Photoshop Magazin
 


Fotoğraf, Popülarite ve Popüler Kültür

01 July 2006 | Sayı: Jul 2006
 
1 2 3 4 5
 

Fotoğrafın hem kendisi başlı başına bir etkinliktir, hem de popüler kültürü tetikleyen itici bir güce sahiptir. Fotoğrafçı, bir birey ve kimlik olarak gerçeğin içinde her zaman doğrudan yer aldığı için, bir bakıma kendisini popüler kültürün ve onun verilerinin oluşturulmasının vazgeçilmez bir aktörü olduğunu varsayar. Fotoğrafçı görsel imgeler oluştururken, iletişim denilen ve popüler kültürün etkinleştirici gücünü pekiştiren bu alana materyaller üretir. Kamera da, ona eşlik eden evrensel bir göz olarak, kendisi gibi, insanlar üzerinde evrensel düzeyde bir kıskaç oluşturan popüler kültürün hesabına iş görür. Bu durum fotoğrafın aynı yüzyılda doğan ve gelişerek palazlanan popüler kültürle büyük oranda özdeşleştiğini ve günümüzde karşılaştığımız kültürel değişimi süreç içinde elbirliği ile yarattıklarını ortaya koymaktadır.

Her dönemin gerçeklik anlayışını bu dönemin kültürel ve düşünsel ürünlerinde bulmak mümkündür. Bu açıdan bakıldığında fotoğrafçının birey olarak yaşam karşısındaki duruşunun, tıpkı rönesans ressamlarının gerçeklik karşısındaki duruşunu andırması boşuna olmamıştır. Keşfinden itibaren yaklaşık yüz yıl boyunca, nesneleri popülerleştirmek yerine bunları bilgilendirme ve aydınlanma aracı olarak resmederek yaygın kültürden farklı bir kulvar izleyen bu dönem fotoğrafçısının bakış açısı, bu yönüyle klasik dönem sanatçısıyla büyük benzerlik göstermektedir. Çünkü yüzyılların sanat geleneği, yaşam ve doğa karşısında sanatçıyı etkin biçimde gözlem yapmaya ve bundan yararlı sonuçlar çıkarmaya mecbur etmişti. Bu da fotoğrafın ruhuna denk düşen ve ona farklı olmasını sağlayan önemli bir ayrıcalık yaratmaya kaynaklık etmiştir.

Günümüzde kamera önünde duran insanın bakışı, arkasında bulunanın (yani fotoğrafçının) bakışından daha fazla öne çıkmaya başlamıştır. Bunun nedeni, popüler kültürün doğal sonucu olan popüler insan yüzlerinin, fotoğrafçının yönetiminde bulunmaktan ziyade, onu denetleyen ve yönlendiren bir baskı gücüne kavuşmuş olmasıdır. Popüler kimliklerin, toplum üzerindeki etkinliklerini, geçmişin tanrı kültünü,insel ve mitolojik idolleri andıran bir seçkinlikle ortaya koymaları, çağımızın rutin bir gerçeği gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Aslında durum yalnızca bundan da ibaret değildir.


hspace=0


Çünkü popüler kültür; sadece “şöhret kültü”ne açık değildir. Sanıldığı gibi sadece sanatçıya, sporcuya, varlıklı ve yaratıcı kimliklere gereksinim duymaz, aynı zamanda toplum dışı kişileri, suç örgütü mensuplarını, teröristleri ve günlük yaşamın ortalama insanlarını da şöhret yaparak, toplumsal bilincimizi bu kimliklerin propagandası altında eşit ve özdeş bir aydınlanmaya mahkum eder. Fotoğrafa ve görüntülere yansıyan şöhretli yüzlerle aynı düzeyde sunulan toplum dışı bu kimlikler, doğal olarak aynı oranda ilgi ve kabul görmektedirler. Bu da, popüler kültürün gereksinmeleri sözkonusu olduğunda nitelik ve niteliksizlik açısından hiçbir ayrım gütmediğini açık bir biçimde ortaya koyuyor.

hspace=0

Popüler kültürün başlıca hedefi, fotoğrafı bir manipülasyon aygıtı yapmaktır. Elbette fotoğraf alanındaki baş döndürücü teknik gelişmeleri reddetmek mümkün değildir. Fakat fotoğrafın insan-beden sorununu göz ardı edip narsist eğilimleri azdıran bir “karizmatik vazgeçilmezliğe” doğru yönlendirilmesinin bir bakıma psikolojik bir çöküntüyü beraberinde getirebileceği ihtimalini de gözden uzak tutmamak gerekir. Popüler kültürün, bireyleri ayrım gütmeksizin önemsermiş gibi görünmesi, aslında onları önemsizleştirdiğini gizlememektedir.

Basın yayın yoluyla yoğun biçimde servise sokulan ve sağanak yağmur gibi görsel belleğimizi bombardımana tabi tutan “ideal insan” fotoğraflarını, başka bir boyutuyla ele aldığımızda, sıradan bireyleri komplekse sevk ederek popülaritenin baskısı altında tuttuğunu ve kimliklerini “hiçlik”le yan yana getirdiğini görürüz. Nitekim ortalama insanın “fark edilebilme” arzusunun güçlü olduğunun bilincinde olan popüler kültür, bu arzuyu fotoğraf sayesinde abartılı şekilde öne çıkararak, herkesi her koşulda bu çerçeveye dahil etmekten kaçınmamaktadır. Öte yandan şöhretli olmayan insanların da her zaman şöhret olanağına kavuşturulabileceğinin olasılık dahilinde olduğunu biliyoruz. Ancak geçmiş deneylerimiz bize bu ve benzer örneklerin kamera karşısında, deyim yerindeyse nasıl vurgun yediklerini ve hayatlarının nasıl allak bullak olduğunu da öğretmiştir.

Günümüzde fotoğraf, egemen kültürün himayesinde ve desteğinde bizzat kendisi de popüler bir uğraş haline getirilmiştir. Görüntü araçları, insanları üçüncü bir göz olmaya zorlamakta, daha da ötesi, bireyleri aynı zamanda popülist bir bakışa, röntgenci, saldırgan ve bencil olmaya da teşvik etmektedir. Popüler kültür, gözün işlevini kendi egemenliği altına alma amacını gizlemeksizin, bizi fotoğraflar ve hareketli görüntüler sayesinde ele geçirmekten kaçınmayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu açıdan bakıldığında 2000’li yıllarda gerçekleşen görüntü devrimi, sanıldığı gibi bilincimizi aydınlık kılmamış, aksine daha da karmaşıklaş-tırmıştır.

Nitekim ortalama insanların magazinleşmesi sonucu, sıradan yüzlerin ve kimliklerin yaratılan bu cazibeden etkilenerek, yapay ve sahte görüntüler içinde yer almayı benimsemelerinin örnekleri ile gitgide daha fazla karşılaşmaktayız. Açıkçası bu cazibeyi tetikleyen ve kontrolsüz fotoğraf kullanımını teşvik eden kültür ortamı, çağımızın yeni gerçeği olan müdahale edilmiş fotoğrafı, yaygın kültürün cazip bir oyun aracı haline getirmekten kaçınmamaktadır. İnsan yüzünün fizyonomik kişiselliğini kendi doğal duruşundan ayrıştıran fotoğrafçı, teknolojik ve estetik müdahaleler desteğinde, sonuçta özne insanı, bir nesne görüntü haline dönüştürmekten vazgeçmeyecektir. Bu durum, bize keşfedildiği yıllarda toplumun rönesans tarzı portre biçimine olan ilgisini tetikleyen ressam-fotoğrafçıların pazar taktiklerini anımsatıyor. Görünen odur ki, müdahale edilmiş fotoğraf çılgınlığının bir noktada durmasını beklemek için vaktin henüz çok erken olduğu gün gibi ortada…

 

July 2006

 


Fotoğraf Kuramı