı olarak gördüm. Tüm olumsuzlukları ve eksiklikleri, küçük bir şehrin getirdiği naifliği, kariyer anlamında olumlu ve katkısı olan bir gelişim sürecine dönüştürmeye çalıştım.

PM: Infomag yayıncılığın kuruluş hikayesini ve yaptığı çalışmaları bize kısaca anlatır mısınız ?

MMD: Tabi. Isparta'da edindiğim bu bilgiye olan açlık ve gelecek kaygıları doğru zamanda, doğru yerde bir imkan sağladı. Üniversite eğitimime devam ederken, Ankara’da sektörel bir alanda, bir dergi projesi üzerinde çalışmaya başladım. Haftanın bir kısmını Isparta’da okula devam ederek, bir kısmını da Ankara’da bu dergiyi hazırlayarak geçiriyordum. Bu işe başlarkenki bakış açım, o yayının özelliklerinden çok, ona benim nasıl bir katkıda bulunacabileceğim idi. Başlangıçta bilgisayar bilgim hemen hemen hiç yoktu; aynı zamanda yayın ve baskı süreci konusunda da daha önceden herhangi bir tecrübem olmamıştı. Okuldaki eğitimle paralel olarak sürdürdüğüm pratik çalışma hayatı o dönem için bana birçok şey kattı. Okul bittikten sonra Ankara bazı noktalarda beni tatmin etmeyince, yakın çevremdeki arkadaşlarımla kendi yayıncılık şirketimizi kurup İnfomag dergisiyle İstanbul’da yayın hayatına başladık. 2005 yılının ortalarına geldiğimizde İnfomag'ın yanında, haftalık, sıcak haberleri kovalayan bir yayın olması gerektiğini düşündük. Dünyanın en önemli iş dergilerinden bir tanesi olan Business Week’le görüşmelere başladık. Onlar da bizim yaklaşımızı olumlu buldu ve 2005 Aralık ayından itibaren Business Week Türkiye’yi yayınlamaya başladık.

PM: Günümüzde, dünyadaki dergi yayıncılığı ve süreli yayın tasarımı konusunda ne düşünüyorsunuz?

MMD: Dünyadaki dergileri incelediğinizde şunu farkediyorsunuz; aslında ülkelerin psikolojileri ve bu doğrultuda şekillenen toplu bir yayın anlayışları var. Yani bir İtalyan Capital ile, Fransız Capital veya Alman Capital çok farklı... Tasarım dergilerine baktığımızda ise CQ’nin Amerikan versiyonuyla, İngiliz olanı arasında çok ciddi farklar var. Globelleşen dünyada belki tatlar aynılaşmaya başladı. Teknolojiyle birlikte aynı programı, aynı baskı tekniğini, aynı makineyi kullanıyorsunuz. Ama yine de yayıncılık anlayışlarındaki farklılıktan dolayı her geleneğin farklı bir karakteristiği var. Bundan önemlisi Amerika’da ve Avrupa’da yayıncılık ciddi bir iş.

PM: Sizce Türkiye'de süreli yayıncılık hangi noktada ?

MMD: Türkiye’de yayıncılık tam anlamıyla bir iş değil. Belirli bir sektör olsa bile çok uzun süre devam etmeyen süreli yayınlar var. Dolayısıyla ciddi bir gelenek oluşmuyor. Benim yayın dilim, yayın geleneğim budur diyebilecek olan çok fazla yayın mevcut değil. Tasarım anlamında başarılı olan bir tane örnek var. O da Zaman. O da gazete alanında. Dergi anlamında başarılı olanlara örnek olarak belki Hillsider gösterilebilir ama o çok marjinal bir dergi. Türkiye’de süreli yayın mantığındaki işlerde tasarım çoğu yerde oldukça zayıf kalıyor. Süreli yayın aslında biraz kopyalama üzerine oturmuş durumda. Bir model alınıyor, Türkiye’ye adapte ediliyor. Yeni bir dil, yeni bir söylem tam anlamıyla yok. Bir dergi tasarımcısı kimliği yok. Baskı süreçlerine baktığınızda da pek iyi sonuçlar yok. Sayıları az da olsa iyi çalışmalar var; ama onlar da bir gelenek oluşturmuyor. Türkiye’de yayıncılık sektörünün bu durumda olmasının en birincil sebebi dar bütçeler. Sonuçta maddi olarak buna verdiğiniz değerle, tasarım anlamında ortaya çıkacak olan değer doğru orantılı. Maddi imkanlar çıkan işi etkileyen en önemli unsurlardan biri.

PM: Türkiye’deki yayıncılık sektörünün daha iyi bir noktaya ulaşması için neler yapılması gerekiyor ?

MMD: Aslında Türkiye’de süreli yayınlar noktasında iyiye gidiş var. Ama bu sadece yayını oluşturan unsurlardan birinin değişmesiyle olacak bir şey değil. Yayıncılığın içerik, tasarım, baskı, okuyucu kitlesi, kısaca tüm unsurlarının toplu olarak bir iyileşme yaşamasıyla kalıcı bir etki sağlanabilir. Dergiler nitelikli bir yayıncılık anlayışı ortaya koymaya başladığında okuyucu kitlesi de gelişecek. Daha iyi bir gelir elde edilmeye başlandığında sektör de buna paralel olarak gelişecek.

hspace=0

PM: Bir iş ve ekonomi dergisi olarak, tasarım ve yaratıcılık dengesini nasıl kuruyorsunuz ? Tasarım konseptinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

MMD: Aslında bir dergi dediğiniz zaman, onu parantez içine aldığınızda uzun bir metin ve üç beş tane resmi bir araya getirebilme çabası. Altı üstü bir tane resim alanı açıyorsunuz. Yazı alanını onun içine koyuyorsunuz. Zaman içinde o kadar farklı detaylar sizin önünüze çıkıyor ki; bir fontun, bir virgülün bir harfin formundan tutun da bir resmin renk armonisine kadar herşey bundan etkilenmeye başlıyor. Sizin öyle bir durumsallığı keşfetmeniz gerekiyor ki; yaptığınız bir sayfada kullandığınız resim, attığınız başlık ve metin arasında ciddi bir akışkanlığın sağlanması gerekiyor. Bu akışkanlık yazının daha okunabilir olmasını sağlıyor.Dergi yayıncılığı aslında tamamıyla bir sistem. Sistemi doğru kurduğunuz taktirde aksayan noktalar olsa bile, onları o sistemin içinde öğütebiliyorsunuz. Çok değişken parametreler var. İlk olarak sayfaların tasarımında bir üçgen sistematiği var... Bu üçgen sistematiği; büyük, orta, küçük ilişkisi; aynı zamanda koyu, orta ton ve açık ton ilişkisini temel alan bir yapıda. Asıl temelimiz bu. Dünyadaki örneklere baktıkça ben şunları farkettim; ilk önce kendi dilimi oluşturmam için iyi bir font ailesini bulmam lazım. Diğer başarılı örneklerde net olarak şunu gördüm; hepsinde sadece iki tane font ailesi kullanılıyor ve arada bazı özel konulara yerleştirilmek üzere üçüncü bir font ailesi var. Bunun üzerine ben de her şeyi iki fontun üzerine kurdum. Birisi tırnaklı, normal yazıda kullandığım; diğeri de tırnaksız ve serifsiz olan, başlıkta kullandığım font. Bunun yanında fotoğraf dili oluşturmanız gerekiyor. Bizdeki röportaj haricindeki konularda, attığınız başlıkla fotoğrafın çok iyi örtüşmesi gerekiyor. Koyduğumuz spotla resmin ilişkisini; fotoğrafla metnin ilişkisini doğru kurarak aynı başlık çatısı altında vermeye çalışıyorum. Tabi bu çok ciddi bir özen istiyor. Siz fotoğrafçılarınızı bir haber için, bir röportaj için veya herhangi bir konu için fotoğraf çekimine gönderdiğinizde istediğiniz şey ile gelen şeyin çok iyi örtüşmesi gerekiyor. Röportaj yapılan kişinin ifadesinden tutun da, sizin yanında başlık olarak attığınız şeyinde aslında birbiriyle çok yakın ilişkisi olması gerekiyor. Bu zor bir süreç; çünkü Türkiye’de gittiğiniz iş adamlarına her şeyi yaptıramıyorsunuz. Kalıp bir oda var ve o odanın içerisinde veya bütün detayları düşündüğünüzde çok da müdahele edilemiyor.

hspace=0

PM: Bir iş ve ekonomi dergisi olarak, tasarım ve yaratıcılık dengesini nasıl kuruyorsunuz ? Tasarım konseptinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

MMD: Aslında bir dergi dediğiniz zaman, onu parantez içine aldığınızda uzun bir metin ve üç beş tane resmi bir araya getirebilme çabası. Altı üstü bir tane resim alanı açıyorsunuz. Yazı alanını onun içine koyuyorsunuz. Zaman içinde o kadar farklı detaylar sizin önünüze çıkıyor ki; bir fontun, bir virgülün bir harfin formundan tutun da bir resmin renk armonisine kadar herşey bundan etkilenmeye başlıyor. Sizin öyle bir durumsallığı keşfetmeniz gerekiyor ki; yaptığınız bir sayfada kullandığınız resim, attığınız başlık ve metin arasında ciddi bir akışkanlığın sağlanması gerekiyor. Bu akışkanlık yazının daha okunabilir olmasını sağlıyor.
Dergi yayıncılığı aslında tamamıyla bir sistem. Sistemi doğru kurduğunuz taktirde aksayan noktalar olsa bile, onları o sistemin içinde öğütebiliyorsunuz. Çok değişken parametreler var. İlk olarak sayfaların tasarımında bir üçgen sistematiği var... Bu üçgen sistematiği; büyük, orta, küçük ilişkisi; aynı zamanda koyu, orta ton ve açık ton ilişkisini temel alan bir yapıda. Asıl temelimiz bu. Dünyadaki örneklere baktıkça ben şunları farkettim; ilk önce kendi dilimi oluşturmam için iyi bir font ailesini bulmam lazım. Diğer başarılı örneklerde net olarak şunu gördüm; hepsinde sadece iki tane font ailesi kullanılıyor ve arada bazı özel konulara yerleştirilmek üzere üçüncü bir font ailesi var. Bunun üzerine ben de her şeyi iki fontun üzerine kurdum. Birisi tırnaklı, normal yazıda kullandığım; diğeri de tırnaksız ve serifsiz olan, başlıkta kullandığım font. Bunun yanında fotoğraf dili oluşturmanız gerekiyor. Bizdeki röportaj haricindeki konularda, attığınız başlıkla fotoğrafın çok iyi örtüşmesi gerekiyor. Koyduğumuz spotla resmin ilişkisini; fotoğrafla metnin ilişkisini doğru kurarak aynı başlık çatısı altında vermeye çalışıyorum. Tabi bu çok ciddi bir özen istiyor. Siz fotoğrafçılarınızı bir haber için, bir röportaj için veya herhangi bir konu için fotoğraf çekimine gönderdiğinizde istediğiniz şey ile gelen şeyin çok iyi örtüşmesi gerekiyor. Röportaj yapılan kişinin ifadesinden tutun da, sizin yanında başlık olarak attığınız şeyinde aslında birbiriyle çok yakın ilişkisi olması gerekiyor. Bu zor bir süreç; çünkü Türkiye’de gittiğiniz iş adamlarına her şeyi yaptıramıyorsunuz. Kalıp bir oda var ve o odanın içerisinde veya bütün detayları düşündüğünüzde çok da müdahele edilemiyor.

hspace=0

Yayıncılığın içerik, tasarım, baskı, okuyucu kitlesi kısaca tüm unsurlarının toplu olarak bir iyileşme yaşamasıyla kalıcı bir etki sağlanabilir.

PM: Ekibinizden bahseder misiniz, tasarım departmanında kaç kişi görev alıyor ?

MMD: Ekip üçlü bir saç ayağına sahip. Fotoğraf editörünün bulunduğu fotoğraf ekibi, kreatif ekip ve operative ekipten oluşuyor.

PM: Çalışma sistematiğinizden ve temponuzdan söz eder misiniz ?

MMD: Yeni bir sayı başlangıcında, yayın yönetmeninin ve editörlerin bulunduğu bir içerik toplantısı yapılıyor. Bu içerik toplantısına fotoğraf editörü ve ben de katılıyoruz. Daha sonra içeriğin nelerden oluştuğu ve ihtiyaçlarının neler olduğu bilgilerini topluyoruz. O gün içinde bu aldığımız bilgileri değerlendirip elimizde hangi malzemeler var, neler yapabiliriz, nereye doğru götürebiliriz, diye bir beyin fırtınası yapıyoruz. Konu ile ilgili editörün de bulunduğu toplantıda bu beyin fırtınasının sonuçlarına göre o sayfanın taslağını çiziyoruz. Konunun ana teması, o ana temada nasıl bir yaklaşım olduğu, o yaklaşıma göre nasıl bir görsel olacağı, rakamsal veya spot anlamında neler olacağını tespit edip bir eskiz kağıdında somutlaştırıyoruz. Bu somutlaştırma çoğu zaman sonuca çok yakın oluyor. O aşamadan sonra daimi bir metnin üzerinde, bilgisayarda şablon üzerinde bunun çalışmasını bire bir yapıyoruz. Daha sonra fotoğraf editörümüz gerekli araştırmaları ve çekimleri yaptıktan sonra, hazırladığı tercihli görselleri birlikte değerlendirip sayfaya yerleştiriyoruz. Görsellerin belirlenmesi aşamasından sonra operatör, gelen yazıyla birlikte eskizi uyguluyor. Tablolar, rakamlar ve diğer tüm detaylar bittikten sonra tashih aşamasına geçiliyor. Bu arada baskı için fotoğrafların ve tüm görsel malzemenin kalibrasyonlarını yapılıyor.Benim ve fotoğraf editörünün onayından geçen sayfaların son çıkışları, tekrar benim, yayın yönetmeninin ve editörün gözetiminden geçiyor. Verdiğimiz onay sonrasında PDF’leri hazırlanıyor. Orada da son bir kontrol olduktan sonra matbaanın FTP’sine gönderiyoruz. Matbaa süreci de takip ediliyor. Herhangi bir değişiklik veya hata varsa tekrardan revize edilen dergi, forma forma onayı alınarak baskıya giriyor.

Dünyadaki dergileri incelediğinizde şunu farkediyorsunuz; aslında ülkelerin psikolojileri ve bu doğrultuda şekillenen toplu bir yayın anlayışları var. Yani bir İtalyan Capital ile, Fransız Capital veya Alman Capital çok farklı...

hspace=0

PM: Tasarım aşamasında Photoshop’un hangi özelliklerinden ve hangi amaçla yararlanıyorsunuz ?

MMD: Photoshop bir hamuru yoğurmak gibi bir şey. Bu hamura arada bir su katıyorsunuz, tekrar yoğuruyorsunuz; arada bir un katıyorsunuz, tekrar yoğurmaya başlıyorsunuz. Ta ki o hamur sonunda fırına girebilecek bir ekmek oluncaya kadar. Photoshop böyle bir şey. Bir bütün olarak değerlendirdiğinizde, bir dokümanı açtığınızda işlenmemiş bir resimde veya bir illüstrasyonda ya da herhangi bir işte iki boyutlu yapacağınız herşeyi onun üzerinde yapabiliyorsunuz. Aslında orada hamuru yoğururken, sizin hamuru yoğurma metodunuz önemli. Herşeyi bilmeniz çoğu zaman gerekmiyor. Ben kendi işime yarayan kısımları biliyorum ve onlarla alakadar oluyorum. Photoshop kapak ya da çok özel bir iki tane fotoğraf montajı yapmanız gerektiğinde çoğu zaman inanılmaz işler çıkartıyor. Odanın içindeki sandalyeleri yeniden tasarlayabiliyorsunuz. Çok önceden çekilmiş bir fotoğrafın üzerine yeni bir fotoğrafı, ışık ayarlarını doğru yaptığınız takdirde monte edebiliyorsunuz. Süreli yayınlar için çok hızlı yanıt vermeniz gerektiği durumlarda çok iyi şeyler çıkabiliyor. Pratik noktalar yakalayabiliyorsunuz. Zamanı geldiğinde bir fotoğrafın üzerinde çok farklı renklerle oynamak mümkün oluyor. Bakıyorsunuz bir fotoğraf fotoğraflıktan çıkıp bir illüstrasyon haline gelebiliyor.

PM: Yayın grafiği alanında kariyer yaPMak isteyen gençlere verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?

MMD: Yayın grafiği alanında çok şey yapılmaz gibi gözükse de aslında daha çok yapılacak şey var. Bir kere bu alanda gerçekten nitelikli insanlara ihtiyaç varYayın grafiği alanında kariyer yaPMak isteyen arkadaşlara şunu öneriyorum; tasarımı önce eskiz olarak düşünsünler. Bir sayfaya veya herhangi bir şeyi yaPMaya başladıklarında ilk önce kafasındaki fikri bir kağıda aktarıp, onun üzerine notlar alarak çalışmaya başlasınlar, daha sonra bilgisayara geçsinler. Tasarıma bilgisayarda başladığınız zaman bilgisayar sizi sürükler. Tasarıma eskizle başladığınız zaman kafanızın içindekini bilgisayara aktarırsınız. Süreli yayında çoğu arkadaşımız şu yanılgıya düşüyor; bilgisayarın başına oturduğunuzda o sayfayı bitireyim diye gidiyorsunuz, halbuki onu bilgisayar bitiriyor. Siz bir şey yaPMıyorsunuz; ama tasarımda, bilgisayarla çalışmaya başlamadan önce, eskizinde bütün notlarıyla, detaylarıyla bitirip onu bilgisayara geçirmeye çalışırsanız, şunu farkediyorsunuz: Ben bunu yapmak istiyorum. Bilgisayar sen de bunu yap. En önemli tavsiyem bol bol eskiz çalışmalarıdır.

PM: Photoshop Magazin okuyucularına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

MMD: Photoshop aslında kendi içinde çok üreyen bir program ve her geçen gün yeni bir şeyler ekleniyor. Bunu takip etmek ne kitaplarla, ne de arkadaşlarınızla paylaşmakla mümkün oluyor. Kısaca Photohop yaşayan bir program. Bu programı konu edinen Photoshop Magazin ise, kullanıcılar için takip edildikçe yeni şeylerin keşfedilebileceği bir yayın.

Hazırlayan & Röportaj : Eylül Ganiz

 

August 2006

 


Sektörel Photoshop