Photoshop Magazin
 


Dünya Çapında Bir Büyük Sanatçı; Gürbüz Doğan

01 July 2006 | Sayı: Jul 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0





Karikatüre, İllüstrasyona sevgisini, ömrünü adamış; özgün tarzıyla dünyada en çok tanınan Türk sanatçılarından birisi Gürbüz Doğan Ekşioğlu… Kendisiyle karikatürü, illüstrasyonu ve sanat serüvenini konuştuk.
Photoshop magazin: Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz ?

Gürbüz Doğan Ekşioğlu: 25 yıldır Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde çalışıyorum. Grafik Bölümü'nde yardımcı doçent olarak görev yapıyorum. Evliyim, yetişkin bir oğlum var. Mesleğime karşı sevgim ve saygım çok fazla. Amacım; sağlıklı kalıp, üretimimi devam ettirmek...

Pm: Grafik Bölümü’nü seçmenizin nedeni neydi? Bu bilinçli bir tercih miydi ?

GDE: Tamamen tesadüf... O zaman benim tek amacım vardı; hangi bölüm olursa olsun Güzel Sanatlar’a girmek. Bunu garantiye almak için kursa gittim. Oradaki hocam bana grafiğin ne olduğunu öğretti ve o bölüme girmemi söyledi. Sınava girdim, kazandım ve başarılı bir öğrenci
oldum. Çünkü geç kavuşmanın getirdiği bir hasret vardı. Cumartesi-pazar günleri evden çıkmadan, iki ödev birden yapıyordum. Ve grafiğin, resmi, aynı zamanda araştırmacı zekayı ve mizahı da içinde bulundurması bana çok uydu.

Pm: Karikatüre adım atışınız nasıl oldu ?

GDE: Karikatür, içinde çok fazla duygu barındırır. Bu duygunun sert bir biçimde dışarı vurulması, özet olarak anlatılmasıdır. Öğrenciydik, Anadolu’dan gelmiştik ve siyasi fikirlerimiz de buna yardımcı oldu. Şimdiki gençler gibi sadece tüketimle ilgilenmiyorduk. Üretim nedir, işçi nedir, ezen, ezilen nedir, insan ve insan hakları nedir, bunları biliyorduk. Buna yönelik olan kültürümüz, çelişkileri daha çok görmemize neden oluyordu. Mesela ilk aklıma gelen esprilerden biri şöyleydi: Yoksul bir kadın var, giyecek bir şeyi yok ve “Ne giyeceğim?” diye düşünüyor. Başka tarafta zengin bir kadın var, her taraf elbise dolu ve o da “Ne giyeceğim?” diye düşünüyor. Ben Güzel Sanatlar’a girmeden önce karikatür yapmaya başladım, okula girdikten sonra da devam ettim. Yaptıklarımı, Cumhuriyet Gazetesi’nde hayran olduğum karikatürcü Turhan Selçuk’a gösterdim. Ama görseniz, giderken nasıl heyecanlıydım! İşlerimi beğendi. Sonra yarışmalara katılmaya başladım.

Pm: Peki yarışmaların hayatınızda geniş bir yer tutmasının nedeni nedir ve size neler kattı?

GDE: Ben çocukken çekingen bir insandım, hala da öyleyim. Sınıfta bir şeyi bilsem bile parmak kaldıramaz, arkadaşıma söyletirdim. Yarışmada da siz arka planda kalıyorsunuz, yaptığınız iş ödül alıyor. Bir de, mesleğe karşı olan sevgiden doğan üretim var ya, işte o üretimin paylaşılmasına yarışmalar vesile oluyordu.

hspace=90



Bu benim yarışmalardaki başarımı arttırdı. İlk katıldığım yarışma fotoğraf yarışmasıy-dı ve ödül aldım. 2. sınıftayken ilk defa karikatür yarışmasına katıldım ve Türkiye üçüncüsü oldum. Şaşırdım, “Acaba benim karikatürüm değil mi?” diye düşündüm. Sonra diğer yarışmalara girdim, yine ödüller aldım ve mezun olduğumda, 2.5 yılın sonunda, on üç tane ödül almıştım.

Pm: Toplamda kaç ödülünüz var ? Ve bu ödüllerden hangisi sizi en çok mutlu etti ?

GDE: Toplamda yetmiş küsür ödülüm var. Ama yıllardır yarışmalara katılmıyorum, çünkü jüri üyesiyim. En büyük ödülüm, 1984 yılında Aydın Doğan Karikatür Yarışması’ndan. (O zamanlar ismi Simavi Karikatür Yarışması’ydı.) Otuz beş ülke arasında birinci oldum ve yine inanamadım. Ama gerçekten güzel bir espiri bulmuştum. Gagasında ağacı uçuran bir kuş çizmiştim.

hspace=0

Ne kadar çok yayın olursa o kadar İllüstrasyonla ilgili iş olacaktır ortada... Ne kadar çok üretim varsa, üretime ilişkin o kadar iş yapan kişi olacaktır. Ama bazıları daha üst noktada yapacaklardır çünkü iş yapmanın ötesinde kendi benliklerini, duygularını katacaklardır. Bu da kaliteyi ortaya çıkaracak ve zamanla değer bulacaktır.

Pm: Peki piyasada çalışmak yerine akademisyen olmayı seçmenizin nedeni nedir? Bunun eksileri ve artıları neler oldu ?

GDE: Ben mezun olduktan sonra, Türkiye’nin en büyük iki ajansından birinde çalıştım. İhtiyaçları olmamasına rağmen, benim dosyamı görüp çok beğendiler ve kreatif direktör kendi odasına benim için masa koydurttu. 5000 lira da maaş verdiler şimdinin parasıyla. Sonra bir sene içinde 15.000 lira oldu maaşım. Ama ben asistan olmak istiyordum çünkü piyasada çalıştığınız zaman çok yoğun oluyorsunuz. Ben on üç ödülle mezun oldum ama orada çalıştığım sürece hiç yarışmaya katılamadım, üretemedim. Bu benim tarzıma uymadı. Sonra asistanlık sınavlarına girdim ve kazandım. Çok daha az kazandım, üstelik yeni evlenmiştim ve çocuğumuz da vardı. Bu, meslek aşkıdır. Bence, paranın peşinde koşuyorsanız, hayatınızı boşuna harcıyorsunuzdur. Biz ilk çamaşır makinemizi, bulaşık makinemizi ödüllerden gelen paralarla aldık. Kooperatife bile ödül parasıyla başlamıştık.

Pm: Çalışmalarınızda yumuşacık ve huzur veren bir teknik kullanıyorsunuz. Ancak anlatımınız son derece vurucu; esprileriniz çok şaşırtıcı ve zekice. İnsanın içini okşarken aynı zamanda tokat atıyor gibi. Bunun nedeni nedir? Nasıl bir beyinden, nasıl bir ruh halinden çıkıyor bu birleşim?

GDE: Babam mizahı çok severdi, annemse çok duygusal bir kadındır. Doğuştan genetik bir şifre bu içimdeki. O duyarlılık ile mizaha yönelik bir zeka birleşiyor, eğitimin de katkısıyla bunlar ortaya çıkıyor. Eğitim almasaydım kesinlikle bu noktaya gelemezdim ben, imkansız. Genetik şifre + eğitim + çalışma. Çalışmayı da asla yadsıyamayız. Çok yetenekli olursun ama çalışmazsan hiç bir şey olmaz.

Pm: Çalışmalarınızın yurt dışında daha çok bilinmesini ve beğenilmesini neye bağlıyorsunuz ?

GDE: Uluslar arası bir karikatür sanatçısı olduğum için yurt dışında bununla ilgilenen insanlar beni tanıyor. Yurt dışında bir dergiye iş yaptığınız zaman o dergiyi bir milyon kişi alıyor, e-posta yoluyla bir sürü insana ulaşıyor. Türkiye’de öyle bir sistem yok. Sadece sanatla ilgilenen insanlar tanıyorlar.

Pm: Yüksek tirajlı, haftalık “The New Yorker” dergisine defalarca kapak yaptınız. Ve bu kapaklar çok sükse yaptı. Sizi o noktaya götüren yollardan ve Amerika serüveninizden söz eder misiniz biraz ?

hspace=0

hspace=0


Sürekli yanımda bir defter taşırım. Hiç yanımdan ayırmam, nerde aklıma bir şey gelirse hemen çizmek için. Tuvalet hariç her yere defterimle giderim. Gündelik yaşamdan bir anda kopup onlara dalmak çok güzel.

GDE: Simavi Uluslararası Karikatür Yarışması’nda birinci olduğumda, jüri üyelerinden yabancı olan sanatçılar işlerime baktılar ve mutlaka yurt dışına çıkmamı söylediler. Cumhuriyet Gazetesi’nde kırk yıl karikatür çizmiş olan, Türk karikatür tarihinin en büyük sanatçılarından olan Ali Ulvi Ersoy bana, 1985’te açtığım sergide; “Senin bu işlerin New Yorker dergisine kapak olur, mutlaka yollamalısın” dedi, yolladım. Amerika’da farklı bir sistem var. Kimse önce seninle görüşmez. İlk başta dosyana bakılır, beğenilir-se seninle görüşürler. Çok beğendiler ve değişik buldular. “Çok özgün bir anlatımın var, bize kapak yapar mısın?” dediler. Başladık ve hala New Yorker’a kapak yapmaya devam ediyorum. 1925 yılından beri çıkan bu derginin kapakları, dünyanın en önemli sanatçılarına yaptırılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nden sadece benim işlerim kapak oldu ama mutlaka başkaları da olacaktır.

Pm: “The New Yorker” haricinde başka hangi yabancı yayınlara iş yaptınız ?

GDE: New York Times gazetesi var, onun bazı yayınları var. Forbes dergisi var, birçok dergi var.

Pm: Çalışmalarını örnek aldığınız, sizi etkileyen sanatçılar oldu mu ?

GDE: Hayatın kendisi aslında bir eğitim. Cumhuriyet Gazetesi’nin arka sayfasında çizen ve çok önemli bir sanatçı olan Tan Oral’la bir seyahatte beraberdik. O, Eskişehir Üniversitesi’nde, Animasyon Bölümü'nde hocalık yapıyordu. Ona, ”Sen benim hocamdın” dedim, şaşırdı. Resmen hocam olmamıştı ama ben onun karikatürlerine bakarak karikatürü öğrendim. Turhan Selçuk da, Ali Ulvi de benim hocamdır. O anlamda birçok insan var. Bunları takip etmek,
öğrenmek çok önemli. Onlar sizde bir tortu oluşturuyor, sizin kendi duygunuzla birleşiyor ve farklı bir şekilde ortaya çıkıyor.

Pm: Çalışma sürecinizden söz eder misiniz? Aklınıza bir fikir geldiği anda malzemelerinize sarılır mısınız? Nasıl bir hazırlık sürecinden sonra, nasıl bir ortamda çalışıyorsunuz ?

GDE: Sürekli yanımda bir defter taşırım. Mesela dün dışar-da bir işimiz vardı, eşimi beklerken aklıma bir sürü şey geldi hemen çizmeye koyuldum. Hiç yanımdan ayırmam, nerde aklıma bir şey gelirse hemen çizmek için. Tuvalet hariç her yere defterimle giderim. Gündelik yaşamdan bir anda kopup onlara dalmak çok güzel. Ve mutlaka müzikle çalışırım. ( Gürbüz Bey bize eskiz defterlerini gösteriyor. İki arada bir derede ne kadar harika eskizler yaptığını ve her çantasına ve cebine uygun boyda çeşit çeşit defterlerinin olduğunu görerek şaşırıyoruz. )

Pm: Türkiye’de grafik tasarımın ve illüstrasyonun yeri nedir sizce? Yurt dışı ile kıyaslarsak nasıl bir sonuç çıkıyor ortaya ?

GDE: İllüstrasyon Türkiye’de çok kötü durumda, şöyle ki; Türkiye’de okullarda illüstrasyon eğitimi verilmiyor. Bu çok önemli. İllüstrasyon eğitimi tercih edilmiyor. İllüstrasyon eğitimi verilmeyen bir kurumda çocuk illustratör olamıyor zaten. Sadece tasarımcı olduğu zaman, illüstrasyon eğitiminden geçmediği için, kültürünü bilmediği için tasarımlarında illüstrasyon kullanmıyor. Kullanmayınca, fotoğraf kullandıkça, illüstrasyona talep olmuyor, talep olmayınca da yeni yetenek doğmuyor. Yurt dışında ise bunun tam tersi. Yarışmalarda ödül alan çalışmalara bakın, %80’inde illüstrasyon kullanılmış. Orada bir illüstrasyon yaparak,bir kişi, bir ay rahat rahat geçinir. Bizde adam çocuk kitabı illüstrasyonları yapıyor, gelmiş 35 yaşına, okuldan mezun olalı yıl olmuş... Ne kadar alıyorsun diyorum, elli milyon alıyorum diyor. 10 tane yapsa, 500 milyon olacak ve bu parayla geçinecek... Beslemediğin sürece bu iş nasıl gelişsin ki?

hspace=0
MediaCat Kapak, Mayıs 2006

hspace=0


Makedonya Posta İdaresi Takvimi için İllüstrasyon - 2006

1925 yılından beri çıkan The New Yorker dergisinin kapakları, dünyanın en önemli sanatçılarına yaptırılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nden sadece benim işlerim kapak oldu ama mutlaka başkaları da olacaktır.

Pm: Akademisyen olduğunuz için sürekli öğrencilerle, gençlerle iç içesiniz. Yeni yetişen gençleri yetenek, teknik ve düşünsel açıdan değerlendirirseniz ortaya nasıl bir sonuç çıkıyor ? İyi yoldalar mı ?

GDE: Yetenekli öğrenciler her zaman var. Yetenek insan neslinin bir parçası. Yetenek resim yönünde olabilir, müzik yönünde olabilir ama sistem bunun dışarı çıkmasına engel olabiliyor. Kendisinden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı cevheri içinde kalıyor. Yetenek çıkmadığı için onun kaybolduğunu da anlayamıyoruz ve bunu paylaşamıyoruz. Az gelişmiş ülkeler, yeteneğin gelişmesini engelleyen alanlardır. Yetenek kültürlü toplumlarda ortaya çıkar.

Pm: Bir karikatüristin kendinde geliştirmesi gereken en önemli şey nedir sizce ?

GDE: Buna genel olarak bakmak lazım. Ne iş yapıyorsanız yapın birincisi; sevmek, ikincisi; emek vermek ve zaman ayırmak. Gerisi gelir. O sana karşılığını mutlaka verir.

Pm: Beslenme kaynaklarınız nelerdir ?

GDE: İzlemek... İzlemenin peşini asla bırakmamak gerekiyor. Mesleğinizi deli gibi sevmeniz gerekiyor. Bir edebiyatçının hiç kitap okumadan kitap yazdığını düşünün. Mesleğinizle ilgili her şeyi bilmeniz gerekiyor.

Pm: Kedi figürünü çalışmalarınızda çok sık kullanıyorsunuz. Kedilere olan bu yakın ilginizin nedeni nedir ?

GDE: Evimizde de bir kedimiz var bizim. Kedi kaprislidir ama ona hak veriyorum çünkü hiçbir canlı bu kadar güzel olamaz. Yukarıdan bakın, yandan, arkadan, uyurken, yemek yerken, koşarken hep bir estetik içindedir. Bu yüzden sanatçılar kedileri çok sever. Kediler çok gururludurlar, özgürlüklerine düşkündürler. Benim hayatta en değer verdiğim şey özgürlüktür.

Pm: Bilgisayarla aranız nasıl ?

GDE: Evde iki tane dizüstü var. Bilgisayar bizim hayatımıza girdi. Bilgisayarsız bir insanın olabileceğini zannetmiyorum. Bilgisayarla üretime gelince; logo yapıyorum, afiş yapıyorum. Bunları yapan bir operatörüm var. Ben bilgisayar öğrenmeye kalkarsam çok zaman harcamam lazım ama buna vaktim yok. Çünkü benim çok profesyonel bir alanım var. Tasarımın mantığını çok iyi kavramış durumdayım, zaten hocayım. Kullandığımız alet değil, tasarım çok önemli. Ama bilgisayar kullanamadığım için eksiklik duyduğum da olmuştur. Çok iyi kullanabilseydim her şeyi kendi başıma yapardım ve bunu tercih ederdim.

Pm: Hiç Photoshop kullandınız mı ?

GDE: Fonksiyonlarını biliyorum ama kullanmıyorum.

Pm: Photoshop’un Türkiye’de artık Türkçe olarak satılması hakkında ne düşünüyorsunuz ?

GDE: Bence çok güzel. Çünkü dil sorunu var. Bu dilimize sahip çıkmamız açısından da güzel. Kendi kültürümüze sahip çıkmalıyız. Hem böylece Photoshop kullanma yaşı da düşer.

Pm: Şu anda okul haricinde ne çalışmalar yapıyorsunuz ? Ve ilerisi için hedefleriniz nelerdir ?

GDE: Okul hariç, piyasaya yaptığım üç tane aylık işim var. MediaCat’in kapağı, Milliyet Kitap ekinin kapağı, bir de reklam ajanslarına yaptığım bir işim var; Garanti Bankası’nın sponsorluğunda şehirleri tanıtan bir proje.

Pm: Okuyucularımıza son olarak ne söylemek istersiniz ? Bu işle ilgilenen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir ?

GDE: Benim yöntemim şu; Sevmek, izlemek, çalışmak, üretmek ve bilgi. Bütün denklem bu. Bunun dışında başka bir şey yok. Bir de sağlıklı kalabilmek…
PM Ekibi

 

July 2006

 


Röportaj